Dalgalar Aslında Sudan Oluşmaz

Kısa Özet

Bu video, dalgaların sadece su kütleleri olmadığını, aslında enerjinin su aracılığıyla taşınması olduğunu anlatıyor. Dalgaların oluşumundan, hareketine ve sonunda kıyıya vurup dağılmasına kadar olan süreç enerji dönüşümü olarak açıklanıyor. Ayrıca, evrende hiçbir şeyin statik olmadığı, her şeyin bir akış ve değişim içinde olduğu vurgulanıyor. İnsanların da bu akışın bir parçası olduğu, tıpkı dalgalar gibi sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde olduğu belirtiliyor.

  • Dalgalar sadece su değil, enerjinin taşınmasıdır.
  • Evrende her şey sürekli bir değişim ve akış halindedir.
  • İnsanlar da tıpkı dalgalar gibi geçici formlardır ve enerji akışının bir parçasıdır.

Giriş: Hokusai'nin Büyük Dalgası ve Okyanusun Gizemi

Hokusai'nin ünlü "Kanagava'daki Büyük Dalga" eseri, uzun yıllar boyunca sadece bir sanatçının hayal gücü olarak görüldü. Bilim insanları okyanusların öngörülebilir matematiksel kurallara uyduğunu düşünüyordu. Ancak 1995'te Norveç'teki bir petrol platformunda 26 metrelik devasa bir dalga kaydedildi. Bu olay, okyanusların sanıldığından çok daha karmaşık ve gizemli olduğunu gösterdi. Okyanus hakkındaki bilgilerimizin uzay hakkındaki bilgilerimizden bile az olabileceği vurgulanıyor. Dalgaları anlamak, maddenin doğasını ve kendi varoluşumuzu anlamak anlamına geliyor.

Dalgalar ve Evrenin Gizli İşleyişi

Dalga denildiğinde akla ilk gelen şey deniz, köpükler ve harekettir. İnsanlar dünyayı nesneler ve dondurulmuş anlar olarak görmeye programlıdır. Ancak evren aslında ses dalgaları, ışık dalgaları ve kuantum dalgaları gibi dalgalarla doludur. Görebildiğimiz tek dalga türü sudaki dalgalardır. Bu dalgalar, evrenin gizli işleyişini ve enerjinin görünmez dansını görünür kılar.

Dalgalar Sudan mı Yapılmıştır?

"Dalgalar aslında sudan yapılmamıştır" ifadesi, fiziğe bakışı kökten değiştiren bir düşüncedir. Kelimeler havadan yapılmadığı gibi, dalgalar da suyun kendisi değildir. Dalgalar, suyun içinden geçen enerjidir. Bir dalga tankında plastik bir ördek örneğiyle açıklanıyor: Dalga ördeğin altından geçerken ördek sadece yükselip alçalır, dalgayla birlikte hareket etmez. İlerleyen şey enerjidir. Bu enerji rüzgardan, rüzgar ise güneşten gelir. Güneş dünyayı ısıtır, rüzgar oluşur ve rüzgar enerjisini denizin yüzeyine aktarır. Rüzgar dindikten sonra bile o enerji dalgaların içinde yaşamaya devam eder.

Okyanusun Sesi: Milyarlarca Hava Kabarcığının Orkestrası

Denizin kıyısında duyulan o muazzam kükreme sesi sadece suyun çarpması değil, milyarlarca minik hava kabarcığının birleşerek oluşturduğu bir ses dalgasıdır. Dalga kırılıp köpüklere dönüştüğünde içine havayı hapseder ve bu hava kabarcıkları titreşir, genişler ve büzüşür. Her bir kabarcık kendi boyutuna göre bir nota çıkarır. Bu kabarcıklar tam da bizim duyabileceğimiz frekansta titreşirler. Okyanusun sesi aslında devasa bir orkestra gibidir.

Sponsor Tanıtımı: NordVPN

İnternette güvenli gezinmek için NordVPN'in sunduğu siber güvenlik araçlarından bahsediliyor. Özellikle Thread Protection Pro özelliği ve dark web monitör özelliği vurgulanıyor. NordVPN ile internetin keyfini güvenle çıkarabilirsiniz.

Dalgaların Yolculuğu ve Ölümü

Walter Monk'un dalgaların ne kadar uzağa gidebileceği sorusuna cevaben Antarktika'daki fırtınalarda doğan dalgaların 11.000 km yol katedip Alaska kıyılarına kadar ulaştığı anlatılıyor. Bu yolculuk boyunca bir su kütlesi taşınmaz, sadece enerji seyahat eder. Kıyıya ulaştığında deniz tabanı yükselir, sürtünme başlar ve dalga kırılır. Enerji korunumu yasası gereği enerji yok olmaz, dağılır. Bir kısmı sese, bir kısmı ısıya, bir kısmı da kinetik enerjiye dönüşür. Dalga bir nesne olarak ölür ama onun taşıdığı enerji süreci devam eder.

Nesneler mi, Süreçler mi? Felsefe ve Dalgalar

Dünyayı nesneler ve süreçler olarak ayırma eğilimindeyiz. Ancak nesne olarak gördüğümüz şeyler de aslında sabit değildir. Kum tepeleri ve dağlar gibi doğal yapılar da aslında çok yavaş oluşan dalgalardır. İnsan yapımı şehirler ve binalar da zaman içinde yayılır ve dalgalar gibi davranır. Bir şeyin statik bir nesne mi yoksa dinamik bir akış mı olduğu ayrımı aslında bizim gözlemlediğimiz zaman ölçeğine bağlıdır.

Biz de Birer Dalga mıyız?

Biz de tıpkı dalgalar gibi atomlardan oluşuyoruz ve vücudumuzdaki atomlar sürekli değişiyor. Metabolizma dediğimiz şey atomların ve moleküllerin sürekli vücudumuza girip çıkmasıdır. Çocukluğumuzdaki atomların neredeyse hiçbiri şu an vücudumuzda yok. Bizi biz yapan şey içimizden geçen o sürekli enerji akışıdır. Beşikten mezara kadar sürekli bir yanma, bir dönüşüm sürecinin içindeyiz. Bu enerji akışı kesildiği an sadece bir atom yığınına dönüşürüz.

Statik Varlıklar Olma İsteği ve Ölüm Korkusu

Paradoksal bir şekilde statik varlıklar olmak, sabitlenmek ve sevdiklerimizi sonsuza kadar dondurmak istiyoruz. Ölümden korkuyoruz çünkü onu bir yok oluş sanıyoruz. Ancak dalgalara baktığımızda bir dalganın kıyıya vurup kırılması bir trajedi değildir, bir sürecin tamamlanmasıdır. Enerjinin serbest kalmasıdır. Ölüm anında da benzer bir şey olur. Enerji ilerler, ısı olarak evrene yayılır, geride kalanların hayatında bir etki bırakır.

Sonuç: Her Şey Akış Halinde

Hokusai'nin tablosuna baktığımızda artık sadece bir araya gelmiş plastik parçaları değil, evrenin en temel gerçeklerinden birini görüyoruz: Her şey akış halinde. Hiçbir şey kalıcı değil. Sabitlik sadece zihnimizin yarattığı yapay bir kurgu. Gerçek olan tek şey değişim. Bizler okyanusun içinden geçip giden enerjinin geçici bir süre için su moleküllerini bir araya getirip o muazzam formu oluşturması gibi, evrendeki enerjinin geçici bir süre için atomları bir araya getirip insan formunu oluşturduğu varlıklarız. Denize baktığımızda sadece suyu değil, aynı zamanda kendimize baktığımızı hatırlamalıyız. Bizler birer dalgayız.

Summarize any YouTube video in seconds

Get summaries like this one for any video, in your language, with the free Summ app.

Download on the Apple Store
Get it on Google Play

Transkript

YouTube Transcript Generator

0:00 Japon sanatçı Hokusai'nin o meşhur eserini bilirsiniz. Kanagava'daki büyük dalga. O pençe gibi kıvrılmış devasa su kütlesi altındaki çaresiz tekneleri yutmak üzeredir. Yüzyıllar boyunca bu çizim sadece bir sanatçının hayal gücü olarak kabul edildi. Çünkü bilim insanlarına göre okyanuslar öngörülebilir lineer, matematiksel kurallara uyan yerlerdi. Denizciler limanlara dönüp sudan yükselen duvar gibi devasa bir dalga gördük. 30 metre boyundaydı. Aniden karşımızda beliri verdi dediklerinde onlara inanan kişiler işte böyle ressamlar olurdu. Ta ki 1995 yılının ilk gününe kadar. [müzik] O gün Norveç açıklarındaki Drner Petrol platformunda bilimsel cihazlar fizik

0:45 kurallarına aykırı gibi görünen bir şey kaydetti. Çevredeki dalgalar ortalama 10-12 metreyken aniden sanki hiçliktenmiş gibi gelen 26 metrelik devasa bir dalga platformu vurdu. Bu bir efsane değildi. Bu Hokusin'in hayal gücünde görüp resmettiği o büyük dalganın adeta vücut bulmuş şekliydi. Benim hakkımda daha hiçbir şey bilmiyorsunuz der gibi kükrüyordu [müzik] okyanus. Ve evet, okyanus hakkındaki bilgilerimiz uzay hakkındaki bildiklerimizden bile daha az olabiliyor. İşte o yüzden bugün biraz ıslanacağız ama sadece suyla değil, evrenin en temel çalışma prensiplerinden biriyle. Çünkü dalgaları anlamak ve denizi anlamak aynı zamanda maddenin

1:32 doğasını hatta kendi varoluşumuzu da anlamak demek. Hazırsanız derinlere iniyoruz. >> [müzik] >> Dalga dediğimizde aklımıza ilk gelen görüntü işte muhtemelen buna benzer bir şeydir. Deniz, köpükler, hareket. Hokusai'in tablosunu, bu minik lego parçalarını birleştirerek yapmaya çalıştığımda o tablo üzerine epeyce bir düşünme fırsatı da buldum. Ve o tabloyu düşündüğümde de dalgalar hakkında çok ilginç bir şey fark ettim arkadaşlar. Biz insanlar

2:20 dünyayı işte tam olarak bu şekilde görmeye programlıyız. Nesneler ve dondurulmuş anlar olarak. Çok sevdiğim yönetmen Tarkovski'nin deyimiyle mühürlenmiş bir zaman bu. O dev dalgayı havada asılı kalmış, asla kıyıya çarpmayan, asla yok olmayan statik bir şey gibi gösteriyor bu resim. Onu duvarınıza asarsınız ve 100 yıl sonra bile orada öylece durur. Ama bu bir yanılsama. Çünkü gerçekte dünya bu plastik parçalar gibi sabit değildir. Evrenin kendisi aslında dalgalarla doludur. Ses dalgaları, ışık dalgaları, kuantum dalgaları. Şu an benim sesimi size taşıyan hava molekülleri arasındaki o görünmez titreşimler bile birer dalga.

3:06 Ama biz bunların hiçbirini göremiyoruz. Farkında değiliz. Fiziksel olarak sürekli çevremizde gerçekleşiyorlar ama bizim algılayabileceğimiz bir ölçeğin ötesindeler. Görebildiğimiz tek dalga türü sudaki dalgalar. O yüzden sadece onun hakkında resimler yapıyoruz. Çünkü ilham vericidir değil mi bu görüntü? Çünkü evrenin o gizli işleyişini, enerjinin o görünmez dansını bizim için görünür kılan yegane şey budur. Sudur. Meşhur fıkrada anlatıldığı gibi hani bilgiye sormuşlar hayatın anlamı nedir diye. E o da sudur demiş ya. Evet. Dalga deyince aklımıza sadece sudaki dalgalar geliyor. Ama ya dalgalar

3:54 aslında sudan yapılmamışsa [müzik] izlediğim bir belgeselde hayatımı ve fiziğe bakışımı kökten değiştiren bir cümle duymuştum. şöyle diyordu: "Dalgalar aslında sudan yapılmamıştır. İlk duyulunca böyle kulağa ne kadar da yanlış bir şeymiş gibi geliyor, değil mi? Nasıl yani? İşte su orada görüyorum diyorsunuz ama biraz düşünün. Şu an ağzımdan çıkan kelimeleri düşünün. Onlara havadan yapılmış diyemeyiz, değil mi? Kelimeler havadan yapılmamıştır. Onlar havadaki titreşimlerdir.

4:41 Hava orada sadece bir araçtır. E dalgalar için de durum aynı. Dalgalar suyun kendisi değil, suyun içinden geçen enerji. Bunu anlamak için küvetteki suyu kullanabilirsiniz. Ya da daha da iyisi imkanınız varsa bir dalga tankını izlemeye çalışabilirsiniz. Bazı müzelerde var. İşte böyle bir dalga tankına plastik bir ördek koyduğunuzu hayal edin. Dalga gelir, ördeğin altından geçer ve yoluna devam eder. Peki o sırada ördeğe ne olur? Ördek o dalgayla birlikte surf yapıp gitmez. Sadece olduğu yerde yükselip alçalır. Küçük bir daire çizer ve başladığı yere geri döner. Hareket eden su değildir. Oradaki su ve ördek aslında sabittir.

5:28 İlerleyen, seyahat eden şey sadece enerjidir. Tıpkı o masalarımızda duran metal toplardan oluşan Newton beşiği gibi. Ortadaki neredeyse hiç hareket etmez ama enerji onların içinden geçer ve diğer uçtaki topu hareket ettirir. Su okyanusta, denizde sadece bir ortamdan ibarettir. Enerjiyi ileten bir mediumdur. Peki oradaki enerji nereden geliyor dersiniz? E rüzgardan tabii ama aslında düşündüğünüzde ta ondan da önce güneşten güneş dünyayı ısıtır. Rüzgar oluşur ve rüzgar enerjisini denizin yüzeyine aktarır. Başlangıçta bunlar sadece kılcal dalgalar diyebileceğimiz çok minik titreşimlerdir. Suyun yüzey gerilimi

6:15 onları düzleştirmeye çalışır. Ama enerji büyüdükçe yer çekimi devreye girer. Rüzgar suya üfledikçe o görünmez enerji suya hapsolur. Adeta havadaki üç boyutlu enerji denizin yüzeyinde yoğunlaşıp iki boyutlu enerjiye dönüşür. Üstelik rüzgar dindikten sonra bile o enerji dalgaların içinde yaşamaya devam eder. Enerji asla yok edilemez. Sadece form değiştirir. Bu modeldeki o beyaz köpüklere bir bakın. Sadece bakarken bile enerjiyi hissedebiliyorsunuz, değil mi? Hatta neredeyse çıkardığı sesi bile duyar gibisiniz. Büyük bir denizin kıyısında bir dalga kıyıya yaklaştığında duyduğumuz o muazzam kükreme sesini hatırlayın. O ses

7:02 nedir biliyor musunuz? Sadece suyun birbirine ya da kıyıdaki çakıl taşlarına çarpması mı? Hayır. Bilim insanları bunun mekaniğini incelediğinde çok şaşırtıcı bir şey keşfettiler. Okyanusun sesi aslında milyarlarca minik hava kabarcığının birleşerek oluşturduğu bir ses dalgası. Bir dalga kırılıp da bembeyaz köpüklere dönüştüğünde [müzik] içine havayı hapseder ve işte hapsolan o hava kabarcıkları saniyenin çok küçük bir diliminde titreşir, genişler ve büzüşür. Tıpkı bir enstrümanın mesela bir davulun derisi gibi. Her bir kabarcık kendi boyutuna göre bir nota, bir ping sesi çıkarır. Eğer bu kabarcıklar çok küçük olsaydı onları duyamazdık. Eğer çok büyük olsalardı frekansları duyma eşiğimizin dışında

7:49 kalırdı. Ama evrendeki pek çok şeyde olduğu gibi burada da sayılar o kadar hassas ki bu kabarcıklar tam da bizim duyabileceğimiz frekansta titreşiyorlar. Biz de onları bir şelalenin gürültüsü ya da bir derenin şırıltısı olarak duyuyoruz ya da bir türlü tamir edemediğimiz o musluktan akan sinir bozucu damla olarak. Biz ne kadar sinir bozucu bulsak da o damlının sesi bir nota ve işte denizlerde trilyonlarca minik kabarcığın trilyonlarca minik bir çan gibi aynı anda çalması sonucunda o meşhur dalga müziği böyle notalardan oluşuyor. Okyanusun sesi aslında devasa bir orkestra gibi.

8:35 İnternet uçsuz bucaksız bir okyanus gibi. Araştırmalarımı yaparken bazen bu okyanusun en karanlık, en derin noktalarına dalmam gerekiyor. Orada harika bilgiler var çünkü ama ne yazık ki bazı görünmez yaratıklar da pusuda bekliyor. İşte bu dijital dalışta benim oksijen tüpüm. Bugünkü video sponsorumuz Nord VPN. Nord VPN'i sadece bir VPN olarak düşünmeyin. O aslında tam teşekkülü bir siber güvenlik aracı. Özellikle Thread Protection Pro özelliği benim favorim. Çünkü ben bir dosya indirirken veya bir araştırma linkine tıklarken o benim yerime önden gidip tehlikeyi kontrol ediyor. Kötü amaçlı yazılımları, sahte web sitelerini, ekranı kaplayan o sinir bozucu reklamları daha bana ulaşmadan durduruyor. Bir de dark web monitör özelliği var. Eğer şifrelerin veya bilgilerim bir yerlerde sızdırılmışsa Nord VPN karanlık web'i tarayıp beni

9:22 anında uyarıyor. Yani ben sadece hikayeme dalıyorum. güvenliğimi Nord VPN hallediyor. Siz de internette gezinirken dijital ayak izinizi korumak ve bu görünmez zırhı kuşanmak isterseniz adresimiz belli. nordvpn.com/ Barış Özcan. Bu bağlantıyı kullanarak 2 yıllık plana abone olduğunuzda tam 4 ay ekstra hediye kazanacaksınız. Üstelik 30 gün para iade garantisiyle denemesi tamamen risksiz. nordvpn.com/barışcan adresine tıklayın. İnternetin keyfini güvenle çıkarın. Şimdi videomuza geri dönelim. I. Dünya Savaşı sırasında Walter Monk adında genç bir Oşinograf, Normandi'ya çıkarması gibi hayati operasyonlar için dalgaların ne olduğunu, nereye gittiğini tahmin etmeye çalışıyordu. Mank savaş sonrasında da bu merakını devam ettirdi ve şöyle bir soru

10:08 geldi aklına. Bir dalga ne kadar uzağa gidebilir? Antarktika'daki fırtınalarda doğan dalgaları takip etmeye başladı. Bu dalgalar Antarktika'dan yola çıktılar. Yeni Zelanda'yı geçtiler, Samu'yı geçtiler, Hawai'yi geçtiler. Ve inanamayacaksınız ama tam 11.000 ket yol katedip 2 hafta sonra Alaska kıyılarına kadar ulaştılar. Böylesine muazzam 11.000 ketrellik yolculuk boyunca aslında bir su kütlesi taşınmadı. O ilk fırtınadan yani güçlü rüzgarlardan gelen enerji suyun içinden geçerek dünyanın bir ucundan diğer ucuna seyahat etti. Ama her yolculuğun bir sonu vardır ve işte burada o donmuş, mühürlenmiş anın

10:55 aslında ne kadar dramatik bir ölüm anı olduğunu anlıyoruz. Binlerce kilometre boyunca okyanusu geçen o düzenli, o zarif enerji formu kıyıya ulaştığında bir sorunla [müzik] karşılaşıyor. Deniz tabanı yükseliyor, sürtünme başlıyor. Dalganın alt kısmı yavaşlıyor ama üst kısmı hala hızlı gitmek istiyor ve işte o kaçınılmaz an geliyor. Dalga [müzik] kendi üzerine devriliyor, kırılıyor. Fizikte ne vardır? Enerjinin korunumu yasası. Enerji yok edilemez. Peki ya bu dalga taşıdığı o enerjiyle kıyıya çarpıp öldüğünde nereye gidiyor enerjisi? yok olmuyor. [müzik] Dağılıyor. Bir kısmı o duyduğumuz muazzam sese dönüşüyor. Bir kısmı kuma

11:42 çarparak ısıya, bir kısmı da kumsaldaki taşları ve kumları hareket ettiren kinetik enerjiye. Dalga bir nesne olarak ölüyor [müzik] ama onun taşıdığı enerji süreci devam ediyor. Ve işte tam bu noktada sıvıların, dalgaların, okyanusun bilimi felsefeye ve bizim en kişisel gerçeklerimize dokunmaya başlıyor. Çünkü biz dünyayı nesneler ve süreçler olarak ayırma eğilimindeyiz. Önümüzdeki masa, altımızdaki sandalye, bu tablo bir nesne. Bırakırsak orada yüzyıllarca durur. Ama bir dalga, bir dalga nesne olamaz, değil mi? Bir süreçtir. Bir doğumu vardır. Yaşam döngüsü, sonra ölümü. Ama işte bizim nesne olarak

12:27 gördüğümüz şeyler de aslında tam olarak sabit değil. Ben bunu en iyi ne zaman fark ettim biliyor musunuz? Dun filmine ilham veren kum tepelerini gezerken, okyanusun kıyısındaki bu tepelerde de kumdan dalgalar vardı. Hemen kıyısındaki okyanusta saniyeler içinde gerçekleştiğini gördüğümüz için dalgayı bir enerji akışı olarak algılamamız nispeten kolay oluyor. Oysa aynı dalgalar hemen yanındaki kum tepelerinde de oluşuyor. Ama bu kez saniyeler içinde değil yıllar içinde oluşup kayboluyor. Frank Herbert o zamanlar yazdığı bir mektupta şöyle demiş. Bu kum dalgaları verdiği hasar bakımından bir gelgit dalgası kadar yıkıcı olabilir. [müzik] Sadece o kum tepeleri de değil, dağlar

13:14 yüz binlerce yılda oluşan dalgalar ve bize göre çok yavaş bir süreç olduğu için onları da sabit bir nesne gibi görüyoruz. Sadece böyle doğal yapılar değil, insan yapımı, şehirler, binalar da öyle yüzyıllar boyunca yapılıyor, yayılıyor ve gerçekten dalgalar gibi davranıyor. Yani bir şeyi statik bir nesne mi yoksa dinamik bir akış mı olduğu ayrımı aslında bizim gözlemlediğimiz zaman ölçeğine bağlı olan bir şey. Gördüğümüz tarihi bir bina bizim için bir nesne. Çünkü yaşam süremiz o binaya kıyasla çok daha kısa. Ama yeterince uzun bir zaman ölçeğinde o da bir süreç. E o zaman kendimizi de aynen böyle değerlendirebiliriz. Biz de tıpkı dalgalar gibi değil miyiz? Bu tablonun minik lego parçalarından

13:59 oluşması gibi biz de atomlardan oluşuyoruz ve vücudumuzdaki atomlar da sürekli değişiyor. Nefesle oksijen alıp karbondioksit veriyoruz. [müzik] Su ve besinlerle atom alışverişi yapıyoruz. Metabolizma dediğimiz şey zaten atomların ve moleküllerin sürekli vücudumuza girip çıkması. Çocukluğumuzdaki atomların neredeyse hiçbiri şu an vücudumuzda yok. Bizi biz yapan şey [müzik] içimizden geçen o sürekli enerji akışı. Beşikten mezara kadar sürekli bir yanma, bir dönüşüm sürecinin içindeyiz. Tıpkı bu dalgalar gibi. Aradaki tek fark zaman ölçeği. Bu enerji akışı kesildiği an sadece bir atom yığınına dönüşürüz. tıpkı enerjisi çekilen bir dalganın [müzik] sadece durgun bir suya dönüşmesi gibi.

14:46 Ama paradoksal bir şekilde bizler statik varlıklar olmak istiyoruz. Sabitlenmek istiyoruz. Sevdiklerimizi, anılarımızı şu an sonsuza kadar dondurmak istiyoruz. Mühürlemek. Tıpkı benim bu lego setini yapıp o dalgayı sonsuza kadar kırmak üzere olan o mükemmel anda dondurmam gibi. Ölümden korkuyoruz. Çünkü onu bir yok oluş sanıyoruz. Ama dalgalara baktığımızda başka bir şey daha görebiliriz. Bir dalganın kıyıya vurup kırılması bir trajedi değildir. Bir sürecin tamamlanmasıdır. Enerjinin serbest kalmasıdır. Ölüm anında da benzer bir şey olur. Enerji ilerler. ısı olarak, evrene yayılan entropi olarak, geride kalanların

15:32 hayatında bıraktığı bir etki olarak tıpkı dalganın ses ve hareket olarak kumsala karışması gibi. And then it crashes on the shore and it's gone. [müzik] [müzik] Hokusai'nin tablosuna ya da onun bu modeline baktığımda artık öyle sadece bir araya gelmiş plastik parçaları ya da işte statik bir dekorasyon eşyası görmüyorum. Burada evrenin en temel gerçeklerinden birini görüyorum. [müzik] Her şey akış halinde. Bir sürecin içinde. Hiçbir şey kalıcı değil. Sabitlik sadece bizim zihnimizin

16:18 yarattığı bu [müzik] Lego parçaları gibi yapay bir kurgu. Gerçek olan tek şey değişim. Bizler okyanusun içinden geçip giden enerjinin geçici bir süre için o su moleküllerini bir araya getirip o muazzam formu oluşturması gibi evrendeki enerjinin geçici bir süre için atomları bir araya getirip insan formunu oluşturduğu varlıklarız. O yüzden bir dahaki sefere denize baktığınızda sadece suyu izlemediğinizi hatırlatın kendinize. [müzik] Suyun yüzeyi devasa bir ayna ve siz orada aynı zamanda kendinize bakıyorsunuz. Ve bu sadece metaforik ya da şairane bir ifade biçimi değil. Gerçekten bilimsel, fiziksel ya da daha derin felsefi bir anlamda bizler

17:06 birer dalgayız. >> [müzik] >> returns to the ocean. Where it came from? Know where it's supposed to be.

Share

YouTube Video Özetleri