Övmeye Gelince Susuyor, Eleştiriye Gelince Coşuyor Muyuz? | Ahmet Kurucan

Ahmet Kurucan www.youtube.com

Breve Riassunto

Il video esplora l'importanza di esprimere apprezzamento e affetto, contrapponendola alla tendenza a essere più critici che elogiativi. Ahmet Kurucan sottolinea come la cultura spesso limiti l'espressione di sentimenti positivi, mentre incoraggia un approccio più generoso nel riconoscere i meriti altrui e nell'esprimere amore verso i propri cari.

  • Esprimere apprezzamento e affetto
  • Essere generosi nel riconoscere i meriti altrui
  • Non essere eccessivamente critici

Doğal Bir Sohbetin Hikâyesi

Ahmet Kurucan introduce il video spiegando che condividerà le riflessioni suscitate da una telefonata ricevuta da un amico di Ankara, il quale ha espresso apprezzamento per un suo libro. Questo ha portato Kurucan a riflettere sull'importanza di essere generosi nel lodare e parsimoniosi nel criticare.

Ankara Yıllarından Gelen Bir Telefon

Kurucan menziona di aver ricevuto una telefonata da un amico di Ankara che esprimeva apprezzamento per un suo libro, il che lo ha portato a riflettere sull'importanza di esprimere apprezzamento e affetto.

Takdirin Uyandırdığı Duygular

Kurucan descrive come la telefonata di apprezzamento lo abbia spinto a condividere pensieri e sentimenti sull'importanza del riconoscimento e della lode.

“Takdirde Cömert, Tenkitte Cimri Olun”

Kurucan espone il suo consiglio principale: essere generosi nel lodare e parsimoniosi nel criticare, un tema centrale che esplorerà nel video.

Ev Sahibi – Kiracı Sorusu

Kurucan spiega che inizialmente aveva intenzione di discutere un problema relativo ai proprietari di case e agli affittuari in Turchia, ma ha deciso di cambiare argomento all'ultimo momento.

Videonun Asıl Konusunu Değiştiren O An

Kurucan spiega di aver cambiato idea all'ultimo momento, decidendo di condividere un'esperienza personale che lo ha toccato profondamente.

Ankara’dan Gelen Takdir Telefonu

Kurucan racconta di aver ricevuto una telefonata da un amico di Ankara che esprimeva apprezzamento per un suo libro, il che lo ha portato a riflettere sull'importanza di esprimere apprezzamento e affetto. L'amico gli ha detto che se non avesse scritto il libro, sarebbe stato "colpevole".

Bizde Neden Takdir Az?

Kurucan si interroga sul perché, nella cultura mediorientale, tra i musulmani e all'interno di certi ambienti, l'apprezzamento sia così raro. Nota come i giovani spesso desiderino un riconoscimento dai loro superiori e come lui stesso abbia ricevuto ringraziamenti da alcuni colleghi, ma non in modo generalizzato.

Eleştiride Aşırılığın Sebepleri

Kurucan osserva che, nonostante molti apprezzino il suo lavoro, pochi lo dimostrano attivamente con "mi piace" o commenti. Al contrario, le critiche sono abbondanti e spesso distruttive.

İslami Ölçü: Takdir Cömert, Tenkit İnce Olur

Kurucan sottolinea che i valori islamici promuovono la generosità nell'apprezzamento e la cautela nella critica, che dovrebbe essere costruttiva. Cita Bediüzzaman Said Nursi sull'importanza di ringraziare chi ci avverte di un pericolo, anche se piccolo.

Sevgiyi İfade Etmekte Cimrilik

Kurucan cita un hadith in cui il Profeta Muhammad (pbsl) incoraggia a esprimere il proprio amore. Racconta di un uomo che chiese al Profeta chi fosse la persona più cara e lui rispose "Aisha" (sua moglie).

“En Sevdiğim: Aişe” Hadisinin Mesajı

Kurucan evidenzia come il Profeta Muhammad (pbsl) esprimesse apertamente il suo affetto per sua moglie Aisha, anche in pubblico, sfidando potenziali convenzioni culturali. Si chiede quando sia stata l'ultima volta che gli uomini hanno detto "ti amo" alle loro mogli.

Eşimize “Seni Seviyorum” Demek

Kurucan racconta un aneddoto personale di quando, nei primi anni '90, rimase sorpreso da un commerciante che parlava affettuosamente al telefono con sua moglie, usando termini come "amore mio" e dicendo "ti amo".

Riyadan Takvaya: “Fake It Till You Make It”

Kurucan condivide una conversazione con sua figlia sulla relazione tra ipocrisia e vera pietà (takva). Cita il detto inglese "Fake it till you make it" per illustrare come, a volte, sia necessario fingere qualcosa finché non diventa autentico.

Sevgi ve Takdirde Ümmet Olma Bilinci

Kurucan ricorda che i musulmani dovrebbero essere consapevoli di essere parte di una comunità (Ummah) che incoraggia l'espressione di amore e apprezzamento.

Düşünmeden Konuşmanın Günah Boyutu

Kurucan cita un hadith che sottolinea come sia sufficiente per una persona commettere peccato il riferire tutto ciò che sente senza verificarne la veridicità.

Ankara’daki Gençlik Yılları ve Deri Ceket Olayı

Kurucan racconta un episodio della sua giovinezza ad Ankara, quando fu criticato per aver indossato una giacca di pelle, considerata inappropriata per un futuro studioso religioso.

“Kamyon Şoförü Gibi” Travması

Kurucan descrive il trauma causato dal commento che lo paragonava a un camionista per via della sua giacca di pelle. Questo lo ha portato a non indossare più giacche di pelle.

Takdirin bir İnsanı Nasıl Onardığı

Kurucan riflette su come l'apprezzamento ricevuto dall'amico di Ankara abbia in qualche modo alleviato il dolore causato dalla critica subita in gioventù.

Sevdiğini Söyle, Takdirini Esirgeme

Kurucan ribadisce l'importanza di esprimere amore e apprezzamento, esortando gli spettatori a non trattenersi dal farlo.

Kapanış ve Mesaj

Kurucan conclude il video incoraggiando gli spettatori ad amare, essere amati ed esprimere il proprio amore e apprezzamento agli altri.

Summarize any YouTube video in seconds

Get summaries like this one for any video, in your language, with the free Summ app.

Download on the Apple Store
Get it on Google Play

Trascrizione

YouTube Transcript Generator

0:05 Bugün doğşama bir sohbet yaptım. Bir abim bana Ankara yıllarından tanıdım. Takdirlerini ifade eden bir telefon açtı. Ben de o telefonun bende uyarmış olduğu düşünceleri ve duyguları sizlerle paylaşmaya çalıştım. En sonunda dedim ki insanlara takdir etmekte cömert, tenkit etmekte cimri olun dedim. Merhabalar değerli izleyiciler. Gördüğünüz gibi bugün önümde bilgisayar yok. Aslında bilgisayarım şurada ve bir konuyu çekmek için aşağıya indim. Çekeceğim konu bir ev sahibinden geliyor. Türkiye'deki kiraların çok

0:51 yüksek olması, enflasyon oranının artması vesaire. kanunların kiracıyı ev sahibine nispetle daha fazla koruması, kiracıların belki çeşitli sebeplerle yapılan artırımları kabullenmemesi, sonra da çıkmıyorum mahkeme müracaat et demesi, davaların da yıllarca sürmesi. Bu konuyla alakalı bir soru geldi. Ben de onu sizlere anlatacaktım. Fakat başka bir şey yapmaya karar verdim. Tam bunu çekecektim. Bu konuyu ele alacaktım. bilgisayarımdan notlarımı aldım ama aklıma gelen dün yaşamış olduğum bir hadiseyi sizlerle haspal etmek istedim. Şimdi dün benim Ankara 1980-85 yılları arasında yaşamış olduğum

1:37 şehirde birlikte bulunduğumuz bizim abimiz konumunda olan ki kendisiyle münasebetimiz halen daha devam ediyor. Çok severim kendisini. O da beni sever. Sevdiğini de söyler zaten. Bana telefon açtı. Gece geç vakitlerde oraya göre bize göre saat 6.30 7 gibi dedi ki benim yazmış olduğum bir kitabı okumuş. Orada bir iki noktaya işaret etti. Arkasından da o kitabı teşekkürle karşılık verdi. O kitabı yazdığım için ve hatta şöyle dedi. Kendine mahsus edasıyla ve şivesiyle eğer yazmasaydın mesul olurdun." dedi. Takdirlerini ifade etti. Şimdi bizim dünyada yani Ortadoğu kültüründe de diyebilirsiniz, Müslümanlarda da

2:23 diyebilirsiniz ya da hizmet içerisinde diyebilirsiniz. Yani böyle takdirle karşılanması gerekli olan hadiseler, olaylar, tavırlar, tutumlar böyle çok ciddi takdirle karşılanmıyor. Mesela küçükler büyüklerinden hep böyle takdir bekler, değil mi? Bir aferin bekler, maşallah der falan. Yani ben hizmet içerisinde birkaç tane abinin bana yazmış olduğum yazılardan dolayı, yapmış olduğum konuşmalardan dolayı teşekkür ettiğini, bizatiyi teşekkür ettiğini, telefon açıp teşekkür ettiğini biliyorum. Ama genel manada böyle bir teşekkürle karşılaşmadım şu hizmet hayatım içerisinde. Pekala. İzleyicilerden, izleyicilerden de öyle. Yani takdir eden o kadar çok, o kadar

3:09 çok ki ama işte bu YouTube'da hani algoritmalar da çok önemli diyoruz ya. Buna rağmen bir beğeni tuşuna basması, bir ne bileyim teşekkür yazması, bir interaktif ilişki içerisine girmesi. Ha maddi yardımı bir kenara bıraktım. Bunlar bile yok. Ama tenkide gelince aman Allah'ım o kadar yoğun tenkit yapılıyor ki eleştiriye gelince hem de yıkıcı olmak şart ve kaydıyla yapıcı değil yıkıcı olmak şart ve kaydıyla o kadar yoğun eleştiriler yapılıyor ki. Bakın isterseniz YouTube'daki veyahut da Twitter'daki paylaşımlarımın altına. Yani troller bir kenara. Eskiden de böyleydi. Hani troller diyeceksiniz. Hani cemaatin içinde bulunmuş olduğu

3:56 konumdan hareketle şu anda bir sürü insanlar bir şeyler oynamaya çalışıyor. Ondan diyeceksiniz. Hayır hayır öyle değil. Daha önceden de böyleydi. Evet. Takdir bizde alabildiğine az. Şöyle diyebilirim. Nedense biz insanları takdir etmekte, başarıları takdir etmekte çok ama çok ama çok cimri davranıyoruz. Tenkide gelince işte o tenkitte de çok cömert davranıyoruz. Aslında İslami değerlere baktığınız zaman tam tersi olması lazım biliyor musunuz? Takdirde çok cömert davranmalıyız. Tenkitte ince eleyip sık dokumalıyız ve ona göre bir yapıcı tenkitlerde bulunmalıyız. Zaten adı

4:41 üzerinde tenki nakdetme. İyiyi, doğruyu, güzeli çirkinden yanlıştan zararlıdan ayırt edip eğer sana göre zararlı ise, sana göre çirkinse, sana göre yanlışsa alabildiğine düzgün bir üslupla muhatabına bunu ifade etme. Evet bu konularda cimri davranmalıyız ama ortada bir adaletsizlik söz konusuysa, ortada göz göre göre yapılan bir yanlışlık söz konusuysa orada da dur olmamalıyız. Aman bana kızar mı? Aman bana küser mi? E hani biz Bediüzzam Hazretlerinin ifade ettiği gibi şuramızda yani ensemize bir tane zehirli akrep olsa birisi ona gösterse ona teşekkürle mukabele

5:29 etmeyecek miydik? Biz bunları okuya okuya büyümedik mi? Dolayısıyla biz bu kültürün çocuğu değil miyiz? Bakın bu kültürün çocuğu demişken bir başka şeyi de hatırlatayım size. Efendimiz aleyhissalatu vesselam seven sevdiğini sevdiğine söylesin diyor. Değil mi? Çok meşhur bir hadis-i şeriftir. Kendisi de söylüyor bunu. Geliyor bir tane insan diyor ki ya Resulallah insanlar arasında sana en sevimli gelen kimdir? Diyor ki Ayşed'dir. Hayır diyor ya Resulallah ben erkeklerden kastetmedim. babasıdır diyor. Yani Allah Resulü sallallahu. Sellem o dönemin kültürü içerisinde belki çok ayıp bile karşılanabilecek ölçüde eşine insanların huzurunda kendisine bu soruyu soran kişiye cevap

6:14 olarak diyor ki ben en çok eşimi seviyorum diyor. Bunun manası budur. Pekala biz ise çok seviyoruz eşimizi ama sorayım size en son ben seni seviyorum. Ne zaman dedik eşimize? Soruyorum. Gerçekten soruyorum. Yıllar önce Amerikan filmlerinde de görüyordum ama ben yıllar önce 1900 yılını vereyim size. 1991 yılı veyahut da 90 yılı. 90 veyahut da 91. Kemeraltı'da bir Esnaf abinin yanında çay kahve içiyoruz. Eşi telefon açtı. Ben Ahmetli de vaizim. Ara sıra İzmir'e gidip geliyorum. Kemer altından alışveriş yapıyorum. Eşi telefon açtı. Açtı telefonu bizim yanımıza. Eşim arıyor dedi. Tamam. Konuşmaya başladı. Aman Allah'ım cicim, hayatım, aşkım böyle konuşuyor. Çok

7:00 yadırgadım. O kadar yadırgadım. O kadar yadırgadım ki aman Allah'ım. Sonunda da telefonu kapatırken de love you dedi. Yani seni seviyorum dedi. Aynen bu ifadeyle söylediğin. Hani I love you'nun manasını da biliyorum. Seni seviyorum manasını da biliyorum. Ama bizim yanımızda hem de Ahmet hoca gelmiş. Şöyle diyelim. Onun yanında eşine telefonda seni seviyorum diyor. Gerçekten hani alışmadığımız bir kültür ama doğru mu? Yani ister telefonların sonunda söyle ister senin gündelik hayatın içinde söyle. Geçenlerde de söylemiştim ya en son eşinize ne zaman çiçek alıp gittiniz diye. Yani biz sevgiyi ve sevdiğimizi ifade etmekte alabildiğine cimri davranıyoruz.

7:45 Alabildiğine cimri davranıyoruz. İyi ama ben onu insanların yanında söylersem bu alabildiğine böyle sahte olmaz mı? Hani utanmayı da bir kenara bıraktım ben onu yalnızken, yatak odasındayken eşimle evin içinde beraberken söylerim. Söyle o zaman da söyle de gerçekten o zaman söyle ama fakat onu da söylüyor musun? Onu sorayım sana. Geçen gün kızım bana çok ilginç bir şey anlattın. Bir şeyi konuşuyorduk. Riya ve böyle hakiki anlamda takva meselesini konuşuyorduk kendisiyle. bana sorular sordu. Hani takvaya giden yol riyadan geçer diye bir söz vardır ya. Yani bazen insanlar ister ibadetlerde olsun, ister dualarda olsun, ister gözyaşlarını akıtmada olsun ilk başlangıçta belki çevresindeki

8:32 insanların riya anlayışından, daha doğrusu onlar buna riya der diye korkusuyla bunlar da alabildiğine böyle bir kendini sıkar. Kendini alabildiğine sıkar. Halbuki hakiki anlamda takvaya erişebilmek için belki başlangıçta hakikaten başkalarının bile riya diyebileceği şeyi yapmak gerekebilir. Ve İngilizce bir söz söyledi bana. Onu sizlerle paylaşayım. Her ne kadar bazı izleyicilerimiz böyle konuşmaların arasında İngilizce kelimeler geçince ya da İngilizce kavramlar söyleyince çok gıcık olduklarını söylüyorlar. Aynen bu tabiri kullanıyor. Hatta kapatıyorum diyor. Ama ben öyle İngilizce biliyorum. ayaklarıyla veyahut da ne bileyim çalım satma gibi, hava atma gibi bir yapı

9:17 içerisinde değilim. Böyle bir zihniyet içerisinde değilim. Ama bazen ola ki o konuşmanın akıcılığı içerisinde hani beslenme kaynaklarımız arasında İngilizce hem yazılı hem sözlü eserler de olduğundan dolayı ne bileyim işte dinlemeler de olduğundan dolayı bazen ola ki aklıma önce İngilizceleri geliyor ve ağzımdan çıkıveriyor. Ama şimdi öyle değil. Şimdi şuurluca söylüyorum bunu. Kızım bana İngilizce bir şey söyledi. Bir deyim söyledi. Dedi ki, "Fake it till make it." Manası şu demek: "Riya yap ta ki onu gerçekten candan, içten, samimi bir şekilde yapıncaya kadar." İngilizcede bir deyimmiş. Bizim bu işte hakiki takvaya giden yol riyadan geçer sözünün İngilizce versiyonudur bu. Fake

10:04 it until make it. Ama till diye okuyorlar. Malum İngilizce bilenler bunu bilir. Her neyse. Şimdi nereden girmiştik? Aslında biz sevenin sevdiğini, sevdiğine söylemesi gerektiğini emreden bir peygamberin ümmetiyiz. Ama bu sevgimizi veyahut da bu takdirimizi maalesef ve maalesef çok cömertmıyoruz. Tenkide gelince ki Allah Resul Sallu ve Sellem'in ince eleyip sık dokuması konusunda bir sürü beyanları var. Ama biz orada da alabildiğine cömert davranıyoruz. Yani Hazreti Peygamberin açmış olduğu yoldan bize göstermiş olduğu, öğretmiş olduğu öğretilerden ve örneklikten, modelden tam aksi bir

10:51 şekilde hareket ediyoruz. Bu alabilir yanlış. Müslim-üi Şerif'i okumuştuk biz Cemal hocayla bir yaz tadili döneminde. Onun Akçapınar'daki evinde Allah selamet versin. İlk hadisi şuydu. Hiç unutmam. Birlikte de böyle mütalaa ettik. Hatta halen daha ara sıra zaman zaman konuşuruz. Orada der ki hadis-i şerifte diyor ki Allah resul sellem kişiye günah olarak duyduğu her şeyi başkalarına anlatması yeter. Bakın bu bir örnek, bu bir ölçü, bir yol haritası, bir rol modeli. Allah Resulünün beyan etmiş olduğu bu hadisi kendi hayatında yaşaması kişiye duymuş

11:36 olduğu her şeyi doğruluğunu tahkik etmeden, üçüncü şahıslardan onaylatmadan tutup ben böyle bir duyum aldım diyerek takır takır takır takır konuşması kişiye günah olarak yeter diyor. laf getirip götüren veyahut da kovuculuk yapan insanlar cennete girmez diyor nebiler serveri sallallahu aleyhi ve sellem sahih beyanlarında mevzu o değil de mevzu benim Ankara yıllarında hani böyle dedim ya gelişi güzel gelişi güzel de oluyor mu bilmiyorum ama konu birliğini muhafaza etmeye çalışıyorum sohbet yapıyoruz şu anda. aklıma geldiği kadarıyla konuşuyorum ama asıl konuyu unutmadım. Asıl konu neydi? Benim Ankara yıllarından tanıdığım, sevdiğim o abinin

12:23 bana telefon etmesi ve takdirlerini ifade etmesiydi. Ben de büyük bir ihtimalle bu videoyu izler kendisi. Ben de ona buradan teşekkürlerimi ifade ediyorum. Bir başka şeye de madem bu kadar girdik, bir başka şey de söyleyeyim. Ondan sonra bir bırakayım. Fazla bizim Davşanı da çenge çalma derler. Fazla çenge çalmayayım. Bu meseleyi burada kapatayım. Şimdi telefonu kapatacağız artık. Benim aklıma Ankara yıllarında yaşadığım bir hadise geldi. Ben lise mezunuyum. Düz lise mezunu. Hizmeti 1976'larda tanıdım. Lise son sınıftayken. Sağ olsun bir arkadaşım tarafından Türkiye'de olduğu için ismini vermeyeceğim. O bana ön ayak oldu ama fakat onun haricinde bir sürü insanın benim üzerimde elbette

13:09 ve elbette emeği vardır. İnkar edemem. hatırladığım zaman da hatta namazlarımın arkasında dualarımda yad etmeye çalışırım onları. Lise mezunuyum. Allah'a şükür içinde neşet etmiş olduğum aile Tavşanlının ekonomik standartları itibariyle biraz üstünde. Yani orta klas, orta sınıf ve üzerinde bir aileydi. İstediğimizi alabilecek bir konumdaydık. Rabbimize binlerce hamd olsun. Taksitle bile olsa o zaman öyleydi. Ben gidiyordum İzzet kuracağın üzerine yazdırıyordum tavşanı da. Yani İzzet kuracaksın dediğim zaman bana veresiye mal vermeyecek hiç kimse yoktu. Allah'a binlerce hamd olsun, sena olsun. Babamın bu itibarından her zaman için istifade ettim ve alıyorduk malları da

13:55 zaten. Tabii babamıza sorarak ayrı bir olay. Sonra babam da ay başında maaşını aldığı zaman giderdi ödi. Ben o gençlik yıllarında düşünün 1819 yaşında bir insanım. Civa gibi delikanlıyım. Aman Allah'ım. Böyle tahmin ediyorsunuz. Hizmeti yeni tanımışım ve 171 yaşlarındaki o genç ne yapmış biliyor musunuz? Bir tane deric almış. Tavşanlı soğuk bir yerdir. Kuzey Ege'de Kütahya'nın Tavşanlı ilçesi. Dereceket aldım. Çok beğendim Dereceketi ve aldım. Giyorum. Belki 3 ay 4 ay giydim giymedim veyahut da 2 ay giydim giymedim. Ankara İlahiyat'a gittik işte. Ankara'da ben ilahiyat talebesiyim ama ceget giyiyorum. Şimdi ilahiyat talebesi ne demek? Geleceğin hocası demek. Hatta o abilerimize göre o günkü hizmet konjonktürü içerisinde o aın hocası

14:42 demek. Doğru da işin birba tarafı da doğru. Neden? Ben lise mezunuyum. Boaz dualarını bile bilmiyorum. Hutbe dualarını bile bilmiyorum. Daha ilahiyat hazırlık sınıfın ikinci veyahut da 3ünc haftasında bizi vaazlara göndermeye başladılar. İnanın ciddi söylüyorum. hizmetteki insanları yani birisi ayarladı orada o ayarlanan formülasyon içerisinde yeni mahalle müftülüğüne bağlı bazı camilerde mesela ben yeni mahalledeki afet işlerinin mescidinde vaaz etmiştim. Yahu vaaz duasını bilmiyorum inanın ciddi söylüyorum. Hutbe dualarını bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum. Lise mezunuyum. Evet. Buna rağmen ben gittim 23. sözden şey neydi? iman insanı insan eder. Belki insanı sultan eder. Hakiki imanı elde

15:29 eden adam kainata meydan okuyabilir diye ilk vaazımı yapmıştım. Orada vaaz dualarında elimdeki kağıttan yazılı olarak okumuştum. Şimdi o anda hoca olarak görüyorlar bizi. Ama benim hocalıkla falan alakam yok. Hatta Kur'an-ı Kerim'i Tavşanlı'dayken liseden lise ve liseden önceki dönemlerde okumuştum ama sonra ara verdim unuttum. Ankara İlahiyat'a gittiğim zaman hatırladım. Şimdi Kaliforniya'da yaşayan bir abimizin önüne diz çöktüm. Benim ikinci Kur'an hocamdır o. Efendim tecvidiyle vesairesile yeniden bana okuduklarımı hatta okuyup unuttuklarımı hatırlatmıştım. Şimdi hoca olmamamıza rağmen bizi Ankara İlahiyat'ta okuduğumuz için bize hoca olarak kabulleniyorlar. Hizmet evlerinde kalıyoruz ve onların kendine has böyle

16:15 haladayı çocukları onlar. Bir araya bir ara bir yerde oturduk onlarla. Bizim idarecilerimiz konumuzda olan insanlar böyle aralarında tabiri caizse pinpon topu gibi benimle oynadılar. Nasıl oynadılar? Ama ne dediler biliyor musun? Benim üzerimden konuşuyorlar. Bana konuşuyorlar ama kendi aralarına konuşuyorlar. Sana söyleyeyim kızım. Sen anla gelinim hikayesin. İşte bu Ahmet Hoca kamyon şoför gibi giyiniyor. Bu deri ceketleri, deri ceketi şeyler giyer. Kamyon şoförler giyer. İlahiyat talebelerine kamyon şoförü gibi elbise giymek yakışmaz. Bunlar halkın içine çıkacak. Hoca diya insanların önünde bulunacak. Yani hatırlayabildiğim şeyler bunlar. Ama beni adeta travmaya sokan, dikkatinizi çekiyorum, travmaya sokan

17:00 bir kavram var orada. Kamyon şoförü. Kamyon şoförü gibi ceget giyme meselesi. Abi halen daha aklımdan çıkmış değil. Bak 65 yaşıma geldim neredeyse. Halen daha deri ceket gördüğüm an ister vitrine göreyim ister birisinin üzerinde göreyim o yıllara gidiyorum ve kamyon şoförünü hatırlıyorum. O abiyi dün işte bana takdirlerini, teşekkürlerini ifade eden o abiye dedim ki abi halen daha içimde o deri ceket. Ha ben ne yaptım onu söyleyeyim. Ben ne yaptım biliyor musunuz? Oradan ayrıldıktan sonra o dedek eti attım. Birisine mi verdim? Ama bir daha ömür boyu giymedim. Bak o günden bugüne giydiğimi hatırlamıyorum. Hiçbir derece et giymedim. Onu da birisine verdim zannediyorum. Şimdi dedim ki ona

17:48 yadırgamıyorum by the way yani katiyen yadırgamıyorum. O dönemin kültürü herkes kendi zamanının çocuğu. O günkü anlayış öyleydi ve o anlayışa bağlı olarak biz öyle hareket ediyorduk. Ahmetle baizlik yapıyorum. 1990 8892 yılları arasında bir motosiklet alayım dedim. Evim Barbaros mahallesindeydi. Şehre uzaktı. Yani küçük bir yer ama olsun gene de bayağı bir mesafe vardı. Bir tane böyle taksitle motor aldım ya. Hatırlıyorum Ahmetli Vaizi ki ben aynı zamanda müftü vekiliydim orada. Müftü motora mı biner? Ayıp değil mi falan filan derler diye ne kadar endişe ettim ve kaç kişiyle konuştuğumu hatırlarım. Acaba böyle yapsam halk beni yadırgar mı diye. Dönemin çocuğuyuz. Zamanımızın

18:34 çocuğuyuz. Dolayısıyla o abiler de zamanının çocuğuydu. İlahiyat talebesi ya da halkın önünde hoca olan insan deri ceket giymez. Çünkü deri ceket kamyon şoförleri giyer falan. Bu anlayış ve bu anlayışı bize yansıttılar. Onun için eğer hakkım varsa a'dan z'ye helal olsun ayrı bir olay. Ama bir zihniyeti anlatmak istiyorum. Ve bir de latife vari konuşuyoruz şu anda. Dedim ki o abiye. Abi halen daha o deri ceket içimde bir ukte. Geçenlerde bir yerde gördüm. Çok güzel deri ceketler var. Gerçekten de gördüm. Bu kasco diye bir mağaza var burada. Büyük hem de ucuz. Yani kalitesini bilmiyorum ama böyle 300 400 liraya vitinlerde gördüğünüz o deri ceketleri orada 4050 dolara 60 dolara alabiliyorsunuz. Evet gideyim dedim. Oradan bir tane deri ceket alacağım ve

19:21 faturasını da sana göndereceğim dedim. halen daha uhde o deri ceketi bana o dönemler giydirmediniz diye böyle bir şaka yaptık. O da bana dedi ki sen o ceketi bana gönder dedi. Ben giyeyim dedi. Artık şu anda böyle dedi. Böyle karşılıklı matefede bulunarak, karşılıklı çakalaşmada bulunarak böyle bir conversation'ımız, böyle bir iletişimimiz, böyle bir münasebetimiz oldu. Evet. Nereden girdik? Girmiş olduğum şey sevenin sevdiğini, sevdiğine söylemesi, takdirlerini iletmesi, takdirlerini iletmede alabildiğine cömert davranması ama tenkitlerini iletmede ise üçüncü şahıslar tarafından doğrulayarak belki meseleye biraz daha cimri gibi

20:07 yaklaşması, her duyduğunu her yerde söylememesi ve benzeri şeyler. Ama ana noktam şu. Benim ana noktam. Gelin o gerçekten takdir ediyorsanız, gerçekten seviyorsanız, eşiniz dahil, bakın eşiniz dahil. Sevdiğinizi mutlaka ama mutlaka söyleyin. Bitireyim. Zaman Gazetesi'e çalışıyorum. Yıllar önce bir arkadaş bana telefon açtı. Yine bakın dönemin kültürünün, zamanımın çocuğunun olduğunu gösteren bir şey. Eee, Beyazıt'ta bir evde kalıyormuş. Bana bir soru sormak için açtı. Ben fıkıh dünyası yazıyorum işte abi bu bilir madem fıkıhçı falan diye. Telefonu kapatırken ne dedi biliyor musun? Kendine iyi bak dedi. Böyle biraz

20:53 da ses sonu böyle yalvarır tarzda mı diyeyim, feminin tarzda mı diyeyim? Ya o kadar üzüldüm ki. Ulan sana ne ben kendime iyi bakarım ya da bakmam. Ne demek bu? Meğer ki o da bir idummuş. O da batı kültüründe. Burada gördük onu. Take care of yourself diyorlar. Böyle telefonları kapatırken veyahut da buluşmadan sonra ayrılırken oradan tercüme edilmiş. Hani bizim kültürümüz de olmayabilir ama tamam olmayabilir de söylemiş olduğu şeyin mahiyetine bir baksana sen ya. Tamam senin kültüründe yok ama onu istersen alabilirsin kardeşim. kendine iyi bak diyor. İyi dileklerle, iyi temennilerle telefonu kapatıyor. Kabullensene bunu. Hatta eğer bunu makul görüyorsan sen de başkalarına yapsana. Niye ona kızıyorsun? Niye ondan

21:38 dolayı adeta gününü kapkara geçiriyorsun? Benim o gün kapkara geçmişti. Yani acaba ben de böyle bir şeyler mi buldu ki falan diye de düşündüğüm olmuştu. Her neyse. Evet sevgili dostlar bugün böyle siz yoksunuz karşımda hani burada ama kameradasınız biliyorum beni izleyeceksiniz. İzleyen isteyen tabii ki insanlar. Evet onlarla böyle tek taraflı bir muhabbet yapmış oldum. Hayırlara vesile olur inşallah. Sevin, sevilin ve sevmiş olduğunuz insanlara sevdiğinizi mutlaka söyleyin. Takdirlerinizi iletin. Arzu hürmet ediyorum. Hayırlı günler diliyorum.

Share

Riassunti di video YouTube