10 yıl sonra gelen itiraf: "15 Temmuz'da bize o silahları MİT verdi" (21.4.2026)

Kısa Özet

Bu video, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında MİT'in rolünü ve suç örgütlerine silah dağıtması iddialarını ele alıyor. Ayhan Bora Kaplan davasında yargılanan Muhammed Kaplan'ın mahkemede "silahları MİT verdi" şeklindeki ifadesi üzerine, bu konunun yeterince tartışılmadığı ve üzerinin örtülmeye çalışıldığı vurgulanıyor.

  • MİT'in 15 Temmuz'daki rolü kritik ve aydınlatılması gereken bir konu.
  • Darbe girişiminin baştan sona bir MİT prodüksiyonu olduğu iddia ediliyor.
  • Olayın aydınlatılması için ulusal ve uluslararası mutabakatın gerekliliği vurgulanıyor.

Giriş

Ahmet Dönmez, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında MİT'in suç örgütlerine silah dağıttığı iddialarını ele alacağını belirtiyor. Ayhan Bora Kaplan davasında yargılanan Muhammed Kaplan'ın mahkemede verdiği ifadeye değinerek, bu ifadenin medyada yeterince yer bulmadığını ve konunun üzerinin örtülmeye çalışıldığını ifade ediyor. Süleyman Soylu'nun TRT binası önünde Ayhan Bora Kaplan ve çetesiyle birlikte olduğu fotoğraflara da değiniliyor.

Muhammed Kaplan'ın İfadesi ve Önemi

Muhammed Kaplan'ın mahkemede verdiği ifadede, bir komiserin "15 Temmuz'da silahları nereden aldınız?" sorusuna "Milli İstihbarattan aldık" cevabını verdiği belirtiliyor. İfade sırasında yaşanan diğer olaylar ve kopukluklar da değerlendiriliyor. Bu ifadenin önemi, ilk kez içeriden birinin silahları MİT'ten aldıklarını itiraf etmesi olarak vurgulanıyor. Geçmişte bu yönde spekülasyonlar olmasına rağmen, mahkeme huzurunda tutanaklara geçecek şekilde bu ifşanın yapılması dikkat çekiyor.

Hatırlanması Gerekenler

Sedat Peker'in 15 Temmuz'da dağıtılan silahlarla ilgili iddiaları, AKP İstanbul Gençlik Kollarından birilerinin arabalarında çıkan silahlar ve Selim Temurci'nin "çok pis oyunlar oynandı" şeklindeki açıklamaları hatırlatılıyor. O gece bir yerlere yerleştirilen keskin nişancılar, kimin silahından çıktığı belli olmayan mermilerle şehit edilen siviller ve görgü tanıklarının anlatımları da anımsatılıyor. Ayrıca, Nihal Olçok'un açıklamaları, meydanlardaki cihatçı tipler ve Fatih Tezcan'ın İHH'dan birçok insanın silahlarıyla sokaklara indiği yönündeki iddiaları da hatırlatılıyor.

MİT'in Rolü ve Organizasyon

MİT'in 15 Temmuz'un her yerinde olduğu ve organizatör rolü üstlendiği belirtiliyor. Darbe hazırlığının haber alınması, görev alacakların devşirilmesi, an be an her şeyden haber alınması ve olayın kontrollü bir şekilde patlatılması tamamen bir MİT prodüksiyonu olarak nitelendiriliyor. 2017'de yazılan bir yazıya atıfta bulunularak, bu görüşün uzun zamandır savunulduğu ifade ediliyor.

İhbar Düzmecesi ve Kontrollü Darbe

15 Temmuz olayının erkene çekilmesinden başlayarak, halkın sokaklara dökülmesini organize etmek, insanların ölmesine sebep olmak ve sonrasındaki rejim değişikliği gibi olayların bir MİT prodüksiyonu olduğu vurgulanıyor. O gün TRT'ye giden grupların Süleyman Soylu ile birlikte hareket etmesi, MİT'in silah verdiği kişilerin Soylu ile bağlantılı olması dikkat çekiyor. MİT'in bu kadar küçük bir detayın içinde bile olması, daha büyük olaylarda da dahli olduğunun işareti olarak değerlendiriliyor.

MİT'in Bilgisi ve Hakan Fidan'ın Rolü

O dönem başbakan olan Binali Yıldırım'ın darbe başladıktan sonra bile Hakan Fidan'dan bilgi alamaması, Süleyman Soylu'nun ise olaylardan haberdar olması MİT'in organizasyonunu gösteriyor. Mehmet Eymür'ün "15 Temmuz raydan çıkmış bir MİT projesidir" sözü hatırlatılıyor. MİT'in normalde cuntayı haber alıp siyasi iktidarı uyarması gerekirken, bu olayda hiçbir şeyden haberdar olmaması ve darbe başladıktan sonra her şeyi kontrol etmesi çelişkili bulunuyor.

14 Temmuz ve İhbar Oyunu

Darbe girişiminden bir gün önce Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda yapılan toplantılar ve Hulusi Akar ile Hakan Fidan'ın 6 saat baş başa görüşmesi anlatılıyor. 15 Temmuz öğle saatlerinde yaşanan ihbar olayı ve MİT'in Genelkurmay'a gitmesi, alınması gereken tedbirlerin alınmaması planın bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Dağıtılan Silahlar ve Amaç

Darbe girişimi erkene çekildikten sonra dağıtılan silahlar devreye giriyor. Muhammed Kaplan'ın anlattığı, Sedat Peker'in gündeme getirdiği ve Selim Temurci'nin itiraf ettiği silahlar farklı yerlerde ortaya çıkmaya başlıyor. Hakan Fidan ve Hulusi Akar'ın dahi ana aktör olmadığı, daha derin bir aklın ve projenin olduğu iddia ediliyor.

Dış Güçler ve İç Mutabakat

Türkiye'nin tek adam rejimine geçirilmesi gerektiği yönünde 2005-2006'larda hazırlanmış raporlardan bahsediliyor. Bu işin ulusal ve uluslararası bir konsensüsün sonucu olduğu, Türkiye'de ve yurt dışında mutabık olan grupların ve merkezlerin olduğu belirtiliyor. Hakan Fidan ve Erdoğan'ın bu projede istekli ve başarılı bir şekilde rol oynadığı ifade ediliyor.

Sadık Üstün ve Medya Organizasyonu

MİT'in etkili isimlerinden Sadık Üstün'ün o gece oynadığı rol ve Akın Öztürk'ün bir numara ilan edilmesi için yaptığı girişimler anlatılıyor. Zekai Aksakallı'nın MİT müsteşarlığından Sadık Üstün ile görüştükten sonra televizyonlara bağlanması ve diğer komutanların da darbeye karşı beyanda bulunmalarını talep etmesi MİT'in medya organizasyonunu gösteriyor.

MİT'in Resmi Açıklamaları ve Çelişkiler

MİT'in Meclis 15 Temmuz Araştırma Komisyonu'na gönderdiği raporda, teşkilat personelinin etkili silahlarla caydırıcı atışlar yaptığı ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Çankaya Köşkü, Erdoğan'ın Kısıklı'daki konutu ve Huber Köşkü'nü koruduğu belirtiliyor. Darbecilerin Erdoğan'ın Huber Köşkü'nde olacağını bildiği ve hazırlıkların buna göre yapıldığı, ancak Erdoğan'ın gizlice Marmaris'e gitmesi planın bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Teyakkuz Hali ve Medya Kullanımı

MİT'in resmi anlatımına göre darbeye kadar teyakkuz halinde olmadığı, ancak o gece saatlerinden itibaren teyakkuz halinde olduğu belirtiliyor. Erdoğan'ın CNN Türk'e FaceTime bağlantısını yapmasını bile MİT'e olan Nuh Yılmaz'ın organize ettiği iddiaları hatırlatılıyor.

Zekai Aksakallı ve Komutanların Televizyona Çıkarılması

Zekai Aksakallı'nın 14 Temmuz gecesi Hakan Fidan ile uzun süre görüştükten sonra ertesi gün ortadan kaybolması ve MİT'in organize ettiği televizyon yayınlarına katılması anlatılıyor. MİT'in komutanların medyaya çıkışını organize ettiği ve bu durumun darbe karşıtı bir algı oluşturmaya yönelik olduğu belirtiliyor.

Mehmet Dişli'nin Açıklamaları ve Hakan Fidan'la Görüşmeler

Mehmet Dişli'nin Hulusi Akar'ın darbe bastırıldıktan sonra önce Binali Yıldırım'la, sonra Hakan Fidan'la görüştüğünü söylemesi, koordinasyonun MİT'te olduğunu gösteriyor. Hulusi Akar'ın 19 Temmuz'da Hakan Fidan'la bir görüşme daha yaptıktan sonra tavrının değişmesi, güncellemelerin geldiğini ve ana aktörün MİT olduğunu işaret ediyor.

Selim Temurci'nin İtirafları ve Silah Dağıtımı

AKP İstanbul İl Başkanı Selim Temurci'nin, AKP İstanbul gençlik kollarına silah dağıtıldığını ve bu durumun sadece İçişleri Bakanlığı'nın bilgisi dahilinde olamayacağını söylemesi dikkat çekiyor. Temurci'nin "kandırıldığımı hissediyorum" şeklindeki açıklaması ve darbe öncesi ve sonrası milleti birbirine kırdırmak için silah dağıtıldığını belirtmesi önemli bir itiraf olarak değerlendiriliyor.

Ümit Özdağ ve Nihal Olçok'un Açıklamaları

Ümit Özdağ'ın Sadat Başkanı Adnan Tanrıverdi'nin 15 Temmuz öncesi birliklerin ele geçirilmesi ile ilgili siviller tarafından çalışmalar yapıldığını itiraf etmesini hatırlatması ve Nihal Olçok'un eşi Erol Olçok ve oğlunun bilerek vurulduğunu söylemesi önemli iddialar olarak değerlendiriliyor.

Erol Olçok'un Şehit Edilmesi ve Üstünün Kapatılması

Erol Olçok'un şehit edilmesi olayının çözülemediği ve balistik incelemesinin yapılmadığı belirtiliyor. Olayın üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen faillerin bulunamaması ve üstünün kapatılması şüpheli bulunuyor.

Görgü Tanıklarının Anlatımları ve Sniper İddiaları

O gün köprüde sniperlar olduğunu söyleyen görgü tanıklarının anlatımları ve sosyal medya paylaşımları hatırlatılıyor. Avukat Fatma Benli'nin "borsanın tepesine sniper yerleştirip halka ateş eder" şeklindeki tweeti ve Acıbadem'deki Telekom binasının önündeki kalabalığa ateş eden polislerle ilgili görgü tanığı ifadeleri örnek olarak veriliyor.

Ravza Kavakçı'nın Şaşkınlığı ve Organizasyon İddiası

AKP İstanbul milletvekili Ravza Kavakçı'nın, o gece herkesin olması gereken yerde olduğunu ve kimsenin belli bir yere yığılmadığını söylemesi dikkat çekiyor. Bu durumun Allah'ın lütfu olamayacak kadar detaylı hazırlıklar gerektirdiği ve birilerinin bir şeyleri koordine ettiği, sevk ve idare ettiği yönünde yorumlar yapılıyor.

Sonuç ve Değerlendirme

Dağıtılan silahlar, keskin nişancılar, şehit edilen insanlar ve rejim değişikliği gibi olayların bir arada konuşulması gerektiği vurgulanıyor. Darbeye kalkışanlar olduğu gibi, halkın nasıl sokağa çıkarılabileceğini planlayan ve organize edenlerin de olduğu belirtiliyor. MİT'in her şeyden haberi olduğu ve her şeyin bir plan dahilinde hazırlandığı, Erdoğan'ın Huber'de olacağı bilgisinin de bu planın bir parçası olduğu ifade ediliyor.

Savcıların Soruşturması ve Görevden Alınması

15 Temmuz olayını soruşturan savcıların, işin ucunun Hakan Fidan'a gittiğini görmesi üzerine görevden alındığı belirtiliyor. Ankara Cumhuriyet Başsavcıları Harun Kodalak ve Necip Cem İşçimen'in Hakan Fidan'ı görevi ihmalden dolayı ifadeye çağırmaya hazırlandığı, ancak bu nedenle görevden alındığı iddia ediliyor. Muhammed Kaplan'dan Harun Kodalak'a, Necip Cem İşçimen'den Selim Temurci'ye kadar her şeyin MİT'te düğümlendiği vurgulanıyor.

Summarize any YouTube video in seconds

Get summaries like this one for any video, in your language, with the free Summ app.

Download on the Apple Store
Get it on Google Play

Transkript

YouTube Transcript Generator

0:00 Merhaba. Bu yayında 15 Temmuz'u konuşmaya devam edeceğiz. Ama bu kez o gün yani 15 Temmuz günü MİT'in suç örgütlerine, çetelere verdiği silahları konuşacağız. Neden? Çünkü takip etmişsinizdir zaten. Ayhan Morak Kaplan suç örgütü davasında yargılanan kişilerden bir tanesi. Tutuklu yargılanan kişilerden bir tanesi. Aynı zamanda da Mahfuz Tatar'ın katilleri arasında gösterilen Muhammed Kapla'nın en son savunmasında söylediği bazı sözler var. Medyaya kısmen yansıdı. Orada bir komiserin sorusu üzerine o gün 15 Temmuz günü bize o silahları MIT verdi şeklinde açıklaması oldu. Yani neyi kastediyor bilen biliyor ama bilmeyenler için şöyle özetleyelim. Bildiğiniz gibi 15 Temmuz günü Süleyman Soylu, o zaman Çalışma Bakanı olan

0:46 Süleyman Soylu TRT binasının önüne gitmişti ve darbecileri püskürtmekle övünmüştü. Daha sonradan ortaya çıktı ki oraya giderken kuzeni Sadık Soylu ile beraber Ayhan Bora Kaplan ve çetesini oraya davet etmişti. Kendisinin etrafında bulunmaları için belki de kendisini korumaları için ve o gün bugündür bazı fotoğraflarda medyaya yansıyor. Süleyman Soylu birlikte hareket ettiği iddia edilen Ayhan Boro Kaplan çetesinin TRT binası veya ona yakın yerlerinde yerlerde ellerinde silahlarla otomatik silahlarla verdiği fotoğraflar. Ben de bu konuda çeşitli yayınlar yaptım. Hatta benim bu Ayhan Bora Kaplan meselesine, Ankara mafyası veya suç örgütleri meselesine giriş sebebim buydu. Çünkü ben 15 Temmuz'u takip ediyordum, aydınlatmaya çalışıyordum ve bu da çok önemli bir

1:31 kareydi. Çok önemli bir gelişmeydi ve bunun aydınlatılması gerektiğini düşünüyordum. Ondan dolayı bu işlere girmiştim ve o yayınları yapmıştım. sonrasında yaşananları da biliyorsunuz zaten. Bazen bir konuya daldığınızda peşinden başka şeyler de gelebiliyor. İşte o çeteden Muhammed Kapla'nın mahkemedeki söylediği bu sözler elbette çok önemliydi fakat bence hak ettiği ilgiyi göremedi. Bunda tabii ki Türkiye'nin yoğun gündeminin, yakıcı, acılı gündeminin de çok büyük etkisi var. Bunca yaşanan önemli gelişmeler arasında buna benzer açıklamalar bazen kaybolabiliyor. Bazen de bilinçli olarak görmezden gelinebiliyor. Çünkü sizin de gayet yakından takip ettiğiniz gibi bu konuların üzerine gidebilmek cesaret istiyor. Herkes de buraya girmiyor. Bu mayınlı araziye basmak istemiyor. Ben de

2:17 bir süredir zaten çok sık yayın yapamıyorum gördüğünüz gibi. Çünkü yaptığım başka işler var. Yapmak zorunda olduğum başka işler de var. Dolayısıyla yetişemiyorum ama takip edebildiğim kadarıyla bu konu yeterince tartışılmadı. Üzerine pek fazla gidilmedi. Şimdi tekrar bir hatırlayalım mı bilmiyorum. Muhammed Kaplan'a orada soruluyor ve kendisi ifadesinde diyor ki savunmasında bana Metehan İlkyaz sordu. Diyor. Kim Metehan ilk? Bir komiser. Dedi ki Muhammed 15 Temmuz'da silahları nereden aldınız? Ben de Milli İstihbarattan aldık dedim. Sonra biri içeri girdi. Sinflı küfür etti. İçeri soktular ve bana bu ifadeyi vereceksin ve işine gücüne bakacaksın sonra dediler. Bir okudum ifadeyi. Tüm Ankara'yı yakmışlar. Sonra ben bu ifadeyi imzalamayacağım dedim. Mahfuzu

3:04 Erkan'ı söyle yeter senden başka bir şey istemiyoruz dediler. Gördüğünüz gibi aslında ifade kopuk. Yani orada 15 Temmuz'da silahlardan bahsederken içeriye sin kaflı küfür eden biri giriyor. Kim olduğunu da bilmiyoruz. Ve sonra başka bir yere kayıyor. İstediğimiz yönde ifade ver derken 15 Temmuz silahları ile ilgili mi? MIT'le ilgili mi? Hangi yönde istedikleri ifade var yoksa tam onun dışında başka bir yere mi kaydı? Yani mesela orada Mahfuzdan, Erkan'dan bahset diyorlar. Bütün Ankara'yı yakmışlar. Yani Ankara'da işlenen başka suçları da üzerimize yıkmak istediler mi demek istiyor. Orada takip edemediğimiz için biz önünü arkasını bilemiyoruz. Ancak medyadan, gazetelerden okuduğumuz kadarıyla bir şeyler söyleyebiliyoruz. Henüz ben tutanaklara da ulaşabilmiş

3:50 değilim. Dolayısıyla burada çok sağlıklı bir değerlendirme yapamıyoruz ama en azından birkaç şeyi görüyoruz. Neyi görüyoruz? Bir defa polis bunu soruyor. Demek ki ya emniyetin de kafasında 15 Temmuz günü o silahların bu çetelerin eline nasıl geçtiği sorusu var. Bunu tam olarak bilemiyorlar. Bu soru sorulabildiğine göre belki bazı kuşkular var. Belki bazı bilgiler var, istihbari bilgiler var ve bu onlara soruluyor. Şimdi daha sonra içeri biri giriyor sinflı küfrederek. Ne için giriyor? O kim? Onları bilmiyoruz mesela. Ama en azından şunu tespit etmiş olduk. Muhammed Kaplan dedi ki mahkemede bize o silahları mit verdi. Bu önemliydi. Şundan önemliydi. İlk kez biri içeriden birisi bu silahları kullanmış olanlardan

4:37 bir tanesi bunu itiraf etmiş oldu. Bakın bununla ilgili çeşitli spekülasyonlar hep ola geldi. Mesela ben de muhtemelen geçmiş yayınlarda veya yazılarda bahsetmiş olabilirim. Yine bu çeteler içerisinden birisi bana şunu söylemişti. İşte ispatlayamayacağımız için net olarak somut olarak açıklayamıyoruz burada ama şunu söylemişti. O gün gündüz saatlerinde daha cebecide MİT'in dağıttığı silahlar olduğu bir arabanın bagajından yani dağıttığı silahlar oldu derken önüne gelene, sokaktan geçenlere değil. Yine burada belirlenmiş olan buna benzer suç örgütlerinden, çetelerden birilerini, bazı silahların dağıtıldığını söyledi. Hatta birisinin bunu kameraya kaydettiğini, kameraya çektiğini ama daha sonradan o görüntünün imha edilmeye çalışıldığını, bir

5:23 yerlerde olmuş olabileceğini fakat bu tespit edilince o görüntünün imha edilmeye çalışıldığını da söylemişti. Aynı kişi. Şundan anlatıyorum bunu. Buna benzer spekülasyonlar hep ola geldi. Ama birisi mahkemede bakın önemli olan bu. Mahkeme huzurunda tutanaklara geçecek şekilde o gün bu silahları MİT'ten aldıklarını ifşa etmiş oldu. Bu çok önemliydi. O yüzden konuşmaya değer diyorum. O yüzden yeterince hak ettiği ilgiyi görmedi diyorum. Bari öyleyse biz gündemde tutmaya devam edelim. Madem ki bu konulara kafa yoruyoruz. Eğer 15 Temmuz'u konuşuyorsak da bu mesele çok önemli. Çünkü birazdan da etraflıca anlatmaya çalışacağım gibi MİT'in rolü son derece kritik. Hatta başrol hatta

6:09 onun da ötesinde. Yapımcı mı dersiniz, prodüksiyonu sahibi mi dersiniz, ne derseniz deyin. Bu işin ana beyni, karargahı, üssü MIT. Yani bunu teferruatlı bir şekilde konuşacağız bu yayında. Ama mesela şuralardan başlayarak ilerleyelim. Mesela şunu bilmiyoruz. Mahkemede Muhammed Kaplan bunu söylediğinde daha sonra savcılık ya da mahkeme heyeti mahkeme bir karar aldı mı? Bir talepte bulundular mı? Bu konunun MİT'e sorulması gerektiğine dair ya da sorulması yönünde bir karar alınmış mı? MİT'ten bilgi isteme yönünde bir talep olmuş mu? Tabii ki hayır. Yani en azından bizim okuduğumuz kadarıyla böyle bir bilgi yok. Olmasını da zaten en azından açıkçası ben beklemiyorum. Bu arada yeri gelmişken şunu da ifade edeyim. Ben bunu daha önce Muhammed

6:56 Kaplan'a sormuştum. Muhammed Kaplan'la birçok kere konuştum. Bu Ayhan Bora Kaplan haberlerini yaptığım sıralarda Muhammed Kaplan o zaman bana o silahlar bizimdi, bizim silahlarımızdı demişti. Ayhan Bora Kaplan'ın kendisine de sormuştum ki bu yayınları takip edenler biliyordur. Onunla da bazı görüşmelerim olmuştu. O da silahlar bizimdi demişti ama yani çok konuşmak da istemedikleri bir konuydu. Onu ifade edebilirim. Mesela İhsan Hızarcı'ya da sorduğumda bu konuda yorum yapmak istememişti. Örneğin anlıyoruz ki aslında bu da cız konulardan bir tanesi ve o Muhammed Kaplan şimdi mahkemede dedi ki bize bu silahları MIT verdi. Şimdi öyleyse o zaman bazı şeyleri de hızlıca hatırlamamız gerekiyor bununla beraber. Çünkü o zaman çok daha anlamlı hale

7:42 gelecek. Mesela neleri hatırlamamız gerekiyor? Örneğin bir Sedat Peker'in 15 Temmuz darbe çerçevesinde dağıtıldığını anlattığı veya ifşaladığı silahlar meselesini hatırlayacağız. AKP İstanbul Gençlik Kollarından birilerinin taşıdığı, onların arabalarında çıkan silahları hatırlayacağız. Yani Sedat Peker'in genel olarak 15 Temmuz'da dağıtıldığını söylediği illegal silahları hatırlayacağız. Kimler dağıttı? Kimlere dağıttı? Bunlar nerelerde kullanıldı? Bugüne kadar üzerine gidilebildi mi? Hayır. Bunun hemen ardından 15 Temmuz sırasında AKP İstanbul İl Başkanı olan Selim Temurci'nin itiraflarının da ne olduğunu hatırlayacağız bununla beraber. Çünkü Sedat Peker'in açıklamaları üzerine de

8:27 yorumlar yapmıştı. Daha öncesinde yorumları da olmuştu ve kendisinin burada çok pis oyunlar oynandı şeklindeki açıklamalarını da hatırlayacağız. O gece bir yerlere yerleştirilen keskin nişancıları da, sniperları da hatırlayacağız. ve kimin silahından çıktığı belli olmayan mermilerle şehit edilen sivillerden, insanlardan da bahsedeceğiz. Onları da hatırlayacağız. Ve o gece meydanlarda olan ve nerelerden ateş edildiğine, yanlarında kimlerin şehit olduğuna tanıklık eden insanların yani görgü şahitlerinin anlatımlarını da hatırlayacağız. O kadar çok sayıda tanıklıklar olmuştu ki bilinmeyen yerlerden, bazı minibüslerden, asker olmayan kişilerden yapılan, açılan

9:12 ateşlerden bahsettiler. Öldürülen insanlardan bahsettiler. Şehit edilenlerin aileleri içerisinden bildiklerini ve gördüklerini paylaşanlar oldu. Bütün bunların hepsini hatırlayacağız hızlıca. Ayrıca o gece halkın arasında katılan provokatörleri hatırlayacağız. Nihal Olço'un açıklamalarını hatırlayacağız. O gece şehit edilen Tayyip Erdoğan'ın da baş danışmanları arasında olan Erol Olçağ'ın eşi ve yine onunla beraber şehit olan oğlu Abdullah Tayyip'in de annesi Nihal Oğulço'nun açıklamalarını hatırlayacağız bununla beraber. Keza o gece yine meydanlarda olan o birtım sakallı kim olduğunu bilmediğimiz cihatçı birtım tiplerin, sadatçıların yaptıklarını hatırlayacağız. Boğazı kesilen askerleri hatırlayacağız. ve onların elindeki

9:58 silahlar. Fatih Tezcan'ın açıklamaları mesela başta İHA Başkanı Bülent Yıldırım olmak üzere İH'dan birçok insanın silahlarıyla beraber sokaklara indiğini ve o gece infazlar yaptığını söyledi Fatih Tezcan. Peki bu silahlar nereden geldi? Bir insani yardım kuruluşu değil mi İHA? Yani onların elindeki bu silahlar nereden geldi? Kimler dağıttı? Sadatçılara hatılacağız. Yine Erdoğan'ın bir diğer başdanışmanı olan ve Sadat'ın da kurucusu olan Tanrıverdiin, Adnan Tanrıverdi'nin o açıklamalarını da anımsayacağız. Bütün bunlar çünkü bize bir şey söylüyor. Bir organizasyonun varlığını söylüyor. Nasıl bir organizasyonun varlığı biliyor musunuz? O gün Muhammed Kaplan'a dahi silah veren yani Ankara'da bir avuç suç örgütü

10:45 mensubuna bir çeteye silah verme işini dahi organize eden yani bu kadar detayı dahi düşünen hiçbir şeyi ihmal etmeyen bir aklın bir organizasyonun varlığını gösteriyor. Çünkü bize Muhammed Kaplanlara bile silah vermişlerse yani düşünün o kadar detay bir iş normal şartlarda bir darbede Ankara'da bir binanın önüne gidecek 10-15 kişilik bir çeteye silah verilmesinden bahsediyoruz biz. Öyleyse bu kadar detayı bile ihmal etmeyen bir akıl, bir organizatör başka neleri yapmıştır diye sorduğumuzda az önce bir çırpıda saydığım o örnekler hemen aklımıza geliverecek ki daha başka neler neler var. Daha başka ne örnekler

11:31 var? Aslında aslında MİT bu 15 Temmuz'un her yerinde var. Her yerinde var. 15 Temmuz'un bit bakmasını ve görmesini bilenler ve ideolojilerinden kaynaklı olarak kör olmamış olan herkes görecektir ki bu söylediğim gerçek çırıl çıplak ortada. Yani buradaki MİT'in varlığı varlığının da çok ötesinde organizatörlüğü çok çıplak bir şekilde gözlerimizin önünde. Bu iş aslında baştan sona bir MİT prodüksiyonu, bir milli istihbarat teşkilatı. prodüksiyonu. Hatta bu başlıkla yazmış olduğum bir yazı vardı. 2017'de ta 2017'de bir Milli İstihbarat Teşkilatı filmi 15 Temmuz başlığıyla yazmış

12:18 olduğum bir yazıydı. Bazı detaylara oradan da bakabilirsiniz. Linki açıklama bölümüne ekleyeceğim. Orada da anlatmaya çalıştığım şey buydu. İşte aradan bakın 9 sene geçtikten sonra da alakasız bir başka mahkemede bir suç örgütünün yargılandığı bir duruşmada birisi çıkıp bunu teyit edecek şekilde bir şeyler söyleyebiliyor. Çünkü bütün yolların buraya çıktığı çok net. Bir kere daha vurgulayayım. Her şey ayan beyan ortada. darbe hazırlığının haber alınması, bu işte görev alacakların önceden devşirilmesi ve ona göre bazı yönlendirmelerin yapılması, an be an her şeyden haber alınması ve bununla bağlantılı olarak bazı hazırlıkların yapılması, o hazırlıkların neticesinde de bu işin kontrollü bir şekilde

13:04 patlatılması tamamen bir mit prodüksiyonu. Tamamen bir ihbar düzmecesiyle diyeceğim ben müsaadenizle. bir ihbar düzmecesiyle veya olayıyla diyelim 15 Temmuz olayının erkene çekilmesinden başlayarak aslında daha öncesinde de başlıyor da ben o gün için söylüyorum o gün öğle saatlerinde bir ihbar düzmecesi bir oyunuyla beraber darbenin erkene çekilmesini sağlamak daha sonra halkın sokaklara dökülmesini organize etmek ardından bu kadar çok insanın ölmesine sebep olmak ve sonrasını zaten biliyorsunuz bütün bunlarla beraber hepsi birden çok başarılı hatta şaheser olarak bile nitelendirebileceğimiz bir Milli İstihbarat Teşkilatı

13:51 prodüksiyonu. İşte bu prodüksiyonun içerisinde silahlar var. Dağıtılan silahlar var. Bir yerlere yerleştirilen keskin nişancılar, sniperlar var. Ölen insanlar var. Kan var ve değiştirilen bir rejim var. Değiştirilen bir rejim var. O yüzden Muhammed Kaplan'ın itirafı bize aslında çok şey anlatıyor. İşin ilginç tarafı bakın o gün bu gruplar TRT'ye gidiyor. Kim için? Süleyman Soylu için. Sadık Soylu aramış. Süleyman Soylu'nun kuzeni. Ve onlar da onunla beraber Soyluyla beraber TRT'ye gidiyorlar. Demek ki aslında yani iç içe yani MİT'in silah verdiği kişiler bunlar ama onlar Süleyman Soylu ile beraber TRT'ye gidiyorlar. Yani o çetelere silah

14:37 verilirken onların haberi vardı. Soylu'nun haberi yok mu? Süleyman Soylu'nun haberi yok mu? Tabii ki var. Hepsi iç içe. Herkesin haberi var. Tayyip Erdoğan'ın yok mu? Onun da var tabii ki herkesin haberi var. Eğer bu kadar küçük bir detayın içinde bile varsa MIT bana göre ancak ancak ahmaklar görmez ve inkar eder ki bunun çok daha ötesinde çok büyük olaylarda ve organizasyonda da dahli ve parmağı vardır bu teşkilatın. Ve bununla paralel olarak parti içerisinden de birilerinin bilgisi var. Mesela o zaman başbakan olan Binali Yıldırım'ın haberi yok. MİT müsteşarı Hakan Fidan darbe başladıktan sonra bile ona söylemiyor. Ama mesela Süleyman Soylu'nun haberi var. Hatta daha önceki bir yayında bahsettiğimi

15:23 hatırlıyorum. Öyle ki o gün gündüz saatlerinde bile haberinin olduğu anlaşılıyor. Nasıl? Süleyman Soylu aynı binada oturan bir iş adamının koruması bana anlatmıştı. neyi anlattı? O gün daha sabah saatlerinde biz işe gidecekken çıktık baktık ki etrafta bir anormallik var. Evet bakanın korumaları olur normalde binanın etrafında ama bunlar bakanlık korumaları değildi. 34 tane farklı arabalar vardı. Mesela Renault Fluens'ler falan vardı demişti. Daha sonra biz de ben de koruma olduğum için gittim onlara kim ve neci olduklarını sorduğumda aramızda kavga çıktı dedi. Kavga çıktı ve o zaman gördüm ki bunların hepsi Ayhan Bora Kaplan'ın adamlarıydı. Çünkü ben de bu piyasayı biliyorum. Bundan eminim demişti. Eminim. Net bir şekilde biliyorum. Onlar Ayhan Burak Kaplan'ın

16:09 adamlarıydı daha. Yani sabah saatlerinden itibaren Süleyman Soylu'nun etrafında duruma vaziyet etme durumu var. Neye göre bu hazırlık yapıldı o zaman? Ne oldu? Yani o günkü bu anormallin sebebi neydi? Bunlar da detay gelebilir ama aslında baktığınız zaman parçalar birbiriyle birleşiyor. Onu göstermeye çalışıyorum işte. Ve işte benim bu göstermeye çalıştığım şeyi aslında yine o çete üyelerinden bir tanesi olan Muhammed Kaplan mahkemede tutanaklara geçiriyor ve diyor ki bize o silahları MIT verdi. Hemen burada bir başka şeyi daha hatırlayalım. Neyi? MIT'in en kıdemli ve en önde gelen, en tanınmış, en popüler isimlerinden birisi olan ve geçtiğimiz senede hayatını kaybeden Mehmet Eymür ne demişti mesela? 15 Temmuz. 15 Temmuz raydan çıkmış bir

16:58 MİT projesidir." demişti. Bakın raydan çıkmış. Gerçi ben bu kısmına katılmıyorum. Bence raydan çıkmış bir şey yok. Tam tersine tamamen planlandığı gibi giden ve çok büyük bir başarıyla neticelendirilen bir proje bu. O anlamda şapka çıkarmak gerektiğini düşünüyorum ben. Ama bakın Mehmet Eyer bile bunun bir MIT projesi, MIT planı olduğunu söylemişti. Bunu da hatırlayacağız. İşte bununla beraber Muhammed Kaplan'ın ifşatının yanına bunu da koyacağız. Ve ne enteresandır bakın ne enteresandır. Normal şartlarda mitin görevlerinden bir tanesi nedir? Böyle bir durum için normalde cuntayı haber almaktır. Yani eğer silahlı kuvvetler içerisinde bir darbe hazırlığı varsa bunu önceden haber alıp siyasi iktidarı uyarmak ve bunu

17:44 önlemektir. Peki örnek olarak mesela 9 Mart 12 Mart cuntası meselesi var. Bu yönde yaptığım yayınlar da vardı. Lütfen onlara bir kere daha göz atın. Çünkü çok acayip detaylar var. Çok büyük benzerlikler var. 15 Temmuz olayıyla. Mesela Mahir Kaynak detayını hatırlayalım. Mahir Kaynak mitçi, MIT'in cuntanın içine soktuğu bir adam ve an be an olan her şeyi MIT'e haber veriyor ve bu yönde de hazırlıklar yapılıyor. O da kontrollü bir şekilde son ana kadar takip ediliyor. Sonra kendi istedikleri şekilde bir muhtıraya dönüştürülüyor, darbeye dönüştürülüyor ve ondan sonra bütün solcular toplanıyor, hapislere atılıyor. İşkencelerden geçiriliyorlar, tasfiye ediliyorlar. Bunları hatırlayalım. Bakın orada görevini yapan, bu şekilde yapan bir MIT var.

18:30 Peki burada 1971 yılına 50 yıl sonra böyle bir hazırlıktan haberdar olamadığını mı düşüneceğiz? Haberdar olamadığını mı iddia edeceğiz? Diyorum ya ancak buna ahmaklar inanabilir. Burada da bizim bu bizim olayımızda da güya MİT'in hiçbir şeyden haberi yok. Bilgi alamamış, öğrenememiş. Darbenin önlenmesinde hiçbir rol alamamış. Bu kadar beceriksizce davranmış. Ama ne hikmetse o gün öğle saatlerinden itibaren özellikle de 15 Temmuz akşam ve sonrasında olayların tamamında sahada duruma hakim. Bakın duruma hakim ve her şeyi böyle tıkır tıkır tıkır makine gibi çalıştırıyor ve organize ediyor. Bu nasıl oluyor? Yani o akşam televizyonlara bağlanacak komutanların

19:17 canlı yayına çıkarılmasının organize edilmesine varıncaya kadar varıncaya kadar MİT tamamen her şeyin kontrolünü elinde tutuyor. Ama ne tuhaftır, müsteşar, ne Erdoğan'a ulaşabiliyor. Kendisini arayan ve darbe oluyor diyen başbakana bile hayır efendim ne darbesi? Her şey normal falan diyor. Bunu Binali Yıldırım'ın kendisi açıkladı. Bakın kimse bir yerinden uydurmuyor. Binali Yıldırım bunu söyledi. Ben onu aradım dedi ve bana yo her şey normal. Biz mesaideyiz çalışıyoruz. Dedi. Ne zaman? O gece saat 10.40'ta yani bunu söylüyor. Bu bütün bunlar bize bir şey söylemiyor mu? Burada bir anormallik yok mu? O yüzden diyorum ancak ahmak olmanız lazım buna inanmanız için veya kör olmanız lazım görmemeniz için. Yani önceden

20:04 hiçbir şeyden haberi olmayacak ve tamamen çuvallayacak. Bakın tamamen çuvallayacak teşkilat. Ama sonra darbe başladıktan sonra neredeyse iğneden ipliğe, iğneden ipliğe her şeyi çok mükemmel bir şekilde kontrol edecek, organize edecek ve çalıştıracak sistemi. Yani yani lütfen güldürmesin hiç kimse bizi. Yani buna kargalar bile gülmez. Kimse aklımızda alay etmesin. Böyle bir şey mümkün değil. Bakın mümkün değil. MIT'in her şeyden haberi vardı. Aylar öncesinden. Aylar öncesinden her şeyden haberi vardı. Ve bu şekilde olmasını sağladı. Müsaade etti demeyeceğim. Bakın bu şekilde olmasını zaten garanti altına aldılar. Bunun için de her şeyi

20:49 istedikleri gibi yönlendirdiler. Bakın bu söylediklerim şu gerçeği yatsımıyor veya inkar etmiyorum. Darbeye kalkışan birileri oldu mu? Oldu. Darbe yapmak istediler mi? İstediler. Ama şimdi o madalyonun bir başka yüzü. Yeri geldiğinde onu da konuşuyoruz. Mesela Kemal Batmaz videosunda onu da konuştuk veya daha başka videolarda onu da konuştuk. Şimdi ise Muhammed Kaplan'ın ifşaatları sonrasında madalyonun diğer tarafına odaklanıyoruz. Bu sefer onu konuşuyoruz. Çünkü madalyonun her iki yüzü de gerçek ve her iki tarafının da konuşulması veya aydınlatılması gerekiyor. Buna gözümüzü kapatamayacağız. Kimse kusura bakmasın. Bunları da konuşacağız. Mesela Fethullah Gülen'e dinletilen o ses kaydında ne diyordu? Görevde olan bir general

21:35 diyordu ki karargah yani daha doğrusu karargah değil de Pensilvanya'daki kamp hocanın etrafı bizim kontrolümüzdü ve oradan her türlü haberi alıyoruz. Kalp atışlarını bile duyuyoruz. İstediğimiz gibi de yönlendiriyoruz. Merak edenler o videomu da izleyebilirler. Aynı şekilde daha sonra başka bir yayında da başka bir bilgiyi paylaşmıştım. Yine o 2016'nın başlarında bir İstanbul'daki bir güvenlik toplantısında içinde MIT var. E Emniyet var, İçişleri Bakanlığı var. Orada aynı şeyi Efkan Ala da söylüyor. Yani onlar da aynı şeyi söylüyorlar. Kampın tamamen kontrolleri altında olduğunu ve her türlü bilgiyi alabildiklerini haberdar olabildiklerini söylüyorlar. Bütün bunlar aslında bakın yani bir tane değil, iki tane değil çok fazla örneği var. İşte bu şekilde her şey takip

22:23 altında. Birileri devşiriliyor, birileri satın alınıyor veya birilerinin de hırslarından gafletlerinden faydalanılıyor. Öyle ya da böyle elleri kolları içeride ve bunu istedikleri gibi pişiriyorlar tabiri caizse. Biz böyle böyle 14 Temmuz tarihine kadar geliyoruz. 14 Temmuz'da ne oluyor? Darbe girişiminden bir gün önce özel kuvvetler komutanlığı o meşhur kursiyer mezuniyet töreni var ve orada yapılan görüşmeler var. Mesela hangi görüşme var? Hulusi-i Akar'la Hakan Fidan'ın tam 6 saat başa yaptıkları görüşme var. Kimseyi yanlarına yaklaştırmıyorlar. Çay servisine bile izin vermiyorlar. Meyve servisine bile izin vermiyorlar. Düşünün 15 Temmuz gecesi darbenin en

23:08 sıcak saatlerinde bir yandan meyveli çaylar, bir yandan kahveler, bir yandan çerezler söyleyen, bu talimatları veren ve hep tıkıştırıp duran Hulus Akar o gece 14 Temmuz gecesi Hakan Fidan'la ne konuşuyorlarsa artık başa konuşurken yanlarına çay, kahve servisi için bile gelinmesine izin vermiyorlar. Ve o sabah erkenden karargaha geldiğinde Genelkurmay Başkanı Hulus Akar normalde o akşam İstanbul'a yapacakları seyahati hiçbir gerekçe sebep açıklamaksızın iptal ettiğini de açıklıyor. Yine o gece özel Kuvvetler Komutanlığı'a yapılan bu esrarengiz toplantılardan bir diğeri de özel kuvvetler komutanı Zekayı Aksakallıyla MİT müsteşarı Hakan Fidan

23:54 arasında. Bunun da ne manaya geldiğini biz 15 Temmuz akşamı göreceğiz. Şimdi oraya gelmeden önce henüz öğle saatlerinde o bahsetmiş olduğum ihbar tezgahı, ihbar oyunu, tiyatrosu, ne derseniz deyin. Bununla ilgili çekmiş olduğum 78 tane video var. Onları izleyin zaten. Niye böyle dediğimi gayet net bir şekilde anlayacaksınız. Niye buna tezgah dediğimi. Sadece bunu anlamayacaksınız. Bence bütün 15 Temmuz oyununu da çözeceksiniz. Sadece bu 78 video, bu ihbarcı binbaşı üzerine çektiğim yayınlar ve o gün karavacılık komutanlığında olanlarla ilgili çektiğim yayınlar bence 15 Temmuz'u anlamaya yeter. Başka hiçbir şey olmasa bile. Bu kadar da iddialı söylüyorum. İnanılmaz detaylar var. İnanılmaz şeyler var. Yani bu kadar acı çekilen, bu kadar bedel ödenen bir olayla ilgili, bir ülkenin

24:42 tarihinin değiştiği, bu kadar kanlı bir olayla ilgili orada anlattığım o çarpıcı detaylar dururken hiç kimsenin bunların üzerine gitmemesi veya bunu konuşmaması inanılır gibi değil. Bakın ben konuştum diye demiyorum. Onların hepsi ortada zaten mahkeme dosyalarında. Ben sadece bunları görünür hale getiriyorum. Bir de bir tek ben de değil. Benim dışımda başka konuşanlar da var ama bakın yenilir yutulur olmayan hepsi birbirinden daha deve dişi gibi. Hepsi birbirinden daha çarpıcı, kanatıcı, kanırtıcı gerçekler gözümüzün önünde. İşte bunları ben peş peşe seri videolar yaptım. Analitik bir şekilde sorular sorarak ve bazı gerçekleri de herkesin gözlerinin önüne sererek yayınlar yaptım. Sadece onları bile izleseniz neden buna tezgah dediğimi anlarsınız.

25:28 Öğle saatlerinde bir pilot binbaşı Osman Küçükkaraca adını da söylüyorum ki daha önceden MIT'e devşirilmiş kendisi. Bakın gidiyor ihbarda bulunuyor. Genelkurmay gitmiyor bir asker olarak veya Genelkurmay savcılığına askeri savcılığa gitmiyor. Sivil savcılığa gitmiyor. Emniyete gitmiyor. MIT'e gidiyor. MIT'e gidiyor. Sonrasında neler oluyor? Bakın MİT müsteşar yardımcısı Sabahattin Assal önce Genelkurmaya gidiyor. Daha sonra Hakan Fidan oraya gidiyor Genelkurmaya. Hulus Akar'la baş başa görüşmeler yapıyorlar. Acayip bir takım şeyler oluyor. Alınması gereken tedbirler alınmıyor. Çünkü o plan tıkır tıkır işliyor. Bakın yani o ihbarcının MIT'e gitmesine varıncaya kadar. Çünkü diyorum ya planın sahibi, prodüksiyonun sahibi MIT. Üs orada, karargah orası her şey

26:15 oradan planlandığı için bunun kontrolünü başka hiçbir yere devretmeden kendileri icra ediyorlar. O yüzden zaten oradan başlıyor. O yüzden oradan başlıyor. Bunu riske atamazlar. Bunu şansa bırakamazlar. Öyle. Ve akşam saatlerinde işte bu görüşmelerden sonra bütün bunlarla beraber ne oluyor? erkene çekiliyor darbe girişimi ve işte ondan sonra bu dağıtılan silahlar devreye girmeye başlıyor. Muhammed Kaplanların anlattığı daha başka kişilerin de ve Sedat Peker'in en önemlisi Sedat Peker'in gündeme getirdiği AKP İstanbul İl Başkanının da itiraf ettiği işte bütün bu silahlar dağıtılan silahlar bir bir farklı yerlerde farklı noktalarda, şehirlerde karşımıza çıkmaya başlıyor ve bir plan icra ediliyor. Bir plan icra

27:03 ediliyor. te pişirilmiş olan hatta bakın şöyle bir görüşümü de paylaşayım. Belki birçoklarınız katılmayacaktır. Bence burada Hakan Fidan dahi ana aktör değil. Hulus-i Akar dahi ana aktör değil. Hatta bence çok iddialı bir şey söyleyeceğim. Belki bazı tepkileri bile göze alarak söyleyeceğim. Recep Tayyip Erdoğan dahi ana aktör değil. Onlar çok önemli aktörler, uygulayıcılar ama ana aktörler olmadıklarını düşünüyorum. Ne demek istediğimi çok detaylandırmayacağım çünkü bu yayının konusu değil ama MİT'in işleyişini, yapılanmasını ve bazı kodlarını bilenler az çok ne demek istediğimi anlayacaklardır. Bir sürü örnekler de verilebilir arkada neyin olduğuna dair, nasıl bir aklın olduğuna dair, nasıl bir projenin

27:49 olduğuna dair birçok örnekler verilebilir. Ama mesela o zamanki İngiltere büyükelçisi Richard Moore'un oynadığı rolü bir örnek olarak verebilirim. Ya da daha güncel bugünlerden hatta gündem konularından birisi olan Tom Barak'ın Antalya'daki açıklamalarını, buralarda nasıl aslında otoriter liderler arzu ettiklerini, tek adam rejimlerini arzu ettiklerini söylediği o sözlere bakarsanız bir başka örnek olarak bunu da hatırınıza getirmek isterim. ki bununla ilgili de yine daha önceden bu işin arkasında Amerika ve İngiltere olabilir mi başlıklı yayınımda bahsetmiştim bir projeden. Yani Türkiye'nin tek adam rejimine geçirilmesi gerektiği yönünde daha 20052006'larda hazırlanmış olan

28:35 raporlardan da bahsetmiştim. Bütün bunları hatırlayacağız. İşte bütün bunları Muhammed Kaplan'ın bir cümlesinden peş peşine hatırlamamız gereken o kadar çok şey var ki hepsi birbiriyle Lego'nun parçaları gibi birleştiği için hatırlayacağız işte. Ben şunu demiyorum. Bakın dış güçler vardı arkasında. Yani böyle bir komploculuğu burada bayat bir şekilde önünüze koymak istemiyorum ama şuraya geleceğim. Evet. Tayyip Erdoğan da ölesi istiyordu bunu ve cemaatin tasfiyesini AKP de istiyordu. Onun dışında Türkiye'den birçok başka unsurlar da başka gruplar da istiyordu. O yüzden ben de defalarca dilim döndüğünce kendi şu acizane görüşümü paylaşmaya çalıştım. Bu iş ulusal ve uluslararası

29:22 bir konsensusun ve bir konsorsiyumun kotardığı bir iştir. Bunun içerisinde Türkiye'de de mutabık olan gruplar ve yurt dışında da uluslararası anlamda da mutabık olan ülkeler ve merkezler vardı. Herkesin işine geldi bu. O yüzden de Hakan Fidan da rolünü çok istekli ve başarılı bir şekilde oynadı. Erdoğan da onları bırakın. Yani o sırada Türkiye'deki dini cemaatler de bunu çok istedi. Tarikatlar da çok istedi. İşte o sadatçıların örneğini veriyoruz. Ergenekoncu mu dersiniz, ne bileyim Kemalist mi dersiniz? Hatta siyasi partilerin neredeyse tamamı da tamamı da bunu istiyordu. Ya burada bir kafa karışıklığı yoktu. O yüzden herkesin üzerinde mutabık kalabilmesi kolay oldu.

30:08 Bundan dolayı diyorum. Yani mevzu bana göre sadece Hakan Fidan'la da sınırlı değil. Hulus-u Akarla da sınırlı değil. Hatta Hulus-i Akar'ın bazı açıklanamayan hareketlerinin bile cevabını burada arayabiliriz bana göre. Ya o öyleyse bu niye böyle oldu o zaman? O sabah niye bunu yaptı? Bir gün sonra niye bu açıklamayı yaptı? Daha sonra niye şu işte mesela Akın Öztürk etrafındaki tartışmalar gibi bütün bunlarla beraber Hulus-ı Akar'ın açıklanamayan birçok şeyin cevaplarını bile burada arayabilir. Çünkü onlar bile her şeyine vakıf olan ve her şeyini yöneten insanlar değillerdi bana göre. Bakın bu da benim görüşüm. Şimdi neyse burada parantezi kapatıp kaldığımız yerden mevzuyu konuşmaya devam edelim. MİT'in oradaki organizasyonunu konuşuyorduk.

30:53 Hakan Fidan'ın o akşam Genelkurmaya gitmesini konuşuyorduk. Ve bununla da sınırlı değil diyorduk. Mesela yine MİT'in etkili isimlerinden Sadık Üstün olayı var bir kere. Sadık Üstün'ün o gece oynadığı rol. Akın Öztürk'ün bir numara ilan edilmesi için yaptığı girişimler, verdiği telkinler ve bazı komutanların organize edilmesi, televizyonlara çıkarılması mesela ve burada da MİT'in bir başka aktörünü, yöneticisini görüyoruz. Sonrasında da zaten Meclis 15 Temmuz Araştırma Komisyonuna teşkilatın gönderdiği o açıklama bakayım tarihi. Eee, evet 22 Mayıs 2017 tarihli o rapor. O rapordan da bazı şeyleri hatırlayalım. Burada

31:39 kullanabilirim. Mesela kendi resmi açıklamalarında diyorlar ki teşkilat personeli tarafından gerekli teçhizat ve donanımla birlikte etkili silahlarla etkili silahlarla caydırıcı atışlar yapılmıştır. O gece için söylüyor. Bu etkili silahlar nedir onu bilmiyorum. Affedersiniz ama Cumhurbaşkanlığı Sarayı Çankaya Köşkünü Erdoğan'ın Kısıklı'daki konutunu ve Huber Köşkünü bu şekilde koruduklarını söylüyorlar. Mesela Huber Köşkü de enteresan. Neden biliyor musunuz? Belki birazdan oraya gelecektim ama yeri gelmişken söyleyeyim. Çünkü normalde darbeciler Erdoğan'ın Huber köşkünde olacağını biliyor o gün. Ve aslında hazırlıklar onu Huber köşkünden almak üzerine yapılmış. Fakat bütün bu işte o

32:28 MIT prodüksiyonunda aylardır hazırlanan çalışmalar diyorum ya. Onun bir parçası da bu ki ve asıl bu planın başarıya ulaşmasının mutlaka olması gereken kaçınılmaz parçalarından birisi de şu ki Erdoğan'ın güvence altına alınması. Yoksa Erdoğan niye bunu onay versin? Canının tehlikede olduğu bir şey. Erdoğan'ın habersizce Marmaris'e gitmesi bakın tamamen gizli bir şekilde gidiyor. Ne cumhurbaşkanlığı uçağını, ne helikopterini kullanıyor, ne hiçbir yere haber veriliyor, ne yaverlerini yanına alıyor. Hatta o gün cuma namazına bile gitmiyor. 15 Temmuz günü bilinmesin diye. Hatta onun Marmaris'te olduğunun duyulduğuna dair küçük haberler çıktığında biliyorsunuz Sözcüde falan. Hem gazetenin hem de haberi yazan muhabirlerin başına

33:14 gelenleri bir hatırlayın. Tutuklandı adam. tutuklandı yani. Çünkü o onun ifşa olmaması gerekiyordu. En önemli detaylardan bir tanesi oydu. Ama yani neredeyse son ana kadar son ana kadar darbeciler aslında planlarını Huber Köşküne'ne göre yapmıştı. Bu çerçevede düşünelim. Yine açıklamaya devam ediyorum. teşkilat personeline hava savunma unsuru içeren yeni silah kombinasyonu ile sahada bulunması, görev yapması talimatı verildi. Bakın yeni silah kombinasyonu. Nasıl bir yeni silah kombinasyonu onu bilmiyoruz ama yani eski silah kombinasyonları da devre değmiş ki gitmişler o çetelere de birtım işte o silahlardan dağıtmışlar. Onları da görüyoruz. Her türlüsü var

34:00 yani. Tam teçhizat. Çok hazırlıklı teşkilat. O yüzden bakın etkili silahlardan bahsediliyor. Yeni silah kombinasyonlarından bahsediliyor. Sokak çetelerine verilen silahları kendilerinin ağızlarından dinliyoruz. İllerde bulunan bütün bölge başkanlıklarının da yerel makamlarla irtibat halinde olmasından ve darbe gecesi boyunca aktif bir şekilde koordinasyonda bulunmalarından bahsediliyor. Koordinasyon. Bakın zaten bütün anlatmaya çalıştığımda o her şey MIT koordinasyonunda ilerliyor ve yine açıklamada deniliyor ki darbe girişiminin akamete uğratılması amacıyla darbe karşıtı üst düzey TSK mensupları tarafından medyada açıklama yapılması, basın yayın organlarının sürekli bilgilendirilerek darbe karşıtı tutumlarının sürdürülmesi ve darbeci

34:47 unsurların demoralize edilmesine matuf mesajların medya organlarında yer alması sağlanmıştır." diyor. bizim tarafımızdan MİT'in teyakkuz durumu. Bakın teyakkuzdaymış. Yani normalde resmi anlatıma göre darbeye kadar hiç teyakkuz hali yok. O kadar aylarca bas bağırılıyor. Gazetelerde bile yazılıyor. Bu paralelciler ya da Fethullahçılar darbe yapabilir diye. Bunun üzerine beyin fırtınaları yapılıyor ama hiç teyakkuzda değiller. Neden? Çünkü kendi resmi anlatılarına göre ya da resmi yalanlarına göre diyelim şöyle söyleniyor. Bizim haberimiz yoktu. Bilemedik, anlayamadık. Hatta ihbara rağmen anlayamadık. Hulus Akar'la Genelkurmay Başkanlığıyla kafa kafaya verdik. Kara Kuvvetleri Komutanına da çağırdık. Genelkurmay ikinci başkanını da çağırdık. Ne olabilir diye

35:33 toplantılar yaptık. Gene anlayamadık ama yine de ne olur ne olmaz deyip tedbiren tuttuk zırhlı birliklerden tankların çıkarılması emrini verdik. Bakın bunlar oluyor. Hala darbeden haberleri yok. Mehmet Dişli diyor ki ben girdim odasına bir yerlerden silah sesleri geldiğini söylediğimde ne diyorsun gerçek mi gibi bir hani güya şaşkınlıklar öyle ki bakın Binali Yıldırım'ın kendi açıklaması ortada. Daha başka bir örneğe gerek var mı? İhtiyaç var mı? 2240'ta bir de bakın 22.40'ta bile hayır efendim ne darbesi? Her şey normal. Biz mesaideyiz çalışıyoruz diyor Hakan Fidan. Teyakkuz hali. Yok yok böyle bir şey. Ne teyakkuzu? Ne gerek var? Ama açıklamada ne diyor? O gece saatlerinden itibaren teyakkus hali devam etti ki bakın bu

36:18 kısmı doğru. Yalan olan kısmı öncesinde de aslında teyakkuz halindeler. Öncesinde de her şeyi planlıyorlar, hazırlıyorlar. Ona göre bazı planların yapılmasını da sağlıyorlar, yönlendiriyorlar ve bütün hazırlıklarla beraber kontrollü bir şekilde patlamasını sağlıyorlar. Az önce de söylediğim gibi ve devamında şöyle diyor MİT açıklamasında. ülke çapındaki demokrasi nöbetlerinin sona erdiği 10 Ağustos 2016'ya kadar devam etmiştir bu teyakkuz halimiz diyor. Bakın medyayı etkin bir şekilde o gece kullanma becerileri nereden geliyor? Yani MIT'in bakım yani şimdi cumhurbaşkanlığı, iletişim dairesi, basın müşavirleri, danışmanları yani bunlar olsa anlayacağım ama yani

37:06 bütün bu organizasyonu yapan Ümit hatta hatta ve hatta biliyorsunuz şöyle bir iddia da var. Erdoğan'ın CNN Türk o meşhur Face Time bağlantısını yapmasını bile o zaman MİTE olan Nuh Yılmaz'ın organize ettiği iddialar var biliyorsunuz. Bunlarla beraber düşünelim. Şimdi başka örnekler de vereceğim. mesela Zekayı Aksakalla o zaman özel kuvvetler komutanı ve hatırlayalım bir gün önceki 14 Temmuz gecesi 15 Temmuz'a bağlayan gece sabaha karşı Hulus Akarla Hakan Fidan baş başa 6 saat görüştükten sonra Hulus Akar oradan ayrıldıktan sonra Hakan Fidan kalıyor. Bir de özel kuvvetler komutanı Zekayı Aksakallıyla dışarıda tozlu yolda gece yarısı hiç kimseyi yanlarına

37:51 yaklaştırmayarak, telefon dahi yanlarına almayarak bir saat başa yürüyerek bir şeyler konuşuyorlar. İşte o Zekayı aksakallı ertesi gün bir anda ortadan kayboluyor. Akşam saatlerinde düğünden güya işte karısı çok korkmuş. Onu teselli etmek için bir yerde saklıyormuş. Onun yanından da ayrılamıyormuş. Güya yalan bu. Çok net bir yalan. Çok net bir yalan bu yani. Ama o sırada orada başka bir şey yapıyor çünkü. Ne yapıyor? Bakın şunu yapıyor. Kendisinin açıklaması. Diyor ki, "MİT müsteşarlığından Sadık Üstün Bey le görüştük. Az önce hatırlatmış olduğum Sadık Üstün medya ile iletişime geçebilmeme yardımcı olabileceğini söyledi. Organize ediyor. Saat 01.11'de TGRT televizyonuna, saat 01.47'de NTV televizyonuna canlı yayın

38:39 bağlantısına geçtim. MIT organize etti. Zekay Aksakalı canlı yayına çıkıyor ve o açıklamaları yapıyor. Müteakiben Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı İsmail Metin Temel, 8. Kolordu Komutanı Yılmaz Uyar, 7. Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz, 6. mekanize Tümen Komutanı Osman Erbaş'a NTV'nin telefon numaralarını vererek darbeye karşı beyanda bulunmalarını talep ettim. Bakın kim talep ediyor acaba? E sizin çıkışınızı bile Sadık Üstün ayarladığına göre, organize ettiğine göre sonrakileri de kendisi yapmış. Ama zaten o zekayı Aksakallı sabaha karşı da gece Hakan Fidan'la uzun uzun konuşmuştu. Ne konuşmuşlardı acaba? Ve MİT'in kendi

39:25 resmi açıklamasını az önce okudum. Meclis komisyonuna gönderdikleri, "Biz organize ettik diyorlar. Medyaya çıkacak komutanların açıklamalarını ve tüm bunlarla beraber düşünelim. Bakın ister tüme varımla ister tümden gelinle Muhammed Kaplan'a inelim. Tümden gelinle isterseniz oradan alıp Muhammed Kaplanan tüme varalım. Aslında küçük büyük irili ufaklı bütün parçalar birbiriyle birleşiyor. Bütün yollar aynı yere çıkıyor. Görmek isteyene, bakmasını bilene her şey çok çıplak bir şekilde gözler önünde görünüyor. Yani onu anlatmaya çalışıyorum. Ve bakın daha önceki yayınlarda da konuştuk. Mesela Mehmet Dişne'nin son açıklamaları üzerine yaptığım yayında da bahsettim. Orada Mehmet Dişle'nin altını çizdiği

40:10 noktalardan bir tanesi şu. Ta ilk mahkeme ifadesinden itibaren bugüne kadar o sabah yani artık darbe bastırılmış bir şekilde Hulus Akar oradan çıkmaya çalışıyor ve bazı görüşmeler başlıyor biliyorsunuz. Diyor ki önce Binali Yıldırım'la konuştu. Daha sonra MİT müsteşarı Hakan Fidan'a bilgi verdi. Niye olduğunu anlamadım. Çünkü normalde ondan önce daha başka kişilerle irtibat kurması ve bilgi vermesi gerekiyordu. Yani Genelkurmay Başkanının üstünde değil ki MIT müsteşarı. Tam tersine altında ama ona bilgi verdi. Niye diyorum ya? Koordinasyon onda. Çünkü koordinasyon onda. Her şeyi o sevk ve idare ediyor. Bunu defalarca son savunmalarında Mehmet Dişli vurguluyor ve yine Mehmet Dişinin söylediği bir şey

40:57 daha var aslında. Diyor 19 Temmuz tarihine kadar Hulusi Paşa yine de makul devam etti diyor. Gerek o yaptığı ilk açıklamalar mesela kendisiyle ilgili Çankaya Köşkü'nde etrafa söylediği sözler yani Mehmet Dişli ile ilgili Akın Öztürk'le ilgili Genelkurmay Başkanlığının yaptığı resmi açıklamayı hatırlayın bir defa. Akın Öztürk'ü resmen ne yaptılar? Orada savundular ve akladılar. Doğrusu da oydu büyük ihtimalle. Ama sonra başka bir şey devreye girdi. Kimler? İşte o gece daha 15 Temmuz akşamı devreye girip Akın Öztürk bir numaradır diyen Sadık üstünden pay biçin. Daha sonra ne oldu? Mehmet Dişli diyor ki 19 Temmuz'da çünkü Hulus Akar'la Hakan Fidan bir görüşme daha yaptı. Bir görüşme daha yaptı ve

41:42 ondan sonra her şey değişti. benimle ilgili söylemi de ondan sonra değişti diyor. Hulus-i Akar bambaşka bir yöne evrildi. Ha bakın az önce de demeye çalışmıştım ya Hulus Akar'ın açıklanamayan bazı şeylerinin cevabını da belki burada aramak lazım. E Hakan Fidan mı yani cevap diyeceksiniz? Ben de size diyeceğim ki o zaman Hakan Fidan'la 14 Temmuz'da da böyle 6 saat başa konuşmuşlar. Buna rağmen 15 Temmuz ve sonrasında bu açıklamaları yapabilen, Akın Öztürk'ü savunabilen, Mehmet Dişli'yi savunabilen, daha makul devam eden Hulus Akar, ne oldu da 19 Temmuz'da Hakan Fidan'la bir kere daha görüştükten sonra tamamen değişti. Çünkü güncelleme geldi. Çünkü Hakan Fidan'a da güncelleme geldi. Hakan Fidan'a da güncelleme.

42:29 Çünkü ana aktör yine de bakın MIT ama MIT demek Hakan Fidan demek değil ki. Onlar gelir geçer. Müsteşarlar, siyasiler, siyasi atamalar gelir geçer. Orada daha derinlerde bana göre tabii ki bana göre daha başka bir akıl vardı ve o devredeydi ve onun dikte ettikleri adım adım sahneleniyordu. Herkes ve her şey ona göre güncelleniyordu. Diğerleri de açıklamalarını da komutanlar da, siyasiler de mesela Hulus Akar'da tavırlarını da açıklamalarını da ona göre güncelliyorlardı 19 Temmuz'a. O yüzden işaret ediyor Mehmet Dişli de. Ve burada karşımıza çıkan yine aynı yer, aynı merkez. Burası öyle bir yer ki iktidar partisinin hem

43:16 de AKP gibi bir iktidar partisinin İstanbul il başkanı dahi hayretle karşılıyor bakın ortaya çıkanları. Öyle imalı bence öyle dehşet verici açıklamalar oldu ki işte bu konuyla ilgili olarak bir daha hatırlayalım gelin. Dedi ki 15 Temmuz'la ilgili peşimi bırakmayan bazı olaylar var. Eğer bu ülkede AK Parti İstanbul gençlik kollarına birileri silah dağıtmışsa bu sadece İçişleri Bakanının bilgisi dahilinde olacak iş değildir. Bakın sadece İçişleri Bakanlığı'nın yapabileceği veya bakanın bilgisi dahilinde olabilecek bir şey değil. Peki başka kim olabilir? Yani silah dağıtabilecek AKP İstanbul gençlik

44:02 kollarına bile silah dağıtabilecek kurum neresi olabilir? Emniyet değilse, İçişleri Bakanlığı değilse, e zaten askeri olmayacağına göre neresi olabilir? Devam edelim. Ve maalesef üzülerek ifade ediyorum. O dönem adeta arka kapıdan dolaşılarak bizim bilgimiz haricinde bizim bilgimiz haricinde bazı operasyonlar yapılmış. Bazı operasyonlar yapılmış olduğunu öğrendik. Bakın bazı operasyonlar yapılmış olduğunu öğrendik. Nasıl öğrenmişler? Demek ki bazı bilgilere ulaşmışlar. Bu bilgiler neler? Bu operasyonlar neler? Ne operasyonu bu? Böyle bir operasyonu kim yapabilir o

44:48 günün ve bugünün Türkiye'sinde? İçişleri Bakanlığı dolayısıyla siyasi irade dışında, hükümet dışında kim yapabilir? Bütün bu soruların cevaplarını ararken Muhammed Kaplan'ın o açıklamasına gidelim. Tümden aşağıya doğru. Sonra oradan tüme vararak yukarıya doğru geri defalarca çıkarız. Selim Temurc'nin bir açıklaması var daha sonra Tele1 ekranlarında diyor ki, "Kandırıldığımı hissediyorum." Bakın kandırıldığımı hissediyorum. Hangi konuda? Tabii ki 15 Temmuz konusunda bundan bahsediyorlar. Çünkü birileri diyor, birileri darbe öncesi ve darbe sonrası bu milleti birbirine kırdırmak için silah dağıtmışsa bu alçaklığı bizim ortaya çıkartmamız

45:33 lazım diyor. Bakın birileri darbe öncesi ve darbe sonrası bu milleti birbirine kırdırmak için silah dağıtmışsa Selim Temurc'nin o açıklamalarında burada kastettiğinin darbeciler olmadığı çok net zaten. Yani çok açık bir şekilde zaten bunu söylüyor. Başka bir yerden bahsediyor. O yüzden zaten diyor ki 15 Temmuz'dan beri benim içimi acıtan ve peşimi bırakmayan bazı olaylar var. Bazı olaylar var. Ve ne diyor bakın? Bu milleti birbirine kırdırmak isteyen birileri var. Bunun için silah dağıtıldı diyor. Bu ne demek? Aslında o gece birileri birilerini vursun, öldürsün, kan dökülsün. Millet birbirini kırsın. Ne kadar çok insan ölürse o kadar iyi. Ne kadar çok kan dökülürse o kadar iyi

46:19 demektir bu. Bunun için bir şeyler tezgahlandı demektir bu. Bunun için silahlar dağıtıldı demektir bu. O yüzden Muhammed Kaplan'a işte inelim tüme doğru. Tümden gelip aşağıya doğru gidelim işte oraya varalım. Ne diyor bize? MIT verdi bu silahları diyor. Selim Temurci ne diyor? Yukarıya çıkıyoruz. Tüme doğru varalım. Ne diyor Selim Temurci? AKP İstanbul gençlik kollarına birileri silah dağıttı diyor ve bu İçişleri Bakanlığı değil emniyet değil diyor. Bir operasyon çekildi. Arka kapıdan bize operasyon çekildi ve amaç milleti birbirine kırdırmaktı diyor. Kan dökülmesi için bunlar yapıldı diyor. Kim yaptı peki bunları? Hani az önce bazı örnekler verebilirim demiştim ya. Evet.

47:04 Tek başına dış güçler değil. Ulusal ve uluslararası bir mutabakat var. birilerinin hedeflerine ulaşılabilmesi için iç veya dış, ulusal ya da uluslararası ama Türkiye ile alakalı hedeflerine ulaşılabilmesi için bunun olması gerekiyordu. Neyin olması gerekiyordu? Silahların kullanılması gerekiyordu. İnsanların ölmesi gerekiyordu. Ne kadar çok insan ölürse o kadar iyiydi. Ve bu kanlar üzerine zaten yeni bir sistem kurulacaktı. Yeni bir rejim kurulacaktı. Onun için bunlara ihtiyaç vardı. O yüzden işte Muhammed Kaplan'ın mahkemede bize bu silahları MIT verdi demesi önemli. O yüzden konuşmaya değer. O yüzden ihmale gelmez. Defalarca dönüp dönüp konuşsak yeridir.

47:50 Şimdi buradan da başka bir şey hatırlatacağım size. Sedat Peker'i, Selim Temurcuyu'yi yavaş yavaş geride bırakıyoruz. Geliyoruz Ümit Özdağ'ın açıklamalarına daha önceden. Ne demişti? Sadat Başkanı Adnan Tanrıverdi hatırlatmıştı. 15 Temmuz öncesi birliklerin ele geçirilmesi ile ilgili siviller tarafından çalışmalar yapıldığını siviller tarafından hangi siviller bunlar? Darbe girişimi gecesi birliklerin önüne kamyonların çekilmesini, kendilerinin düzenlediğini itiraf etmesini Adnan Tanrıverdi'nin Sadat başkanı Adnan Tanrıverdi bunları söylüyor ki kendisi cumhurbaşkanı başdanışmanlarından bir tanesi o sırada. Ve Ümit Özdağ da bunları hatırlatıyor. Diyor ki Adnan Tanrıverdi bunları söylemişti

48:37 ve buradan bazı iddialarda bulunuyor. Keza yine başka bir açıklamaya daha götürüyorum buradan sizi. Nihal Olçon hemen daha darbenin 1. yıl dönümünde tekte Fatih Altaylı'ya verdiği röportajlar ve daha sonra verdiği başka röportajlarda ısrarla bakın ısrarla şunu söyledi. Eşim Erol Olçok ve oğlum Abdullah Tayyip'i Abdullah Tayyip Olço'u bilerek vurdular ve vuranlar sniperlardı. Keskin nişancılardı. Ve işin enteresan tarafı onların da o gece infaz edildiğini söyledi ama bu olayın üstünün kapatıldığını söyledi. Buradan ne anlıyoruz? Vuranların darbeciler olmadığını anlıyoruz. Çünkü darbeciler olsa niye üstü kapatılsın?

49:23 Niye habersizce infaz edilsinler ve susturulsunlar? Susturulsunlar vuranlar. Tam tersine ifşa edilmeleri gerekiyordu. Onları vuranların kahramanlaştırılması gerekiyordu. Madalyalar takılması gerekiyordu. Medyaya çıkarılması, röportaj üzerine röportaj verdirilmesi gerekiyordu normalde değil mi? Bunun üzerine bir destan yazılması gerekiyordu. Ama hala dahi bugün bile Nihal Oğlço'un açıklamaları dışında bununla ilgili tek bir şey söylemiş bir kişi bile yok. Hiçbir insan yok. Yani bu hala Nihal Olço'nun iddiası olarak karşımızda duruyor. Ama Nihal Olçok bunu kendinden çok emin bir şekilde üstüne basa basa defalarca

50:11 söyledi. Ve ve bakın burada enteresan olan noktalardan bir tanesi o sırada İstanbul İl Emniyet Müdürü olan Mustafa Çalışkan'a Meclis 15 Temmuz Araştırma Komisyonunda bu soru soruldu. Oraya ifade vermeye gittiğinde bu soru soruldu. Şu anda AKP'de olmayan ama o sırada AKP İzmir milletvekili olan Hüseyin Kocabıyık dedi ki, "Erol Olçak, Erol Olçoğ'un şehit edilmesi olayı çözülebilir mi?" Ve bakın Mustafa Çalışkan bu soruyu nasıl cevapladı? Affedersiniz. Şimdi bir olayı çözmek kısmı ile ilgili tam bir şey söyleyemeyeceğim. Çünkü genel bir tahkikat var ve o devam ediyor. Eğer hangi silahtan çıktığını o

50:56 mermiyi tespit edersek çözülür. Kamera kayıtları inceleniyor. Daha başka şeyler inceleniyor. Şu an için bir şey diyemeyeceğim ama detayda elde ne varsa detaylı incelenir. Daha bakın o zaman yıl 2017 daha başlardayız ve inceleme devam ediyor diyor. Eğer silahı ve mermiyi tespit edersek çözülebilir diyor. Peki 10 yıl geçti. Tespit edildi mi? Hayır. Bu dava sonuçlandı mı? Evet. Davada kararlar verildi. Darbeciler cezalandırıldı. Ağırlaştırılmış mühebbet hapis cezalarına çarptırıldı. Ama hala ne hikmetse bu incelemelerin, bu detayların sonucuna ulaşamadık. Bir Allah'ın kuluda çıkıp açıklamadı bunları. Erol Olçok ve oğlunu hangi

51:43 silahın vurduğunu, hangi merminin hangi silahın vurduğunu ve o silahın kime ait olduğunu en envanterde kimin üzerine kayıtlı olduğunu öğrenemedik. Bu yok. Hadi diyelim ki o gece işte envanterdeki silahlar rastgele birileri tarafından alındı ve kullanıldı ama ne diyor? Kamera kayıtları inceleniyor diyor. Ne oldu peki o inceleme? O iş ne oldu? Bir şey çıkmadı mı? Bakın orada kameralar var köprüde. Hatta şunu da hatırlatacağım size. O gün oradan canlı yayın yapan sivil halktan sıradan vatandaşlar var. Periskop üzerinden diyorlar ki bakın köprüde sniperlar var. Halkın üzerine ateş ediyorlar. Diyor canlı yayında. Bunu sıradan bir vatandaş söylüyor. Periskop canlı yayınında görüntülü. Görüntülü. Daha sonra

52:29 Hürriyet Gazetesi de bir fotoğraf paylaştı. Birkaç gün bunun yayını devam etti. Hatta o zaman AKP yandaşları Twitter'da bunu çok köpürttüler. Keskin nişancılar yerleştirildiğini. Çünkü onlar şöyle düşünüyorlardı. Darbeciler bir yerlere keskin nişancılar yerleştirmişler ki halkı öldürebilmek için. Sonra bunların hepsi bıçak gibi kesildi. Bunların bazıları silindi. Neden? Çünkü güncelleme geldi. Tıpkı Hulus Akar da güncelleme geldiği gibi başkalarına da güncelleme geldiği gibi. Çünkü bunların gizlenmesi gerekiyordu. Çünkü onlar darbeciler değildi. Başkalarıydı o ateşe açanlar. Erol Ololok ve oğlu o gece öldürüldü. Neredeyse hiçbir detay açıklanmadı.

53:14 otopsies bütün bunların hepsi bazı gazetelerde haber oldu ama böyle biz göğsünü gere bunları açıklayan birilerini göremedik. Bakın olayın üzerinden 10 yıl geçmiş hala bireysel mermi ve failler eşleştirmesi hiç yapılmamış veya yapılmışsa bile hiç açıklanmamış. Hala kamuoyuna sunulmamış durumda. Olçukların tam olarak hangi silahtan çıkan mermilerle vurulduğu bir balistik eşleştirmeyle de bir incelemeyle de delillendirilerek kamuoyuna açıklanmış değil. Çok enteresan değil mi bunlar? Bakın düşünün. Erol çok kim? Birazcık yani siyaseti bilenler illaki gazeteci olmanıza bile gerek yok. Yani gündemi takip eden herkes bilir ki Erol Oğlçok

54:01 çok önemli bir adam Tayyip Erdoğan için. Bakın ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasından önce bile bırakın başbakanlığını cumhurbaşkanlığını İstanbul Belediye Başkanı olmasından önce bile yanında olan, kampanyalarını yürüten, başdanışman sıfatını da taşıyan, onun da ötesinde yani danışmanlığın da ötesinde çok yakın yol arkadaşlarından olan her türlü muhabbeti yaptığı sırdaşlarından bir tanesi Erol Olçak. Çok yakın birisi, en yakın halkadan birisi, birçok sırlarına da vakıf olan birisi Erol Olçum. Böylesine önemli bir yol arkadaşı, dava arkadaşı öldürülecek ve bu olayın üstü kapatılacak. Balistik incelemesi bile doğru düzgün yapılmayacak. O kameralar bile doğru

54:46 düzgün incelenmeyecek ve bu silahlar, bu mermiler açıklanmayacak. Vuran kişiler açıklanmayacak, ifşa edilmeyecek ve Tayyip Erdoğan buna müsaade edecek. Öyle mi? Tayyip Erdoğan bunun üzerinin örtülmesine seyirci kalacak. Yani şimdi bakın kümesteki güvercinin dürtüklenmesine kadar her şeye karışan Erdoğan oraya varıncaya kadar her şeye karışan Erdoğan ve bu kadar intikamcı olan ve bu kadar kindar olan Erdoğan bunu böyle bırakacak. Öyle mi? Hani diyor ya ben bunu senin yanına o şekilde bırakmam diyor ya Can Dündara. Orada onu diyor da bundan onun için normalde 100 kat daha önemli olması gereken bir hadisede bir arkadaşının kanının yerde bırakılmasına müsaade eder mi? Demek ki

55:31 başka bir şey var burada. O silahlar, o silahlara gidiyoruz yine. O silahlar hangi silahlar? Kimlere dağıtıldı bu silahlar? Kimler görevlendirildi? Oradan bir daha gidelim o mahkeme salonuna ve Muhammed Kaplan'a bir daha kulak verelim bakalım. bize o silahları mit verdi. Hadi onlar çeteler. Bir de demek ki daha başka keskin nişancılara dağıtılan silahlar da var. Amaç var. Bir amaç var demek ki. Ve işte o amacın da gizlenmesi gerekiyordu demek ki. Bundan dolayı şimdi ben çok detaylarına girmeyeceğim. Bazılarından o yazımda bahsetmiştim. Bir başka yazım daha vardı. Sniperlar da doğum yıl dönümünü kutladı mı diye. Bu Erol Çok olayı üzerine yazmış olduğum bir yazıydı. Ona da bakabilirsiniz. Orada da birçok örneği sıralamıştım.

56:17 Yani o zamanki görgü tanıklarının sahada olan ve nerelerden ateş edildiğini gören bazı minibüslerden, bazı otomobillerden, darbecilerin olmadığı başka yerlerden, Nakkaştepe'den tepeliklerden, gelen ateşlerden ve vurulan insanlardan bahsediliyor. Mesela Ahsen TV'de, hükümet yandaşı olan Ahsen TV'de konuşan birisi var. Bir görgü tanı var mesela. Bunlara girip YouTube'dan bulabilirsiniz. Ben de o yazıda bahsetmiştim. Tek tek onları sıralarsam çok daha fazla uzayacak şimdi. Ama o Periskop canlı yayınları, o Twitter paylaşımları, sosyal medya paylaşımları sayısız örneği vardı aslında. Sayısız örneği vardı. Bütün bunların görülmesi gerekiyor. Ben bir tanesini şimdi örnek olarak vereyim. Mesela Avukat Fatma Benle 17 Temmuz saat

57:05 14.12'de yaptığı bir paylaşım. diyor ki, "Nasıl gözü dönmüş aşağılık bir zihniyet borsanın tepesine sniper yerleştirip halka ateş eder." Bakın borsanın tepesine dahi, borsa binasının tepesine dahi sniper yerleştirilmiş ve tweet şöyle devam ediyor. Fatma Benli'nin tweeti. "Borsa önündeki ölü ve yaralılarımız da hedef yapılmış." diyor. Böyle bir tweet atıyor ve şimdi ben de o bahsetmiş olduğum yazıda bunu alıntılıyorum ve devamında benim ulaştığım bir görgü tanığının anlatımını paylaşıyorum. O da Acı Bademdeki Telekom binasının önündeki kalabalığa ateş eden polislerle alakalı, özel harekatçılarla alakalı.

57:51 Ve bakın görgü tanığı da yine cemaatten beri değil. O gün orada olan ve ölen şehit olanların birisinin ailesinden birisi ve şunu söylüyor. Daha gündüz saatlerinde orayı görecek bir binaya özel hareket polisleri geliyor ve diyorlar ki akşam burada bir operasyon olacak. Binayı bu daha doğrusu bu daireyi boşaltmanız gerekiyor deniliyor. Akşam burada bir operasyon olacak. burayı boşaltmanız gerekiyor deniliyor. Onlar dışarı çıkarttırılıyor. Bakın daha gündüz saatleri ve akşam işte oradan o daireden aşağıdaki kalabalığa ateş ediliyor ve 6 kişi 6 kişi orada vurularak şehit ediliyor. Yaralılar da var. Ve dediğim gibi onlardan birisinin

58:38 yakını tanıklardan birisi yani bu bana konuşan. Şimdi bunun gibi daha kaç tane olay vardır kim bilir? Şimdi bütün bunları daha da anlamlı hale getirecek diyorum ya. Hepsi birbiriyle örtüşüyor. Lego gibi oturuyor. Kilitliyor birbirini adeta. Şimdi sizi başka bir yere daha götüreceğim. Bir başka parçaya daha götüreceğim. Nereye? Yine 15 Temmuz Meclis 15 Temmuz araştırma komisyonu toplantılarından birisine o gün de orada İstanbul valisi, dönemin valisi Vasip Şahin dinleniyor ve o sırada AKP İstanbul milletvekili olan Ravza Kavakçı şöyle diyor valiye hitaben. O geceyi değerlendirdiğimizde ilginç bir şekilde bakın ilginç bir şekilde herkesin olması gereken yerde

59:24 olduğunu görüyoruz. Yani vatandaşlarımız belli bir yere yığılmıyorlar. Herkes köprüye gitmiyor mesela. Herkes köprüye gitmiyor ya da herkes farklı bir yerlere dağılıyor. Bu gerçekten ilginç bir şey. Hani Allah'ın lütfu bana göre ama onun haricinde nasıl oldu onu da bilmiyoruz. Yani bakın o kadar enteresan ki şu cümleler diyorum ya. Yani biraz kör değilseniz ideolojik sebeplerle ya da başka sebeplerle şuraya kulak kabarttığınızda her bir detay inanılmaz çarpıcı. Bakın ancak Allah'ın lütfu olabilir diyor. Tıpkı 15 Temmuz için Allah'ın lütfu diyen Tayyip Erdoğan gibi değil mi? Ama maalesef bazı

1:00:10 şeyler böyle Allah'ın lütfu olamayacak kadar yani eee nasıl diyeyim? sadece bununla izah edilemeyecek kadar diyeyim ya da çok büyük, çok uzun ve çok detaylı hazırlıklar gerektiriyor. Diyor ki yani normalde herkes bir yere yığılabilir. Öyle ya kitle hareketleri böyledir. Kitleler böyle hareket eder. Sürü gibi adeta böyle olaylarda, böyle durumlarda birileri bir yere aktığında herkes oraya doğru akar. Çünkü tam olarak bilmezsiniz. Orada bir şey vardır. Herkes oraya gittiğine göre orada bir şey vardır de. Siz de oraya doğru arkalarından yekinirsiniz, koşarsınız. Ama ilginç bir şekilde diyor herkes farklı farklı yerlere dağıldı ve herkes olması gereken yerdeydi. Peki bu size ne

1:00:57 söylüyor? Bunun satır arası şahsen bana şunu söylüyor. Birileri bir şeyleri koordine etmişti. Birileri bir şeyleri sevk ve idare etmişti. Birileri birilerini bir yerlere yönlendirmişti. Başka türlü olamaz. Hele Türkiye gibi yerlerde birbirimizi kandırmayalım arkadaşlar. Hepimiz bu toplumun bir parçasıyız. Bunun içinden geliyoruz. Biliyoruz yani bu refleksleri biliyoruz. Ne hikmetse o gün gündüz saatlerinde boşaltılan bir daire var. Oraya yerleşmiş birileri var ve onun önüne yığılmış bir kalabalık var. Ve ne hikmetse şehit olan 251 kişiden 6 tanesi orada gidiyor. Ve ne hikmetse köprüye yerleştirilmiş veya etrafına o

1:01:42 Nakkaştepe'ye falan yerleştirilmiş sniperlar var ve orada birilerine ateş ediliyor. Bunun Ankara'da da örnekleri var. Genelkurmay yönünde başka yerlerde. Mesela burada da atıf yapacağım bir başka videom daha var. Cihat Yaycı ile ilgili yapmış olduğum bir videoydu. 2020 yılında bakın Cihat Yaycı 15 Temmuz telsis konuşmaları ve 251 Şehit başlıklı videom. Onun da linkini açıklamalar bölümünde bulabilirsiniz. Çünkü orada bazı telsis konuşmalarını paylaşıyorum ve buradan hareketle kimlerin nerelere yönlendirildiğini dakika dakika anlatıyorum. Yani işte kalabalık bir yere sevk ediliyor. Bir organizasyon var. Ankara'da da aynı şey oluyor. İstanbul'da da aynı şey oluyor. Burada

1:02:30 anlamlı hale gelen şey ne? Silahlar. Dağıtılan silahlar. Gerek çetelere, gerek sivil halka, sadatçılara ve o paramiliter unsurlara, o cihatçılara, gerek özel harekatçılara, gerek MİTçilere o etkili ve caydırıcı silahlar diyor ya. Nelermiş acaba? Bilmiyoruz. Mesela yeni konvansiyonel silahlar, yeni silah konvansiyonları falan. Ya bunlar nelermiş? Hem profesyonellere, keskin nişancılara dağıtılan silahlar hem sokakta gezen o kasaplara, kasap diye nitelendirebileceğim insanlara dağıtılan silahlar, boğazı kesilen askerleri hatırlayalım mesela. Bütün bunlar olmayabilirdi. Evet, darbeciler var. Evet, halkın üzerine ateş eden, sivillere ateş emrini veren darbeciler var. Böyle alçaklar var. Ama diğer

1:03:17 taraftan bunun özellikle böyle gerçekleşmesini daha önceden planlamış olan alçaklar da var ve gerçekleşebilmesini garanti altına almak üzere silah dağıtmış olan alçaklar da var. Ve o silahları kullanması için bir yerlere profesyonelleri, keskin nişancıları ve asker polis mitçi birilerini yerleştirmiş olan alçaklar da var. Ve bunun üzerinden siyasi operasyon çeken, ülkenin kaderiyle oynayan, rejim değişikliğine imza atan alçaklar da var. Bütün bunların hepsini bir arada konuşmak zorundayız. Bir tarafı görmezden gelerek değil, bir tarafı kayırarak değil, vicdanlı olarak objektif bir şekilde hepsinin üzerine gitmek zorundayız. Her türlü alçaklar var. Her iki taraftan da birileri bir darbeye kalkıştığı gibi, kalkıştığı gibi

1:04:03 birileri de o akşam halkın nasıl sokağa çıkarılabileceğini düşünün. sabaha karşı olsa diğer bütün darbelerde olduğu gibi sabaha karşı 3 veya 4te olsa hatta darbecilerin kendilerinin de öyle zannettiği gibi, öyle hazırlandıkları gibi diyorlar ya mesela Gökhan Şahin Sönmez Ateşte bunu diyor. Sabaha karşı olsa halkı bu şekilde sokaklara dökemezsiniz. Birileri darbe darbeye kalkıştığı gibi birileri de halkın nasıl sokağa dökülebileceğini, saat kaçta sokağa dökülebileceğini, ne olursa halkın sokağa dökülebileceğini planlıyor. Bunu organize ediyor. Kimlerin nerelere sevk edileceğini de, nerelere hangi nişancıların yerleştirileceğini de organize ediyor.

1:04:49 Yani herkesin herkesin olması gerektiği gibi olması gerektiği yerde olmasını da organize ediyor. Ondan sonra da bir milletvekili Ravza Kavak çıkan diyor ki ya çok enteresan bir şekilde hala şaşırıyorum diyor. Nasıl olduysa diyor o akşam herkes olması gerektiği yerdeydi. Kimse belli bir yöne yığılmamıştı. Mesela herkes köprüye gitmemişti. Baksana şu Allah'ın hikmetine diyor. Allah'ın lütfu diyeceğim ama diyor sizden de doğrusu bazı bilgiler almak isteriz. Vasip Bey diyor, Vali Bey diyor yani nasıl bunu başardınız? Nasıl bu sevk ve idarei yaptınız? Nasıl organize ettiniz? Bunu bize anlatsanız diyor. Peki anlatabiliyor mu vali? Hayır. Tabi

1:05:35 tabii ki anlatamıyor. Çünkü onun yaptığı bir şey değil bu. Başka bir yerde bunlar organize edildi. Nerede? Muhammed Kaplan'ın dediği yerde işte ve o yer ve o yer neresi? Milli İstihbarat Teşkilatı. MIT'in her şeyden haberi vardı. Her şeyden haberi vardı ve her şey bir plan dahilinde hazırlandı. Az önce bahsettiğim gibi Erdoğan'ın Huber'de olacağı bilgisi de bu şekilde önce yayıldı bazı şeylerin. Çünkü ya çok ince hazırlanması lazım. O detaylara çok dikkat edilmesi gerekiyor. Daha sonra Erdoğan'ın Marmaris'e yerleştirilmesi de son dakika Erdoğan'ı alacak timlerin

1:06:20 bilgilendirilmesi de ve o gece o timlerin de Çiğli'de bekletilmesi de saatlerce bekletilmesi ve ancak Erdoğan oradan ayrıldıktan sonra hatta neredeyse İstanbul'a geldikten sonra bunların Marmaris'e gönderilmesi de bu planın içerisindeydi. İşte onun parçaları arasındaydı. Allah'ın lütfuna bakın. Herkes de ne hikmetse tam da olması gerektiği yerdeydi ve olması gerektiği şekilde hareket etti. Mesela o timler yani o timlerin o saatte orada olması gerekiyordu. Çili'de Marmaris'te değil işte. O zaman olması gerektiği yerde olmuyor. Normalde normalde darbeci perspektiften baksak darbecilerin planıyla baksak onların olması gereken yer neresi o saatte? Erdoğan'ın olduğu

1:07:06 yer ama darbenin boşa çıkarılması planı perspektifinden bakarsak, kontrollü darbe, darbe perspektifinden bakarsak nerede olmaları gerekiyor onların? Çivli'de olmaları gerekiyor o saatte. Ve ne hikmetse bakın şu Allah'ın lütfuna ki tam da o saatte oradalar. Hiç şaşmamış yani planlar. Bunların hepsi çok detaylı bir şekilde hazırlanmış ve işte o yerin yani mitin organizasyonuyla televizyonların canlı yayınları, oraya bağlanan komutanlar, Erdoğan'ın FaceTime'a çıkarılması, halkın sokaklara dökülmesi, o silahların kullanılması ve maalesef insanlarımızın şehit edilmesi, canlarımızın yok olması, bir daha ülkemizin hiçbir zaman eskisi gibi

1:07:52 olmaması. Belki de yani temenni ederim ki öyle olmaz ama bir daha hiçbir zaman aynı şekilde olamayacak olması bu şekilde işte sahnelendi. Bu şekilde cereyan etti her şey. Yani Mehmet Eymür'ün dediği gibi raydan çıkmış değil tam rayında ilerlemişti her şey. Ama onun haklı olduğu taraf neresiydi? Bir MIT planı ve programıydı, projesiydi bu. O yüzden de bakın o yüzden de bu olayı soruşturan savcılar dahil aslında bunları gördüler biliyor musunuz? çok erken zamanlarda gördüler. Zaten görünmeyecek gibi değil ki. O yüzden diyorum ancak ahmak olmanız lazım. Ahmak ya da kör olmanız lazım. Ya cemaat nefretinden kör olmanız lazım. Ya AKP yandaşlığından kör olmanız lazım. Bir şekilde kör olmanız lazım. O yüzden

1:08:38 Ankara Cumhuriyet Başsavcıları o dönemin başsavcısı Harun Kodolak ve vekili Necip Cem İşçimen baktılar ki bu işin ucu Hakan Fidan'a gidiyor. Onu alacaklardı. Bakın şüpheli olarak ifadesini alacaklardı. İfadeye çağıracaklardı. Neyden dolayı? Görevi ihmalden dolayı. Bildiği halde, öğrendiği halde darbeyi önlemek üzere yapması gerekenleri yapmamaktan dolayı

…

Share

YouTube Video Özetleri