0:00 Merhabalar herkese. Tonguç Akademi'de birlikteyiz gençler. 9. sınıf 2. dönem 1. yazılısına hazırlık yapacağız sizlerle birlikte. Malumunuz Milli Eğitim Bakanlığı tarafından örnek senaryolar yayınlanıyor. Biz de sınavımızı hazırlarken %100 şekilde bu senaryolara uyduk gençler. MEBİ'de de örnek sorular yayınlandı. Unutmayın örnek sorulara da sınava girmeden önce mutlaka bakın. Biz de sınavımızın içerisine benzerlerini koyduk. Peki hocam, sınavlarda en büyük yardımcımız kimler? Tabii ki yazılı notları ve yazılı denemeleri. Gençler yazılı notlarının içerisinde sadece ikinci dönem 1inci yazılılar yok. İkinci dönem 2inci yazılılar da var. Biyoloji de yok sadece. Edebiyat, tarih, coğrafya,
0:45 matematik, fizik, kimya da var. Sınava girmeden önce şöyle bir açıyorsun. Hoca %100 sorar. Bu kesin çıkar gibi kavramlar var. Onlara bakıyorsun. mutlaka da sınavda karşına çıkacak zaten. Hemen hemen hiç yanınızdan ayırmamanız gerekiyor. Sınav haftasında yazılı notlarını. Yine aynı şekilde yazılı denemelerinin içerisinde de sadece biyoloji yok. Edebiyat, matematik fizik kimya coğrafya tarih var. Senaryolara %100 uyumlu sınav denemeleri var. Bunları da sınava girmeden önce mutlaka çözün diyorum gençler. Hazırsanız yaslanın arkanıza. Başlıyoruz.
1:35 Şimdi yaşam temasının sonuyla aslında ikinci yazılımız başlıyor gençler. Yaşam temasının sonunda da biyolojik çeşitlilik, biyoçeşitlilik dediğimiz kısım vardı. Biyo canlı demek. Biyolojik çeşitlilik veya biyoçeşitlilik dediğimizde de canlı çeşitliliğinden bahsediyoruz. Ekosistemlerin dünyanın devamlılığı için biyolojik çeşitlilik çok önemlidir. Bu çok geniş bir kapsam. Tür, içi ve türlerarası çeşitliliği kastediyor. Yani aslan, kaplan, yılan, fare, zürafa gibi türler varken aynı zamanda insan da bir türdür. Biz de kendi içeriğimizde farklı varyasyonlara sahibiz. Gençler, genetik çeşitlilik biyoçeşitliliği arttırıyor. Organizmalardan başlayarak tüm ekolojik
2:21 organizasyonlarda farklılık gösterebiliyor. Dünya üzerinde biyolojik çeşitlilik ne kadar fazlaysa o ortamda yaşanılabilirlik de o kadar fazla oluyor. Neyi kastediyorum? Diyelim ki bir ekosistemin kendini yenileme kapasitesi olsun. Canlı çeşitliliği ile orantılamışlar. Az canlı çeşitliliği olan alanlarda ekolojik yenilenmenin az olduğunu, çok canlı çeşitliliğinin olduğu yerlerde daha fazla olduğunu gözlemlemişler. Ulusal biyolojik çeşitliliği hesaplamak istemişler. hem Türkiye hem de Kuzey Kıbrıs Türk eee Türkiye Cumhuriyeti için biyoçeşitliliğin eee hesaplanabileceği bir veri tabanı oluşturulmak istenmiş. Aslında biyoçeşitliliğin belirlenmesi,
3:08 değişikliklerin izlenmesi, geliştirilmesi biyokaçakçılık biyokorsanlığın önlenmesi için gerçekleştirilmiş bir çalışmadır. Endemik tür dediğimiz çok değerli türlerimiz var. Dünya üzerinde sadece belli bir bölgede yayılış gösteren canlılara endemik tür ismini veriyoruz. Pandeminin biraz karşılığı aslında daha doğrusu tersi. Endemik tür açısından da ülkemiz çok zengin. Eee bunun sebepleri içerisinde de farklı iklim tiplerinin görülmesi, üç tarafının denizlerle çevrili olması gibi çok fazla etken var. İkinci temamız asıl soruların geleceği kısım organizasyon teması gençler. Bu konunun içerisinde canlının yapısında bulunan temel bileşikler var. Canlının yapısında
3:54 bulunan temel bileşikleri inorganikler ve organikler olmak üzere kendi içerisinde ikiye ayırıyoruz. İnorganik bileşikler dediğimiz zaman hiçbir canlının sentezleyemediği, herkesin doğadan hazır olarak aldığı bileşikler inorganik bileşiklerdir. Eskiden su, asit baz, tuz, mineraller diyorduk. Şimdi su, mineraller diyoruz ama asit, baz, tuz da sorularda çıkarsa karşınıza karıştırmayın. inorganik bileşiklerdir. İnorganik bileşikler enerji vermez. Küçük moleküllerdir. Herkes doğadan hazır alarak almak zorunda. Organik bileşikler ise karbonhidratlar yağlar proteinler enzimler, nükleik asitler ve vitaminlerdir tabii ki. Başlayalım. Canının yapısının yaklaşık %98'ini
4:41 karbon oluşturuyor. Daha doğrusu %98'ini karbon hidrojen oksijen azot fosfor kükürt gibi elementler oluşturuyor. Canlılar bu bileşikleri ya kendileri üretiyor ya da besinlerin içerisinden alıyorlar. Gençler, vücudumuza aldığımız bileşikler enerji verici, yapıcı ve onarıcı, düzenleyici olarak gruplandırılabiliyor. İnorganik bileşiklerden su ile başlıyor. Bir kere su iyi bir çözücüdür gençler. Bu nedenle besinlerin taşınmasında, zehirli maddelerin seyreltilmesinde, eee, idrarımızın çok büyük bir kısmı su ya oradan hayal edin. Zehirli atıkların seyreltilmesinde taşınmasında atılmasında görev yapıyor. Öz ısısı yüksek bir molekülden bahsediyoruz. Vücut ısısının düzenlenmesine yardımcı
5:27 oluyor. Yazın tellememizdeki amaç aslında vücudumuzdan su attığımız zaman vücut sıcaklığımızı da düşürmüş oluyoruz. sui bir substrat özelliği gösterir. Enzim faaliyeti için uygun ortam sağlar diyor. Enzimler bizim olmazsa olmazımız. Metabolik tepkimelerin gerçekleşebilmesi için enzimlerin mutlaka çalışması gerekiyor. Enzimler de ortamdaki su miktarı %15'in altındaysa çalışamıyorlar. Gençler büyük bir besin aldım. Bunu sindirim sistemimde hidrolize edeceğim, parçalayacağım. Kiminle tepkimeye sokmam lazım? Tabii ki suyla parçalamam gerekiyor. Donan suyun yoğunluğu azalır. Su üzerinde donmuş kısım yani buz yüzer. Bu neyi sağlıyor? Eğer dipten donsaydı
6:12 sular dipten dondu dondu dondu dondu suda yaşayan canlılar, balıklar hepsi suyun üstünde kalırlardı. Ama su donunca üst kısımdan e buz oluşuyor. Balıklar aşağılarda yüzmeye devam ediyor. Yani canlıların yaşamasını devam ettirmesini sağlıyor. Kohezyon ve adhezyon kuvveti ile ilgili çok soru gelir. Kohezyon su moleküllerinin aralarındaki hidrojen bağları ile oluşan çekme kuvveti. Aslında kohezyon aynı moleküllerin birbirini çekmesi. Adezyon farklı moleküllerin birbirini çekmesidir. Suyu düşündüğümüz zaman aradaki hidrojenler kopmayan bir zincir oluşturduğu zaman suyun kohezyon kuvvetinden bahsedeceğiz. Mesela bitkilerde suyu taşırken de o bitkilerdeki borulara tutunacaklar. Adhezyon kuvveti sayesinde. Suyun yüzey
7:00 gerilimi dediğimiz zaman da belli bir yüzey geriliminden dolayı bazı böcekler suyun üstünde tabii ki yüzebiliyor. Minerallerin de başlıcalarını söyleyelim. Kalsiyum, potasyum, demir, iyot flor magnezyum sodyum fosfor. Bunlar canlı vücudunda çok kullanılan mineral maddelerdir. Kalsiyum sinirsel iletimde, kasların kasılmasında, çalışmasında, kanın fıhtılaşmasında görev yapar. Yine potasyum, sodyum, potasyum sinirsel iletimde görevlidir gençler. Vücudun pH'ı çok önemlidir. Mesela kanımızın pH'ı 7.4. Bunun 72'lere düşmesi, 78'lere çıkması kişinin ölümüyle sonuçlanabilir. Kas ve kemik gelişimi için de potasyuma ihtiyacımız var. Demir eksikliğinde anemi dediğimiz
7:46 kansızlık meydana gelir. Çünkü bizim kanımızda oksijen taşınmasını sağlayan al yuvar dediğimiz kırmızı hücreler var. Bu alyuvarların yapısında da hemoglobin proteini var. Hemoglobinin yapısında da demir var. Vücuduma yeterli demir almazsam yeterli hemoglobin sentezi gerçekleşmiyor. Eee, kansızlık dediğimiz hastalık meydana geliyor. İyot tiroksin hormonunun yapısına katılıyor. Klor diş ve kemiklerin yapısında var. Magnezyum kemiğin yapısına katılıyor. Klorofil üretiminde sinirsel iletimde var. Sodyumun yine sodyum potasyum pompasının sinirsel iletimde görev yaptığını söylemiştik. Fosfor ATP'nin, DNA'nın, RNA'nın yapısında var. Kemiklerimizin yapısına da tabii ki fosfor katılıyor. Karbonhidratlarla
8:32 başlayalım gençler. Karbonhidratlar, yağlar ve proteinler bizim enerji verici organik bileşiklerimizdir. Bir şeyin enerji vermesi demek aslında onların solunum tepkimelerinde kullanılıp ATP sentezlenmesi anlamına gelir. Karbonhidratlar da birincil dereceden enerji verici moleküllerimiz. Yani vücudumuzun enerjiye ihtiyacı olduğu zaman kapısını ilk çaldığı şey karbonhidratlardır. Karbonhidratların yapısında kesin ve kesin karbon, hidrojen ve oksijen atomları bulunur. Ha bazı karbonhidratların yapısında ekstradan azot da bulunur. O başka bir şey. CHO kesin bulunacak gençler. Karbonhidratların büyüklerini birbirine bağlayan bağın adı da glikozit bağıdır. Söylemiş olayım. Karbonhidratları da kendi içerisinde bulundurdukları şeker
9:19 sayısına göre gruplandıracağız. Monosakkaritler tek şekerliler, disakkaritler çift şekerliler, polisakkaritler ise çok şekerliler olacak. Karbonhidratların yapı birimi monosakkaritlerdir. Bir şeye yapı birimi diyebilmemiz için onun hücre zarından doğrudan geçebiliyor olması lazım ki monosakkaritlerin tamamı hücre zarından doğrudan geçer. Gençler sorularda en çok kim çıkar? Glikoz çıkar. Karbonhidratların monosakkaritlerini de 5 karbonlu pentozlar ve 6 karbonlu hegzozlar olmak üzere ikiye ayırıyoruz. Riboz RNA'nın da yapısına katılacak. Yani ribonükleik asitin yapısına katılacak. Aynı zamanda ATP'nin şekeri de ribozdur gençler.
10:06 Deoksiriboz ise DNA'nın yapısına katılır. Uzun adı deoksiribonükleik asittir. Hegzozlar 6 karbonlarımızda glikoz, fruktoz ve galaktoz. Disakkaritlere geçiyorum. Disakkaritler dediğimiz zaman da aslında monosakkaritlerin şu hegzozlar grubu var ya onlar bir araya geldiği zaman disakkaritleri yapıyor. Aklında nasıl tutacaksın? Glikozu her zaman bir cebine koy. Şimdi gene glikoz bir araya geldiği zaman mal toz sentezlenir. Glikoz yine hep cebimde hocam ismi içinde saklı. Glikozla gallaktoz bir araya geldiği zaman laktoz olur. Kalan diğeri de ortaya kalıyor. Glikozla
10:54 fruktoz bir araya geldiği zaman da sükroz, bazen sakkaroz da yazıyorlar sentezlenmiş olacak. Polisakkaritler çok şekerliler dediğimiz zaman da depo ve yapısal olarak gruplandıracağız. Mesela bakteriler, arkeler, mantarlar, hayvanlar alemindeki canlılar glikozunun fazlasını glikojene dönüştürerek depolayacaklar. Bitkiler alemindeki canlılar ise glikozunun fazlasını nişastaya dönüştürecek. Yapısal polisakkaritler dediğimiz zaman bitki hücrelerinde hücre zarının dışında hücre çeperi duvarı dediğimiz yapı var. Hücre duvarı selüloz yapılıdır. Unutmayın. Kitinde yine mantarların, hücre duvarının yapısında var. Bir de böyle böceklerin üstüne basınca bir
11:40 çatırt diye ses gelir ya. Aslında o yine kitin sesidir. Eklem bacaklıların dış iskeleti de kitin yapılıdır diyeyim. Geldim yağlara, lipitlere. Bunlar bizim ikinci dereceden enerji vericilerimizdi. Ama çok enerji veriyorlar. Ya hocam o kadar çok enerji veriyorlarsa niye gidip bunları birinci sırada kullanmıyoruz? Çünkü yağları yakmak çok zor. Oksijenle tepkimeye girmeleri zor olan moleküllerden bahsediyoruz. Aynı karbonhidrat gibi yapıştır. CHO kesim var. Bazı çeşitlerinde azottur, fosfordur bunlar da bulunabilir. Yağların büyüklerini birbirine bağlayan bağ ise ester bağı ismini vereceğiz. Trigliseritler yani nötral yağlar, fosfolipitler ve steroidler olmak üzere
12:26 gruplandıracağız. Trigliseritler bitkilerde veo şeklidir. Vücudumuza aldığımız fazla yağı trigliserite çevirerek depoluyoruz. 3 tane yağ asidi bir gliserolle birleştiğinde trigliserit sentezleniyor. Üç molekülde her zaman su açığa çıkacak gençler unutmayın. Küçüklerden büyük yaptım. Dehidrasyon tepkimesi. Büyük bir şeyi suyla tepkimeye soktuğumda küçüklere çevirdiğimde de hidroliz tepkimesi ismini veriyoruz. Fosfolipitler hücre zarının yapısında bulunan lipitlerdir. Bunlar çift sıralı halde bulunacaklar. Yapıda yine yağ asit ve gliserol var ama bir de fosfat grubu eklenmiş oluyor. Bunların fosfat uçları hidrofilik yani
13:12 suyu seven kısımdır. Kuyruk kısımları ise hidrofobik yani sevmiyor. Steroitlerden de hızlıca bahsedelim. Bunlar küçük yapılı yağlarımızdır. Mesela halk arasına kolesterolü çok duyarız. Aa doktora gitti biliyor musun? Kolesterolü yükselmiş, diyet verdi diyorlar ya. Kolesterol dediğimiz şey steroid yapılı bir yağdır gençler. Yani o yağı alma miktarı artmış vücudunda. D vitamini bazı hormonlar steroid yapılıdır. Hormon olarak da örnek vereyim. Mesela östrojen ve testeron. Ergenliğe girdiğimiz zaman bunların sentezi artıyor ya. Bunlar da yağ yapılı hormonlar ya. O yüzden vücudumuzda, yüzümüzde sivilceler çıkıyor. Geliyorum 3ünc dereceden enerji vericimiz olan proteinlere. Proteinlerin yapısında da
13:59 karbon, hidrojen, oksijen ve kesin kesin azot bulunuyor gençler unutmayın. Ha bazı yapısında kükürt ve fosforda bulunabilir. Aminoasitlerin yapısı temel birimlerine daha doğrusu proteinlerin temel birimine aminoasit diyoruz. Aminoasitler de birbirlerine peptit bağı dediğimiz bağ ile bağlanacaklar. Bir aminoasitin şekline baktığımız zaman ortada mutlaka bir karbon atomu bulunacak. Bu karbona bağlı da dört farklı grubumuz olacak. Hacer kesinlikle bir hidrojen var. Kesinlikle bir amino grup. Kesinlikle bir karboksil grup var. Radikal değişken grubun farklılaşmasıyla amino asitler birbirinden farklılaşıyor. Uyduruyorum. Bilmene gerek yok. Şuraya CH3 bilmem ne yazıyorsun. X amino asit
14:45 oluyor. NH bilmem ne yazıyorsun. Y amino asiti oluyor. Ama hepsinde NH2 şöyle yazayım karboksil grubu dediğimiz joh ortak olarak bulunacak gençler. Senin depo kararbonhidratın neydi? Glikojen. Depoyağın neydi? Trigliserit. Bunları yapacağın zaman DNA karışmıyor. Ama protein sentezleneceği zaman DNA diyor ki dur ben şifre vereceğim. benim verdiğim şifreye göre bu işi gerçekleştireceksin. Yani canlıların akrabalık derecesine bakılırken protein benzerliğine bakılır. Çünkü iki canlı birbirine ne kadar benziyorsa, DNA'sı ne kadar yakınsa proteinleri de o kadar yakındır. Ya hocam nasıl oluyor da bu kadar milyar insan var? Kimseninki birbiriyle aynı
15:31 değil. Çünkü amino asitler farklı sayıda, farklı çeşitte ve farklı sırada bir diziliyorlar. Mesela sende A'ya B, C'ye D, D''ye E bağlanıyor. Bende B'den sonra bir daha B geliyor. F geliyor. Sonra A geliyor. Sendeki sayıyla bendeki sayı farklı. Sendeki sırayla bendeki sıra farklı. Sendeki çeşitle bendeki çeşit farklı. Bunun yüzlerce olduğunu düşünün. Böylelikle birbirimizden farklı protein yapısına sahip oluyoruz. Hemen sorularıma geçiyorum. Canlılar sınıflandırılırken kaç domine ve kaç aleme ayrılır? Şimdi domain dediğimiz zaman ü tane üst alemimiz, domainimiz vardı. Bunlardan birincisi bakteriler domini dediğimiz domain arkasından arkeler domini
16:20 geliyordu ve ökaryotlar domini olmak üzere ü tane dominden bahsediyorduk. Onu da yazmış olayım. Sonra bakteriler domini üst aleminin içerisinde yine ismi aynı yapıştır geç bakteriler alemi var. Arkeler dominin içerisinde yapıştır geç arkeler alemi var. Ökaryotları kendi içerisinde dörde ayırmıştık. Bunlardan birincisi protista alemi dediğimiz tek ve çok hücreli canlılardan oluşan amip, öglena, paramesyum gibi canlılar bulunurken aynı zamanda arklerin de bulunduğu gruptan bahsediyorduk. Protist aleminden sonra bitkiler alemi geliyor. Bitkiler aleminden sonra mantarlar alemi, mantarlar aleminden sonra da hayvanlar alemi geliyordu. Bakteri ve
17:07 arkeler prokaryot hücre yapısına sahipti. Ökaryotlar adı üstünde ökaryot hücre yapısına sahip. Yani çekirdekleri ve zarlı organelleri vardı. Unutmayın. Hemen soruma geçiyorum. Bir bilim insanının yapmış olduğu çalışmalar sonucu bulduğu canlının özellikleri aşağıda verilmiştir. Şimdi bulduğu canlı tek hücreli bir canlıymış. Çekirdeğe sahipmiş. Fotosentez yapabiliyormuş. Bir kere çekirdeğe sahip olduğu için kesinlikle ne olmak zorunda? Ökaryot hücre yapısına sahip olmak zorunda. Buradan yazmıştım ya. Hadi gidelim sizinle birlikte başka bilgiler de vereyim. Hayvanlar alemindeki canlıların tamamı besini doğadan hazır olarak alır. Yani heterotrof beslenme özelliğine sahiptir. Kendi besini kendi üreten bir
17:54 hayvan yok. Aynı şey birebir mantarlar için de geçerlidir. Tamamı besnini doğadan hazır olarak alıyor. Yani bunun mantar ve hayvan olma ihtimali yok. Fotosentez yaptığına göre ya protista ya bitki olmak zorunda. Gençler protista alemi içerisinde tek hücreliler de var, çok hücreliler de var. Ama bitkiler alemindeki canlıların tamamı çok hücrelidir. Bu tek hücreli olduğuna göre bunun bitki olma ihtimali de yok. Yani bu canlı hangi aleme ait olabilir? Tabii ki bulunduğu alem protista alemi olmak zorunda. Bu canlıyı bitkilerden ayıran özellik bir kere çekirdeğe sahip olmasıyla ayrılmıyor. Fotosentez yapmasıyla ayrılmıyor. Bitkiden nasıl ayırdım? Tek hücreli olmasıyla. Çünkü
18:42 bitkiler aleminde pek hücreli bir bitki tanıdığımız yok. Ekosistemdeki rolü ne olabilir? E bu fotosentez yaptığına göre üretici bir canlıdır. Eee besin üretimini sağlar. Bunları yazın. Besin üretimini sağlar. Madde döngülerinde görev yapar. Üretici canlılar olmasa tüketici canlılar besin bulamaz. Ekosistemlerin sonu gelir. Unutmayın. Geldim diğer soruma. Bakteri ve arkeler her ikisi de prokaryot olmasına rağmen neden farklı dominlerde yer almaktadır? Uzun sürmesin diye ben yazdım gençler. Şimdi bakteriler ve arkeleri düşünüyorsun. İkisi de prokaryot hücre
19:27 yapısına sahip. İkisi de tek hücreli canlılar. Hücre yapıları benzer ama bunların DNA yapıları birbirine benzemiyor. Mesela bakterilerin DNA'sının etrafında Histon proteini denilen bir protein yok. Ama arkelerin ve ökaryotların DNA'sının etrafında bu histon proteini var. Yani arkeler bu histon proteini bulundurmak bakımından ökaryotlara daha çok benziyorlar. Enzim sistemlerinin de bayağı farklı olduğunu görmüşler. Yaşam koşulları da birbirinden farklı. Arkeler ekstrem koşullarda yaşamaya uyum sağlamış canlılar. Ya burada da canlı yaşar mı dediğimiz alanlara baktığımızda arkelerin yaşadığını gözlemleyebiliyoruz gençler. Yanardağ bacası gibi, çok
20:13 asidik, çok bazik alanlar gibi, buzullar gibi, tuz gölleri gibi alanlarda arkeler yaşayabiliyor. O zaman arkeler genetik ve biyokimyasal olarak ökaryotlara daha yakın gruplardır diyelim. Yine canlılar dünyası ile ilgili de bir soru çözüp bitirelim. Memeli hayvanları diğer hayvanlardan ayıran özellikler. Hemen kendimizi de düşüneceğiz. Biz de memeli canlılarız gençler. Zaten grubunun memeli denmesinin sebebi meme bezleri olmasından kaynaklanıyor. Yavrularını sütle beslemek sadece memelilerde görülen bir özelliktir. Bunun haricinde bizim göğüs boşluğumuzla hemen şuraya çizeyim. Bizim göğüs boşluğumuzla karın
20:59 boşluğumuzun arasında kaslı bir diyafram var. Kaslı diyafram bulundurmak da yine memelilere özgü bir özelliktir. Vücudu kıllarla kaplı başka bir canlı yok. Kıllarla kaplı olması diyeyim. Sonra bizim akciğerlerimizde alveol dediğimiz küçük böyle üzüm salkımı şeklinde hava keseleri var. Alveol bulundurmak sadece memelilere özgü bir özelliktir. Olgun aluvarlarımız yani oksijen ve karbondioksit taşıyan hücrelerimiz çekirdeksiz. Bu da memelilere özgü bir özelliktir gençler. İç döllenme.
21:44 İç döllenme başka canlılarda da görülüyor da iç döllenme iç gelişme yapmada yine memelilere özgü özelliklerdir. Bunlardan birkaç tanesini yazsanız öğretmeniniz kabul eder. Devam ediyorum. Bir öğrenci balina balık yarasayı da kuş olarak sınıflandırıyor. Doğru mu? Hayır. Balina memeli bir canlıdır. Eee, yarasa da yine memeli bunun denizde yaşıyor, okyanusta yaşıyor olması, bunun kanadının olması, havada uçabiliyor olması kuş olduğu anlamına gelmez. Gençler canlıların dış görünüşlerine bakarak sınıflandırma yapmıyoruz. O çok eskiden yapılırdı. Günümüzde geçerliliği yoktur. Nasıl bir gerekçe bulmuş bu sınıflandırmayı yaparken? İkisi de benzer şekilde
22:30 hareket ediyor demiş. Bu sınıflandırma neden hatalıdır? Çünkü dış görünüşe bakılarak yapılmıştır. Dış görünüşe bakılarak yapılmıştır. Doğru sınıflandırma nasıl yapılmalıdır? Doğru sınıflandırma yapılırken DNA benzerliğine bakılmalı. DNA benzerliği ile kastedilen genetik benzerliktir. Embriyonik gelişim benzerliğine bakılmalı. Teknolojinin bize kattığı, aklınıza gelebilecek her şeye bakarak sınıflandırma yapılmalı. Mesela balina okyanusta denizde yaşıyor ama yavrularını sütle besliyor. İç döllenme,
23:16 iç gelişme yapıyor. Akciğer solunumu yapıyor. Yani biz hangi özelliklere sahipsek balina da bu özelliklere sahip. O zaman balina balık değil, memeli bir canlıdır diyeceğiz. Bu örnek modern sınıflandırmanın hangi yönünü vurgular? Modern sınıflandırmanın genetik özelliklere bakılarak bakılarak yapıldığını canlının dış görünüşünün ve yaşadığı yerin dikkate alınmadığını gösterir. Biz modern sınıflandırma yaparken bu iki
24:03 kritere bakmıyoruz gençler. Geldim temel bileşenlerle ilgili sorularımıza. İnorganik bileşikler nelerdir? Bileşiklerin genel özelliklerini yazınız. İnorganik bileşiklerimiz su, asit, baz, tuz ve minerallerdir. İnorganik bileşiklere baktığımız zaman hiç kimse sentezleyemiyor. Herkes doğadan doğadan hazır olarak alacak. Hazır alır diyeyim. Bunun haricinde ne diyeceğiz? Bunlar enerji vermez. Hücre zarından doğrudan geçer. Hücre zarından doğrudan geçen şeylere küçük moleküller de diyebiliriz.
24:50 Ve bunlar canlı vücudunda düzenleyici moleküldür. Düzenleyicidir diye de yazalım. Suyun adhe ve kohezyon özelliklerini tanımlayınız. Bitkilerde suyun taşınmasındaki rolünü açıklayınız. Adezyon ne demekti? Suyun farklı maddelere tutunması. Kohezyon ise su moleküllerinin birbirine tutunması. Bu özellik bir araya geldiği zaman bitkileri düşünüyorsun. Kökleri var. Kökleriyle topraktan aldığı suyu en üst kısımlara doğru taşıyorlar. Gençler, tu şuradaki boruların içerisine kopmayan bir zincir oluşturuyor. Yani kohezyon kuvveti sayesinde. Suyun bu borulara tutunmasına da adhezyon kuvveti sayesinde olmuştur diyoruz. Devam
25:36 ediyorum. Su donarken genleşmesinin ekosistem açısından önemini açıklayınız. Şimdi su donarken genleşiyor ve buz üstte kalıyor. Eğer buz üstte kalmamış olsaydı ne olurdu? dipten donmaya başlamış olsaydı, şurası dondu, şurası dondu, böyle böyle böyle böyle dondu. Balıklar ne yapacaklardı? Hop yukarıda kalacaklardı. Öleceklerdi. Sadece balıklar için değil, tüm su canlılar için aynı şey geçerli olacaktı. Buz yukarıda kaldığı zaman balıklar şuralarda yüzmeye devam ediyor gençler. Unutmayın suyun donmasını engellemiş oluyor. Böylece su altı canlılar yaşamlarını sürdürebiliyor. Suyun ve minerallerin ortak özelliklerini yazınız demiş ya aslında inorganik bileşiklere
26:21 yazacaklarımızın aynısı. Bir bilgiyi öğreniyoruz. Bir sürü farklı soru kalıbında aynı bilgiyi yazabiliyoruz. Ha inorganik maddelerin özelliklerini yazın demiş. Ha suyun ve minerallerin özelliklerini yazın demiş. Aynı kapıya çıkarmayın. O yüzden koydum. Su ve minerallere ne yazmıştık az önce? İna organiklerin ortak özelliklerini yazarken bunların düzenleyici olduğunu, düzenleyici moleküller olduğunu unutmuyorsun. Enerji vermezler diyorsun. Enerji vermez. Doğadan hazır alınır. Hazır alınır. Hiçbir canlı tarafından sentezlenemeyen moleküllerden bahsediyoruz. Mineral eksikliğinin canlılarda oluşturabileceği
27:07 soruları örneklerle açıklayınız. Bir sürü mineralimiz var. Sodyum, potasyum, magnezyum, flor, klor, brom, iyot gibi mineral maddelerden bahsediyoruz. Vücudumuza yeterli düzeyde mineral almazsak da tabii ki sağlık sorunları meydana gelecek. Mesela vücudumuza yeterli düzeyde demir almazsak bulmacalarda bile çıkıyor. Anemi kansızlık meydana gelir. Vücudumuza yeteri düzeyde iyot almazsa guater dediğimiz hastalık meydana gelir. Kalsiyum eksikliğinde kemiklerin zayıflaması, çocuklarda parantez bacaklık dediğimiz raşitizm gibi hastalıklar meydana gelir. Unutmayın çok fazla mineral ve çok fazla rahatsızlığında meydana gelen durum var. Bunu çok beğeniyorum. Tüm konunun özeti
27:53 gençler. Yaslanın arkanıza. Hemen ekran görüntüsünü de alın. Karbonhidrat, lipit ve protein kıyas sorusu çok çıkar. Enerji eldesinde kullanım sırası. Giderim ilk karbonhidratların kapısını yani şekerlerin kapısını çalarım. Vücudumdaki karbonhidratlar biterse kimin kapısını çalacağım? Lipitlerin. Lipitler de biterse proteinlerin kapısını çalacağım. Gençler diyetisyen televizyona çıkıyor. Ne diyor? Vücudunuza karbonhidrat almayı bırakırsanız kilo verirsiniz diyor. Vücuduma karbonhidrat almazsam enerji kaynağı olarak kimi kullanacağım? Çünkü yağlarımı kullanacağım. Bunları enerji verme miktarı bakımından da kıyas yapacak olursak kendi içinde aynı miktarda yakıyoruz. Karbonhidratlar en az, lipitler en çok, proteinler ise orta
28:40 düzeyde enerji verici moleküllerdir. Ya hocam karbonhidratlar 1inci dereceden enerji verici ama çok az veriyorlar. Niye gidip ilk sırada onları kullanıyorum? Çünkü karbonhidratları yakmak çok kolay. Oksijenle çok kolay tepkimeye giriyorlar. Yağlar neredeyse bu ikisinin iki katı kadar enerji veriyor ama yağları yakmak çok zordur. Unutmayın proteinlerden aslında enerji elde etmek istemiyoruz. Vücut bir sigorta şirketi gibi çok zorda kalırsa proteinleri enerji verici olarak kullanıyor. Yapı birimi dediğimiz zaman hücre zarından doğrudan geçebilenleri soruluyor. Karbonhidratlardan monosakkaritler hücre zarından doğrudan geçebilir. %99 soruda da karşımıza glikoz çıkar. Hepsinin yapı biriminde
29:26 olduğu için. Ama monosakkaritlerin tamamı geçer. Unutma lipitlerin iki tane yapı birimi vardı. Bunlardan birincisi yağ asitleri, diğeri ise gliserol dediğimiz moleküldü. Proteinler dediğimiz zaman da yapı birimleri tabii ki aminoasitlerdi gençler. Karbonhidratları birbirine bağlayan bağ glikozit bağı diyoruz. Lipitlerin arasında bulunan bağ ester bağıdır. Proteinlerin arasında bulunan bağ ise peptit bağı dediğimiz bağdır. Hemen devam ediyorum. Disakkaritleri şema yaparak gösteriniz denilmiş. Disakkaritler dediğimiz zaman monosakkaritlerin bir araya gelmesi sonucunda disakkaritler olacak. Sen her
30:12 zaman cebine kimi koyacaksın? Glikozu koyacaksın. İlk aklına ne gelecek? Gli gelecek. İki tane glikoz bir araya geldiği zaman mal tozu yapacak. Mal toz sentezlendiği zaman şurası dehidrasyon tepkimesi. Küçüklerden büyük yaptın. tersi olsaydı hidroliz tepkimesi diyecektin. Glikoz, glikoz, maltoz. Açağa bir de su çıkmış oldu. Sonra glikozla ismi içinde sakla hocam. Galaktozu birleştiririm. Glikozla galaktoz bir araya geldiği zaman laktoz olur. Yine bir tane su açığa çıkar. E hocam glikozu hep cebimize koyalım dedin. Koyuyorum. Diğerini yazıyorum.
30:58 Kuruk toz. Meyve şekerini bir araya getirdiğimizde de tükroz veya sakkor dediğimiz çay şekeri meydana gelir. Tepkimeden de su açığa çıkar. Yani disakkaritlerimiz maltoz, laktoz ve sükrozdur. Unutmayın. Bir tane de yoruma dayalı soruya bakalım. Bir öğrenci iki farklı besini tüketmiş. Besin A dediği ne? Tam buğday ekmeği. Besin B dediği paketli şekerli içecek. Aslında ikisi de karbonhidrat ama tam buğday ekmeği polisakkarit içeriyor. Ben tam buğday ekmeğini yediğim zaman mideme iniyor. Orayı dolduruyor. Sonra sindirim tepkimelerine giriyor. Glikozlar açığa çıkıyor. Kan şekerim yavaş yavaş artıyor. Paketli şekerli içeceği götürdüğümde hop hızlı bir şekilde kan
31:44 şekerim artıyor ama sonra hızlı bir şekilde de düşüyor. Her iki besinde karbonhidrat içerdiği halde vücutta farklı etkiler oluşturur. Bu farkın nedenlerini karbonhidratların türü, dindirim süreci, kana geçiş hızını dikkate alarak açıklayınız. Hemen başlıyorum. Tam buğday ekmeği kompleks karbonhidrattır. Yani büyük polisakkarit nişastadır gençler. Ve lifli bir gıdadan bahsediyoruz. Ben vücuduma aldığım zaman sindirim sistemime gidecek. Nişastayı parçalayacağım. Glikozlar açığa çıkacak. Bu benim kan şekerimi yükseltecek. Olay yavaş yavaş dengeli bir şekilde gerçekleşecek. Ama paketli gıdayı yediğim zaman şekerli içecek ise basit
32:30 şeker içerir. Monosakkarit, disakkarit bunlar çok hızlı emilir. Kan şekerini çok ani yükseltir. Bu durumda insülin dengesini etkiler. Tam buğday ekmeği yediğim zaman çok hızlı bir şekilde acıkmazken, basit şeker, böyle hazır gıdalar tükettiğimiz zaman çok hızlı bir şekilde acıkırız. Gençler, hücre zarının yapısında bulunan lipit çeşidini yazarak yapısı ile ilgili kısaca bilgi veriniz diyor. Hücre zarının yapısında bulunan lipitler fosfo, fosfolipit dediğimiz lipitlerdir gençler. Fosfolipitlerin yapısında da yağ asitleri bulunacak, gliserol bulunacak, aynı zamanda da fosfat grubu dediğimiz grup bulunacak. Fosfolipitlerin şöyle bir şeklini
33:16 çizecek olursak fosfolipitlerin yapısında bulunan yağ asitleri şu iki bacak gibi düşüneceksin. Yağ asidi, şurası da gliserol ve fosfattan oluşan gruptur. Hücre zarını hep biz şöyle düz zincir şeklinde çiziyoruz ya aslında. Hücre zarında bu fosfolipitler çift sıralı şekilde şu şekilde diziliyorlar gençler. Bunların şu yağ asidi kısımları suyu sevmeyen kısımlardır. Suyla doğrudan temasları olmasın diye birbirlerine bakıyor. Suyu seven kısımlar da hücrenin içerisindeki suyla veya hücrenin dışındaki suyla temas halinde kalıyor. Yani iki tane yağ asidi, bir gliserol, bir de fosfat bir
34:05 araya geldiği zaman fosfolipitler meydana gelir. Fosfolipitlerin suyu sevmeyen ve suyu seven kısımları vardır. Hücre zarının yapısına katıldığı zaman hidrofobik suyu sevmeyen kısımlar birbirine bakar. Hidrofilik suyu seven kısımlar ise dışarıya bakar diyeceğiz. Bir aminoasitin şeklini çizerek yapısında yer alan grupları gösteriniz. Canlılarda bulunan proteinlerin birbirinden farklı olma sebebini açıklayınız diyor. Şimdi amino asitleri ne dedim? Hacer yapacağız. Ortada bir karbon atomu var. Bu karbon atomuna bağlı hidrojen ve radikal grubumuz var. Radikal değişken grubun farklılaşmasıyla tabii ki amino asitler birbirinden
34:50 farklılaşıyor. Karbona bağlı bir karboksil grubumuz. Bir de amino grup dediğimiz grubumuz var. Bunlar bir araya geldiği zaman tabii ki amino asit oluşuyor gençler. Radikal grup haricinde hepsi tüm amino asitlerde aynı. Radikal grup farklılaşınca birbirinden farklı olacaklar. Senin, benim proteinlerimizin birbirinden farklı olmasının sebebi neydi? Amino asitlerin sayısı, çeşidi ve çeşidi yazayım. Bir de sırası farklı olduğu için ikimizin protein yapısı birbirinden farklı oluyordu. Bir öğrenci yumurtayı tavada pişirdiğinde yumurta akının saydam halden beyaza katı hale
35:37 geçtiğini gözlemliyor. Aslında yumurta dediğimiz şey protein kaynağıdır. Biz bunu pişirdiğimiz zaman proteini ne yapıyoruz? Denatüre hale getiriyoruz. Gençler bu olayın nedenini protein yapısı açısından açıklayınız. Ayrıca bu değişimin geri dönüşümlü olup olmadığını belirtiniz. Yumurtanın taşıdığı besin değerinin değişmediğini belirtiniz. Amino asitler bir araya peptit bağlarıyla geldiler. Şöyle düz bir zincir oluşturdukları zaman buna birincil yapı deniyor. Bazen proteinler birincil yapıdayken işlevsiz olabilir gençler. İşlevsel hale gelmeleri için katlanmaları fonksiyonel bir grup olmaları gerekir. Protein şöyle düşün. katlanmış üçlü veya dörtlü bir yapıya
36:24 sahip. Yumurtanın içerisinde bulunan protein şu an bu. Ben yaktım ocağı bunu ısıtmaya başladım. Sıcaklığın etkisiyle bu üç boyutlu yapı bozuldu. Protein açıldı. Protein açıldığı zaman biz bu olaya sıcaklık, asit, baz herhangi bir şeyin etkisiyle olabilir. Üç boyutlu yapının bozulmasına denatürasyon ismini veriyoruz. Yumurta piştiği zaman denatürü olur. Bazen denatürü olan proteinler tekrardan üç boyutlu yapısını kazanabilir. Renatürü olabilir. Ama pişmiş bir yumurtanın tekrardan o çiğ haline dönme ihtimali var mı? Yok. Yani bu dönüşümün geri dönüşümü yok. Protein açısından besin değerini kaybeder mi? Şöyle düşün. Mesela bunun yapısında
37:11 şurada bir amino asit, burada bir amino asit, burada bir amino asit vardı. Bunun yapısında da şurada bir aminoasit, burada bir amino asit, burada bir amino asit var. Yani bunda 300 amino asit varsa bunda da 300 amino asit var. Yumurtayı çiğ hüplettiğimde dörtlü boyutlu yapıda aldım. İçeride parçaladım. 300 amino asit aldım. Pişirip yediğimde de daha hızlı sindirimini gerçekleştirdim. Yine 300 aminoasit aldım mı? Aldım. Yani besin değeri değişmez. Proteinler den natürü olduğu zaman amino asitin yapısı değişmediği için, sayısı değişmediği için besin değerini de kaybetmez diyeyim. Devam ediyorum. Bir deneyde enzimin bulunduğu ortama ağır metal iyonları eklenmiş ve enzim aktivitesinin durduğu gözlenmiştir. Bu durumun
37:56 nedenini kofaktör enzim yapısı ile ilişkilendirerek açıklayınız. Şimdi bizim bileşik enzimlerimizi düşündüğümüz zaman bir tane protein yapı bulunur. Bu protein yapıya bağlı olarak da yardımcı kısım bulunur. Mesela bu yardımcı kısım sodyum mineralidir. Biz vücudumuza ağır bir metal aldığımız zaman, atıyorum civa gibi bir metali aldığımız zaman civa koşuyor. Bu sodyumun bağlandığı yere bağlanıyor. Bağlandığı zaman artık bu enzimin yapısını değiştiriyor. enzim artık substratıyla bağlanamayacak bir duruma geliyor. O yüzden de ağır metal iyonları bizim için tepkimeyi yavaşlatan, durduran maddelerdir. Unutmayın. Hatta biz bunlara inhibitör
38:44 maddeler ismini veriyoruz. Tepkimenin durmasına veya yavaşlamasına sebep olurlar. Çünkü enzimin yapısını bozarlar. Enzimlerin çalışma hızına etki eden faktörleri yazınız. Bir kere ortamda su olmazsa enzimler çalışamaz. Uygun sıcaklık bulunmazsa enzimler çalışamaz. pH uygun değilse enzimler çalışamaz. Aklınıza gelen başka şeyleri de söyleyin. Tepki enzimlerin çalışma hızını arttıran maddelere aktivatör maddeler ismini veriyoruz. Enzimlerin çalışma hızını azaltan maddeler ise inhibitör madde dediğimiz maddelerdir. Veya substrat yüzeyi ne kadar fazlaysa enzimlerin çalışma hızı o kadar
39:30 artacaktır. Su miktarı ile ilgili çizecek olursam ortamda %15'in altında su bulunduğunda enzimler çalışamıyor. Tepkime gerçekleşmiyor. %15'in üstüne çıkarttım. Basayım suyu, basayım suyu diye bir şey var mı? Yok. Bir süre sonra tepkime sabit hızda gidecektir. Yani bu su miktarıyla ilgili olan grafiğimiz. Sıcaklıkla ilgili de şöyle çizebiliriz. Her enzimin çalışabileceği bir optimum sıcaklık değeri vardır. Bunun altı da olumsuzdur, üstü de olumsuzdur. O yüzden de optimum sıcaklıkta tepkimeler maksimum verimle çalışır diyeyim gençler. Sona doğru da geliyoruz. Eğer öğretmeniniz sorarsa, "DNA ve RNA'nın
40:15 ortak özelliklerini ve farklarını karşılaştırma yapınız." derse bu kadar uzun sormaz. Ben hem ortaklıklarını hem farklarını bir soruda vereyim. Hangisini sorarsa oradan çıkartırsınız dedim. DNA çift iplikli, RNA tek iplikli bir yapıya sahip. DNA'da adenin, timin, guanin, sitozin varken RNA'da adenin, urasil, guanin, sitozin var. Biliyorsunuz ki DNA ismini nereden alıyor? şekerinden yapısında deoksiriboz şekeri bulunuyor. RNA'nın yapısında ise riboz şekeri bulunacak. İkisinde de fosfat ortak olarak bulunur. DNA tabii ki kendini eşleyebilir, onarabilir ama RNA kendini eşleyemez. Gerekirse DNA tarafından yenisi sentezlenir gençler. Diyelim ki
41:01 bir şey oldu. DNA yıkıldı. Geçmiş olsun bir daha yenisi olmaz ama RNA yıkılıp yeniden yapılabilir gençler. Prokaryot hücrelerde DNA sitoplazmada ökaryotlarda çekirdekte çekirdekçikte mitokondri ve kloroplasta bulunabiliyor. Prokaryotlarda sitoplazma ve ribozomda bulunuyor. Ökaryotlarda sitoplazma, ribozom çekirdek çekirdekçik mitokondri ve kloroplasta görev yapıyor. DNA protein sentezine şifre veren patrondur. DNA da işleri yapan görevli elemanlardır gibi düşünebilirsiniz. Geliyoruz sona doğru. Yağda çözünen vitaminler ile suda çözünen vitaminleri karşılaştırınız. Şimdi vitaminleri kendi içerisinde ikiye ayırıyoruz. Suda çözünen vitaminlerimiz bir de yağda
41:47 çözünen vitaminlerimiz var. Bebişler suda ne yapıyorlar? Bıcı bıcı. B ve C vitaminleri suda çözünen vitaminlerdir. A, D, E ve K vitaminleri ise yağda çözünen vitaminlerdir. Suda çözülen vitaminlere baktığımız zaman bunlar depollanz. Fazlaları, fazlalıkları idrarla dışarıya atılır. Bizim B ve C vitamini depomuz olmadığı için vücudumuza düzenli olarak bu vitaminleri almak zorundayız. Yağda çözünen vitaminler ise depolanan vitaminlerdir. Nerede? Karaciğer ve yağ dokusunda depolanabilir. O yüzden diyelim ki bir şey oldu. Vücudumuza yağda çözünen vitaminleri alamadık. Bir süre depolarımızla idare edebiliriz gençler. D, K ve E vitamini eksikliğinde
42:35 görülebilecek rahatsızlıklara birer örnek veriniz. D vitamini eksikliğinde kemik erimesi, raşitizm gibi kemik rahatsızlıkları meydana gelebiliyor. Birer örnek verdiği için uzatmayalım. K vitamini nerede? Kanın pıhtılaşmasında görevli. O zaman E K vitamini eksikliğinde kanın pıhtılaşmaması söz konusu olabilir. E vitamini de üreme hormonlarının yanına katılıyor. O zaman üreme bozuklukları E vitamini eksikliğinde meydana gelebilir diyelim. Buradan da MEAP örnek yazılı sorusu benzerine geçiyorum gençler. Uzun bir soru. Cevabını da uzun yazdık. Siz bunu özetlersiniz. Türkiye'de farklı iklim tiplerinin
43:20 görülmesi ve buna bağlı olarak çeşitli bitki örtülerinin bulunması ülkenin biyolojik çeşitliliğini arttırmaktadır." diyor. Karadeniz bölgesinde ormanlar, İç Adoğul'da bozkırlar, Akdeniz bölgesinde ise Maki bitki örtüsü yaygındır. Bu farklı ekosistemlerin Türkiye'nin biyolojik çeşitliliğine katkısını açıklayınız. Ayrıca bu biyoçeşitliliğin korunmasının neden önemli olduğunu belirtiniz diyor. Bir kere biyoçeşitliliği korumazsan dünyanın sonu gelir. Biyoçeşitlilik o ülkenin zenginliğidir gençler. Sen ne kadar fazla biyolojik çeşitliliğe sahipsen kaynakların o kadar elverişlidir. Bir süre sonra bütün ülkeler sana muhtaç olacaktır. Maalesef ki ülkemizdeki biyoçeşitlilik azalıyor. Okuyalım.
44:06 Türkiye'de farklı iklim ve bitki örtülerinin bulunması çok sayıda farklı canlı türünün yaşayabileceği çeşitli yaşam alanlarının oluşmasına neden oluyor. Her ekosistem kendine özgü bitki ve hayvan türlerine tabii ki ev sahipliği yapacak. Örneğin orman ekosistemleri hem seven türleri barındırırken bozgur ekosistemleri kuraklığa dayanıklı türlerin yaşamasına olanak sağlayacak. Bu durum Türk çeşitliliğini arttırarak Türkiye'yi biyolojik açıdan zengin bir ülke haline getirecek. Biyolojik çeşitliliğin korunması ise ekosistem dengesinin devamı için önemli. Türlerin yok olması bezin zincirlerini bozabilir. Doğal dengeyi tabii ki etkileyebilir. Gençler devam ediyorum diğer sorumuzla. Bir öğrenci su dolu bir kaba ince bir iğneyi
44:53 dikkatlice bıraktığında ama çok dikkatli bir şekilde kabı şöyle düşün iğneyi şu çok dikkatli bir şekilde bırakmış. İğnenin su yüzeyinde kaldığını gözlemliyor. Bazı böcekler suyun üzerinde yürüyebiliyor ya aynı onun gibi düşün. Ayrıca su damlalarının bir araya gelerek küresel bir şekil aldığını da gözlemlemiş. Buna göre yapılan deneylerden yola çıkarak suyun özellikleri hakkında hangi sonuçlara ulaşılabilir? Günlük hayattan örnekler veriniz diyor. Su molekülleri arasında çekim kuvveti kohezyondu. Bu da belli bir yüzey gerilimi oluşmasını sağlıyor. E iğnenin su yüzeyinde kalmasını ve damlaların küresel şekil almasını kohezyon sağlamış. Günlük hayata dönüştürecek olursak da böceklerin su
45:39 üzerinde yürüyebilmesi, yağmur damlalarının yuvarlak olması tabii ki bu kuvvetin etkisiyle mesela su yağmur damlası halinde damlayacak ya ne yapıyor? Su molekülleri birbirine çekiyor. Damlacık yuvarlak halini alıyor. Geliyoruz gençler MEAP örnek yazılı sorumuzun sonuncusuna. Bir öğrenci üç farklı polisakkaritin hidrolizini incelemiş. deney sonucunda tümünün yapı birimlerinin glikoz olduğunu belirlemiş ki polisakkaritlerin tamamı glikozların bir araya gelmesiyle olmuştur. Kimlerden bahsediyor? Polisakkaritleri yazalım. Nişasta var, glikojen var, selüloz var. Bir de kitin var.
46:26 Hemen bakıyorum. Birinci polisakkarit insanlarda sindirilebilir enerji vericidir. He selülozu olma ihtimali yok. Neden? Çünkü selüoz insanlarda sindirilemiyor. Kitin sindirilemiyor. İkinci polisakkarit. Hemen yapıştırdım. Hayvanlarda depo edilir. Çok hızlı yazabiliyorum. Hayvanların depo karbonhidratı glikojendir gençler. 3'e bakıyorum. Polisakkarit insanlar tarafından sindirilemez diyor. İnsanlar tarafından sindirilemediğine göre üçün ne olması lazım? Selüiloz olması lazım. bitkilerin hücre çeperinin yapısına katılıyor. İnsan vücudunda sindirilip enerji verici olarak kullanılan da tabii ki nişastadır. Ha glikojende olur muydu? Diğer seçeneklere baktığımız için eee
47:11 oturmamış olurdu. Gençler hemen bizim yazılı denemelerimizden bir soru. Ahmet bakteriler, arkeler ve ökaryotlar dominlerini birbirinden ayıran temel özelliklerle ilgili aşağıdaki tabloyu hazırlamıştır diyor. Ahmet'in hazırladığı tablodaki numaralandırılmış satırlardan yanlış bilgiyi eee içerenlerin doğrularını yazınız diyor. Şimdi bakteriler prokaryot, arkeler prokaryot, ökaryotlar ökaryot. Birinci satır doğru. Bakterilerin tamamı tek hücreli. Arkeler tamamı tek hücreli olacaktı gençler. O yüzden düzeltiyoruz. Arkelinin çok hücreli tanıdığımız yok. Ökaryotta tek veya çok hücreliler olabilir. Sonra bakıyorum 3'e.
47:56 Bakterilerin oldu. Bakterilerin çekirdeği olur mu? Olmaz. Bakterilerin tabii ki yok yazması lazımdı çekirdek kısmına. Yani burada da bir hata bulduk. Zarlı organeller bakteri ve arkelerde prokaryot hücre yapısına sahip oldukları için olmayacak ama ökaryotlarda bulunur. Histon proteinine bakacak olursak burada da bir hata var gençler. Şurada hatanın olmadığını söylemiştik. Histon proteini de kimlerde vardı? Ökaryotlarda ve arkelerde vardı. O yüzden burada ayrılıyorlardı. Şuranın yok olması gerekiyordu. Hatalı olanların doğrularını da göstermiş olduk. Son sorumuza da geldim. Aşağıda bir hücrede gerçekleşen poliptit sentezi şematik olarak gösterilmiştir. Amino asitler bir
48:44 araya gelmiş, poliptit sentezlenmiş, su açığa çıkmış. Buna göre poliptit sentez sırasında gerçekleşen değişimlerle ilgili aşağıdaki grafikleri çiziniz. Protein sentezi gerçekleşiyorsa amino asit sayısı azalır. Ne yapacak? Bir süre sonra n -1 sayıda su açığa çıktığına göre açığa çıkan su sayısı artar diyeceğiz. Kurulan peptit bağı sayısı da artar diyeceğiz. Zaten kaç tane su açığa çıkıyorsa o kadar sayıda da peptit bağı kurulacaktır diyeyim. Buradan da hemen ödüllü soruya geçiyorum. Sınavınızda hepinize çok çok çok başarılar diliyorum. Ödüllü soruya cevaplarınızı aşağı yorumlar kısmına bekliyoruz. Yazılı tonguçla kolaylaşıyor. Her derste
49:32 bana taktik veriyor. Anneciğim sen gönlünü ferah tut. Bu çocuk yazılılardan yüz alıyor.