9.SINIF 2.DÖNEM 1.YAZILI FULL TEKRAR | Maarif Modeli I Edebiyat Sınav Hazırlığı

Kısa Özet

Bu video, 9. sınıf edebiyatı 2. dönem 1. yazılı sınavına hazırlık amacıyla Deniz Hoca tarafından hazırlanmıştır. Video boyunca hikaye, hikaye türleri, bakış açıları, şiirde ahenk unsurları (redif, kafiye), gezi yazısı ve anlatım biçimleri gibi konular detaylı bir şekilde tekrar edilmektedir.

  • Hikaye türleri ve Türk edebiyatındaki gelişimine değiniliyor.
  • Şiirde ahenk unsurları (ölçü, kafiye, redif) detaylı bir şekilde açıklanıyor.
  • Gezi yazısının özellikleri ve edebiyatımızdaki önemli örnekleri üzerinde duruluyor.
  • Anlatım biçimleri ve düşünceyi geliştirme yolları anlatılıyor.

Giriş

Deniz Hoca, 9. sınıf edebiyatı 2. dönem 1. yazılı sınavına hazırlık için bu videoyu hazırladığını belirtiyor. Sınavda çıkabilecek konuların tamamını tekrar edeceklerini ve sınavdan yüksek not almak için yazılı sınavı provaları yapacaklarını söylüyor. Ayrıca, diğer dersler için de Maarif Sınıfı WhatsApp kanalında çalışmalar yapıldığını duyuruyor.

Hikaye Nedir?

Hikayenin tanımı yapılıyor: Gerçek ya da gerçeğe yakın olayların okuyucuda heyecan uyandıracak şekilde anlatıldığı edebi metinlerdir. Hikayenin dört yapı unsuru (olay örgüsü, kişi, zaman, mekan) olduğu belirtiliyor. Türk edebiyatında hikayenin gelişimine değiniliyor ve Tanzimat döneminin ilklerin dönemi olduğu vurgulanıyor. Ahmet Mithat Efendi'nin "Letaifi Rivayet" adlı eserinin ilk hikaye örneği olduğu, ancak batılı anlamda ilk modern hikayenin Sami Paşazade Sezai'nin "Küçük Şeyler" adlı eseri olduğu belirtiliyor. Milli Edebiyat döneminde Ömer Seyfettin'in hikayeciliği ön plana çıkıyor. Cumhuriyet dönemiyle birlikte Kurtuluş Savaşı deneyimi ve sosyal dönüşümler hikayelere yansıyor. 1930'lardan sonra birey merkezli ve psikolojik derinlikli anlatımlar öne çıkıyor. Sabahattin Ali, Memduh Şevket Esendal ve Sait Faik Abasıyanık gibi önemli hikayecilerden bahsediliyor.

Hikaye Çeşitleri

Hikayeler olay hikayesi ve durum hikayesi olarak ikiye ayrılıyor. Olay hikayesinde bir olay merkezde olup serim, düğüm, çözüm bölümleriyle aktarılırken, durum hikayesi bir an veya kesit üzerine kuruludur ve merak unsuru ön planda değildir. Olay hikayesinin dünyadaki temsilcisi Maupassant, Türk edebiyatındaki temsilcisi ise Ömer Seyfettin'dir. Durum hikayesinin dünyadaki temsilcisi Anton Çehov, Türk edebiyatındaki temsilcisi ise Sait Faik Abasıyanık'tır. Olay ve durum hikayelerinin özellikleri ve farkları bir tablo üzerinde karşılaştırılıyor.

Anlatıcı Bakış Açıları

Anlatım, duyguların, düşüncelerin, hayallerin, olayların ve durumların başkalarına aktarılmasıdır. Edebi eserlerde olayları görüp aktaran kişiye anlatıcı denir. Üç farklı bakış açısı vardır: kahraman, gözlemci ve ilahi (tanrısal/hakim). Kahraman bakış açısında, olayların merkezindeki kahraman kendi ağzından (birinci ağız) olayları aktarır. Gözlemci bakış açısında, anlatıcı olayların dışında kalır ve bir kameraman gibi gördüğü durumları aktarır (üçüncü ağız). İlahi bakış açısında ise anlatıcı, olayların öncesi ve sonrası olmak üzere her türlü ayrıntısına sahiptir, karakterlerin iç dünyasını, düşüncelerini ve duygularını okuyucuya aktarır (üçüncü ağız).

Şiir Bilgisi

Şiirde nazım birimi, ahenk unsurları (ölçü, kafiye, redif, ses tekrarları, aliterasyon, asonans) gibi konular ele alınıyor. Nazım birimi, şiiri oluşturan dizelerin anlamca kümelenişidir ve dize (mısra), beyit, dörtlük, bent gibi türleri vardır. Ahenk, şiirde uyum demektir ve ölçü, kafiye, redif gibi unsurlarla sağlanır. Hece ölçüsü, dizelerdeki hece sayılarının eşit olması esasına dayanır ve Türk şiirinde sıkça kullanılır. Aruz ölçüsü ise Arap edebiyatından gelmiş ve Divan edebiyatında kullanılmıştır; hecelerin açıklık kapalılık durumuna göre belirlenen kalıplara dayanır.

Ahenk Unsurları: Redif ve Kafiye

Redif, dize sonlarında tekrarlanan aynı görev ve anlamdaki ekler, kelimeler veya kelime gruplarıdır. Kafiye ise redifin dışında kalan ses benzerlikleridir. Kafiye çeşitleri: yarım kafiye (bir ses benzerliği), tam kafiye (iki ses benzerliği), zengin kafiye (üç veya daha fazla ses benzerliği), cinaslı kafiye (aynı yazılıp farklı anlama gelen kelimelerin tekrarı), tunç kafiye (bir kelimenin diğer kelime içinde aynen yer alması).

Kafiye Şeması

Kafiye şeması, dizelerin kafiyeleniş düzenine göre verilen isimlerdir. Düz kafiye (aaax), çapraz kafiye (abab), sarmal kafiye (abba), mani tipi kafiye (aaxa) ve örüşük kafiye (aba, bcb, cdc...) gibi çeşitleri vardır.

Gezi Yazısı

Gezi yazısı, bir kişinin gezip gördüğü yerler hakkında bilgi vermesi, gezdiği yerlerin kültürünü, geleneklerini, coğrafi zenginliklerini ve insanların yaşam biçimini edebi bir üslupla anlatmasıdır. Gezi sırasında görülen yerlerin ilgi çekici yönlerini anlatmak esastır. Gezip gören kişiye seyyah, bu kişilerin yazdığı metinlere ise seyahatname denir. Edebiyatımızdaki ilk gezi yazısı Seydi Ali Reis'in "Miratül Memalik" adlı eseridir. En meşhur gezi yazısı ise Evliya Çelebi'nin "Seyahatname"sidir. Gezi yazılarında betimleyici, öyküleyici ve açıklayıcı anlatım biçimleri kullanılır.

Anlatım Biçimleri

Dört temel anlatım biçimi vardır: açıklayıcı anlatım (bilgi vermek amacıyla kullanılır), tartışmacı anlatım (bir düşünceyi savunarak karşıt görüşü çürütme amacı güder), betimleyici anlatım (gözlemlenen varlıkların detaylarıyla anlatılmasıdır) ve öyküleyici anlatım (bir olayın belirli bir zaman ve mekandaki gelişimini anlatır). Düşünceyi geliştirme yolları: tanımlama, örneklendirme, tanık gösterme, karşılaştırma, sayısal verilerden yararlanma.

Kapanış

Deniz Hoca, videonun sonuna geldiğini ve çok konuştuğu için yorulduğunu belirtiyor. İzleyicilere redif ve kafiye ile ilgili bir soru soruyor ve cevaplarını yorum kısmında paylaşmalarını istiyor. Ayrıca, hangi okulda olduklarını, hedeflerini ve videoyu nereden izlediklerini de yorum kısmına yazmalarını rica ediyor. Bir sonraki çalışmanın yazılı provası olacağını duyuruyor ve izleyicilere başarılar diliyor.

Summarize any YouTube video in seconds

Get summaries like this one for any video, in your language, with the free Summ app.

Download on the Apple Store
Get it on Google Play

Transkript

YouTube Transcript Generator

0:00 Selamlar, sevgiler. Hepiniz hoş geldiniz. Dogun sınıf edebiyat 2. dönem 1. yazı çalışmasına an itibariyle ilk adımı atıyoruz. Bu videoda sınavda sorumlu olduğumuz tüm konuları baştan sona kadar full bir şekilde tekrar edeceğiz. Yani bu videoyu bitirdikten sonra ki mutlaka sonuna kadar seyret. Konu anlamında sınava %100 hazır olacaksın ama yetmez. Çünkü bizim hedefimiz en yukarısı bu sınavdan yüz almak. Bunun için bu videonun dışında en az iki tane yazılı provası ki tahminen 3 tane yazılı provası seninle paylaşacağım. Her yazılı provasında sınavda çıkması muhtemel soruları birlikte çözeceğiz ve bu şekilde konu çalışmaları yazılı provaları ile birlikte o 100'e en yakın notu alacağız. Bundan önceki sınavlarda olduğu gibi yani bomba gibi çalışmalara başlıyoruz. Ama unutma sadece edebiyat dersinden değil şu anda da ekranda gördüğün

0:45 kıymetli öğretmen arkadaşlarım videonun açıklamalar kısmında yer alan Maarif Sınıfı WhatsApp kanalında senin için diğer derslerde de çalışmalar yapıyor. Mutlaka aramıza katıl. WhatsApp kanalına katıl ve bu çalışmalardan faydalan diyorum ve ekran değişsin. Hemen çalışmalarımız başlasın. Bu anlatımları nereden yapıyorum? Şu elimde tuttum. Onu da göstermiş olayım. 9. sınıf edebiyat video ders notları kitabından tüm çalışmaları yapıyoruz arkadaşlar. Aynı zamanda yazılı provaları da bunun içerisinde yer alıyor. Biliyorsunuz geçen sene sadece 9. sınıflarının dersine girdim. Marif modelde hem kendi okulumda hazırlamış olduğum sınav kağıtlarını hem de YouTube'da çözmüş olduğum sınav kağıtlarını bu kitabın içerisine ekledim. Mutlaka yararlan diyorum. Ve sayfa 71'de bizim bu videoda ele alacağımız konular var. Hikaye nedir? Daha çok hikaye türlerine. Sonra bakış açıları. Sonra şiirde ahenk

1:32 unsurları redip kafiye çok çok önemli. Gezi yazısı anlatım biçimleriyle biz dersimizi bitirmiş olacağız. Ama öncelikle şöyle gel hikaye nedir? Bir göz atalım. Gerçek ya da gerçeğe yakın olay ve durumların okuyucuda heyecan, zevk uyandıracak şekilde kısaca anlatıldığı edebi metinlere biz hikaye diyoruz. Değil mi? Hikayenin böyle bir tanımını yapabiliriz. Ve hikayenin dör tane yapı unsuru vardır. Sadece hikaye değil, bütün anlatmaya bağlı metinlerde mesela romanda da, Mesnevide de, destanda da değil mi? Ne olacak? 1. Olay örgüsü, 2. kişi, 3. Mekan olmak durumunda değil mi? Dolayısıyla aynı şey bu hikaye için de geçerli. Bununla birlikte Türk

2:17 edebiyatına hikayenin gelişimine bakalım. Evet, hikayeyi öğrenmiştik bundan önceki temalarda zaten karşımıza çıkmıştı. Gerçek ya da gerçeğe yakın olayların anlatıldığı edim metinlere biz hikaye diyoruz. Olay, kişi, zaman ve mekan gibi dört tane yapı unsuru vardır ve kendi içerisinde iki ayrılır. Onu birazdan detaylı olarak ele alacağız. Olay öyküsü ve durum öyküsü olarak. Ama bizim edebiyatımıza ne zaman geldi? İlkler nedir? Bunlar önemli arkadaşlar. Tanzimat dönemi. Ben hep şunu vurguluyorum. Türk edebiyatının bir haritası vardır dersimizin. O da Türk edebiyatının dönemleri. Türk edebiyatı kendi içerisinde üç ana dönemde incelenir. Bir, İslamiyet öncesi Türk edebiyatı. 2. İslamiyet etkisine gelişen Türk edebiyatı. 3 ise batı etkisine geliştiren Türk edebiyatı. İşte batı etkisine gelişen Türk edebiyatının ilk dönemi Tanzimat dönemidir. Biz bu dönemde ne yapıyoruz? Yüzümüzü batıya

3:04 dönüyoruz ve batıyı tanımaya başlıyoruz. Özellikle Fransız edebiyatını ve bakıyoruz ki orada hikayeler var. Orada romanlar var. İşte biz de o hikaye ve romanların ilk örneklerini Tanzimat döneminde veriyoruz. İlklerin dönemi Tanzimat'tır. Unutma. Şöyle bakacak olursak Osmanlı'nın batıya açılışıyla geleneksel anlatıdan modern kısa hikaye geçiş başlar. Peki hikayeden önce ne vardı? Ben size söyleyeyim. Mesnevi vardı. Halk hikayeleri vardı. Ama artık biz Tanzmatla birlikte batıdaki o kısa hikayeleri, modern hikayeleri gördük ve geçiş başladı. Ahmet Mithat Efendi türü halka sevdirmek için yani bu hikayeyi halka anlatmak sevdirmek için didaktik anlatıcı müdahalesi yüksek örnekler veriyor ve ilk hikaye örneğimiz unutma Layifi rivayettir. O yerli hikayeciliğin

3:51 ilk büyük külliyatı eseri olarak kabul görür. Ama eserde kusurlar vardır. Yani batıdaki hikaye gibi değildir. Peki hocam batıdaki hikaye gibi hikayenin ilk örneklerini kim vermiştir? İşte orada da devreye Sami Paşazade Sezai giriyor. Sami Paşazade Sezai'nin Küçükşeyler adlı kitabı var. O batılı anlamındaki ilk modern hikayemiz olarak kabul görmektedir. Yani ilk hikaye eserimiz Letaifi rivayettir. Ancak arkadaşlar batılı anlamındaki ilk hikaye eserimiz neymiş? Küçük şeyler adlı kitapmış. Asla unutmayacaksınız. Geliyoruz daha sonra Tanzimat'tan sonra Servet Fun var. Servet Funda çok fazla gelişme olmuyor. Milli edebiyat döneminde artık 1911 yılında başlıyor. Dil sadeleşiyor. Zaten Milli Edebiyatın temelinde dilin sadeleşmesi vardır. Ve artık İstanbul değil, Anadolu memleket gerçekliği ve

4:37 yanlış batılaşma gibi konular işleniyor ve Milli Edebiyat döneminde Ömer Seyfettin devreye giriyor. Yani bugün Ömer Seyfettin denildiği zaman hepinizin aklına zaten hikayeler gelmiyor mu? Geliyor. Türk edebiyatına hikaye denildiği zaman Ömer Seyfettin gelmiyor mu? E geliyor. İşte bu kadar önemli bir isimdir. Ömer Sefettin. Ve bununla birlikte Refik Halit Karay yine bu dönemde ön plana çıkan bir başka hikayeci oluyor. Ama bunun dışında Yakup Kadri var, Halide Edip var, Reşat Nuri var. Onlar da hikaye yazıyor ama ilk başta Milli Edebiyat döneminde Ömer Sepetin'i göreceğiz. Sonra 1923 oluyor. Yani cumhuriyet ilan ediliyor. Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor ve sanata ayrıca bir önem veriliyor. Ve ilk yıllarda zaten milli mücadele sonrasında cumhuriyet kuruluyor. Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor. Cumhuriyet ilan ediliyor. Dolayısıyla Kurtuluş Savaşı merkezde. Dolayısıyla Kurtuluş Savaşı

5:22 deneyimi ve yeni rejimin doğurmuş olduğu sosyal dönüşümler bu dönemdeki hikayelere yansıyor. Ve bu dönemde de özellikle şu bak altını çizmek istiyorum. Refik Halit Karay'ın memleket hikayeleri önemli bir örnek oluyor. Anadolu ve Anadolu'daki insanlar anlatılıyor. Dolayısıyla bu da önemli. Fakat 1930'lara geldiğimiz zaman artık yavaş yavaş konuların değiştiğini görüyoruz. Yani Milli Edebiyat'ta Anadoluydu. Cumhuriyetin ilk yıllarında, ilk 10 yılında evet Anadoluydu. Memleket de Anadolu insanıydı. işleniyordu. Ancak 1930'lardan sonra artık bir değişim başlıyor. Konu çeşitleniyor. Yani Kurtuluş Savaşı, Milli Mücadele, Anadolu insanıyla birlikte birey merkezli ve psikolojik derinlikli anlatımlar öne çıkıyor. Ve bu dönemde Sabahattin Ali

6:07 önemli bir hikayeci. Onun değirmeni, kağanısı, Sırça Köşkü önemli hikaye eserleri. Memdü Şevket Esendal önemli çünkü durum hikayesinin edebiyatımızdaki ilk örneklerini veriyor. Bununla birlikte tabii ki Saide Fik abası yarım çok önemli. Çünkü edebiyatımızda durum hikayesi denildiği zaman hemen yazalım aklımıza direkt Sait Payık abası yanık geliyor. Olay hikayesinde Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay ancak durum hikayesi dediği zaman akla direkt Sait Faik Abbası yanık gelmeli. Bununla birlikte Memlü Şevket Esendal'ın da ilk durum hikayesi örneklerini verdiğini unutmayacaksın. Sonra arkadaşlar zaman ilerliyor, ilerliyor, ilerliyor. I Dünya Savaşı'na geliyoruz. Artık yeni sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor. Mesela toplumsal değişim var. Çok hızlı bir şekilde köyden kente göç var. Köylülerin sorunları var. Sanayileşme var. İşçi

6:54 sınıfının sıkıntıları var. İşte bunları anlatan hikayeler yazılmaya başlanıyor. Mesela Orhan Kemal'in ilk öykü kitabı Ekmek Kavgası bunu anlatır. Tarık Buğra genellikle bireyin iç dünyasını yani psikolojiyi ön plana çıkaran hikayeler yazar. Talip Apaydın o da yine Anadolu gerçekliğini yani toplumsal sorunları anlatan bir sanatçı olarak göze çarpar. Yani özetleyecek olursak biraz fazla konuştum. Tanzimat döneminde biz ilk hikaye örneklerini veriyoruz. Ancak artık cumhuriyetle birlikte psikolojik derinlik ve Anadolu'yu işleyen bir hikaye anlayışı çıkıyor. Ancak 1930'lar ve 50'lerden sonra ise birey merkezi yoğun olan yani birey merkezi alan aynı zamanda toplumdaki sıkıntıları, köylülerin sıkıntıları, büyükşehirdeki insanların yaşamlarını, işçilerin

7:40 sıkıntılarını anlatan hikayelerde verilmeye başlanıyor. Bir çeşitlenme var. Dolayısıyla baktığımız zaman Türk edebiyatının en dinamik türlerinden birisi hikayedir. Yani hikaye gördüğünüz gibi farklı dönemlerde farklı özelliklerle karşımıza çıkıyor. Ama tekrar toparlayacak olursam özetlemek istiyorum. Tanzimat dönünde biz ilk hikaye örneklerini veriyoruz. Değil mi? Hikaye gerçek ya da gerçeğe yakın olayların anlatıldığı bir metin türüydü. Dört tane yapı unsuru vardı. kişi, olay, zaman, mekan olmak üzere kendi içerisinde iki ayrı türe ayrılıyordu. Olay hikayesi ve durum hikayesi. Ve Tanzimatta biz ilk örneklerini verdik. İlk örnekleri Taif rivayetti. Ahmet Mitthat Efendi yazmıştı. Daha sonra Küçükşehirler adlı eserle batılı anlamındaki ilk hikaye örneğini Sami Paşazade Sezay veriyordu. Ve daha sonra

8:27 Milli Edebiyat dönemine geldiğimiz zaman çok büyük bir ismi olan hepimizin bildiği Ömer Sefettin devreye giriyor ve cumhuriyetten sonra durum hikayesinde ise Sait Faik Abbası Yanık devreye giriyor. Durum hikayesinin en güzel örneklerini o veriyor. Bu şekilde özetleyebiliriz hikayemizi. Ama şimdi daha önemli bir nokta var. O da hikaye çeşitleri. Hikayeler kendi içerisinde olay hikayesi, hemen çizelim ve durum hikayesi olarak ikiye ayrılır. Arkadaşım şimdi olay hikayesine bakalım. Zaten isimler bize çok güçlü ipucu veriyor. Olay hikayesinde bir olayı merkeze alarak serim, düğüm, çözüm bölümleri sırayla aktarılır arkadaşlar. Bu tarzda oluşturulmuş hikayelere biz olay hikayesi diyoruz. Tekrar söylüyorum. Bir olayı merkeze alarak serim, düğüm, çözüm yani giriş, gelişme, sonuç olarak da

9:13 bunu isimlendirebiliriz. Bu bölümler şeklinde olayı sonucuyla okuyucu aktaran hikayelere biz olay hikayesi diyoruz. Serim, düğüm çözüm bölümleri olmazsa olmazdır olay hikayesi için ve hikayenin merkezinde olaylar yer alacaktır. Zaten isminden de bunu net olarak anlayabiliyoruz. Gözlem önemlidir. Neden? Çünkü olay aktarıyorsun. Gözlemlemeden nasıl aktaracaksın? Bununla birlikte kişilerin fiziksel ve ruhsal özellikleri de bu olay hikayesinde aktarılır. Ama daha çok merkezde ne vardır? Altını çizerek vurgulamak istiyorum. Olaylar vardır. Şimdi olaylar anlatılıyorsa düşünsenize bir olay anlatıyorum. Girişini anlattım, gelişmesini anlattım. Yani düğüm bölümünü anlattım. Heyecan dorukta olur, değil mi? Dolayısıyla merak ve heyecan unsuru sürekli ön planda tutulur olay

9:58 hikayesinde. Yani merak, heyecan unsuru varsa direkt zaten olay hikayesinden bahsediyoruzdur. Ancak durum hikayesinde bu yoktur. Yani durum hikayesi bir an, bir kesit üzerine kuruludur. Dolayısıyla mesela Deniz hoc şu an ders anlatıyor. Bu anın psikolojisi, bu anın içinde bulunduğu durum tamam mı? benim odamın durumu vesaire aktarılır. Dolayısıyla çok fazla merak unsuru ön planda olmayacaktır. Dolayısıyla eğer bir merak, heyecan varsa, serim, düğüm çözüm bölümü varsa, olaylar merkezdeyse direkt aklımıza olay hikayesi gelecek. Peki olay hikayesinin dünyadaki temsilcisi kimdir? Mapusant'tır arkadaşlar. Bu türün dünya edebiyatındaki en önemli ismi Mapusant'tır. O yüzden tüm dünyada bu tarzdaki hikayelere Mapusan tarzı hikayeler de denir. Niye? Çünkü en önemli temsilcisi Mapusantır. Bununla

10:45 birlikte sahip olduğu özellikler nedeniyle mini bir roman olarak da kabul görür. Çünkü roman gibi bir olayın başını, ortasını ve sonunu anlatır ki burada da görüyoruz zaten. Serim, düğüm, çözüm bölümlerinden oluşur. Bu bölümler olay hikayesi için olmazsa olmazdır. Peki en önemli temsilisi dünyada Mapusantır dedik ama bizim edebiyatımızda kimdir? Ömer Seffettin'dir. Az önce de aslında ifade etmiştim. Olay hikayesini zaman direkt Ömer Sefettin akla gelir. Ama onun dışında Refik Halit Karay, Reşat Nürgüntekin, Yakup Kadri Karosmanoğlu, Sabahattin Ali de yine akla gelen başka isimler olmakta. Şimdi bir örnek okuyalım. Olay hikayesini daha da anlamış olalım. Şimdi olay hikayesinde olayın başı vardır. Olayın kendisi vardır ve bir de olayın sonucu vardır. Değil mi? Dolayısıyla serim, düğüm,

11:31 çözüm bölümleri olacaktır. Olaylar akacaktır. Hemen bakalım. Okul çıkışıydı. Koridorda hızlı adımlarla yürürken Ayşe yerde beyaz bir zarf gördü. Üzerinde sadece şu yazıyordu. Müdür beye teslim edilecek önemli. Ayşe önce etrafa baktı kimse yoktu. Zarfı aldı çantasına koydu ve arkadaşlarına yetişti. O gün zarfı öğretmene vermeyi unuttu. Eve gittiğinde zarf hala çantasındaydı. Merak etti acaba içinde ne var? Acaba açıp baksa mıydı? İş sesi, "Sakın açma. Başkasına ait." diyordu ama merak duygusu ağır bastı. Zarfı dikkatlice açtı. içinde 5.000 ve bir not vardı. Okul tadilatı için gönderilen bağış lütfen makbus karşılığına teslim alınız. Ayşe'nin içi buz kesmişti. Ne yapacağını bilemedi. Parayı zarfla birlikte masanın üzerine koydu. O gece

12:18 uyuyamadı. Sabah olduğunda zarfı düzgünce bantladı. Ertesi sabah soluğu müdür odasında aldı. Dün okulda bunu buldum ama hemen teslim etmedim. Özür dilerim. Çok pişman oldum. Müdür bey zarfı aldı gülümsedi. Dürüstlük bazen geç gelir ama geldiğinde her şey düzelir. Teşekkür ederim Ayşe. O gün Ayşe sadece bir zarf teslim etmedi. Kendi duyduğu güveni, başkalarının ona olan saygısını ve en önemlisi iç huzurunu geri kazandı diyor. Şimdi olayın başı vardı. Olayın gelişmesi vardı ve bir de sonu vardı. Fark tekrar yazıyorum. Olayın girişi serim. Sonra ortası düğüm bölümü. olayların geliştiği yer ve sonunda ne olacak diye merak ettik ve bir sonuca kavuşmuş oldu. Burası da çözüm olarak adlandırılır. Dolayısıyla olay hikayesinde gördüğünüz gibi olaylar var. Olaylar akıyor ve bir sonda karşımızda. Şimdi bakacak olursak

13:04 serim neydi? Ayşe okulda bir zarf bulur. Zarfın üzerine müdüre teslim edilmesi gerektiği yazmaktadır. Sonra zarfı açmama arasında açıp açmama arasında kalır. Açtıktan sonra ne yapacağını bilemez. O bölüm düğüm bölümüdür ve ertesi gün zarfı teslim eder ve olaylar biter. Orası da çözüm bölümüdür gördüğünüz gibi. Dolayısıyla olay hikayesinin özelliklerini görmüş olduk. Ama durum hikayesine bakacak olursak zaten yine isim bana çok önemli ipucu verdi. Durum hikayesi diyoruz. Olaydan çok hayattan alınan bir kesit aktarılır bu durum hikayesinde. Yani olay değil. Günlük yaşamdan bir durum kesit anlatılır. Serim düğüm çözüm bölümlerine sahip değildir. En önemli farklarından bir tanesi budur. Serim düğüm çözüm bölümü yoktur. Okuyucuda bir heyecan ve merak duygusu uyandırmaz. Az önce de söylemiştim. Ve olay örgüsünden ziyade bir tema ön plana çıkar bu olay

13:51 hikayesinde. Ve günlük yaşamda olabilecek her şey hikayenin konusunu oluşturabilir. Her şey herhangi bir sınırlama yok. Gerçi olay hikayesinde de herhangi bir sınırlama yoktu. Bununla birlikte şimdi önemli bir nokta ne demiştik? Şu çözüm bölümü yoktur. Yani bir son yoktur. Dolayısıyla hikaye bitmez. Her şey sona ermez. Dolayısıyla geri kalanlar okuyucunun hayal gücüne bırakılır. Az önce demiştim ki bir heyecan, merak unsuru varsa direkt akla ne gelsin? Şu iki anahtar kelime zaten olay hikayesini ifade ediyor. Fakat hayal gücü geçiyorsa, okuyucunun hayal gücüne bırakıldıysa ya da hayal gücü ifadesi varsa direkt aklına ne gelecektir? durum hikayesi gelecektir. Bununla birlikte kişi ve mekan tamamen tanıtılmadığından, olayda bir kesinlik

14:36 bulunmadığından okuyucun hayal gücü sürekli devrededir. Az önce de söylediğim gibi. Ama bir son yoktur. Bu sonda kime bırakılır? Okuyucunun hayal gücüne bırakılır. Peki dünyadaki en önemli temsilcisi kimdir? Anton Çeodur. Rus yazar. Dolayısıyla bu tarzdaki hikayelere aynı zamanda çov tarzı hikaye de denir. Eğer Mapusan tarzı hikaye kavramı çıkarsa olay hikayesi, Çoovov tarzı hikaye kavramı karşına çıkarsa direkt aklına olay değil durum hikayesi gelsin unutma. Ve Türk edebiyatındaki en önemli temsilcisi Sa Faik Abbasıyanıktır. Direkt yanına birkaç yıldız ekleyebilirsiniz. Ama ilk örnekleri veren isim de Memdü Şevket Esendal olmuştur. Şimdi bir örnek okuyalım. Mesela diğerine bir olay vardı. Olay kışı vardı. Bir son vardı ama burada bunları kolay kolay göremeyeceğiz. Küçük evin çeyresi bir yeryüzü cennetiydi. O güzelim ağaçlar

15:23 arasında cıvıl cıvıl kuşlar öterdi. Bir de siz burada oturanları tanıyın bakalım ne diyeceksiniz. Yazın kapalı odalarda boğucu, sıcak havasızlık. Kışın gene her yer ham gibi sıcak. Üstelik isli duman kokusu. Kısacası can sıkıntısından patlardı insan. Evi ilk ziyaretimin üzerinden hayli zaman geçti. Albay Çika Masov'dan karısıyla kızına selam getirmiştim. Bu ilk ziyaretimi hiç unutmadım. Unutmak elde mi ki sizi evin girişinde karşılayıp salona götürürken yüzünde korku ve şaşkınlık okunan ufak tefek solgun 40 yaşlarında bir kadın cağızı gözünüzün önüne getirin. Şimdi bir olay mı var? Hayır. Evine gitmiş albayın bir haber getirmiş. O görüntüyü ne yapıyor? Evle birlikte bizlere tasvir

16:08 ediyor. Yani bir an var. bu anı bizim zihnimizde canlandırmaya çalışıyor. İşte durum hikayesi budur arkadaşlarım. Az öncekine bir olay akışı vardı. Ancak burada bir durumun betimlenmesi söz konusuydu. Bununla birlikte unutmaman gereken noktalar var. Bir olay örgüsüne değil, tamam mı? Durum öyküsü daha çok bir izlenim ve durumun betimlenmesine dayanır. Metinde bir giriş gelişme sonuç zinciri yerine duygusal atmosfer ve karakterin iç dünyası ön plandadır. Bununla birlikte anlatıcı ilk ziyaretini hatırlatır. Ancak bu ziyaretin sonunda belirgin bir çatışmaya da çözüm yoktur. Dikkat ederseniz yukarıda yani bir çatışma, bir çözüm, bir sonuç var mıydı? Hayır. Peki anlatı boyunca ne vardı? Anımsamalar, gözlemler hep ön plandaydı. İşte bu anahtar kelimeler aslında

16:53 yukarıdaki metnin bir durum hikayesi olduğunu bize bir kez daha kanıtlamış oldu. Ama bitirmiyorum çünkü sınavda çıkması muhtemel bence soru bu. Yani bir metin verilirse bu olay hikayesi mi, durum hikayesi mi bunu anlamanız beklenir. Anlayanlar yüksek not alacaktır. Onu baştan söyleyeyim. Dolayısıyla arasındaki farka yine bir tablo halinde göz atalım. Şimdi olay hikayesi ne demiştik? Serum, düğüm, çözüm bölümlerinden oluşur. Doğru mu? Peki bu seyrim düğüm çözüm bölümleri durum hikayesinde var mı? Hayır yok. Dikkat edersen eksiği verdik. Hikayeler olay ağırlıklıdır. Yani olay merkezdedir. Ancak burada hayattan bir kesit ya da durum merkeze alınır. Bununla birlikte merak, heyecan değil mi? Hatta merak ögesi ve heyecanı da ekleyelim. Ön plandadır. Ancak burada

17:38 merak duygusuna hitap etmek söz konusu değildir. Ve bir son vardır. Yani çözüme kavuşur. Biz buna son diyoruz. Ancak hikayede bir bitmemişlik duygusu vardır ve hayal gücü devreye alınır. Yani ben bitirmedim sonu senin hayal gücüne bırakıyorum der yazar. İşte arasındaki en temel farklar bunlardır. Aklımızda tutalım. Olay ve durum hikayesi tekrar söylüyorum önemli idi. Şimdi gelelim anlatıcı bakış açılarına. Arkadaşlar az önce hikaye örneklerini okuduk. Mesela burada kim anlatıyordu olayı? Olayın merkezinde birisi vardı. O anlatıyordu. Yani burada tamamen birinci ağız söz konusuydu. Peki burada kaçıncı ağız vardı? Burada da sonuç itibariyle Ayşe'nin yaptıklarını gören, duyan birisi vardı ve üçüncü ağızla anlatım

18:24 söz konusuydu. Yani dikkat ederseniz anlatıcılar farklı olabiliyor metinden metine. Yani üç farklı bakış açısı olabiliyor ama iki farklı ağız vardır. Ya birinci ağızdan yani ben kendi hikayemi anlatacağım ya da başkası 3üncü ağızla benim hikayemi anlatacak. İşte bunlara göre bakış açıları değişiyor. Yani diyebiliriz ki önce temelden alalım. Anlatım duyguların, düşüncelerin, hayallerin, olayların ve durumların başkalarına çeşitli iletişim yollarıyla aktarılmasıdır. Edebi eserlerde anlatım yapan yani olayları görüp aktaran kişiye biz anlatıcı diyoruz. Anlatıcı olayları bulunduğu konuma yakınlığına ve hakimiyete göre okuyucu farklı açılardan aktarabilir. Kaç farklı açımız vardır? 3. Kahraman, gözlemci, ilahi, tanrısal yani hakim bakış açısı. Şimdi kahraman bakış açısına bakalım. Bir edebi eserde olay ve durumları okuyucuya aktaran kişinin

19:10 aynı zamanda olayların merkezinde olan kahraman olduğu bakış açısıdır. Yani merkezde kim vardır? Kahramanın kendisi vardır ve kendi ağızıyla yani birinci ağızla bunları aktarırsa direkt orada kahraman bakış açısı olur. Ancak unutma kahraman görebildiği kadarıyla bilgi aktarır. Kişilerin yani başkasının iç dünyasını, olayların gelişimini ya da geleceği bilemez. Çünkü bir kişi ne kadar bilgi sahibiyse o kadın aktarabilir. Şimdi aynı örnek üzerinden farklı farklı versiyonlar sizin karşınıza getireceğim. Mesela bu Karman bakış açısının bir örneği. Asansörü kullanmak aklıma bile gelmemişti. Bak kimin aklı? Benim aklım zaten. Birinci şahıs varsa bu kahramandır. 10 kata kadar merdivenlere ağır ağır tırmandım. Kim tırmandı? Ben tırmandım. Aksilik bu ya. Anahtarımı yanıma almayı unuttuğumdan. Bak anahtarımı yanıma

19:57 aldığımı unuttuğumdan büyük bir mahcubiyet içinde zile hafifçe dokundum. Kim? Ben bak ben ben. Birinci ağızla anlatım var. Yani ben ağızla anlatım vardır. O yüzden bu nedir? Kahraman bakış açısıdır. Unutma direkt böyle işarip geçebiliriz. Şimdi gelelim gözlemci ve tanrısal bakış açısına. Gözlemci ve tanrısal bakış açısının ikisinde de ortak bir özellik vardır. Üçüncü ağız vardır. Fakat gözlemci dışarıdan olayları gözlemleyen birisidir. Aynen bir kameraman gibi olayları sadece gözlemler. Görebildiği kadarıyla aktarır. Ama ilahi bakış açısı öyle değildir. Dışarıdan gözlemleyen birisidir. Ama ilahi bir gücü vardır. Her şeyi okur. Her şeyi bilir. Yani kahramanların iç dünyasını okur. O anki psikolojilerini bilir. Geçmişinde ne olduğunu bilir. Gelecekte hatta bak

20:43 altını çizerek vurguluyorum. gelecekte ne olacağını da kestirebilir. İşte bu ilahi bakış açısı olur. Şimdi gözlemciye döndük. Diyoruz ki olayların dışında kalan ve bir gözlemci gibi gördüğü durumları bize aktaran anlatışın bakış açısıdır. Kameraman görevi vardır aslında. Bir kameraman gibi düşün. Mesela olaylar oldu. Ben telefonu çıkardım çekiyorum böyle olayları. Tamam mı? Bu kamera ne kadar olay aktarabilirse başkalarına işte anlatıcı da gözlem bakış açısında bu kadarını aktarabilir. Başka bir detay veremez. Bunu unutma. Üçüncü şahıs ağzıyla bir anlatım yapılır. Tamam. ve olayların öncesini bilemez. Kahramanların düşüncelerini, iş dünyasına okuyucu aktaramaz. Yani 3üncü ağız varsa iki seçenek var zaten. Ya gözlemci ya bu ilahidir. Fakat ipu uçları varsa böyle hani normal bir insanın, bir kameramanın göremeyeceği detaylar aktarılıyorsa o zaman bu nereye kayar? İlahi bakış

21:30 açısına kayar. Şimdi okumak istiyorum. Asansör yerine 10 kata kadar yavaş adımlarla merdivenleri çıktı. Bak o çıktı. 3üncü ağızlı anlatım var. Cebini karıştırdı ve anahtarını bulamadığından zil hafifçe bastı. Kısa bir süre sonra annesi korkulu bir yüz ifadesiyle kapıyı açtı. Hiç buraya kadar bir gözlemciminin göremeyeceği bir ayrıntı var mı? Kesinlikle yok. Geç saatlerde olmamıza rağmen uyumamış olan ailesi kapıda onu karşıladı. Babası ona yorgun bir şekilde bakarak hafifçe de kızan ve acıyan ses tonuyla, "Neredesin be oğlum? Çok merak ettik seni." dedi. Fakat o hiçbir şey söylemedi. Babasının yüzüne bakarak sadece sustu. Gördün mü? Olayı gözlemleyen birisi var. Adam yürüyor, merdivenden çıkıyor. Kapıyı çalıyor. Babası şunları şunları söylüyor. Ama dışarıdan bir gözlemci bu olayları gördüğü kadar bizlere aktarıyor. Peki gelelim şimdi ilahi yani tanrısal bir diğer ismiyle hakim bakış açısına.

22:16 Olayların öncesi ve sonrası olmak üzere her türlü ayrıntısına sahip olan metindeki kavramların iç dünyasını, düşüncelerini ve duygularını okuyucuya aktaran anlatıcı bakış açısına biz ilahi tanrısal hakim bakış açısı diyoruz. Yani burada her türlü olayın, durumun, psikolojinin bilinmesi söz konusu. Tamam mı? Yani iş dünyalarını bilebilir. Zihinlerinden ne geçiyorsa onları bilebilir. Yani her şeyi bilen, ilahi bir güce sahip olan bir anlatıcı vardır. Ve tanrısal bakış açısında üçüncü şahıs yani o ağzıyla olaylar okuyucuya aktarılır. Buradan zaten ya iki seçenek vardır demiştik. Ya gözlemci ya da ilahidir. Ancak detaylar varsa direkt ilahi güce sahip olan bir anlatıcı olarak düşünürüz. Gözlemciden farklı olarak bak farkı neymiş? Altını çizmek istiyorum hemen. Gözlemciden farklı

23:03 olarak bu hakimin anlatıcı olayların öncesini ve gelecekteki halini bilir. Kişilerin o anki düşüncelerini okuyucu aktarır. Zamanı ileriye ya da geriye alabilir. Böyle özellikleri söz konusudur. Devam edelim. Hemen örneğimizi okuyalım. O anki dalgınlığı ile asansörü kullanmak aklına bile gelmeden 10 kata kadar yavaş adımlarla çıktı. Bak ipuçların üçüncü bir ağızla anlatım zaten var. Dolayısıyla ya gözlem ya ilahi ama o anki dalgınlığı ile asansörü kullanmak aklına bile gelmeden. Bak aklını okuduk aklını alırım dedi. Aklını okudu. Elini cebine attığında anahtarların yanına almadığını fark etti ve evdekileri rahatsız etmenin huzursuzu içinde. Bak neden huzursuzmuş görüyor musun? İçini okuyor. Yani rahatsız olacaklar evdekiler diye içinden geçiriyor. Bunu bir gözlemci göremezdi. Kameraman göremezdi. Böylelikle kimseyi

23:48 rahatsız etmeden birinin zili duymasını umdu. Bak neyi umduğunu da anlatıyor. Görüyor musun? Bunu da söylüyor. Kısa bir süre sonra kapıdan ses geldi ve oğlundan bir süredir haber almadığı için yüreği korkuyla dolu olan annesi kapıyı açtı. Mesela diğerinde yüzü solmuş annesi demişti ama burada yüreği korkuyla dolu. Yani annesinin yüreğinin korku dolu olduğunu da okuyor, anlıyor, söylüyor dikkat ederseniz. Annesinin ve evdekilerin bu halini görür görmez kendisinden uzun süredir haberdar olmayan ailesinin endişe içinde olduğunu hemen sezdi. Bak sezdini, iç dünyasını yine aktardı. Zil çaldığına büyük bir telaşla karısının ardından kapıya giden babası oğluna sinirlenmiş. Ancak bir yandan da onun bu halini acıdığından. Bak yine iş dünyasını okumuş oldu babasının. "Neredesin be oğlum? Çok merak ettik seni dedi. Babasına bir şey demedi. Sustu ve sadece yüzündeki yaşlılık görüntüsünde daldı. Bak o

24:33 sırada babasının yaşlılık görüntüsüne bakıyormuş ama diğeri o detayı veremedi. Çünkü nereden bilecek? Mesela bakıyor. Hangi görüntüye bakıyor? İşte bak yaşlılık görüntüsüne bakıyormuş. Tamam mı? Bugüne kadar babasının bu kadar yaşlı olduğunu fark etmemişti. Yine iş dünyasına aktardı dikkat ederseniz işte bu nedir? Bu çok güzel bir ilahi bakış açısıyla ele alınmış bir metindir. Unutma arasındaki farklar bunlar diyorum. Ve şimdi geldik şiir bilgisine. Sınav için en önemli noktaya geldik arkadaşlar. Şiir bilgisinde ilk önce nazım birimine bakalım. Nazım birimi nedir? Şiir oluşturan dizelerin kendi arasında anlamca kümelenişidir. Tamam mı? Yani 1 mi satır mı var? Yani iki satır mı var? 3 satır mı var? 4 satır mı var? 5 satır mı var? Buna göre yaptığımız isimlendirmeye biz nazım birimi diyoruz. Bu da sorulur. Size bir şiir verilir. Mesela bir dörtlük verilir. Şu şekilde dört düzeden oluşan bir şiir verilir ve sorulur. Nazım

25:20 birimi iki nokta. Buraya ne yazman gerekiyor? 4. 4 tane varsa dörtlük geleceksin. Tamam mı? İşte böyle. Dolayısıyla şimdi öncelikle dizeye bakalım. Kendi içerisinde alt başlıklar ayrılır ya. Birincisi dize. Bir şiiri oluşturan anlamlı en küçük birimdir. Biz buna dize ya da mısra deriz. Yani tek bir satırdan oluşuyorsa burada olduğu gibi buna biz dize diyoruz. Bak hoşça bak zatına ki züpteyi alemsin sen. Merdumu dide-i ekvan olan alemsin sen. Ne oldu? Tek bir satır var farkında mısınız? Tek bir satır. O yüzden buna dize denecek. Peki hocam iki tane satır alt alta gelseydi mesela bu örnekte gördüğümüz gibi beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı? Felekler yandı ahımdan muradım şemi yanmaz mı? E ne oldu? İki dize alt alta gelmiş oldu. Dolayısıyla artık buna ne diyoruz biz?

26:05 Beyit diyoruz. Çünkü ik dize bak. 1 2. Peki hocam 4 tane dizi alt alta gelseydi derdim çoktur. Hangisine yanayım? 1. Yine tazelendi. Yürek yarası 2. Ben bu derde nereden derman bulayım? 3. Meğer şah elinden ola çaresi. Bu da 4. Gördüğün gibi 4ten dize alt alta geldi. Bu da dörtlük olarak isimlendiriliyormuş gördüğünüz gibi. Peki hocam anladık. Bir tane varsa dize, iki tane varsa beyit, 3 tane değil de 4 tane varsa dörtlük. Peki o zaman hocam 3 5 6 yani bu dize beyit ve dörtlük dışına kalanları ne diyoruz? İşte onlara da genel olarak bent diyoruz. Tekrar söylüyorum dize değilse, beyit değilse, dörtlük değilse bunun dışında kalanları genel olarak bent denir. Mesela Kandil'de eski bahçelerde

26:51 akşam kapanınca perde perde bir hatıra zevki var kederde. Şimdi bak, üç dize. 1 2 3. Buna da bent deniliyor. Tamam mı? En basit konudur aslında bu. Demek ki nazım birimi böyle dize, beyit, dörtlük ve bentlerden oluşuyor. Zaten başka bir şey de olma şansı yok. Bent geri kalan her şeyi kapsamış oldu. Tamam o zaman nazım birimi cepte hocam. Şimdi gelsin ahenk unsurlara. Ahenk nedir? Ahenk uyumdur değil mi? Uyum. Şimdi bir şiirde uyum son derece önemlidir. Yani sıradan bir düz yazı gibi değil. Şiirin okunuşunun kulağımıza, kalbimize, yüreğimize dokunması lazım. Uyumlu gelmesi lazım. Güzel gelmesi lazım. Bir şarkı gibi, bir nota gibi. Değil mi? Sonuçta şarkını diyorsun. Oradaki notalar uyumlu. Uyumsuz olursa zaten meledi olmaz, şarkı olmaz, müzik olmaz.

27:36 Aynı şekilde uyum yoksa şiir olmayacaktır. Peki ahenk unsurları nelerdir? Ölçüdür, kafiyedir, rediptir, ses tekrarlarıdır. Unutma bununla birlikte aliterasyondur, asonanstır. Peki hocam bunlar ne? Hadi gel başlayalım. Öncelikle hece ölçüsüne bakalım. Hece ölçüsü arkadaşlar bilmeniz gereken ilk baştaki şey şu. Bundan sonraki yıllarda da hep karşınıza çıkacak. Yani 10, 11, 12. yoğun olarak yine bu tarzda sorular gelecektir. Bizim milli ölçümüzdür. Yani İslamiyetten önce de Türkler kendi halinde Orta Asya'da yaşarken şiir söylüyorlardı ve bu şiirler hece övsüle oluşturuluyordu, söyleniyordu. Peki mantık ne? Şimdi nazım birim neydi? Dizeler demekti değil mi? Yani dizelerin kaçar kaçar kümelenmesi demekti. Şimdi ben bir dörtlük söylüyorsam hece ölçüsünde mantığım şu. Birinci dizede

28:22 kaç heceli ise diğerleri de öyle olmalı. İşte biz buna ne diyoruz? hece ölsü diyoruz. Yani bir dizede kaç hece varsa diğer dizelerde de o kadar hece olması lazım. Yani burada 7 hece mi var? O zaman bu da 7, bu da 7, bu da 7. Heced oluşması lazım. İşte biz buna hece ölçsü diyoruz. Yani dizelerdeki hece sayıların eşit olması esasına dayanır. Ama yetmez. Bir de durak vardır. Durak da son derece önemli. Durakların da aynı olması lazım. Ve işte bu hece sayısının eşit olması ve durakların olmasıyla birlikte biz hece ölçünün mantığını bulmuş oluyoruz. Yani bütün hizeler eşit sayıda heceden olacak ve aynı yerde durakları olacak. Yani hep aynı yerde duracağım, nefes alacağım. İşte bu uyum hece ölçsü olarak adlandırılıyor. Ve şunu da unutma Türk şiirinde tabii ki sonuçta 4 5 6 7 8 9 10

29:09 11 12 13 14 15 yani istediğin kadar dizeden düzeltiyorum. Hecedden oluşan dize yazabilirsin. Fakat daha çok baktığımız zaman 7, 8 ve 11'li hece ölçünün kullanıldığını görmekteyiz. Şimdi neydi? Birinci şartımız şuydu. Mesela bir örnek var karşımızda. Okumaktan murat ne? Kişi hakkı bilmektir. Çün okudun bilmezsin. Habir kuru emektir. Şimdi dörtlüktür değil mi? O zaman ben ilk dizeye baktım. Kaç tane heceden oluşuyor? 1 2 3 4 5 6 7. Gördüğün gibi ayırdım. Okumaktan murat ne? Ama bu zor yöntem. Kısa yöntem şudur arkadaşlar. Unutma Türkçede hece sayısı eşittir ünlü sayısı. Yani ünlü harfleri sayarsanız zaten hece sayısını bulmuş olursunuz. 1 2 3 4 5 6 7 1 2 3 4

29:56 5 6 7 1 2 3 4 5 6 7 Gördüğünüz gibi 7 heceden oluşuyor. 7 hece. Şimdi birinci kısım. Tamam. Bir de 2inci kısım var. O kısım nedir? Duraktır. Burada bir şey söylemek istiyorum arkadaşlar. Az önce söyledim. Dedim ki daha çok 7, 8 ve 11'li hece kalıpları kullanılır. Peki bunlar kaçar kaçar bölünür? Yani belli mantıkları vardır. Tamam mı? Genellikle eğer 7 heceden oluşuyorsa o şiir 4 + 3 ya da çok nadir olarak 3 + 4 diye bölünür. Yani 4 hece sonra 3 hece 4 hece 3 hece tamam mı? O şekilde. Bazen de tersi olur. Çok nadiren. 8izde ise %90 4 + 4'tür. Çok nadiren de 5 + 3 olabilir. Çok nadiren ama bu. Ya da 11'li ise o

30:41 zaman iki seçenek var. ya 6 + 5 ya da 4 + 4 + 3 şeklinde Fenerbahçe'nin oyun sistemi gibi bölünebilir. Tamam mı? Yani demek ki hece sayısını bulmak yetmiyor. Aynı zaman duraklarını bulmamız lazım. Durak ne? Durak bir yerde durmak demektir. Mesela ben ismimi yazıyorum. Deniz Bozkurt. Şimdi dikkat et. Ne yaptım? Deniz durdum. İşte durak budur. Peki ben şurada durabilir miyim okurken? Deniz boz kurt. Yani buradan bölebilir miyim? Bölemem ki. Çok saçma olmaz mı yani? Deniz boz kurt kelime nasıl bölünüyorsun? İki kelimenin ortasına gelmesi gerekiyor bu durakların. Bunu unutma. Hemen örneğimize döndüm. Okumaktan Murat ne? Bak 1 2 3 4. He o zaman burada böleceğim. Okumaktan Murat ne? Kişi hakkı bilmektir. Çün okudun bilmezsin. Habir kuru emektir. Şeklinde

31:28 ne yaptık? 4 + 3 şeklinde böldük. Şimdi 2inci örneğe geçelim. Ben yürürüm yana yane. 1 2 3 4 5 6 7 8. 1 2 3 4 5 6 7 8. Gördüğün gibi. O zaman nasıl bölünecek? Genellikle 4 diye bölünür. Ben yürürüm yane yane. Aşk boyadı beni kane. Ne akilem ne divane. Gel gör beni. Aşk neyledi şeklinde. 4 + 4 = 8 heceden oluşuyor. Bu şekilde bölmüş olduk. Peki hocam 11'li olursa kul olayım kalem tutan eline sayalım. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 yani 11 heceden oluşuyor. Ya o zaman 6 + 5 ya da

32:16 4 4 3 sistemiyle böleceğiz. Tamam mı? Şimdi 6 + 5'e bakalım. Kul olayım kalem oldu mu? 1 2 3 4 Tamam oldu. 1 2 3 4 Bak 4 de oluyor. O zaman ilk önce 4 deneyelim. Kul olayım. Kalem tutan eline katip ahva. Ha burada olmadı. Neden olmadı? Çünkü 1 2 3 4 Bak katip ahva limişa bölemem ki kelime ortasını. İki kelimenin arasına gelmesi gerekiyor demiştim duran. Demek ki bu 4 4 değildir. O zaman ne olacak? Hemen geri alalım. 6 + 5 olacak. Yani 1 2 3 sonra ne olacaktır? 4 sonra 5 sonra 6 yani şöyle olması lazım. Kul olayım kalem tutan eline. Katip ahvalimi şaha böyle

33:02 yaz. Şekerler ezeyim şirin diline. Katip ahvalimi şaha böyle yaz. Yani 6 + 5 = 11 heceden oluştuğunu bu şekilde görmüş oldum. Yani sadece hece sayısını yazmıyorsun. Aynı zamanda duraklarını bulup göstermen gerekiyor. İşte heç ölçüsü budur. Peki gelelim aruz ölçüsüne. Mefaülün müstefülün faillatün failün. Kendimi bir anabaman sınıfında sandım. Biliyorsunuz abaman sınıfında da geçiyordu. İşte aruz bezni arkadaşlar bu kalıplara göre kullanılan kurulan bir ölçüdür. Ama bizim dilimize çok uygun değildir. Uygulamak da, bulmak da zordur. Çünkü Türkçeye uygun değildir. Türkçeye uygun olmadığı için de divan edebiyatında ki aruz ölçüsü divan edebiyatında kullanılır. Unutma. Ancak hece ölsünün biz nerede kullanıldığını

33:49 görüyoruz? Halk edebiyatında kullanıldığını görüyoruz. Fakat aruz ölçüsü divan edebiyatında kullanılıyor ya ve Türkçe kelimeler de uygun değil ya. Dolayısıyla ölçü uydurmak için divan şarileri bolca Arapça, Farsça kelimeler almışlardır ve divanatı maalesef anlaşılır olma özelliğini kaybetmiştir. Peki burada ne söz konusu? Mesela mefaülün mefaülün mefaülün mefaülün diye kalıp vardır. Tamam mı? Hemen yazalım. Mefa şöyle olsun. İlün olsun. Tamam mı? Böyle devam ediyor. Ya da burada gördüğün gibi feylat feylat feylat feim tamam bunları yazdık. Peki neye göre sıralanacak bu? Açıklık kapalılık meselesine göre. Yani eğer bir hece mesela deniz diyelim bak deniz. Eğer bir hece ünle biterse bu açıktır. Noktayla gösterilir. Eğer ünsüz de biterse bu kapalıdır kısa çizgiyle

34:35 gösterilir. Hocam peki şapkalı ünlüyse mesela bak burada mefa dedim. Şapkası var farkında mısın? Yani düzeltme işareti var. O zaman bu da kapalı olur. Bak M ile bitmiş açık. Bu A ile ama şapkalı A ile bitmiş kapalı. I normal i o zaman açık. Lun gördüğün gibi kapalı. Bu şekilde ilerleyen bir şeydir. O zaman senin bulacağın kelimeler de buna uygun olması lazım. Yani mefaülün açık kapalı, açık kapalı bak açık kapalı. Sonra gelen kelimenin de böyle olması lazım. Buna uygun kelimeleri o şiire dizmen gerekiyor. İşte bu şekilde oluşturulan bir ölçüdür. Aruz vezni bizim Türkçemize çok fazla uygun değildir. Ve featun feyatun feyatun feun kalıbını burada görüyoruz arkadaşlar. Bu da İstiklal Marşımızın yazmış olduğu bir kalıptır. Ama dediğim gibi bunu ÖSM sormuyor. MEB'in hiç sormaması gerekiyor. En fazla

35:22 verirse hani açıklık kapalı derecesini bulun derse buna göre bir şeyler yapabilirsin. Bulabilirsin. Nasıl bulursun? Mesela gel şu dizeden hemen bir örnek yapalım seninle. Şurayı siliyorum. Mesela katip ahvali mi derken? K bak hece bu ya sonuçta a şapkalı. O zaman bu kapalı. Katip derken ünsüde bitmiş. Bu da kapalı. Ah valimi ah bak ünsüde bitmiş. Sonra ahva ünle bitiyor. Açık li açık mi açık şaha şa şaha gördüğün gibi açık böyle kapalı açık yaz kapalı yani böyle olacaktı buna uygun bir kalıpla bu şeiri yazacaksın ama inanılmaz bir akış sağlar yani hece ölsünde ki divan şairleri hece ölsünü çok küçümserler parmak hesabı parmak ölçüsü şeklinde böyle küçümserler fakat divan edebiyatında gerçekten bir akış

36:08 vardır bir ahenk vardır. Hatta babam sınıfında hep bir örnek vardır. Belki daha önce söylemişimdir denk gelmişimdir. Züdte hoca orada bir şiir okuyor. Diyor ki, "Aruz ölçsü yani ahenk yani musiki şu beyte baksanıza diyor. Tizi reftar olanın payine damen dolaşır." Bak ses inip inip çıktı farkında mısınız? Tizi reftar olanın payine damen dolaşır. Ses inip inip çıkıyor. Erişir menzile maksude aheste giden şeklinde ses inip inip çıkıyor. İşte bu da aruz ölsünün mantığını gösteriyor. Mefaülün müfülün failatüm failün şeklinde düşünebilirsiniz. Ama bunun sorulma ihtimali daha da düşük diyorum. Ve şimdi geldik redife. Redif ve kafiye bence en önemli konu. O yüzden

36:55 çok dikkatlice dinliyorsun. Dize sonlarında önce redif'e bakalım. Dize sonlarında tekrarlanan aynı harflerden oluşan aynı görev ve anlamdaki ekler kelimeler ve kelime gruplarına biz redif diyoruz. Yani ne demekmiş redif? Hemen yazmak istiyorum. Redif şu demek. Birinci görevimiz. Tamam mı? Bir, aynı eklerin tekrarı. İkinci mantık da şu. Aynı anlamdaki ve aynı sesteki kelimelerin tekrarı. İşte bu neyi oluşturur? Redifi oluşturur. Mesela kalem. Bir dizenin sonu kalem diye bitti. İkinci dizenin sonu da kalem diye bitti. Evet işte o rediptir. Çünkü aynı yazılıyor ve aynı anlama gelen kelimeler. Evet rediptir. Aynı ekler mesela evde sınıfta oradaki d ta aynı eklerdir. Bulum hal eki onlar da mesela redittir. Ya da evde ya da kalemde

37:42 diyelim. Bak dde bulum halisinde de x'te. Evet. aynı eklerdir. Dolayısıyla redftir. Fakat bazı kelimeler vardır. Okunuşları aynı ama anlamları farklı olan. Mesela ne diyelim? İşte diyelim ki evde 2 kilo bal var. Sen git eve var dedim. Mesela bak buradaki var farklı. Buradaki var farklı. Bu artık redif olmaz. Bu cinas olur. Bunu da birazdan anlatmış olacağım. Tekrar redife dönmüş olduk. Şiirde ahenk unsurları incelenirken dize sonunda öncelikle redif aranır. Redifler ek ya da kelime halinde bulunabilir. Ama şu önce redif aranır kısmı var ya burası önemli. Redifi buldun ya da bulamadın. Sonra nereye geçeceksin? Kahveye geçeceksin. Mesela örnek senin bu ruhsatin, senin kardeş, senin benim için böyle telaşın, gözyaşın beni. Şimdi burada a ve b şeklinde harflendirme yaptık. Yani

38:27 ilk üç düze kafi olarak aynı dikkat ederseniz kardeşin, telaşın, yaşın ama dördü incelemiyorum. Şimdi burada aynı kelimeler tekrar etmiş mi dize sonunda? Hayır. Bir tanesi kardeş, bir tanesi telaş, bir tanesi yaş. Yani etmemiş aynı kelimeler tekrar. O zaman ben ek halindeki reditlere bakacağım. Bak bunun kökü nedir? Kardeşin kardeştır. Telaşın nedir? Telaştır. Yaşın nedir? Yaştır. Sondaki ınlar bak hep aynı. Senin kardeşin, senin telaşın, senin yaşın. Üçü de aynı eklerdir. Buradaki ınlar nedir? Rediptir. Gördüğün gibi. E geri kalan? Geri kalan kafi ona birazdan bakacağız. Şimdi bu ek halinde reditti. Bir de kelime haline bakalım. Dermana muhtaç, kurbana muhtaç, fermana muhtaç. Bak zaten muhtaç, muhtaç, muhtaç aynı anlama gelecek kelimeler kullanılmış. Bunlar kelime halinde rediftir. Ama bitmedi. İncelemeye devam ediyorum. Benzerlik kaybolana kadar bakacağım.

39:13 Derman kökümüzdür. Kurban kökümüzdür. Ferman kökümüzdür. Buradaki a'lar da hep aynı eklerdir. Yani a'lar da nedir? Rediptir. Yani hem ek halinde hem de kelime halinde redip var. Dikkat edersen. Peki kafiye nedir? Kafiye işte redifin dışında kalan ses benzerlikleridir. Unutma kısacası budur. Tekrar söylüyorum. Redifin dışında kalan ses benzerliklerine biz kafiye deriz. Yani şiirde iki veya daha çok dizi arasındaki farklı anlam ve görevdeki seslerin kelimelerin benzerliğine kafiye denilmektedir. Ve ü tane çeşidi vardır. Eğer bir tane ses benziyorsa buna yarım kafiye. İki tane ses yani iki tane harf benziyorsa buna tam kafiye. 3 ya da daha üzeri bir ses benziyorsa buna da zengin kafiye denir. Şimdi döndüm tekrar bir örneğimiz var. Yunus'un sözü, gözü, özü. Bak şimdi arkadaşım. Burada söz, burada göz, burada da öz. Sondaki üler aynı

39:59 ekler mi? Evet, aynı ekler. Bunlar nedir? Bunlar rediptir. Şimdi kalemi değiştirelim. Geriye ne kaldı ya? Hocam ben bir şey daha fark ettim. Aynı kelimeler yoksa ben kelimenin köküne bakıyorum. Kelime köklerinde kafiye, eklerinde ise redif oluyor. Bak işte aynen böyle. Şimdi sözlü derken, gözlü derken, özü derken üleri yani ekleri ayırdım. Geriye kökler kaldı. Yani söz, göz, öz kaldı. E oradaki z'ler benziyor. Onun yanında öler benziyor. Dikkat edersen ö 1, z iki tane ses benzerliği var. İki tane ses benzeri varsa buna tam kafiye denir. O zaman tam kafiye diye yazalım. Üste geçtik. İki tane örnek vardı ya. Kardeş, telaş, yaş. Bak buradaki aşlar, aşlar, aşlar benziyor. Görüyor musunuz? İki tane ses var. Bu da nedir? Tam kafiyedir. Peki hocam, derman, kurban, ferman. E buradaki de

40:45 yine anlar benziyor dikkat edersen. Bunlar da yine tam kafiye. Şimdi devam edelim. Başka örneklerimiz var mı? Hayır. Kafe olarak örneklerimiz bitmiş ama daha sonra şiirlerden tekrar bakacağız. Hatta bir önceki şiirde bir şeyler varsa onlara bakalım. Mesela mesela mesela mesela şuna bakalım. Eline diline yaz yaz. Zaten şurası komple tekrardır. Komple redif olarak alınması gerekiyor. Hiç ona bakmayalım. Tut eline, şirin diline. Şimdi buradaki kök nedir? Kalemi değiştirelim. Eldir. Buradaki kök de dildir. O zaman ine ine bunlar nedir? Redftir. Redifi bulduk. Geriye ne kaldı? Elle dil kaldı. Elin L'i, dilin L'si benziyor. Tek ses benziyor. Bu da yarım kafiye olacak. Gördüğün gibi arkadaşlar aslında basit. Şimdi biz kafenin üç tane çeşidini gördük ama yetmez. Devamı var. Mesela

41:31 cinaslı kahfiye ve tunç kafiye var. Cinaslı kahve nedir? Az önce söylemiştim aslında. Aynı anlama gelen aynı yazılan kelimeler tekrar ederse bu redftir. Fakat aynı yazılıp da farklı anlama gelen kelimeler tekrar ederse işte ona da biz cinaslı kafiye deriz. Mesela bak şimdi. Niçin kondun? Ablül kapımdaki atmaya. Tamam. Ben yarımdan ayrılmam götüseler asmaya. Şimdi niçin kondun? A bülbül kapımdaki asmaya derken asma üzüm yaprağı, üzüm ağacı anlamında kullanmıştır. Fakat şöyle desem ben yarimden ayrılmam götürüseler asmaya. Yani asmak, idam etmek, öldürmek. Bak okunuşlar aynı ama anlamlar farklı. Dolayısıyla artık bu redif değil. Bu ne olacaktır? Cinaslı kafiye olacaktır. Bir başka örnek vereyim. İşte yüzünde var bir ben işte sana gerek bir ben. Bak yüzünde var bir ben. Siyah leke sana bir gerek ben. Şahıs olarak ben. Okunuşlar

42:18 aynı ama anlamlar farklı. O zaman bu nedir? Cinaslı kafiyedir. Ya da şöyle desem ya dönülmez akşamın ufkundayım vakit çok geç. Bak dönülmez akşamın ufkundayım vakit çok geç. Bak buradaki vakit çok geç derken geç saatler anlamında isim olan geç. Devam ediyorum. Bu son fasıldır. Ey ömrüm nasıl geçersen geç. Buradaki geç de geçmek eylem olan geç. Bak tekrar okuyorum. Dönülmez akşamın ufkundayım. Vakit çok geç. Buradaki geç yani birinci isimdir. Geç gece manasında, geç vakit anlamında. Ama devamında diyor ki, "Dönülmez akşamın ufkundayım. Vakit çok geç. Bu son fasıldır ey ömrüm. Nasıl geçersen geç, nasıl gidersen git anlamında." Bu da fiil olan geçtir. Şimdi dikkat ederseniz

43:03 okunuşlar aynı ama anlamlar farklı. O yüzden bu da cinaslı kafiyedir. Unutmuyorsun bunları. Şimdi bir de Tunç kafiye bakalım. Tunç kafiye arkadaşlar dize sonundaki bir kelimenin diğer dize sonundaki kelime içerinde aynen yer alması ile oluşan bir kafiye çeşitidir. Ancak unutma kaynaklar Tunç Kafiye. Bazen karşımıza çıkarıyor bazen çıkarmıyor. Ama şunu da söylüyor. Diyor ki Tunç Kafiye bir zengin kafiye çeşididir. Zengin kafiye için ne gerekiyor? 3 tane ses benzerliği gerekiyor. Dolayısıyla tunç kahve içinde en az 3 tane ses gerekiyor. Bunu unutma. Mesela bir örnek var karşımızda. Uzaktan bir tren sesi gelince hasretle sızlayan kalbimiz ince. Bak ince sözcüğü gelince sözcüğünün aynanın içerisinde geçiyor mu? Geçiyor. Ve 1 2 3 4 tane sesten oluşuyor. İşte biz buna tunç kafiye

43:50 diyoruz. Umarım anlatabildim diyorum. Ve şimdi gel şu etkinliğimize bakalım arkadaşlar. Kış gibi, kuş gibi, düş gibi. Hemen bakıyoruz. Şimdi gibiler gibiler gibiler aynı kelimeler. Bunlar bir kere redif. Geriye ne kaldı? Kış kuş düş kaldı. E buradaki şeyler dikkat ediyor musunuz? Tek ses var. Dolayısıyla nedir bu? Yarım kafiye olacaktır. Sonra şuna bakalım. Sordum, yordum, diyordum. Bak sormak. Evet pardon. Yormak, sormak, diyormak. Bunları mecburen kök olarak aldım. Sonraki dumlar, aynı ekler. Bunlar redip geriye sor your kaldı. E buradaki hangi sesler benziyor? Orular benziyor dikkat ederseniz. İki tane ses varsa buna tam kafiye denir. Şimdi ateştir ateşidir Sinem'i yakan lütfuna erer mi cevrini çeken diyor. Şimdi burada sadece N'ler benziyor dikkat

44:36 ederseniz tek ses var. Dolayısıyla bu ne olacaktır? Tek ses varsa yarım kafiye olacaktır. Tek ses eşittir yarım kafiye. Bunu da sen yap. Bak bolu beyne bunlarda yok zaten burada çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır. Dağlar seda verip seslenmelidir. Bunları da sen yapacaksın. Bunu unutma. Şimdi burada bir şey daha aktarmak istiyorum. Bunun lütfen cevabını yorum kısmına ekle. Ben de sana dönüt vereceğim. Yorumlarda buluşalım. Buradan nasıl bir redip ve kafiye var? Ama şu bilgi de önemli. Mesela arkadaşlar eğer dizemin sonu şu şekle bittiyse an ve an. Bak kaç tane ses benziyor? 1 2 Bu nedir? tam kafedir. Fakat bir de düzeltme işareti almış olan ürünler vardır. Mesela an diyorum ama düzeltme işareti var. An diyorum ama düzeltme işareti var. Bak bu düzeltme

45:23 işareti demek şu demek. Şu düzeltme işareti alan a olabilir, ı olabilir, bu ı olabilir. Unutma bunlar çift ses olarak kabul görür. Çift ses. Yani bu tam kafiye çünkü iki tane vardı. Ancak bu iki tane sayılır. Artı bir tane de N var. Eşittir 3 tane ses benzerliği. Yani bu zengin kafi olacaktır. Unutma. Yani böyle düzeltme işareti olan bir ünlü varsa o çift ses sayılır. Bunu unutmuyorsun diyorum. Ve şimdi kahve şemasına geldik arkadaşlar. Yani az önce bir harflendirme yapmıştım. Bu harflendirmeye göre verdiğimiz isimlere biz kahve şeması diyoruz. Yani şöyle bakmak istiyorum. Düz kahveye bu arada neler var? Düz kahve var. Çapraz kahve var. Sarmal kahve var. Mane tipi kahve var. Bir de örüşük kafiye var. Eğer mesela halinden ben nasıl harflendirme

46:09 yapıyorum? Diyorum ki halinden ilk dizeye a diyorum. Hocam ben buna K desem, Z desem olur mu? E olur. Önemli olan zaten benzer dizeleri bir arada toplamaktır. Yani kümelendirme yapmaktır. Dolayısıyla mesela sen A sınıfındasın. Ben senin sınıfına C dersem, K dersem, P dersem, Z dersem ne değişir? Hiçbir şey değişmez. Sonuçta öğrenciler aynı sınıfta olmaya devam edecekler. Yani ismin bir önemi yok, harfin önemi yok. Ama harflendirme yapmak önemli. Burada halinden tamam A dedim. Elinden bak kafi olarak benziyor mu? Benziyor. O zaman buna da A diyeceğim. Belinden buna da A diyeceğim. Zamandır buna B diyeceğim. Bu şekilde bir kafe düzeni varsa ya da a a olsaydı yani 4ü a olsaydı biz buna ne diyoruz? Düz kafiye diyoruz. Peki hocam Anadolu'nda A tanı B yolunda A çobanı B. Şimdi bak dikkat et A B A B çaprazlama

46:56 oldu. Buna da çapraz kahve düzeni denir. Unutma. Peki hocam şöyle olsaydı duman A bitmez B gitmez B. Aman A bak ne yaptı? 1 ve 4 şunları sardı. Buna da sarmal kafiye denir. Unutma. Gördüğünüz gibi mantık basit. Bir de mani tipi kafiye vardır. Çünkü maniler arkadaşlar hep a a x a şeklidir. Ya da ben buna x diyorum ama bilinmeyen harf anlamında. Yani sen a b a da diyebilirsin. Bu şekilde bir kafiye düzeni varsa da buna mani tipi kafiye denir. Unutmuyorsun. Ve son olarak örüşük kafiye var. Bu artık özellikle servet fonu döneminde işte batıdan aldığımız yeni nazım biçimleriyle oluşmuştur. Burada da örüşük nereden geliyor? Mesela saç örüyorsun ya örüşük yapmaz mısın? İşte buradan geliyor. Mesela ilk üçlük üçlük ilerliyor bu arada. Mesela ilk beğendim

47:41 şöyle olsun. A B A olsun. Şimdi ortada neyi kullandım? A'yı kullandım. Bir saç örüyorsun ya alıyorsun ortaya. Sonra onu sola alıyorsun, sağa alıyorsun. Aynı mantık. Şimdi ortada B varsa sonraki bendin şöyle 1 ve 3ün dizesi B oluyor. Ortada yeni bir harf oluyor. C oluyor. Sonra C varsa sıradaki bendin ilk ve son dizesi C oluyor. Ortada yeni bir harf. Mesela ne gelsin? D gelsin. Yazabilsem güzel olacak. İşte bu şekilde örüşük olarak ilerleyen bir kafiye çeşidine biz ne diyoruz? Burada gördüğünüz gibi örüşük kafiye diyoruz ve böylelikle şiir konusunu bitirdik. Şimdi gel gezi yazısına bakalım. Gezi yazısı yine sınavda çıkması muhtemelen bir aslında konu. Örnek olarak verilebilir. Oradan sorular sorulabilir. Bununla ilgili bir şeyler söyleyeceğim. Dikkatle dinle. Bir kişinin gezip gördüğü yerler hakkında bilgi vermesi, gezdiği yerlerin

48:27 kültürünü geleneklerini coğrafi zenginliklerini, insanların yaşam biçimini edep bir üslup içerisinde yazıya dökerek anlatmasına biz gezi yazısı diyoruz. Yani unutma gezi yazısına sadece gittin, oranın camisini gördün, oranın sarayını gördün. Hayır, ya da denizini gördün. Sadece bunlar anlatılmaz. Kültürünü, insanlarını, dilini, yemeğini, ne görürsen her şey gezi yazısında anlatılır. İşte bu nedenle gezi yazısı aslında çok kapsamlıdır diyebiliriz. Bu türde yeni gidilen yerler hakkında bilgi aktaran gözlemlere dayanan metinlere biz gezi yazısı diyoruz. Gezi sırasında görülen yerlerin ilgi çekici yönlerini anlatmak esastır gezi yazısında. Bununla birlikte bu yazılarda sadece tabiat güzellikleri değil az önce de söylemiştim. Oralarda yaşayan insanların kültürleri, yaşamları, inançları gibi konularda da bilgi verilir ve bu türde kişisel bir

49:13 gözlem ağır basmaktadır. Yani mesela hikayeyle gezi yazısı ya da anı sorulabilir, karıştırılabilir. Tamam mı? Daha doğrusu sizin karıştırmanızı düşünerek böyle bir soru gelebilir. Gezi yazısında da bir gözlem vardır. Anıda da sonuçta ben kendi anımı anlatıyorsam kendi gözlemlerimi anlatacağım. E gezi yazısında da kendi gözlemlerimi anlatacağım. Ama burada bir fark vardır. Ben gezi yazısında gözlemlerimi gezdiğim yerdeki gördüklerim üzerine kuracağım. Yani ben orada ne yaptım, ne ettim değil. Daha çok şunu gördüm, şunun şu özelliği var mı? Şunu gördüm. İşte şu cami şu kadar büyüklükteydi. Bu kadar insan geliyormuş. Şöyle ziyaret ediliyormuş. Tarih buymuş. Şu padişah yapmış vesaire. her şeyini anlatıyorum. Yani gözlemler var ama gözlemlerimi unutma o gezilen yerlerle ilgili kuruyorum, anlatıyorum. Bu önemli bir detaydı. Bununla birlikte gezip gören ve

50:01 bunları anlatan kişiye seyyah denir. Bu kişilerin yazdıkları metinlere ise seyahatname denir. Unutmayacaksın. Eskiden gezgin. Bugün gezgin diyoruz ama eskiden seyyah denirmiş. Bugün gezi yazısı diyoruz ama o dönemde bu metinlere seyahatname denirmiş. Bununla birlikte gezi yazıları okuyucunun ilgisini çekebilecek tarzda olmalı. Gezilen yerlerle ilgili ilginç bilgiler aktarılmalıdır. Zaten bu ilginç bilgiler aktarılmazsa kimsenin o metni okuma şansı olmayacaktır. Peki bizim edebiyatımızdaki ilk gezi yazısı nedir? Seydi Ali Reis'in yazmış olduğu Miratül Memaliktir. Miratül Memalik memleketler aynası anlamına gelir. Seyid Ali Reis bir Osmanlı donanma kaptanıdır. Yani kaptan deryadır ve Osmanlı Portekizlerle Hint Okyanusunda mücadele etmek için ordusunu, donanmasını gönderir. Kaptan da Seyid Ali Reis'tir. Ama bu mücadeleyi kaybeder ve karayoluyla Hindistan'dan

50:47 bir yolculuk yaptıktan sonra aylar sonrasında İstanbul'a gelir. Bu sırada gözlemlerini gördüklerini bir metinde O metnin adı neymiş? Miratül Memalik. Yani Memleketler Aynası adlı esermiş. Bu edebiyatımızdaki ilk gezi yazısıdır. Fakat edebiyatımızın en meşhur gezi yazısı ise Seyahatnamedir. Evliya Çelebi yazmıştır. Bildiğiniz gibi edebiyatımızın en önemli eserlerinden bir tanesidir. 10 cilten oluşur ve birçok yeri Evliya Çeleb'i anlatmıştır. Tekrar söylüyorum sadece edebiyatımızın değil dünya edebiyatında da önemli gezi yazılarından bir tanesidir. Ve evliya Çelebi hikayesini şöyle anlatır. Der ki, "Bir gün rüyamda Peygamber efendimizi gördüm ve peygamber efendimize şefaat eyle ya Resulallah diyeceğime dilim sürüçtü. Seyyah eyle ya Resulallah dedim. O gündür bugündür gezerim. Hikayem böyle başladı der. Kitabının ilk

51:34 girişinde unutma. Bununla birlikte gezi yazılarında bir betimleyici, öyküleyici, açıklayıcı anlatım vardır. Neden betimleyici? Çünkü mesela camiyi gördüm. Camiyi betimliyorum. Şu büyüklükte mavi Çinliler kullanılmış. İşte kubbe şu kadar genişlikte. Bak betimliyorum. Sen de bu betimlediklerimi zihninde canlandırmaya çalışıyorsun. Aynı zamanda öyküleyici anlatım vardır. Çünkü gittim işte şöyle gördüm. Bu kadar kalabalık vardı. Yanımda şunlar vardı. Bir hareketleri de anlattığım için öyküleyici anlatım vardır. Aynı zamanda o caminin tarihini anlattığım için de açıklayıcı anlatım vardır. Bununla birlikte bir örnekleme, karşılaştırma, sayısal verilerden yararlama vardır. Mesela işte derim ki bu camiden daha da güzeli Edirne'de vardır. Selimiye camisi. İşte onun kubbesi şöyledir. Bak ne yaptım? Bir örnek verdim. Karşılaşma yaptım aynı zamanda. Ve de dedim ki

52:19 kubbesinin işte genişliği şu kadar şu kadar. Ne yaptım? Sayısal verilerden de yararlanmış oldum. Burada da gezi yazısıyla anı arasında fark var. Çünkü karıştırılıyor. MEB kitabında, ders kitabınızda böyle bir etkinlik vardı. Dolayısıyla sınavda da bu sorulabilir. Yani bir metin verilir. Onun gezi yazısı mı yoksa anı mı olup olmadığı sizden istenir. Tabii ki gezi yazısında gezilip görülen yerleri tanıtmak, okucağa o yer hakkında bilgi vermek ve oranın atmosferini hissettirmek vardır. Bu temel amaçtır. Yani mesela gittim nereye? Kapadokya'ya gittim. Kapadokya'nın güzelliklerini, gördüklerimi anlatırım ama bir anımı Kapadokya ile ilgili de anlatabilirim. Mesela Kapadokya'ya gittim. 10 sene öncesinde arkadaşlarımla gezdim, kaldım vesaire eğlendim. Onu da anlatabilirim. Şimdi bak, orada da Kapadokya var. Orada da Kapadokya var. Peki fark ne? Şimdi gezi yazısında merkezde hep Kapadokya vardır. Ama anılar şöyle başlar. İşte

53:05 bundan 10 sene önce ya da ben üniversitedeyken ya da bundan 3 sene önce bak bir kere böyle bir şey vardır. Zaman veririm ve geçmişi anlatırım. İşte ben de bir zamanlar gitmiştim. Geçmişte şöyle olmuştu şekilde ipuçlarım vardır ve Kapadokia anlatırım. Mesela derim ki işte Ürgüp'te şunları şunları gördüm ama arkadaşlarımla işte oradan aşağı inerken kaydım düştüm bacağımı kırdım. Bak, evet, orayı anlatıyorum ama bir hikayem var. Benim anım var bu merkezde. İşte gezi yazısı ile anı arasında böyle bir fark vardır. Yani özetle gezi yazısı bir yeri tanıtırken anı kişisel deneyimleri aktarır. Burada da bir örnek gezi yazısı var. Kapadokya doğanın ve tarihin işçe geçtiği eşsiz bir yer. Gün doğarken gökyüzüne süzülen sıcak hava balonları peri bacaların büyülü süyetini daha da etkileyici hale getiriyor. Dar sokaklarda yürürken kayalara oyulmuş eski evler ve kiliseler geçmişin izlerini bugüne taşıyor. Bak ne yaptım.

53:51 O görüntüyü, oranın güzelliklerini aktarıyorum. Hep oranın eee özellikleri ön planda. Yoksa benim anım değil. Göreme, Ürgüp ve Avanos'ta her köşe başında farklı bir hikaye rastlamak mümkün. Özellikle yeraltı şehirleri insanı hayrete düşüren bir mimariye sahip. Gün batımında kızıl vadinin kızılığına dalıp bu büyüleyici coğrafyaya hayran kalmamak imkansız. Kapadokya kesinlikle herkesin bir kez görmesi gereken bir masal diyarı. Ne yaptım? Oranın güzelliklerini ve tarihini ve özelliklerini aslında anlatmış oldum. Dolayısıyla arkadaşlar bu bir gezi yazısı örneği idi. Şimdi gelelim anlatım biçimlerine. Son olarak bunu da bitireceğiz arkadaşım. Bunu şöyle soracaktır. Bir metin verilecektir size. O metindeki anlatım biçimi, baskın olan anlatım biçimi istenecektir. Fakat

54:37 mesela bir gezi yazısı ise burada betimleyici ağır basacaktır. Değil mi? Bununla birlikte açıklayıcı anlatım da ağır basacaktır. Çünkü açıklıyorsun, bilgi veriyorsun. Yani demem odur ki bir anı anlatılırsa mesela anıda ise sen öyküleyici anlatımı görürsün. Açıklayıcı anlatımı görmezsin. Tartışmacı anlatımı görmezsin. Yani metin neyse aslında ona göre de o anlatım biçimi değişebilir. Mesela bir öykü verilse, bir roman, bir hikaye verilirse o zaman orada öykülemeyle betimlemeye bakacaksın. Orada açıklayıcı ve tartışmacı anlatma yer yoktur. Bunu hiç aslında aklından çıkarmaman gerekiyor. Çok önemli bir ipucudur. Unutma. Şimdi dört tane anlatım biçimi var. Bunların birincisi açıklayıcı anlatım, ikincisi tartışmacı anlatım, üçüncüsü betimleyici anlatım, dördüncüsü öyküleyici anlatımdır. Dediğim gibi betimleyici ve öyküleyici edeb metinlerde yani roman gibi, hikaye

55:24 gibi. Ancak açıklayıcı anlatım ve tartışmacı anlatım ise genellikle öğreti metinlerde mesela bir makale, deneme ya da gezi yazısı gibi türlerde karşımıza çıkar. Bunu unutma. Şimdi açıklayıcı anlatıma başlayalım. Bilgi vermek amacıyla kullanılır. Bir şeyi açıklarsın zaten. Tanımlamalar, örnekler ve açıklamalar içerir ve ders kitaplarında sıkça görülür. Yani bir ders kitabı mesela bu kitap bile şu anda şu metin bile açıklıyor sana bilgi veriyor. Mesela dünya güneşin etrafında eliptik bir yörüngede döner. Bu hareket mevsimlerin oluşmasını sağlar. Ne yaptım? Bilgi verdim. Bak açıkladım. Görüyor musunuz? Nasıl döner? Nasıl hareketi yapar? Bu konuda açıklama yaptım. Bu açıklayıcı anlatımdır. Peki tartışmacı anlatım nedir? O da yine öğretim metinlerde olacaktır. Bir düşünce savunarak karşıt görüşü çürütme amacı gider. kanıtlar ve örneklerle desteklenir. Mesela kitap okumak gereksiz bir uğraş değildir. Aksine

56:10 insanın düşünce dünyasını geliştirir ve kelime dağırcını genişletir. Gördüğün gibi bir tez ortaya koydum. O tez daha doğrusu şöyle ifade edelim. Tez ve onun karşısında ne vardır? Antiz vardır. Bak burada kitap okumak gereksiz bir uğraş değildir. Tez buymuş. Tamam mı? Başkasının tezi buymuş. Sen antitez koyuyorsun. Diyorsun ki hayır diyorsun. Antitezim bu. Diyorum ki insanın düşünce dünyasını geliştirir ve kelime darcını genişletir. Tez antıştı. Ve ben diyorum ki kitap okumak gereksiz bir uğraş değildir. Bu söylenenlere aldanma aslında böyledir. Şöyle faydası vardır diye ortaya kendi görüşlerimi koyup seni etkilemeye çalışıyorum. İşte bu tartışmacı anlatımdır. İki farklı fikir olmalı. Zıt fikir olmalı. Betimleme nedir? Gözlemlenen varlıkların detaylarıyla anlatılmasıdır. Yani bir görüntü vardır değil mi? Mesela roman okuyorsun, öykü okuyorsun. Mesela bu oda öyle bir betimlenir, öyle bir anlatılır

56:56 ki sen bu odayı zihninde canlandırabilirsin. İşte buna biz ne deriz? Betimleyici anlatım deriz. Yani tasvirler vardır. Mesela şuna dikkat et. Sonbaharda parkın içi sarı ve turuncu yapraklarla kaplanmıştı. Bak parkı sarı turuncu yapraklarla betimliyor o yaprakların nasıl olduğunu. Parkın içinde hafif esen rüzgar. Bak rüzgar yani sadece görüntü değil ha bu arada bir dokunma da olabilir. Mesela şu kalem yumuşaktı. Şu çay biraz demliydi. Bak tadını söylüyorum. İşte kokusu vardı. Ağır bir kokusu vardı vesaire kahvenin. Bak ne yapıyorum. Hem koku hem dokunma hem görme hem duyma. Bak işte ince tiz bir sesi vardı. Rahatsız ediyordu beni falan. Yani her türlü duyumumuza hitap eder. Unutma. Hafif esen rüzgar havada dönen yaprakları savuruyordu. Yine o görüntüyü görüyor musunuz? Hafif esen bir rüzgar havada yaprakları savurması. O görüntüyü izninde canlandırıyorum.

57:42 Buna betimleyici anlatım denir. Peki hocam öyküleyici anlatım nedir? Bir olayın belirli bir zaman ve mekandaki gelişimini anlatır. Olay örgüsünde kişiler zaman mekan unsurları olur. Yani arkadaşlar bir hareket varsa tamam mı? Direkt öyle yapabiliriz, yazabiliriz. Hareket. Bir hareket varsa işte orada öyküleci anlatım vardır. Tamam mı? Hareketliliği anlatır. Mesela sabah erkenden yola çıktık. Bak ne yaptım? Sabah erkenden yola çıktığımı söylüyorum. Dar sokaklara geçtikten sonra burada betimleme yapıyoruz ama yine hareket var. Geçtikten sonra deniz kenarına ulaştık. Bak ulaşıyoruz. Hareketlilik var. Güneşin doğuşunu bak doğuş hareket var izliyorum. Yine hareket var. Dalgaların sesi hepimizin içini huzurla doldurdu. Yine bir hareketlilik söz konusu. Bu hareketliği anlattığım için burada da bir öyküleyici anlatım vardır. Evet. Şimdi dör tane

58:28 anlatım biçimini gördük. Ancak bu anlatım biçimleriyle birlikte anlatılanların daha ikna edici olması, anlaşılır olması, net olması için bazı düşünceyi geliştirme yollarına da başvururuz. Bunlar nedir? En bariz tanımlamadır, örneklendirmedir. Tanık göstermedir, karşılaştırmadır. Sayısal verilerden yararlanmadır. Evet. Bunlar düşünceyi geliştirme yolları olarak karşımıza çıkar. Mesela tanımlama nedir? Bir kavramın ne olduğunu açıklamak için kullanılır. Bu nedir ya da kimdir tarzı soruların cevabıdır. Mesela demokrasi neymiş? Halkın kendi kendini yönetme biçimiymiş. Bak demokrasi ne yaptım? Tanımlamış oldum. İşte bu nedir? Bu tanımlamadır. Ve sonu dille biter. Bak dikkat et. Dirle bitmek durumunda. Çünkü tanımlaman lazım. Demokrasi şudur, kalp şudur, fotosentez budur, sanat budur, kinaye budur anlamında. Örnekleme nedir?

59:16 Anlatılan düşünceye somutlaştırmak için örnek verilebilir. Mesela başarı için disiplin şarttır. Örneğin Albert Einstein çalışmalarında büyük bir disiplinde hareket etmiştir. Ne yaptım şimdi? Ben dedim ki disiplin şarttır başarı için. Disiplin yoksa başarı gelmez. E bir de örnek göstermem lazım ki öyle bir örnek vermeliyim ki sen ikna olasın. İşte ne yaptım? Einstein'dan örnek vermiş oldum. İşte buna biz örneklendirme diyoruz. Fakat bunu tanık göstermeyle hep karıştırıyoruz. Tanık

…

Share

YouTube Video Özetleri