Bir Aradayız (12. BÖLÜM) - GÖREN BİR YAZAR İLE KİTAP OKUMA DENEYİMLERİMİZ ÜZERİNE SOHBET

Kısa Özet

Bu video, görme engelliler için okuma deneyimlerini ve okuma alışkanlıklarını ele alıyor. Yazar Fatih Baha Aydın'ın konuk olduğu programda, farklı okuma türleri (Braille, sesli kitap, elektronik kitap), betimlemelerin önemi, edebiyattaki engellilik algısı ve görme engellilerle iletişimde dikkat edilmesi gereken noktalar tartışılıyor.

  • Farklı okuma türleri ve tercihleri
  • Betimlemelerin görme engelliler için önemi
  • Edebiyattaki engellilik algısı ve kalıp yargılar
  • Görme engellilerle iletişimde dikkat edilmesi gerekenler

Giriş ve Konuya Genel Bakış

Eğitimde Görme Engelliler Derneği'nin (EGET) yeni bir bölümünde, Fatih Baha Aydın ile birlikte kitap okuma ve okumanın farklı türleri üzerine konuşuluyor. Görenler için mürekkep baskılı ve elektronik kitaplar, görme engelliler için Braille kitaplar ve sesli kitaplar olmak üzere okuma türleri gruplandırılıyor. Sesli kitapların insan sesiyle mi yoksa elektronik ekran okuyucularıyla mı dinlendiği de ayrı bir konu olarak belirtiliyor. Fatih Baha Aydın, edebi ve akademik okumalar için farklı yöntemler kullandığını ifade ediyor.

Okuma Tercihleri ve Alışkanlıklar

Fatih Baha Aydın, macera türündeki kitapları araba kullanırken dinlediğini, roman ve akademik eserleri ise basılı veya elektronik formatta okuduğunu belirtiyor. Elektronik kitap okuyucularında punto boyutunu ayarlayabildiği için daha rahat ettiğini söylüyor. Geçmişte dinleyerek öğrenmenin kalıcılığı konusunda şüpheler olsa da, günümüzde dinleme alışkanlığının yaygınlaşmasıyla bu durumun değiştiği düşünülüyor. Fatih Baha Aydın, okuyarak öğrenmenin kendisi için daha kalıcı olduğunu, ancak görme engelli bireylerin dinleyerek daha iyi öğrenebildiğini ifade ediyor. Sesli kitaplarda tiyatrocuların abartılı seslendirmeleri nedeniyle metinden koptuğunu belirtiyor.

Braille Alfabesi ve Önemi

Fatih Baha Aydın, 5 yaşındayken babasının kendisine büyük harflerle baskılı yazıyı öğrettiğini, ancak daha sonra görme yetisini kaybettiği için Braille alfabesini öğrendiğini anlatıyor. Braille alfabesinin, doğru yazımı ve dilin doğru kullanımını öğrenmek için önemli olduğunu vurguluyor. Özellikle şiir okurken Braille alfabesini tercih ettiğini, çünkü sesli kitaplarda okuyucuların duygu katmasından hoşlanmadığını belirtiyor. Braille alfabesinin, gören ve görmeyen kişileri eşitlediğini, çünkü aynı bilgilere ulaşıldığını ifade ediyor.

Braille ile İlgili Merak Edilenler

Braille alfabesinin Latin alfabesinin karşılığı olup olmadığı ve Arapça Braille alfabesinin olup olmadığı soruluyor. Arapça Braille alfabesinin de olduğu ve sağdan sola okunduğu belirtiliyor. Braille alfabesinde her harfe karşılık bir kombinasyon olduğu ve altı noktadan oluştuğu açıklanıyor. Braille alfabesiyle okurken sürprizleri bozmanın kolay olup olmadığı soruluyor. Braille alfabesiyle okurken parmak uçlarının kullanıldığı ve avuç içiyle okumanın mümkün olmadığı belirtiliyor.

Betimlemelerin Önemi ve Yazım Tarzı

Kitap okurken betimlemelerin görme engelliler için nasıl değiştiği ve yazarken görmeyen kişilere göre mi anlatılması gerektiği tartışılıyor. Fatih Baha Aydın, yazarken okuyucunun zekasını küçümsemediğini, ancak duyu organlarıyla ilgili bir ayrım yapmadığını ifade ediyor. Bazen görsel verilerin yetersiz kaldığı durumlarda koku gibi diğer duyuları kullanarak betimleme yaptığını belirtiyor. Ümmühan Bardakçı, görmeyerek yaşamaya alıştığı için bazen betimlenen şeylerin kendisine fazla geldiğini, ancak hiç görmedikleri yerlerin betimlenmesinin unutulmasının kolay olduğunu ifade ediyor.

Edebiyattaki Engellilik ve Körlük Algısı

Edebiyattaki engellilik ve körlük algısı ele alınıyor. José Saramago'nun "Körlük" adlı romanındaki gerçekçi olmayan tasvirler eleştiriliyor. Görme engelli birinin tuvalete gitmeyi unutması veya isimlere ihtiyaç duymaması gibi durumların gerçekçi olmadığı belirtiliyor. Empati kurmanın sınırları olduğu ve engelli birini yazarken dikkatli olunması gerektiği vurgulanıyor. Sait Faik'in "Uzun Ömer" öyküsündeki toplum normları dışındaki bireylere yaklaşımı örnek gösteriliyor.

Görme Engellilerle İletişimde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Görme engellilerle iletişimde dikkat edilmesi gerekenler tartışılıyor. Espri yaparken veya dalga geçerken sınırların aşılmaması gerektiği vurgulanıyor. Görme engelli birine yakışıklı olup olmadığını sormanın veya dokunarak tanımaya çalışmanın uygun olmadığı belirtiliyor. Görme engellilerin de güzellik algısı olduğu ve toplum içindeki normlara uyum sağlamaya çalıştıkları ifade ediliyor.

Kalıp Yargılar ve Toplumsal Algı

Görme engellilerin her zaman yaşam dolu ve başarılı olmaları gerektiği yönündeki beklentiler eleştiriliyor. Görme engellilerin de üzülebileceği, kızabileceği ve başarısız olabileceği vurgulanıyor. Görme engellilerle iletişimde çocuk gibi konuşmaktan veya sürekli pozitif olmalarını beklemekten kaçınılması gerektiği belirtiliyor.

Dil ve Toplumsal Değişim

Dilin toplumu etkileyip etkilemediği ve engellilikle ilgili kullanılan kelimelerin değiştirilmesi gerekip gerekmediği tartışılıyor. "Karı" kelimesinin toplumsal olarak dışlanmış bir kelime olduğu ve değiştirilmesi gerektiği belirtiliyor. "Özürlü" kelimesinin kullanılmaması gerektiği ve "sakat" kelimesinin de normalleşmeye başladığı ifade ediliyor. "Beni tanıdın mı?" cümlesinin görme engellileri rahatsız ettiği ve zekalarını ölçmeye yönelik bir soru olarak algılandığı belirtiliyor.

Sonuç ve Kapanış

Programın sonunda, okumak üzerine genel bir sohbet yapıldığı ve farklı konulara değinildiği belirtiliyor. Fatih Baha Aydın'a konuk olduğu için teşekkür ediliyor ve yeni bölümlerde görüşmek üzere kapanış yapılıyor.

Summarize any YouTube video in seconds

Get summaries like this one for any video, in your language, with the free Summ app.

Download on the Apple Store
Get it on Google Play

Transkript

YouTube Transcript Generator

0:00 [Müzik] Eget Kest. Bu yayın Eğitimde Görme Engelliler Derneği tarafından [Müzik] hazırlanmıştır. Merhaba herkese. Yeni bir EGET KES bölümüyle sizlerleyiz.

0:47 Bugün kitap okumak ya da genel olarak okumak üzerine konuşacağız. Yanımda yazar Fatih Baha Aydın var. Hoş geldiniz hocam. Hoş bulduk. Merhaba. Nasılsınız? Teşekkür ederim. Ben de çok heyecanlıyım. Hem böyle biraz farklı bir konu konuşacağımız için hem de aslında böyle okumanın farklı türleri var. Eee bugün ben de biraz konuşan tarafta olacağım. Umarım sizi sıkmam. Estağfurullah. Size soru sorarken ben de görüşlerimi eee söyleyeceğim. Çünkü bu okumanın farklı türleri var. Ben onları şöyle grupladım. Birincisi, eee, gören insanlar için kitaptan, mürekkep baskılı kitaptan

1:33 okumak ve elektronik kitaptan okumak. İkincisi körler için sadece brail kitaptan okumak. birey olarak okumak ya da ekranları da var. Farklı teknolojik cihazlar da var. Üçüncüsü de eee sesli kitap okumak ve aslında sesli kitabın da bir farklı eee yönü var. İnsan sesi olan eee sesli kitabı okumak veya dinlemek. Bir de elektronik kitabı. Eee bu ekran okuyucu dediğimiz programlar var. Siz biliyor musunuz bilmiyorum ama hani Siri'ye benzetebiliriz. Böyle mekanik bir ses var. eee onlardan dinlediğimiz elektronik kitapları da o yolla dinliyoruz ve benim böyle eee hepsi için bir ayrı yöntemim var. İşte edebi okuma için başka birini kullanıyorum. Ondan

2:20 sonra akademik okuma için başka bir yöntemi kullanıyorum. Şimdi siz eee sanıyorum hangisini tercih ediyorsunuz burada? Eee bu arada e hangi okumayı tercih ediyorsunuz? Benimki de sizinkine benziyor. Ben de eee yani kompartize ettim. Yani ben de farklı tipte eserleri farklı şeylerle okuyorum. Farklı formatlarda okuyorum. Eee Brail tabii hani onu malumış Evet. onun onun dışındakileri diyelim. Eee böyle macera veya böyle rahat okunan kitapları dinliyorum arabada falan onları tüketiyorum. eee işte roman işte akademik eser vesaire neyse onun da türüne göre ya eee işte hani mürekkep bildiğimiz matbu bir

3:06 formatta okuyorum. Eğer şey varsa online bir formatı varsa elektronik bir işte readerım var eee kitap okuyucum var. Eee ona yüklüyorum. Ondan okuyorum. Hatta onda daha rahat ediyorum. Çünkü daha ufaltıyor o. Ben eee çok böyle Punto büyük olunca rahatsız oluyorum. eee o e kitap okuyucumda puntoları düzeltebiliyorum. Eee sayfayı yeniden oluşturabiliyorum sayfanın dizimini. Eee iki yani hepsini yapıyorum ama hani az önce de dediğim gibi birazcık tür türden türe değişiyor. Hani çok ağır bir metni muhtemelen arabada giderken dinlemekte zorlanıyorum ama hepsini kullanıyorum diyebilirim. Eee, eskiden yani şöyle bir duyum alıyordum ben. Belki ben bu ortamla daha açık olduğum için alıyorumdur. Yani hep

3:52 görerek yaptıklarının %80'i kalıcı, dinleyerek yaptıklarının eee, %20'si kalıyor deniyordu. Bence bu günümüzde değişmiş olabilir ya da farklı eee, kesimlerle bu araştırmanın tekrar yapılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü eee dinleme alışkanlığını da biz eee yani çocukluktan beri ya da işte o körlüğe adapte olduğumuz süreçten beri yaptığımız için eee yani üniversite sınavına bile eee dinleyerek giriyoruz. Yani kalıcılık belki o noktalarda tartışılabilir ama sizde de siz öyle düşünüyor musunuz? Yani dinlediğim daha çok aklımda kalıyor ya da okuduğum daha çok aklımda kalıyor diye bir ayrımınız var mı? Valla benim okuduğum daha çok aklında kalıyor ama bu benim şartlarımla alakalı. Evet. Eee ben mesela bundan

4:39 yıllar önce belki liseye gidiyordum. Eee işte görme engelli böyle çocuklara kitap okumaya gitmiştik. Orada şunu fark şunu fark etmiştim. eee benim aklımda kalmayan şeyler onların aklında kalabiliyordu. E çünkü eee şimdi muhtemelen yani tabii işin teknik kısmına çok hakim değilim ama eee görme duyusuyla beraber çok fazla dikkat dağıtıcı unsur da hani muhtemelen devreye giriyor. O yüzden hani gören bir insanın okuyarak okumasıyla eee bir kör bir insanın eee şartları aynı değil. Dolayısıyla o kıyaslama bence böyle bir objektif bir doğrudan bahsetmek doğru değil. Belki onu siz diyebilirsiniz. Hani Brail'la okuyunca nasıl oluyor ya da dinleyince farklı mı oluyor? Belki sizin açınızdan farklıdır ama ben kendi

5:25 açımdan söyleyeyim. Ben okuduğumda daha rahat anlıyorum. Daha yavaş okuyorum çünkü çok hızlı okuyan biri değilim ve beni böyle daha hakkında kalıyor. Yok. Bu soruyu şu yüzden sordum. Çünkü eee sesli kitap biraz günümüzde de yaygınlaşmaya başladı ya. Hani gören insanlar da sesli kitap dinlemeye başladı. Önceden sadece körlerin kullandığı belki bir yöntemdi sesli kitap ama şimdi çoğu kişiden hani podcast dinlediğini, sesli kitap dinlediğini duyuyorum. O yüzden bir ayrıca sormak istedim. Eee, tabi bir de sesli kitapta şu var. Siz deyince aklıma geldi. Şimdi sesli kitapta çoğu zaman tiyatrocular seslendiriyor. Tiyatrocular da çok oyun oynuyor. Yani o kadar role kaptırıyor ki kendini ben metinden kopuyorum bazen işte. Çünkü ben kafamdan okurken işte atıyorum Mahmut diye bir karakter olsun. Mahmut geldi. Ne

6:11 yapıyorsun abi? dedi. Hani kafamda bu ses tonuyla oluyor ama tiyatrocu onu Mahmut geldi. Merhaba abi falan. Öyle bir o kadar bir tiyatro söylüyor ki hani konudan kopuyorum ben dikkatim dağılıyor. Mesela belki çok iyi bir eee ses sanatçısı, çok iyi bir tiyatrocu olabilir ama mesela Mazlum Kiper eee o çok dikkatim dağılıyor. Çok çok yukarıdan oynuyor. Bana fazla geliyor mesela. Öyle bir dezavantajı da var. Doğru. Eee, yani bu alışkanlıklarla da ilgili aslında dediğim gibi, e, sizin görerek okuduğunuzda anlamanız yani muhtemelen en başından beri o alışkanlığı edindiğiniz için öyle. Ama ben dediğim gibi bende farklılıklar oldu. Şimdi ben anlatmaya başlayayım. Eee, şimdi 5 yaşındayken babam bana,

6:57 eee, büyük harflerle eee, bu mürekkep baskıyı gören yazıyı öğretmişti. Ama, e, sadece bunu gerekli yerlerde, baskılı yerlerde kullanıyorum. Çünkü sonradan eee gözlerimi kaybettim. Yani daha doğrusu 7 yaşında geldiğimde azalmıştı zaten. O süreçte de ben yani hiç görerek okuma deneyimim olmadı diyebiliriz. Yani çocukken o harflerle minik minik şeyler okumuşumdur yani. O kadar ona dair bir deneyimim yok. Ama eee onun da kullanıldığı yani bireyin eksik olduğu yerlerde kullanıldığı yerler oluyor. Böyle asansörlerde mesela eee yani okumak deyince birçok okumaktan da bahsedeceğim bugün. Çünkü hepsi birbirini kapsıyor. O asansörlerde bireyli olmadığı zaman o kabartmalı eee gören

7:44 yazıyı bilmek de bazen benim işimi kolaylaştırabiliyor. Eee ayrıca bazen de eee sonra işte 7 yaşında gören insanlar hani eee ilkokula giderken alfabeyi nasıl öğreniyorsa eee ben de yani burada herkesin deneyimi olabilir. Bunu dinleyicilerimiz eleştirmesin sonrasından benim yaşantım veya bana benzeyen yaşantılardan örnek vereceğim veya çevremde duyduğum kişilerden örnek vereceğim. Ben direkt körler okulunda okumaya başladığım için hani görenler alfabeyi öğrenirken ben de bireyli öğrendim ve hep okuma yazma deneyimim bireyli üzerine oldu. Eee liseye kadar. Takil liseye kadar yani. Eee, çünkü eee, yani birey öğretmekti zaten amacı eee, körler okulun da diğer

8:31 öğrendiğiniz şeyler aynı. Sadece hani formatlar farklıydı ve o süreçte okulumuzda kütüphanede de vardı. Birey kütüphane ve ben oradaki bütün kitapları okumuştum. Eee, onun faydasını çok gördüm. Şöyle, bireyl okumanın, eee, artıları gerçekten var. Ve bugün hatta yaptığım bir hatayı da anlatacağım. Hı hı. Eee, şey, eee, eee, yani hepimiz bir belli bir meslek sahibi oluyoruz, öğretmen oluyoruz. İşte başka alanlarda çalışan kişiler oluyoruz ve doğru yazımı, Türkçesel olarak doğru kullanımı öğrenmemiz gerekiyor. Ama dinleyerek bunu öğrenme şansımız pek olmuyor. Hani dinlediğinde eee, bazen yumuşak g'yi çok

9:18 iyi duymazsın. Yani yumuşak G yokmuş gibi gelir sana. E ben böyle eee dernekte de bazen editör işlemleri yaptığım için ha diyorum bu kişi bunu hiç yazarak ya da bireyle okumamış. O yüzden bu hatayı yapıyor. Bir de benim eee son günlerde bir ihtiyacımı daha karşıladığını gördüm Bireyilin. Şimdi ben eee şiir dinleme şiiri gerçekten dinlemeyi sevmiyorum. Bireyle okumayı seviyorum. Çünkü sizin dediğiniz gibi insanlar duygu katıyor eee okurken ve bana kötü geliyor. Yani ben o duyguyu kendim vermek istiyorum. Bireyl olarak şiir okumayı tercih ediyorum. Biraz yoruldum. Eee yok yok eee bur benim ben siz konuşurken şey düşünüyordum. Benim rail alakalı bilgim çok az. Mesela aklıma belki sizin için

10:05 çok kolay gelecek veya hani çok basit bir soru soracağım. Eee ya da çok saçma bir soru soracağım. olsun. E ama sonrasım geliyor sizi bulmuşken her şeyi sorabilirsiniz bugün. Şimdi bir kere şimdi Brail eee Latin alfabesinin karşılığı değil mi? O zaman mesela Arapça Brail de mi var mesela? Arap alfabesi Evet Arapça Brail de var. O da sağdan sola mı? Onun Evet. yazımı daha değişik. O bir yok o soldan sağa okunuyor sanırım. Ben Arapça breyli eee öğrenmedim ama onda öğrenen hani Kur'an okuyan insanlar var ve biraz daha farklı. Ben hep şey zannediyordum. eee hani aynıdır diye düşünüyordum ama A'nın karşılığı mesela eee hani eee Latin alfabedeki A'nın karşılığı birey de sadece sağdan bir noktadır. Eee böyle

10:53 yani eee her noktaya karşı her harfe karşılık bir kombinasyon var. Altı noktadan oluşuyor. Eee belki Evet. bundan da bahsetmemiz iyi oldu. Eee şuraya gelebilirim yine. Siz sorularınızı arada sorabilirsiniz. Evet konuştuğum yerlerde durdurabilirsiniz. Yok benim zaten sorularım eee çok saçma yani. İlkokul benim ilkokul öğretmenim hep şey derdi ya Baha çok akıllı çocuksun ama çok saçma saçma sorularım var diye. Bir tanesine depoda tutuyorum. Siz biraz konuşun sonra ben soracağım. Tamam. Eee ben böyle heyecanlı olduğum için nefesim kesiliyor. O yüzden arada sormanız iyi olabilir. Saçma da değil kesinlikle. Zaten bu programın amacı da o. eee ve şiire ihtiyacımda şunu fark ettim. Eee aslında bireyil eee bizi

11:41 eşitliyor gören kişiyle görmeyen kişiyi. Çünkü sizin eee de gördüğünüz şeyleri biz aynen okumuş oluyoruz. Eee sadece hani kapak kapakta biraz hani kapak resmi varsa onu bilmeyiz. Onun dışında aldığımız bilgi aynı noktada oluyor. Ama dinlerken dediğim gibi o yazım kurallarına hakim olamıyoruz. Eee, işte mesela ben şiiri okurken Birhan Keskin'nin yazım tarzını merak ettim. Acaba dedim her satırda mı aşağıya iniyor? E bunu paragraf gibi mi yazıyor? Ya da işte bilerek mi bunu yazdı? Okuyucu mu yanlış okudu gibi düşünmeye başladım son zamanlarda. Bu bu sesli kitap dinlerken mi böyle oluyor? Eee, sesli kitap dinlerken hani siz direkt okuduğunuz için bahsettiğiniz Ha bu bahsettiğiniz Brail değil mi? Değil

12:27 değil mi? Bu sesli kitaptan bahsettim. Evet. Evet. Sesli kitapta hani direkt okuyor ya hani. dümdüz okuyorsun ama ben eee mesela kendim eee şiirle yazmakla uğraştığım için hani onun yazım tarzını da merak ediyorum. Diyorum ki bu acaba her satırda mı aşağı iniyor bir an keskin? Eee ya da işte bazı şeyleri uzatarak yazıyor. Acaba öyle mi eee yazılıyor gerçekten? Bunu okuyucu süsledi de mi okudu? Tekrarları okuyucu mu yapıyor? ya da işte eee bu benim edebi yönünden düşündüğümd ama eee romana geldiğimizde ise ben romanı dinlemeyi seviyorum. Çünkü orada biraz pasiflik olabiliyor ya. Hani dinleseniz böyle iş yaparken de dinleyebilirsiniz başka bir şey de yaparken de

13:13 dinleyebilirsiniz. Dediğim gibi şiiri ayrı tutuyorum veya işte ders çalışırken de bunların farklılıkları olabiliyor. İngilizce yazılışı, okunuşu ayrı olduğu için mesela onu yazarak, bireyle okuyarak çalışmak benim için eee daha iyi geliyor ve bunları işte liseye geçtiğimde biraz farklı yönler eee keşfetmeye başladım. Çünkü lisede sadece ders kitaplarım bireğildi. Eee sonra eee mesela kitap dinlemek istediğimde ulaşacağım ya da okumak istediğimde ulaşacağım bir yaygın kütüphane yok. Yani çok nadir. Eee o zaman böyle dinlemeye alışmalıyım ve şey demiştim yani ben de evet dinlerken anlamıyorum yı kullanmıştım insan sesinden. Çünkü her zaman profesyonel okumak da eee

14:00 okuyan da olmuyor, kötü okuyan da oluyor. Eee sizin odaklanmanız da gerekiyor gibi. Evet. Tahmin edebiliyorum. Tahmin edebiliyorum. şey eee yani o az önce de konuştuk ya o okuyan kişinin onu hı sonuçta bir filtreden geçiyor. Bir filtre ya o onu etkileyen yerler beni etkiliyor. Ama ben asıl metne ulaşmak istiyorum. Yani adam onun okuyan kişi onun önemli bir cümle olduğunu düşünüyor olabilir. Buna kanaat getirmiş olabilir. Fakat ses tondan ben bunu anlıyorum ve aslında ben adamın vurgusuna eee hapsolmuş oluyorum. O yüzden eee ben de hani eee düz okumayı Evet. Evet. Peki ben size bir şey sorabilir miyim? Hı hı. Evet. Şimdi

14:47 peki biz şimdi kitap okurken bir yeri beğeniyoruz. Altını çiziyoruz. Hemen iyi kötü bulabiliyoruz. Siz ne yapıyorsunuz? Evet. Şimdi oraya gelecektim. Eee şu bireyle şu örneği verecektim hocam mesela. Eee onu söyleyeyim. Ondan sonra sizin dediğiniz yere geleyim konudan kopmamak adına. Tamam. Biraz zorlanacaksınız. E konudan kopmamakta biraz zorlanabilirsiniz. Yok ben zorlamam da eee bugün mesela bir şiir yazdımı size attım ya. Eee mesela NB boğumlanması diye bir şey var Türkçede. Eee bu tamburu ben hep tambur diye duyuyorum. M sesiyle duyuyorum. Ve hiç normalde aklıma gelirdi. Ben böyle bilgisayardan okuduğumda karakter karakter e bakarım kelime nasıl yazılmış falan diye. Ama ben onu mesela eee

15:33 arkadaşıma attım. Dedi ki bunu bilerek mi yazdın? Ama eğer bir gönüllü olursam bu aramızda kalsın. Yani aslında eee o söyleniş hoşuma gittiği için öyle yazmıştım ama dedi ki tambur neyle de kullanılıyor? mesela çok basit bir örnek ama bireylin gerekliliğini çok güzel gösterdi ve ben dedim ki bunu bugün podcast'te konuşmalıyız. Çok güzel bir örnek verdiniz. Eee ben de size bir anımı anlatayım. Eee yani aslında bir süreçten bahsedeyim. Şimdi biz kelimeleri siz tabii daha iyi biliyorsunuzdur yani araştırmışsınızdır. Şimdi duyuyoruz bir de karşı tarafın ağzına da bakıyoruz. A evet. Ağzına da bakıyoruz ve ben eee bazı kelimeleri benim için çok kolay söylendiğini ama karşı taraftan öyle anlaşılmadığını İngiltere'de anladım. İşte Evet. Tambur

16:20 mesela tambur taşıyorum. İnsanlar bana şey soruyor işte a ne taşıyorsun falan. Tambur diyorum. Diyorlar ki onlar a tamboş yani. 1 2 3. Herkes tambuş diyor. Ben tambuş demiyorum ki. Tambur diyorum. Sonra bir fark ettim. R sonda şeyleşiyor bize. Çok normal geliyor olabilir. Fakat bir bak 1de de var. Tam burada da var. Eee yani bazen o bildiğimiz kelimelere karşı böyle bir körleşme olabiliyor. Şimdi dinlemekle ilgili olan kısma geleyim. eee, üniversiteye geldiğimde de hocam bu yani böyle kademe kademe okuma türlerim de değiştiğini fark ettim ben. Eee, böyle lisedeyken daha çok sesli

17:05 kitap ama insan sesi olan kitabı dinliyordum. Sonra üniversiteye geçtiğimde akademik kitap okumam gerekiyordu ve insanlar tabii ki öyle her kitabı, akademik kitabı da okumuyor. Nereden bulacağım yani ben onu okuyanı? Nereden bulacağım? Ve çok da iyi bir yöntem değildi yani bir insanın eee onu okuması ve senin oradan dinlemen, not çıkarman, altını çizmen. Bunlar eee gerçekten zordu. Çünkü mesela tez yazıyorsun eee işte sayfa numarasını bilmen lazım. Dinlediğin kişi de bu sayfa numarasını sana sayfa sayfa söylemiyor. Ben 55. sayfadayım. İşte burada eee Aydın 2025'ten alıntı yaptım demiyor. Onları söylemiyor. Yani dip notları falan söylemiyor. Doğru. Doğru. Eee, orada işte e-kitaplar devreye

17:53 giriyor. E-kitaplar da eee, yani bu az önce söylemiştim. Bilgisayar sesi mekanik bir sesten dinliyorsun. Yine dinlemek ama sadece mekanik olduğu için o aslında eee, benim işimi akademik noktada daha kolaylaştırdı. Kendi deneyimimden söyleyeyim. Yine deşifre ediyor sonuçta. Basit bir şekilde deşifre ediyor. Evet. kopyalaması kolay oluyor, altına not alması kolay oluyor. Eee, işte kaynakçasına bakmam kolay oluyor. Eee, işte yani gerçekten de birçoğumuz eee yani meslek sahibi olan insanlarız ya da işte çalışan insanlarız ya da akademide olan insanlarız ve bunlara da ihtiyaç duyuyoruz. O yüzden e-kitaplar biraz daha işte azdı

18:39 pandemiden önce ama sanki pandemiden sonra biraz daha gelişmeye başladı. Aslında bununla ilgili de bir Marakeş antlaşması var. Kitapların yaygınlaştırılması ile ilgili ama ondan da bahsetmek isterim. Hatta bizim derneğin de eee birey eee ve diğer konularda erişilebilirlikle ilgili konularda çalışmaları var. Biz de o konularda eee proje yazıyoruz. Ben de içinde bulundum. Ne güzel. Ve dediğim gibi eee hatta bir de Brail Ekran diye bir teknolojik ürün var hocam. O klavye gibi bir şey. Eee, siz PDF'i yüklüyorsunuz sanırım. Benim hiç olmadı çünkü çok pahalı. Eee, siz PDF'i yüklüyorsunuz. O, eee, sizin parmağınızın altına yani klavyede kabartma olarak geliyor sanırım. Bir

19:25 kere inceledim. Doğru şeyi incelediysem o olduğunu hatırlıyorum yani. Eee, ama çok pahalı yani. E, onları herkes edinemiyor Türkiye'de. Belki o olsa işlerimiz daha kolay olacak. eee onlarla ilgili de çalışmalar yapılması lazım. Türkiye'de belki ÖTV indirimi o tarz indirimlerden eee geçilmesi lazım. Eee buna buna dair bir aslında talep olsa eee ciddi bir talep olsa Evet. talep ama böyle kümülatif bir kümülatif bir talep olsa belki o zaman ben iktisat kökenli olduğum için hemen daha piyasacı bir şekilde çözmeye çalışıyorum. eee belki biraz rekabet olur ve başka e yatırımcılar da girer. Belki o zaman ucuzlayabilir. Ama tabii bu daha uzun vadeli bir çözüm. Tabii ki. Ya bir çözüm

20:11 olsun da yani zaten geçici çözümler istemiyoruz ya. Çünkü eee birey ekran daha kolay. Yanında taşıması kolay. Yer kaplamıyor. Çünkü eee birey kitaplar yer de kaplıyor açıkçası. Hani siz bir yazının puntosunu küçültebilirsiniz. E mürekkep baskılı kitapta ama Brail'de bir format var ve onu küçültemezsiniz. Yani eee kısaltmalar var. Ayrıca kullandığımız kısaltmalar var. Eee ve her yer de basmıyor. Ya da işte ben bazen brail not almayı daha güvenli buluyorum. Yani şu anda bile bil olarak önüme not aldım. Eee yani unutmayayım söyleyeceğim şeyleri diye. O daha güvenli geliyor yani bizlere. Brail nasıl not alıyorsunuz? Brail. Eee, Brail'in de e bir kalemi var. Böyle

20:57 çivye benzer bir şey. Eee, ve karton. Kartona bastırıyorsunuz. Bir, e, bizim tablet dediğimiz ama böyle e arasına koyduğumuz ve 6 tane arka taraftan bastırdığınızda bir kabartma çıkıyor diğer tarafına. Eee ve o karton olduğu için yazması da biraz zor oluyor yani yavaş oluyor. Eee ve şey benim ellerim yara olmuştu. Yani ben hep üniversitede de lisede de birey not aldığım için eee yani bilgisayarda o zaman yani çok yaşlı değilim ama eee işte yani alışkanlık da olabiliyor. Tabii. O yüzden mesela artık tabii bilgisayara not falan alıyorum ama yine de böyle eee sanki dinlerken kaçıracakmışım gibi. O elimin altındayken daha güvende

21:44 hissediyorum. E başka bakın şöyle bir şey var. Şöyle bir şey var. Eee, şimdi mesela, eee, eskiden kağıt çok pahalı. Hı hı. Yani tarih boyunca kağıt çok pahalı ve insanlar mecburen ezberliyor. Evet. Yani ezberlemenin tabii ezberlemenin mantığı o. Yani kağıt hani bir şey not alayım şuraya. Öyle bir lüks yok. Kısaltmalar o yüzden kullanılıyor. Hatta mesela işte Osmanlılarda da var, İngilizlerde de var. Hafif eğik yazarlar böyle daha uzun cümle kurabilmek için. Hani çaprazlama kullanıyorlar kağıdı daha uzun yazabilmek için. Yani eskiden insanlar zaten hafızasında tutuyor. Tutmak zorunda. Hatta bu şiirdeki aruz bile bununla alakalı. Yani o bir kalıbı oturtarak ezbere almaya çalışma. Bir iskelet olursa aklında daha

22:31 rahat kalır gibisinden bir formül aslında. Eee biz şimdi gören insan olarak işte akıllı telefonlarla, kağıt kalemle, şunla bunla onları çok yoğun bir şekilde kullanıyoruz. Fakat o biz o yoğun kullanım sebebiyle ezberleme işini sanki biraz böyle outsource ettik, taşer ettik. Artık bir şey ezberlemiyoruz. Yani ben mesela en son hangi numarayı ezberledin diye düşünüyorum. Telefon numarası en son kendi numaram ya da annem babamın hani akıl telefon yokken ezberlediğim numaralar. Hani o yüzden o zorlukta muhakkak bir zorluk yaşıyorsunuz. Hani daha bir zahmet yaşıyorsunuz diyelim. Eee, fakat bence ezbere olan şeyinizi arttırdığınız için

23:17 eee, çok başka avantajları da vardır. Yani muhakkak vardır. Evet, ben zaten böyle bir, eee, yönteme bağlı kalmayı sevmiyorum. Çünkü benim çevremdeki arkadaşlarım diyor ki yani ben hiç o elektronik kitabı okuyamıyorum ya da işte hiç sesli kitabı dinleyemiyorum. Eleği daha kullanıyorum. Ben böyle bakıyorum mesela edebi anlamda romanları dinlemeyi daha çok seviyorum dedim ya. E geçen Şule Gürbüz'ün kitabına bakmıştım. Böyle seslisi yoktu ve ya seslisi gelse keşke falan diye bekledim. Sonra ev kitabı varmış. O bilgisayar üzerinden okuduğum yani eee o onun üzerinden okudum. Yani orada şöy yön tuşlarıyla eee istediğiniz ön sayfaya, arka sayfaya işte satır satır,

24:03 paragraf paragraf okuyabiliyorsunuz. Ve öyle okudum. Dedim ki yani şu glebüzü zaten birisi burada bana okusa ben de böyle dinlesem pasif pasif anlamazmışım yani. O yüzden eee her edebi okumanın bile yazara göre değişiyor. Yani işte şiir tarz tab klasik mesela klasik bir metni belki öyle okuyabilirsiniz ama şimdi artık postmodern şeyciler kelime oyunları yapıyor duruyor satır atlıyor. Çok karmaşık yani. Onu ben eee açıkçası sesli kitaplardan anlayamıyorum. Ben de anlayamıyorum. O yüzden yani her tekniği kullanmaya çalışıyorum karşıma çıkan. Şimdi bu başlıkta söyleyeceğimiz bir şey var mı ayrıca sizin? Yok. Ben başka bir başlığa geçiyorum. Eee

24:49 başlıktan geçmeden eee ikinci saçma sorumu sorabilir miyim? He. Evet. Şimdi mesela ben kitap okuyorum. Eee kitabın sonlarına geldim ve artık sahne ilerliyor ve ben bir sürpriz bekliyorum. Oo sürpriz bekliyorum. E ve aşağı aşağıya gözüm kaymasın diye çok zorlanıyorum. Ay mesela eee atıyorum siz bir okuyorsunuz ama şimdi saçma kısmı şimdi geliyor. Eee eee eliniz kaydı ve aşağı bir yere çarptı. Yanlışlıkla böyle okuduğunuz oldu mu? O kadar basit mi okumak? Brail hani olabiliyor mu? Hani basit. Evet o kadar basit. Bireyil de mesela direkt sayfa sonuna yani elin kaysa hemen belki takip etmezsen okuyamazsın da böyle iki e sağ elinin işaret parmağıyla sol elini işaret parmağıyla takip etmeniz lazım. Eee ama

25:35 böyle hani elimi koydum okudum gibi değil yani. Peki değil. Peki mesela eee devamı bu sorunun devamı mesela eee işaret parmağınıza dokunuyorsunuz değil mi? Veya birkaç birkaç evet mesela avuç içiniz e avuç cümle okuyamaz. Okuyamaz mısınız? Mesela kağıdı değ yok ama oradan okuyamaz mısınız? Tamam. Yok. Sadece parmak uçlarımla okuyorum. Kendi kendinize sanki sürpriz bozmanız daha kolaymış gibi geldi bana ama. Yok. Aynı şekilde hani aşağıya parmağımı aşağıya götürürsem öbür sayfaya götürürsem sonunu merak ediyorsam son sayfayı açarım. E öyle okurum. Sanki ben kör olsam, ben okuyors olsam elimi çekerken yanlışlıkla ona değer. Ah be sonunu öğrendim olur gibi bir his geldi ama. Çok tatlı. Evet. Yani başka sorum olursa şey yapacağım. Siz buyurun yeni bölüme

26:21 geçebiliriz. Çok güzel sorular. Eee, şimdi ben betimlemeyi merak etmiştim kitap okurken. Eee, bir betimleme yapılması gören kişiye ve görmeyen kişiye göre kitapta değişiyor mu? Ya da şöyle de olabilir. Eee, siz hem de yazıyorsunuz ya, eee, bunu hiç görmeyen kişiye göre mi anlatayım diye düşünülebilir mi? Eee, ya da o şöyle de yani bunun iki ayağı var bu sorunun. Birincisi, eee, yani benim gören, görmeyen kişinin de gördüğü veya bildiği bir şeyin betimlenmesi eee ve ya da görmediği bir yerinde betimlenmesi. Yani anlatabildim mi? Bu birazcık zor bir soru oldu da. Eee, ya

27:08 ilk kısmı cevaplamaya çalışım. İkinci kısmı, eee, tam anlamadım. Ben ilk kısmın cevabını düşünüyordum kafamda. Biraz kaçırdım. Tamam. Açarız yavaş yavaş zaten. Tamam. Şöyle oluyor. Şimdi ben mesela yazarken benim kafamda bir prototip var. Yani bir okur tipi var. Bu okur tipi de şeye benziyor aslında. Eee bu Hay bin Yaksan diye bir klasik bir eee hikaye var. E İslam coğrafyasında geçen bir ıssız da romanı. Roman diyebiliriz. Orada aslında Hay karakteri en sonda şöyle bir yere geliyor. Hay söylenen her şeyi anlayabiliyor. Kavrayışı çok yüksek. Fakat hiçbir şey bilmiyor. Siz haya yeterince açık ne söylerseniz, Apsal diye bir karakter

27:54 tabii geliyor. O onu anlatıyor. Apsal yeterince açık ne söylerse hay onu anlıyor. Ben aslında okurumu biraz hay düşünüyorum. Ben doğru bir şekilde tane tane ne anlatırsam yani düzgün anlatabilirsem her şey anlayacak. Yani onun zekasını küçümsemiyorum. O kurumun zekasını küçümsemiyorum. Ama eee bir duyu organları ile alakalı bir tasnif yapmıyorum. Fakat şöyle bir şey oluyor bazen. Bazen diyorum ki bir hissi yani bir durumu betimlemek için eee görsel şeyler yetmiyor. Mesela aklıma Kortazar geldi mesela. Kortazar bir odayı koku üzerinden bazen anlatır. Peyami Safa da bunu yapıyor. Yani mesela bir hastane koridorunu anlatmak için o ilaç kokusunu, hasta kokusunu, hastane kokusunu anlamak gerekiyor. Hani görsel

28:41 veriler orada yetersiz kalıyor. O anlamda destek oluyorum. Ama hani açıkçası şunu hiç kendi kendime sormadım. H yani görme engelli biri bundan bir şey eee anlar mı? Ya tabii ki anlar da acaba daha anlamaz mı ya da e tabii yani eee şey mi? Vallahi bilmiyorum. Hiç onu hiç düşünmediğimi şu an fark ettim. Eee çünkü daha benim kitabımı görenler okumuyor yani. Sıra Kusura bakmayın görme engelli yani. Eee yok şaka tabii. Latife yapıyorum. Latife yapıyorum da hiç öyle düşünmedim açıkçası. Eee bilmiyor bu eksiklik midir? Eee, ben burayı şöyle düşündüm aslında. Belki bunu benim arkadaşlarım hiç düşünmemiştir de, eee, belki benim

29:28 karakterimle ilgilidir. Eee, yani görmeyerek yaşamaya alıştığım için bazen bana betimlenen şeyler fazla geliyor. Belki betimleme sanattır. Hani böyle, eee, aklımıza geldiği gibi betimlememek gerekiyor. Eee, edebi anlamda. Eee, bu yazardan yazara da yine değişiyor. Hani bazı kişiler gerçekten betimlemeyi böyle uzattığını düşünüyorum. Yani bu kadar görmeye veya bilmeye gerek var mı diye düşünüyorum. Çünkü ben, eee, bir oda deyince aklımda bir oda canlanıyor. Oda olduğunu biliyorum ama bu odanın içindeki her yeri gerçekten böyle bilmem gerekiyor mu? Yani her şeyi böyle eşyaların ya gören kişi girdiği ilk anda evet bilmesi gerekiyor ama herkesin

30:14 kafasında da bir oda vardır. Bunu böyle tek bilmeme gerek var mı diye düşünmüştüm. Sonra eee ve işte bunu bildiğim şeylerle ilgili düşünüyorum. Ama geçen bir arkadaşıma bu soruyu sorduğumda o da bana dedi ki yani yine kör bir arkadaşıma sordum. Üm dedi eee aslında gör hiç görmediğimiz yerlerde betimleniyor ya kitaplarda. Yani e sizin de bizim de böyle bir ayrım yapmak istemiyorum ama işte eee gören kişinin de görmeyen kişinin de hiç görmediği, hiç bilmediği yerler betimleniyor. Belki bu sizde canlanabilir. Gören kişi de canlanabilir, görmeyen kişi de canlanabilir ama bunu unutuyoruz demişti. Yani hiç görmediğin bir yer betimlendiğinde bunu unutmak kolay oluyor. Ben de şey demiştim. O zaman eee

31:01 görmeyi karşılayan şey biraz dokunmaktır demiştim. ya da koku da olabilir. Sizin dediğiniz gibi. Eee, dokunduğumuz bir şey belki daha çok kolay canlanıyor bize ama bu tabii ki hani kitaptan farklı bir yere geldim betimlemeyle ilgili konuşurken ama yok çok güzel bir şey. Ben de çok eee düşünceye gark etti. Ben mesela nasıl yazıyorum? Hani benim eee benim kabaca aslında kendim geliştirdiğim bir refleks bir hani bir meleke diyelim. Hani çok artık çok bilinçli yapmıyorum. Bir adet haline geldi. Eee, olayları çok hızlı yazıyorum. Yani olayları çok uzun uzun anlatmayı sevmiyorum. Hatta bana bir olayı da, hikayeyi de yavaş anlatan insanlar içimi kıyı herhalde. Eee, öyle olduğum için öyle yapıyorum. Hı hı. Eee,

31:48 çevre tasvirini eee, dikkat çekici yerleri ele alıyorum. İnsan da mesela bir insanda ben ilk başta, eee, kusur görürüm. Yani atıyorum kusur derken mesela işte dudağınızın üstünde bir ben var. Kusur değil ama dikkat çekici herkeste olmayan bir şey. Hani ilk etapta ne göreceksem onu anlatıyorum. Yani uzun uzun işte saçları kumraldı. Hiç öyle anlatmıyorum. İşte kamburu vardı, beni vardı. Eee, arada kaşı seyriyordu mesela. Bu kadar anlatıyorum. En son düşünce ve hesaplaşma iç yere geldiğim zamansa çok yavaşlıyorum. Yani aslında duygu betimlemesine ben çok mesela kendi yazımımda örnek vereyim. Çok orada çok yavaşlıyorum. Olayları anlatırken en hızlıyım. Ortada bir yerde de işte maddi evrenin anlatılması var. Eee hocam mesela eee siz Feyzayı

32:36 yazarken de ben koymuştunuz mesela hemen benim aklıma geldi canlandı. E şimdi hemen dudağının üstündeki ben beni bahsedince onda da vardı mesela. Evet. Evet. Eyvah. Demek ki nelerden hoşlandığım biraz belli oldu. Hep aynı yinün etrafında dönüyorum. Yok hocam estağfurullah. Eee, burada şeyden bahsediyorum hocam. Aslında gerekli yeri betimlemek belki önemli olabilir. Eee, hani bir silah gösterilirse filmde o silah patlar diye bir örnek verilir ya sıkça. Eee, işte betimleme de bence gereken şey belki verilebilir. Ben mesela e, filmden örnek vereceğim bu sefer. Eee, geçen Bohemin Rapsodi'yi izlemiştim ve sesli betimlemeli olarak izledim ve filmde daha çok betimlemeye ihtiyaç duyuyorum. Çünkü çok eee görsel

33:24 oluyor. Yani diyalog diyalog olmadığı yerde görsel oluyor. Ve ben e işte dönemin filmini veya işte dönemin eee kitabını okurken betimlemek eee önemli oluyor aslında oralarda. Hani belki gören kişi için de öyledir. Eee, çünkü merak ediyorum mesela Vefa Sultan diye de bir dizi izlemiştim yakında TRT'de ama çok hoşuma gitmişti ve şeyi merak etmiştim orada işte hani ne giyiyorlar çünkü başka dönemlerden insanlar ve dönemin özelliğini bana veriyor yani. Çok kötü ya bizim bizim bizim Türk dizilerin setleri çok kötü. Hiçbir şey kaçırmıyorsunuz. Rahat olabilirsiniz. Diz aynen ya. Şey yani ayırt ettim belki o dizilerden veya filmlerden söyleyebilirim. Zaten öyle genel şeyleri gerçekten ben de merak etmiyorum. Böyle

34:11 bana fazla geliyor dediğiniz gibi hani o olay gibi. Ben de yazarken aslında duygu betimlemesini çok rahat yapıyorum. Eee o işte yani kurgu yazmakta biraz zorlanıyorum o betimleme alışkanlığım olmadığı için. Ve ben hani çok görsele meraklı bir insan değilim aslında. Eee, görmeyen arkadaşlarımın içinde de var. Bu benim bence karak karakteristik özelliğim de. Eee, bir de şöyle bir şey yaşamıştım hocam geçen de. Ben şiir yazıyorum dedim ya. Eee, şiiri Instagram'da paylaşmak istedim. Eee, ve şiirin altına bir fotoğraf koymak istedim. Eee, yani bu artık yapay zeka birlikte fotoğrafların da betimlemesi yapılıyor. Eee, şiirin altına ne koysam diye böyle

34:57 bir düşündüm. Normalde işte eee, derim ki işte bak hocam şu şiire bu fotoğraf olur mu falan derim normalde ama niye öyle bir şey diyeyim ki? Yani birine niye öyle bir şey sorayım dedim. Yapay zekaya sorayım. eee bana böyle işte bu şiir işte puslu bir havayı andırıyorsa puslu bir gökyüzü koyayım falan diye düşündüm ve böyle 10 tane fotoğraf falan betimlettim. Eee ve e işte biraz hüzünlü zaten şiirler genelde hüzünlü olur da o şiiri eee puslu bir havayı koydum aslında. Hani bir de yapay zekaya da şeyi soruyorum. bu şiirle eee işte fotoğraf uyumlu mu sence falan diye. O da genel hani olumlu cevaplar verir ama uyumlu olduğunu söylüyor. Ama burada

35:44 bence burada da bir öğrenilmişlik var. Yani ben eee okumuşum ki bir yerlerden eee işte gökyüzü sislidir ve eee hüzünlü şiir yazılır eee koyulur falan diye. O da bir öğrenilmişlik sonucu. Ama o zaman ben görme duyumu çalıştırdığımı fark ettim. Çünkü eee yine her ne olsa kendim seçtim o fotoğrafı o şiire göre farklı olsaydı bile ben bunu hissediyorum deyip bunu koyacaktım mesela. O zaman onun üzerine çalışmak da benim hoşuma gitmişti. Çok ilginç. Evet. Öğrenilmiş bir şey dediniz ya o. Evet. Betimlemedi bence öğrenilmiş bir şey. Doğru. Şimdi mesela eee bir mone ya mane miydi? H hep

36:30 karıştırıyorum da şeye gittiği zaman İngiltere'ye gidiyor. Eee, izleyiciler yani kusura dinleyiciler kusura bakmasın. Karıştırdım şimdi hangisi diye. Hep sisli hava çiziyor. Hep sisli hava resmediyor. Eee, çünkü diyor ki yani Londra diyor sisi çıkardığın zaman bir şey kalmıyor diyor. Sürekli sis çiziyor veya mesela Taylor diye eee, işte özür dilerim Turner diye bir ressam var. O da yine Londra'da yaşıyor ve hep gün batımı çiziyor. Ya onun görmek istediği o aynı yere bakıyor. Onun görmek istediği çünkü ama bir tanesi e 724 365 gün o sisli havada yaşıyor ve o gün batımına hayi muhtaç. Diğeri zaten Fransa'dan geliyor

37:16 ve zaten alışkın. Ona büyüleyici gelen o sis ve o muhtemelen o sis onda çok büyük bir kasvet de uyandırmıyor. Hayranlık uyandırıyor, başka bir şey uyandırıyor. Sizin dedikleriniz bana bunu düşündürttü. Çok ilginç. Kölee su aramak gibi sanki öyle bir şey oldu. Evet. Eee burada benim aklıma betimleme ile ilgili başka bir şey gelmiyor. Sizin var mı burada söylemek istediğin istediğiniz bir şey? Yok. Yok. O zaman madem bölüm sonu diye bir tane daha saçma soru sorabilir miyim? Evet. Bu bölümün sonu ama birkaç daha sorum var. Ev ha. Tamam. Tamam. Eee sorabilirsiniz. Şimdi filmlerde filmlerde şöyle sahneler oluyor. İşte böyle bir kör bir kız var atıyorum. Eee çocuğu geliyor diyor ki,

38:01 "Yüzüne dokunabilir miyim?" diyor. Hı hı. Eee, çocuk da tamam diyor. Böyle ağır ağır böyle suratını böyle mıncıklıyor, mıncıklıyor, dokunuyor. Ben tahmin ediyorum. Tahmin ediyorum. Empati yapıyorum. Bu böyle bir şey çok yaşanmıyor. Bence de yaşanmıyor. Yani ben hiç yaşamadım yani. Sizin var mı arkadaşlarınızda? Aa geçen bir çocuğunun suratına dokundu ya. Kim kim ister yabancının suratına uzun? Evet. Neden böyle bir şey merak edilse olsun ki? Evet. Yani bilmiyorum. O ses zaten kişiliğini tanıyor. Sesini tanıyor. Evet. Ve hani o bilmiyorum. Bana çok şey geliyor. O e hiç kör olmayı tecrübe etmemiş bilmeyen birisinin. Kendince kör olmak herhalde böyle bir şey olsa gerek. Evet zaten filmlerde,

38:46 dizilerde hep kör olmayan kişiler oynatılır ve farklı ya da kitaplarda da hep yanlış yazılır. Yani eee hiç bizim yaşamadığımız, deneyimlemediğimiz şeyler yazılır. Ya belki kıyafete dokunmak isteyen oluyor mesela hani çünkü eee hepimizin bir gündelik yaşamı var. Eee ve hani hepimiz de ne y giyimini, kuşamını önemseyen insanlarız. eee toplum içerisinde olduğumuz için eee böyle ih ihtiyaçları da olabiliyor. Olabiliyor. Her insanın olan ihtiyacı yani eee görmeyen kişilerin de oluyor. Hani belki mesela işte saati vardı a yeni saat aldım buna dokunabilir miyim? Eee tarzında şeyler yaşanıyor ama hiç tamam canım o yani tanımadığın bir adamı adama niye dokunayım gerçekten çok çok

39:33 saçma. kalıbını çıkartabilir miyim? Yani bilmiyorum. Bana biraz yani iyi e teyit et. Neyi anlıyor ki acaba mesela? Eee neyi anlayabilir birinin suratına dokunarak? Yani belki şu fark olabilir. Erkek birse sakallı bir belki belki suratında brail dövme vardır. Belki buradan bir şey okuyacağım. Evet. Öyle bir şey var mı bilmiyorum. Brail dövme var ama o da dokunularak öğrenilmiyor. Böyle noktayı çiziyorlar. Bilenler şey yapıyor, okuyabiliyor. Bir tane şey vardı. Eee, bir işte görme engelliler haftası için mi ne? Bir tane takım, eee, Brail şey yapmış. Göğüs reklamı koymuş işte hani duyarlılık yapmak için. Biz demiş abi bunu kimin şey yaptınız? Yani bunu yani bunun

40:20 manası neydi diye birştiri gelmişti. Böyle çok o haftalarda yapılır zaten. Başka zamanlar hatırlanmaz. Tabii tabii. Türkiye'de, Türkiye'de her şey öyle maalesef. Dünyada da aslında öyle. Evet. Aynen. Eee, şimdi ben bir de edebiyattaki engellilik ve körlük algısından bahsetmek istiyorum. Böyle sizin karşınıza okuduğunuz yerlerde hiç çıktı mı? Çıkmadıysa ben örnek veririm. Engelli anlatısı mı? Engelli anlatısı. Körlük anlatı. Aslında bir tane örnek verdiniz mesela eee film olabilir ama o da hani eee olabilir yani edebiyata da olabilir. Evet. E zaten şey hani meşhur kitap körlük. Evet. Eee hani eee ona dikkatinizi çeken şeyler oldu mu? Ya çok

41:07 uzun zaman oldu yapalı ama eee ben onu size sormak lazım. Sizce o şeyi iyi aktarabilmiş mi? Hayır. Eee, zaten körlük böyle gerçekten çok e moda olan bir kitaptı. Herkes tarafından bilinen ve övülen, önerilen bir kitaptı. Ben de uzun zaman oldu onu okuyalı ama onunla ilgili bir arkadaşımın eleştirisi yazı yazısı vardı. Eleştiri yazısı vardı. Eee, onu okudum gelmeden. Eee, mesela orada kişiler birden kör oluyor ya. eee, kör olduğu gün hayatındaki bütün her şeyi unutuyor. Yani gerçekten absürt bir örnek ama kişi tuvalete gitmesini gerektiğini bile unutuyor. Yani böyle bir şey olabilir mi? Yani siz, eee, dün

41:53 görüyordunuz ve yarın eee, işte yani tuvalet örneğini vermek istemiyorum ama öyle yani örnekler vardı. Evet. Yok ben mesela gece bazen affedersiniz ışığı açmadan gidiyorum yapıyorum yani. Yani niye öyle bir şey olsun ki? Yani kesinlikle orada mesela öyle örnekler vardı ya da işte körsem eee isim koymuyorlardı birbirlerine mesela o kitapta eee körlerin isme ihtiyacı yok. Tur Evet. eee ama gerçekçi bir iddia gerçekçi bir iddiası yok. O birazcık masalsı bir anlatı yakalamaya çalışıyor. Şimdi eee ben meslektaşımın hakkını da koruyayım ama eee yani çok realist bir eee tavır takılmamış olabilir ama hocam şimdi siz eee bir yerde konuşmanızı

42:38 dinlemiştim ve şey demiştiniz. Şimdi sizi sizinle sizin silahınızla vuracağım. Eee çok fazla programımızı izledim. Eee bir yerde dediniz ki karakterimin yaptığı hata o. Yani ben bunun doğru olduğunu biliyorum ama karakterim bu hatayı yapabilir. Az önceki eee böyle sanki o yazarı savunmanız da onu eee hatırlattı bana ama öyle mi? Yani eee bunu okuyan kişinin kafasında eee zaten hani körler hiçbir şey yapamaz. Eee ve şöyle bir şey de olmuştu gerçekten hocam. Ben şimdi işe başladım ve işte kongreye falan gidiyorum. eee kongreye gittiğim zaman kimse bana kongre nasıl geçti? İyi mi geçti falan diye sormadı.

43:25 Bir tanıdım geldi ve sen eee yani uzun bir yol ya mesela Mersin'de yaşıyorum ben şu anda. Ankara'ya kongreye gittim ve eee dedi ki otobüste tuvaletin geldiği zaman ne yaptın diye sordu mesela. Şimdi o yazı o yazıyı o romanı okuyan kişi bu kişiler okumuş. eee yani entelektüel kişiler de bu arada yani hani toplumun farklı kesimlerinde bu bilgiye hiç ulaşamamış kişiler olabilir. Onları ayrı tutuyorum ama eee benim çalıştığım yerde bu soruyu mesela bana sordular. Eee çünkü başka bir başka bir eee şeyiniz olamaz değil mi sizin? Başka bir Evet. bana niye kongre nasıl geçti diye sormuyorsun. Eee ya da işte bu bilgiyi ben sana vermek zorunda mıyım? eee belki yazarların da hani eee işte

44:13 bazı şeyleri yazarken evet ütopik veya distopik olabilir. Eee karakterin gereği yaptığı olabilir ama o algılar eee yerleşiyor yani aktarılıyor insandan insana ve o değersizlikler kalıp yargı haline geliyor. Ben birçok yerde okudum ve eee en sevdiğim okuma şuydu. geçenlerde denk geldi aslında. Şöyle direkt benim son zamanlarda şey okuma hoşuma gitmiyor. Yani direkt körlükle ilgili ne yazılmış bunu okuyayım diye. Zaten hani içerisinde olduğum bir şey ve zaman zaman araştırdığım eee zaman zaman çalışmalara katıldığım bir şey. Direkt bu amaçla okumuyorum ama bazen podcastler için araştırıyorum. Eee geçen de direkt Sait Pay'ın öyküsünü dinliyordum. Onu dinliyordum yani. Eee, o çok tuhaf

45:01 geldi ve yani güzel geldi. İyi bir örnek vereceğim ama körlük yoktu da uzun Ömer diye bir öyküsü vardır. Belki okumuşsunuzdur. Hatırlayamadım. Belki okuduğumu ama okumamış olma ihtimalim yüksek. Evet. Evet. Benim de zaten hani o dikkatimi çeken şeyden dolayı aklımda kaldı. Uzun Ömer de hani toplum normları dışında birisi. Hani kör değil. eee engelli değil ama eee tırnak içinde normalin üstünde bir uzun boyu var. Eee ve hep böyle işte dalga geçiliyor çevresindeki insanlar tarafından. Kadınlar evlenmek istemiyormuş. eee farklı diye dalga geçiyorlarmış ve hep eee uzun amer şey kullanıyor cümlesinde. Herkes gibi. Herkes gibi. Eee Sait Bay de işte sanırım yani yazarın kendisi de orada

45:46 şey diyor ya herkes normal kelimesini aslında herkes gibi anlamında kullanıyor Ömer ve bu normal kelimesi de işte bir yerleşti Türkçemize. Fren kelimesi diyor. Böyle o kadar hoşuma gitti ki yani sanki bugün yazılmış gibi geldi bana ve buna vurgu yapması. Ben de bununla alakalı yeni bir şey yani eee yeni yazdığım kitapta Nor Normal eee hakkında bir şeyler yazdım. Eee bakalım siz orayı nasıl bulacaksınız? Merak ettim. Eee yani tabii şöyle bir şey var. Şimdi eee meslektaşımı savunmak için demiyorum ama insan, eee insan empatisinin bazen bir sınırı oluyor.

46:32 Evet. Mesela şeyi de eee atıyorum sosyal sınıf atlamak da zordur. Hı hı. Eee, yani bir dar gelirli bir insanın zengin bir hayat yazması da çok zordur ama tam tersi de çok zordur. Mesela ben, eee, bir gün bir yolda giderken bir işte eee karşıma her halinden gariban olduğu belli bir adam çıktı. Hı hı. Eee, adam benim önümden o kadar böyle zavallı bir şekilde çıktı ki zavallı küçümsemek için demiyorum. Hı hı. Yani sanki fakir olduğu için mahcup olması gerekiyormuş gibi bir halle önümden çıktı. Halbuki yani o adamın mahcup hissedeceği hiçbir şey yok. Şartlar, hayat. Hı hı.

47:18 Evet. Ve ben şunu fark ettim. Ben o kadar dar gelirli bir insan eee yazmadım ama yazacak olsam şöyle yazardım dedim. İşte ekmeği yok, soğan alamıyor, bilmem ne falan. Ama o adamın benim karşımdan nasıl eee hak etmediği bir utançla çıktığına ben empati kuramazdım dedim. Yani o empatinin sınırı var. Şimdi engellilikte de böyle. Benim eee bir kardeşim de engelliydi. Rahmetli oldu 2 bu5 yıl önce. Eee mesela o da tekerke sandalyedeydi. Başın sağ olsun. Sağ olun. Teşekkür ederim. Eee, mesela evlere gittiği zaman şimdi dışarıdan tekerleklerle geliyor. Arabayla geliyor. Bazı evlerde tekerleklerini siliyorlardı. Aa, evet. Şimdi bizim için normal değil

48:05 mi? Dışarıda araba dışarıya has bir şeydir. Evet. Eee, ve tekerlekler sinir ama Hı hı. Bilge Han kardeşim diyordu ki, "Çok ağrıma gidiyor. Çünkü bu benim bedenim gibi." diyordu. Ben, "Sen benim eve gelince ayaklarının altını silsen nasıl hissedersin?" Ama ben ayakkabıyı silmek gibi düşünmüştüm. Ayaklarının altını y ayaklarının altını çünkü onsuz hareket edemiyor. Hı hı. Doğru. Onsuz ilerleyemiyor. Şimdi ben kardeşim bana onu demese ya da ben onun hayatına tanık olmasam ben böyle bir inceliği düşünemeyebilirim. Başka insanlar da bence öyle. Yani o empati önemli bir şey. Çok duyarlı olmak, algılarının açık olması önemli bir şey ama insanız ya. Yani meslektaşıma da lütfen bu kadar yüklenmezseniz. Bugün

48:52 yermek için buradayım. Başka yerde canınız sağ başka yerde veririz. Başka yerlerini de veririz ya da ya ama hocam empati de bazen karıştırılıyor biliyor musunuz? Yani eee zamanın şartları da farklı olabilir ama eee mesela genelde empati dediğiniz için oradan örnek vereceğim. Eee görmeyen birini anlamak için gözünü bağlarlar. Yani diğer gören kişi işte bu malum günlerde, kutlama günlerinde eee bir kişinin gözünü bağlar ve hadi hareket et der. Bu zaten zordur. Eee yani bir kişi eee ilk görmediği anda, eee, hayata katılımı onunla baş etmesi zaten zordur. Ama siz bu kişiye empatiyi bu şekilde anlatırsanız zaten o kişi diyecek ki, "Aa, görmek, görmek gerçekten bir nimetmiş. Görmemek de çok

49:39 zormuş. eee, acıyorum insanlara falan diyebilir. Eee, ama mesela eee, o kişi mesela benimle bir iletişime geçerse benim işte biril yazdığımı eee ya da işte işe nasıl gidip geldiğimi, hangi yöntemler bulduğumu, bunları bilse ve artık bunu bilebilecek güçte bir ülkedeyiz bence. Yani yine hani farklı kesimler olabilir. Oraları dışarıda tutuyorum ama eee hani genel olarak konuşacak olursak istatistik diye bir bilim var. Bazen insanlar şey diyor. Her şey kime göre, neye göre diyor ama eee yani o da birazcık eee eee istatistik bilimini dışarıda bırakıyor gibi. O empati de aslında etkileşim, iletişimle

50:24 olabilecek bir şey. Dışarıdan görünen eee her şey o kadar zor değil yani. Çünkü körlük benim için bir yaşam deneyimi. Hani dün eee başıma gelen bir şey olsaydı evet bu benim için e zor olan bir şey olurdu. Neyi nasıl yapacağımı bilmezdim ama çocukluğumdan beri yaşadığım bir şey olduğu için eee işte yürürken neye dikkat eder etmeliyim? İşte dersime nasıl çalışırım? Eee iş yerinde nasıl kendimi kabul ettirebilirim gibi noktalar üzerinden ilerliyor. Eee yani yazarken siz her yani siz yazarlar veya ben de kendimi yazar içerisine koyuyorum ve belli bir konuda araştırma yapıyoruz. eee,

51:09 yazacağımız konular hakkında belki engelli konusunda da, eee, herkesin bildiği değil de farklı bir bakışın da var olduğunu yazmak gerekir. Ya bir de, eee, o küçümseme dediniz ya, acı, acıma, küçümseme. Benim şimdi kör bir tane eee, öğrencim var. Dikkatliyseniz ben hep hiç görme engelli dememişimdir. Hep kör diyorum. Evet. Eee, bu belki bilmiyorum hiç yani, e, kırıcı mı? Ama ben empati kurduğumda gör, görme engelli demenin Hı hı. daha kırıcı olduğunu düşünüyorum. Empati yapıyorum. Yanlışsan beni zaten. Çünkü ben şöyle düşünüyorum. Şimdi ben diyelim ki görmüyorum. Hı hı. Bir hayatım var ve bana birisi başka kimsede olmayacak bir

51:55 şekilde gereksiz bir hassasiyetle yaklaşıyor. Ya sen kimsin? Benim kalbimi kıracaksın. Tamam mı? Ben gözüm görmüyor da senin bir lafınla mı ben alınacağım? Körsem körüm abiciğim derim gibi bir zihniyetim var. Ve benim bir tane de bir İngiltere'de kör bir arkadaşım vardı. O da kör diyordu kendine. Hani ben de öyle alıştım. Bilmiyorum yanlış mı düşünüyorum acaba? Eee hani o çünkü hani her türlü şeyin ismi değişiyor ya mesela hani çoğu eee hani atıyorum işte eee kısa boylu insanlara mesela İngiltere'de şey diyorlar işte dikey engelli. Evet. Dikey engelli. Yani şimdi bu daha hoş değil ki. Hani bu şu demek. Sen kısasın. Tamam. Bir de o kadar hassassın ki benim seni her türlü koruma koruma yani sen korunmaya muhtaç aciz acizsin. O yüzden

52:42 ben kelimelerimi iyi seçiyorum. Bu bence daha aşağılayıcı geliyor bana. Ben olsam bilmiyorum. Yanlış mı düşünüyorum? Şimdi açıklıyorum. Evet. Evet. Eee, şimdi biz de genellikle kör kelimesini kullanırız. Kör çünkü görmez demek. Görmeyen demek. Ya da hani net değil mi? Yani net. Sağır duymamak. Duyma. Niye yumuşatıyorsun? Görme engelli, özel gereksinimli, görme yetersizliği. Bir de şöyle bir şey var. Şöyle açıklanıyor genelde. Görmemek eee benim için bir engel değil. Yani ben birey kitaba ulaşamıyorsam işte kaldırımda araca çarpıyorsam bunlar engel. O yüzden görme engelli, görme engelli kelimesini oralarda kullanabiliriz. Çünkü engeli yaratan eee

53:27 toplumsal normler var. Eee ama görmenin veya görmemenin getirdiği bir eksiklik değil o. Toplumsal düzenin getirdiği bir eksiklik. Uyarlama evrensel tasarımın olmadığı bir yerde eee eksiklik. Ben Türkiye şartlarında e ve çiftçi bir ailenin çocuğu olarak eee okuyabildiysem ve bunu yani genellikle m şans olarak görüyorum desem çok doğru olur mu yanlış mı olur mu bilmiyorum ama bilmeyebilirdi yani babam tabii ki eee eee okudum ve hani görmeden ki okudumler okulunda okudum sonra işte Hacettepe Üniversitesi'nde okudum eee ve bana şartlar sağlandığı için okudum yani o zaman bazen hatta geçen şey şey düşündüm. Biz aynı şarttaysak bence

54:15 görmemek eee görmek bir fazlalık yani daha görmemek eksiklik değil. Görmek bir eee daha fazlasının yapılması. O zaman bu eksiklikse biz aynı şartlarda yarıştığımız zaman aynı noktadaysak eee diğer kişinin fazla bir şey yapması gerekmez mi? Eğer görmemek eksiklikse gören kişinin daha fazla eee şey yapması gerekmez mi? Daha iyi olmasını falan beklerim o zaman ben de. Ya siz diyorsunuz ki benim şu ana kadar 6 kitabım olması lazımdı. 6 romanım falan olması lazımdı. Hiçbir bahanem yok. Görüyorum hem de yazmıyorum. Yani benim yani eşit şartlardaysa ya eşit şartlarda olduğumuzda aynı noktadaysak o zaman bence diğer taraftan baktığımda böyle ne kadar doğru bir terim oldu bilmiyorum

55:01 ama eee öyle düşündüm geçen. Yok doğru doğru doğru düşünmüşsünüz ya. Eee, doğru düşünmüşsünüz. Bence mantıklı yani. Yani bir bir atasözü var ya bir atasözü var. Aklıma o geldi. Eee, tam ifade ediyor muyum bilmiyorum ama eee, derdimden usanmadım, sorandan usandım diye. Evet, çok doğru. Yani engeller şöyle bazen eee, eleştiriliyor körler ya da eee, yani eee, biz insanları bazen çok azlıyoruz. E ama şöyle bir şey bu benim her gün karşılaştığım bir şey. Ben bazen evet insanlar farkındalık kazansın diye güzel güzel anlatıyorum ama bazen de hadsizce eee soru sormayı kendinde ya da konuşabilmeyi kendinde hak gören

55:47 insanlar olduğunda eee veya sorduklarında eee kızıyorum. Çünkü kızmamayı da tercih edebilirim bu arada. Hani öfke kontrolü olan bir insan olduğumu düşünüyorum. eee bilik kızıyorum ki bir daha o şeyi yapmasın yani. Eee öyle gerçekten mantıklı. Tabii tabii. Bir de Türk toplumunda yaşıyoruz yani biraz Evet. E böyle güzellikle her zaman olmuyor maalesef ya. Çünkü herkes her gün aynı modda olmuyor. Yani ben bir de sürekli insanlara kendimi kanıtlamak, eee, bir şeyler öğretmek durumunda da değilim. Gören bir insan olmadığı gibi ben de değilim. Ve benim de eee o gün yaşantımda kötü giden şeyler olabilir ve ters bir anıma denk gelmiş olabilir vesaire vesaire. Eee edebiyatta yine başka

56:34 yerlerde şiirlerde falan da karşıma çıkıyor benim. Yani Nazım Hikmet'in şiirinde de var mesela. Eee kör olmak diye bir şiiri var hatta direkt. O da karanlığı övmüş mesela demiş ki yani karanlıkta olmak ne güzel bir şey yani. Hani körlükte bir de hep karanlıkla eee karşılaştırırlar. körlüğün karanlık olduğunu düşünür insanlar. Eee ama aslında öyle bir şey yok yani. Yokluğun yokluğun rengi olmaz değil mi hani? Evet. Yokluğun rengi olmaz. Çok güzel. Yani bir duyunun eksikliğini siyahla hani anlatmak. İşte şey var mesela eee şimdi aklına geldi. Mehmet Akif Ersoy'ın bir şiiri var. Körneyzen mi? Aa galiba. Evet. Ama onu okumuştum da şu anda

57:19 hatırlayamadım. Evet. Çok güzel. Çok güzel. Yani eee çok güzel değince biraz düşündüm. Çünkü hani sizin yaptığınız uyarıları dikkate alarak güzel mi diye düşünüyorum ama ben onu şey yapamayacağım. Benim hoşuma gitmişti yani açıkçası. Eee şimdi aklıma o geldi. Hı hı. Evet. Ya eee böyle yani gerçekten de farklı yerlerde karşımıza çıkıyor. Yani ben bir de buna duyarlılık kazandığım için direkt kelimelere bu yönden bakıyorum. O zaman hocam ben bayağı size engellikle ilgili bir şey anlattım. Eee, bir sorum var. Saçma bir sorunuz yoksa ona geçeceğim ama siz öyle dediğiniz için saçma hocam. Tam iyet iyi yetti. Aslında saçma bir saçma bir sorun var. Eee, geçen eee,

58:07 geçen üniversitenin kapısında, eee, bir tane kör kız vardı. Durağa doğru yürüyor. Ben de o tarafa yürüyorum. Dedim hani ben hanımefendi dedim o tarafa gidiyorum. Yardım edeyim mi? zahmet olmasa yokum o tarafa gidiyorum. Neyse nerede okuyoruz? Ben yani bizim okulda öğrenci benim de halde ben hocayım falan demedim. Hı hı. Eee sesim de hani sonuçta hani çok yaşlı bir ses olmadığına göre herhalde öğrenci sandı herhalde. Neyse gidiyoruz. Konuştuk biraz falan. Ne yapıyorsun? Nerede okuyorsun? Şu bu falan. Arkadaşım da yanımda. Şimdi tabii benim kardeşim de rahmetli engelli olduğu için hani şunu biliyorum ben. Engelliler de insan ya hani normal insan hani normal. Evet. Evet. Gayet normal. Hani espri yapıyorsun eee dalga geçebilirsin. O da

58:52 üzül onun da kızmaya ihtiyacı var yani. Mesela eee neyse uzatmayayım. Hı hı. ki ya çok teşekkür ederim dedi. Eee rica ederim dedim. Ben de aklıma, ben de hani espri seviyorum yani. Dedim ki yani hangi işte eee şey yakışıklı adam olsa aynısını yapardı. Estağfurullah dedim. Tamam mı? Kız da güldü. Eee kız dedim sonra yakışık mısınız dedi. Dedim of inanılmaz yakışıklıyım. Bir görsem. Sonra kız güldü. Ben güldüm. Arkadaşım bozuldu. Dedi ki niye dalga dedim? Dalga geçmedim ki dedim ya. Eee yani dal espri yaptım dedim. Yani dalga geçmedim ki. Espri yaptım yani. Hı hı. O da güldü. Eee, peki sizde bir burada bir var mı? Bence

59:39 yok yani. Çünkü eee, yakışıklı olmak sizin normaliniz ya. Zaten yakışıklıyım demedim. Hatta kıza dedim ki dedim ki nasılsa görmüyorsun belki de sallıyorum dedim. Kız asıl ona güldü zaten. Doğru olabilir. Belki sallıyorsun dedi. Ben de güldüm yani. Espri oydu hani nasılsa espri buydu. Hani ben kör bir kıza kendimi övüyorum nasılsa. Hani ispat edemeyecek en azından. filmlerdeki gibi suratına dokunmayacaksa yani kız da genç bir kız zaten hani şey bu yeni jenerasyon çok kara mizah yapıyor malum Hı hı. Evet. Eee anlar diye düşündüm. Anladı. Hakikaten çok güldü. Ben güldüm. Kız güldü. Arkadaşım beni eleştirdi ya. Eee ya bence zaten her şey iletişimle başlıyor ya. Evet. Hani eee bu yakınlığı görmüşsünüz ve eee

1:00:25 yapmışsınızdır ama bazen eee insanlar espriyle gerçeği karıştırabiliyor. Bazen her şey mesela örnek geliyor mu aklınıza? Yapmayayım diye düşüneceğim ya. Bence burada bunu düşününde burada yok. Eee nasıl yani burada bence düşünüyorum detaylı bence. Hani ben Evet. Ben bu arada sizi şey gibi, ben sizi vicdanımı aklamak için kullanıyormuş gibi oldu. Hayır hayır hayır yok ya zaten terimler üzerinden kullanıyor, konuşuyoruz ya. O yüzden bence hani eee yani dediğim gibi yakışıklı olmak sizin normaliniz olan bir şey. Görmemek de onun normali olan bir şey. Eee ama şöyle olabiliyor. Ben de mesela eee arkadaşıma veya bir yakınıma eee bu kişi yakışıklı mı diye

1:01:11 soruyorum aslında. Hani kör olmak sadece eee bütün görsel şeylerden soyutlamak kendini değil ki. körler de aslında e kendinin güzel olup olmadığını eee önemser ve düşünür veya işte evleneceği kişinin eee yani hepimiz böyle tabii ki akademik akademik düşünmüyoruz gerçek hayatta eee şey yakışıklı olmasını önemser kilolu tabii ki canım. Hayır. Eee onu lafınızı böldüm ama biliyorum. Gören eee gören insanda da şöyle var. Şimdi mesela bir gören insan desen ki sana sadece sen baktığın zaman dünyanın en güzel insanı olacak ama başkaları onu çirkin görecek. Evlenir misin? Çoğu kişi evlenmez. Toplumsal şeye önem veriyoruz. Yakışıklık. Tamam bizim kendi göz zevkimiz var da Hı hı. toplumun nasıl

1:01:58 gördüğünü de önemsiyoruz. Sizinki bana çok normal geldi. Tabii bence de önemseriz. Yani ben mesela yani ben de evli olsaydım evleneceğim kişiye birisi yani yakışıklı değil bu dese yani yakışıklı denin isterdim yani yani isterim. Yani şöyle bir şey burada da ben küçükken şöyle bir şey yaşamıştım yani böyle gören arkadaşım vardı. sürekli aynaya bakıyordu ve çok güzelim ya falan diyordu gerçekten. Eee ve ben hep o kendine dediği için ben de kendime böyle daha hani toplum normlarını falan bilmediğim için işte güzellik algısı nasıl olur bilmediğim için eee diyemiyordum ya acaba ben çirkin miyim falan yani böyle diye düşünüyordum. Eee çünkü gerçekten hani görsellik algısı da

1:02:44 bir parçası yani toplumun içerisinde olduğun için. Ve sonra işte üniversiteye gittiğimde falan bir arkadaşım fotoğraf atıyorum mesela. Ya işte çok güzelsin işte ya bir de artık dünyadaki güzellik normlarını eee biliyorum. Yani mesela işte zayıf olmak, işte ne bileyim renkli gözlü olmak, e uzun boylu olmak. Bunları kendime baktığımda diyorum ki sen güzelsin. Yani işte o karşıdaki de kilolu ama falan kilolu olduğunu biliyorsam yani işte ya da işte söylüyor yani işte atıyorum düz saçlıysa ya da işte eee renkli gözlü değilse falan. Diyorum ki yani onun demesine gerek yok. Ya da işte iş yerine geldiğimiz zaman böyle bir farklı giyindiğimizde herkes birbirine söylüyor. Eee işte bugün bu

1:03:31 gömleğini yeni mi aldın? Şu kıyafetini yeni mi aldın falan diye. Ben de o sohbetlere katılıyorum. Eee ve hani sizin şakanız da bence eee yani güzel olmuş. Eğer gerçekten yakışıklıysanız güzel olmuş. Kandırmadıysanız diyorum. Yani o gerçekten yakışıklık olup olmadığım önemli değil. Kıza çok açıkça şey dedim. şey dedim yani nasılsa görmüyorsun dedim. Sallıyor olabilirim dedim. Kız ona güldü zaten yani. Güldük öyle. Aynen. Ama yani bir yakışıklık algısı var ya herkeste ya. Var tabii canım. Sonuçta ruhlar yani Recepedildiği gibi ruhlar alemde de yaşamıyoruz yani sonuç itibariyle. Evet. Ama eee şurada bir şey dikkatimi çekti hocam. eee cümle

1:04:16 aranızı takip ettiğimiz takip ettiğim için eee şimdi kardeşiniz eee engelli dediniz ya acaba eee engelli bir kardeşiniz olmasaydı düşünceniz farklı olur muydu? Çünkü mesela ben Orhan Veli'nin de sanırım Baharın ettikleri miydi? Baharın bana ettikleri olabilir. Eee öyküsünde de o kamburdan örnek vermiş. işte kambur birini e seviyor gibi hissediyor yani. Hoşlanıyor. Sonra diyor ki ya ne olacak ki yani olabilirim kambur biriyle. Eee işte ben de bir kambur olabilirim. Ben de yarın kamburu olmayacağım ne belli? Eee hepimiz kambur adayıyız demiyor ama engelli adayıyız. Var Türkiye'de öyle bir söylem var. Hepimiz engelli adayıysak bir şey

1:05:02 yapmamız gerekiyor ya. Hani engelli adayı değilsek yapmayacak mıyız? Tabii tabii. Yani o bize vurabileceği için bir şey yapmamız lazım. Yani benim şartlarımda tabii ki çok şey var. Çünkü eee yani benim kardeşim öyle olmasaydı eee bunu belki o kadar normalleştirmezdim de. Hani benim hayatımın bir parçasıydı o. Evet. Hı hı. Eee ama şimdi bizim Türkiye'de otobüse binmesi zor, sokağa çıkması zor, metroya binmesi zor, her şey zor ve biz görmüyoruz. Şu da zor. Hatta ben daha aykırı bir şey söyleyeyim. Hayat eee çok komplike hale geldi. Bilgisayarlar, şunlar, bunlar. Eskiden bak zihinsel engelli çok insan görüyordum ben. Mahallede olurdu bir şey. Şimdi zihinsel eng Evet. Şimdi görmüyorum. Bu adamlar yok mu oldu? Yook. Evlerinde oturuyorlar. Çünkü biz hayatları karışmasına izin vermiyoruz. Evet. Yani

1:05:47 hayat o kadar kompik hale geldi ki. E o adamla da öyle birisiyle karşılaştığımız vakitte şaşırıyoruz. Ona özel davranıyoruz falan. istem yani ister istemez oluyor. Ben onu yargılamak için demiyorum ama şimdi benim hayatımda öyle bir şey olmadığı için ben hani eee tek herki sandalde birisi görünce aa tek herkes sandal demiyordum zaten. Kardeşim öyleydi. Hani benim için normal bir şeydi o. Eee bunu başkalarını yargılamak için demiyorum ama ben o anlamda hayat bana öyle bir el verdi. Evet. Yani çok yerde bana öyle bir el düşmüştü. Hı hı. Eee ben öyle bir şey geliştirdim. Şimdi bilmiyorum diğer programlarınızı hızlı hızlı takip ettim ama Hı hı. eee tahmin ediyorum bu ben mesela çok sizi kırmayı göze alabilecek şeyler

1:06:33 söylüyorum. Ben de bunu göze alarak geldim ve kırılmıyorum zaten bunu anlatmak için. Neden çünkü çünkü neden? Çünkü iletişim böyle bir şeydir. Yani engelli iletişimi diye bir şey yani şöyle diyeyim. Hı hı. Kör biriyle konuşurken eee ben gören bir insanla aynı konuşuyorum. Yani size diyeceğim şey hani ben gören arkadaşlarımın da kalbini kırmayı göze alıyorum. Kara mizah yapıyorum, bilmem ne yapıyorum. Size de yapabiliyorum. Arkadaş, benimle arkadaş olmamayı tercih eden insanlar da var. Görüyorlar ama dilimi sivri buluyor. Okey. Yani siz benimle arkadaş olmasanız kendimi kötü hisseder miyim? Yok da etmem. Derim ki yani tamam ya ben de biraz sür dilliyim. Evet uyuşmadı derim. Yani çok büyütmemek lazım yani. Eee şurada şu şu konu var hocam.

1:07:20 Eee, yani özel değil de farklı. Yani şöyle bir şey, Ümmünün sevdiği şeyler de farklıdır. Eee, Fatih Bağın'ın sevdiği şeyler de farklıdır. Ve siz kişiye göre davranmaz mısınız? Zaten hani Ümmü bunu seviyor zaten. Bu esprimi anlar. Eee, veya işte Ali bu esprimden anlar veya işte eee, Mehmet bu konuda çok alıngandır, onu yapmayayım falan. Ama engelli söz konusu olduğunda böyle bir kalıp var. Mesela çok yakında iş yerinde şunu yaşadım. Eee, bir tane abi var. Eee, ve böyle sürekli geliyor. Saçımı çekiyor. Ondan sonra işte yanağımı sıkıyor falan. Ondan sonra ya ben de korkuyorum çünkü onun geldiğini bilmiyorum. Eee, tabii canım yani. Ve

1:08:08 hatta önce Evet. Yani bu tacize giriyor aslında. Tabii canım. Ama sonra şey deniyor. Eee, işte hani sen iyi niyeti yanlış anlıyorsun. O seni seviyor, kardeş olarak görüyor falan gibi geliyor da. Hayır. Sonra işte o abi emekli olmuştu. Tamam, hadi dairedeyken eee, onun olabileceğini tahmin ediyordum ama geçen hafta eee, iş yerine bir işi düşmüş gelmiş ve yine aynı şekilde geldi odaya ve işte o şakalarını yaptı ve ben kızdım dedim ki sen bu da başka birisine bunu yapabiliyor musun? Yani dokunabiliyor musun? Başka bir kadına dokunabiliyor musun? Dedim. O da eee ya sen kadın mısın dedi. Bak cümleye bak. Allah. Evet. Ondan sonra eee yani hadi

1:08:54 şey dedim hani toplumun kadın kız ayrımı da var ya. Kız dedim sen kız mısın dedi. Sonra sonra dedi ki sen benim kardeşimsin. Dedi. Yani tamam dedim benim bu adama zaten başka anlatacağım bir şey de yok. Tabii canım. Zaten k zaten e bu abimizin kendisi engelli. Bayağı bir engelli. Ama bak böyle deyince engelli deyince bu söylem de yanlış. Eee çok mu üzerinize geldim? Engelli deyince yani şey bu abimizde bir zeka geriliği var. Yani bunu anlamıyor. Yani sen benim kız kardeşimsin. Hı hı. Tamam da kız kardeşine de böyle davranma. Evet. Ve kimseye davranamaz. Yani şöyle bir şey davranamaz. Belki de mesela koluna girdiğiniz kişiye

1:09:39 belki de eee siz onu normal görseydiniz hani eee ya da işte o kişi ihtiyacı olduğunda size söylerdi. Yani benim yardıma ihtiyacım var, şu tarafa gidiyorum eee diyebilirdi. Belki sizin sormanıza bile gerek yok yani. Çünkü biz az çok eee gidip geldiğimiz yerleri bilebilen insanlarız. Belki hani çok çok böyle tehlikeli bir şey varsa e söylenebilir. Ama ben zaten kız bana şey deseydi hiç ısrar etmezdim. Yok, ben giderim dese. Aynen. Yok, ben sadece şey hani oradaki farklı bakışları söylemek için söyledim onu. Baksanız eee bir de orada yani mesela birini eleştirirken de direkt engelli kelimesini kullanmak da aslında eee engellilere yönelik bir şey. Engel

1:10:26 engel yani zihin bu eleştiri değil bir tespitte bulunuyorum. Zihinsel engel yani denileni anlamıyor yani muhtemelen zeka gerliği var diyelim. Belki belki de bilmiyorum ama açık bırakacağım. Evet. Eee, toplumsal şey o kadar kapalı ki. Evet. Aynen. Eee, yani geri bildirim alamıyor. Evet. Doğru. Yani abiye kızmamız bile doğru değil belki ya. Aynen. Şimdi öyle düşününce böyle her şey tartışmalı oluyor. Evet. Anlamıyor. Evet. Evet. Başka soru var mı? Başka başka yani güzel şeyler çıkıyor. Evet. Evet. Bir de benim şöyle bir şeyim var. Bir bir düşüncem var. Biz sanki yani sadece körleri değil tüm

1:11:11 engellediğimiz herkese çok eee yaşam dolu olmalılar. Her şey üstesinden gelmeliler yani. Ay inanılmaz bir şey. Kız kör ve Everest'te tırmandı ya. Evet. Normal bir insan olamaz mı bu? Kötü bir gün olamaz mı abi bunun? Hayır. Mükemmel olmalısın. Sen bizden de iyisin. Hayır sizden iyi değilim abiciğim. Yani bir tane duyganım yok. Hı hı. Tamam. Bu bu yine hayat kalitemi etkiliyor. Tabii ki ben bunun üstesinden geliyorum ama sürekli pozitif olmak zorunda mı? Yani delirirdim ben ya. Hı hı. Bu çok doğru. Onu düşünüyorum. Çok doğru. Hatta ben yine size atmıştım ya bugün eee bir yazıda şey okudunuz mu bilmiyorum. Okudok orada şey geçiyordu

…

Share

YouTube Video Özetleri