Epifiz Bezi ( 3. GÖZ ) - İnsanlığı Köleleştirme Projesi

Kısa Özet

Bu video, epifiz bezinin (üçüncü göz) tarih boyunca farklı medeniyetlerdeki önemini ve günümüzde insanlığın köleleştirilmesi projesiyle bu bezin nasıl baskılandığını anlatıyor. Ayrıca, üçüncü gözü yeniden açmak ve aydınlanmak için neler yapılabileceğine dair bilgiler veriyor.

  • Epifiz bezi, kadim medeniyetlerde ruhani aydınlanmanın sembolü olarak kabul edilmiştir.
  • Günümüzde florür, frekanslar ve diğer yöntemlerle epifiz bezinin fonksiyonları baskılanmaktadır.
  • Üçüncü gözü yeniden açmak için florürden arınmak, sağlıklı beslenmek, meditasyon yapmak ve doğayla bağlantı kurmak önemlidir.

Giriş

Rüyalarda görülen olayların gerçek hayatta yaşanması, akıldan geçirilen kişilerin aniden araması veya mesaj atması, sevilen biriyle aynı anda aynı şeyi düşünmek gibi deneyimlerin aslında bir zamanlar sahip olunan güçlü bir organın varlığını hatırlatmasıdır. Günümüzde çoğu insan bu organın varlığından habersizdir ve bu durumun sebebi, binlerce yıldır sistematik olarak yapılan zihinsel ve fiziksel zehirlemeler ve bilgilerin saklanmasıdır. Amaç, insanları ruhsuz birer köleye dönüştürmektir.

Epifiz Bezi Nedir?

İnsan beyni, evrendeki en kompleks ve gelişmiş organik makinedir. Beynin merkezinde bulunan epifiz bezi, bezelye büyüklüğünde ve çam kozalağı şeklindedir. Uyku döngülerini düzenler ve melatonin hormonu salgısını kontrol eder. Son araştırmalar, epifiz bezinin DMT (ruh molekülü) üretimini de sağladığını göstermiştir. DMT kullanan kişiler, derin ve ruhani deneyimler yaşadıklarını belirtmişlerdir. Uyurken epifiz bezi düşük miktarda DMT salgılar ve rüya deneyimi oluşur. Ölümden birkaç saniye önce ise bu salgı devasa bir miktara ulaşır ve bilincin bedeni terk ettiği düşünülür.

Antik Medeniyetlerde 3.Göz

Antik Sümer medeniyetinde kozalak sembolü tanrılarla birlikte gösterilir ve Anunnaki varlıklarının hayat ağacını (DNA sarmalı) ellerindeki kozalaklarla etkileşime soktukları tasvir edilir. Bu, ilahi bilgeliği ve aracı temsil eder. Antik Mısır'da ise Horus'un gözü (her şeyi gören göz) sembolü, epifiz bezinin yerini ve anlamını gösterir. Richard Casaro, bu sembolün Aten sembolizmiyle örtüştüğünü ve uyanmış üçüncü gözün içimizdeki ilahi ruhu sembolize ettiğini belirtir. Hinduizmde Bindu (Ajna çakra), Budizm ve Taoizm'de de benzer semboller aydınlanma anlamında kullanılmıştır. Güney Amerika medeniyetlerinde de ilahi yöneticiliği ifade eden semboller bulunur. Nazar boncuğu da bu sembolizmin bir örneğidir.

Rönesans Sembolizmi

Rönesans döneminde Michelangelo, Sistine Şapeli'nin tavanına yaptığı resimde Tanrı'yı insan beyni şeklinde bir yapının içinde tasvir ederek epifiz bezine gönderme yapmıştır. Bu, kilisenin dayattığı tanrının insan aklının eseri olduğunu ve gerçek ilahi olanın epifiz bezinde saklı olduğunu ifade eder.

İlluminati ve Hermetik Öğreti

1776'da Adam Weishaupt tarafından kurulan İlluminati, aydınlanmışlar anlamına gelir ve her şeyi gören göz (üçüncü göz) sembolünü kullanır. İlluminati, sahte tanrıların inançlarına karşı gerçek bilimi ve inancı savunan örgütlerden biridir. Hermetik tarikatlar da kadim bilgeliğin yayılmasını sağlamayı ve insanları ruhani ve teknolojik olarak gelişmiş seviyeye çıkarmayı hedefler. Bu tarikatlara göre, geçmişte insanların üçüncü gözleri açıkmış ve telekinezi, telepati gibi yeteneklerle gelişmiş bir medeniyet kurmuşlardır.

İnsanlığın Köleleştirilmesi Projesi

İnsan bedeni sadece maddeden değil, enerjiden de oluşur. Her şeyin bir titreşim frekansı vardır ve bu frekans düzgün beslenme, olumlu düşünceler ve vicdanlı davranışlarla hızlandırılabilir. Ancak günümüzde insanlar maddi hedeflere yönlendirilmektedir. 1940'larda Nazi Almanyası, propaganda yayınlarında belirli bir frekans aralığını (440 Hz) kullanarak insanları daha itaatkar hale getirmiştir. Ayrıca, florürün su kaynaklarına eklenmesiyle epifiz bezinin kireçlenmesi sağlanmıştır. Bu uygulamalar, insanları ruhsuz ve empati yeteneğini yitirmiş birer makineye dönüştürmeyi amaçlamıştır.

3.Gözümüzü Nasıl Tekrar Açarız

Sistemden florürü atmak için arıtma kullanmak veya florür miktarı en düşük olan içme suyunu seçmek, demir hindi meyvesi tüketmek ve paketlenmiş gıdalardan uzak durmak gerekir. Ruhumuzu ve enerji bedenimizi temizlemek için ölü hayvan temelli gıdalardan uzak durmak veya azaltmak, bitkisel temelli gıda tüketimini arttırmak, meditasyon yapmak, nefes egzersizleri yapmak, yoga yapmak, doğa seslerini dinlemek, doğayla etkileşim kurmak ve merhametli olmak önemlidir. Bu düzeni oturttuktan sonra, belirli konulara odaklanmış meditasyonlar ve oruçlar ile sonraki aşamalara geçilebilir.

Summarize any YouTube video in seconds

Get summaries like this one for any video, in your language, with the free Summ app.

Download on the Apple Store
Get it on Google Play

Transkript

YouTube Transcript Generator

0:00 Hiç daha önce rüyanızda gördüğünüz bir olayı gerçekten yaşadığınız oldu mu? Peki aklınızdan birisini geçirirken o kişinin sizi bir anda aradığı ya da mesaj attığı? Eminim bunları birkaç defa yaşamışsınızdır. Hatta biraz daha ileri gidip şunu da sorayım. Sevdiğiniz biriyle otururken aklınızdan aynı şeyin geçtiği ya da uykuda olduğunuzu sandığınız bir an gerçekten bedeninizin dışında süzüldüğünüzü hissettiğiniz bir deneyim yaşadınız mı? Eminim çoğunuz bu ve benzeri şeyleri yaşadınız ama gündelik hayatın düzeni içerisinde üstünde durmadınız. Ya ilginç bir deneyimdi deyip gülüp geçtiniz. Halbuki yaşadığınız bu tecrübe gülüp geçilecek bir şey değildi. Bir zamanlar sahip olduğunuz oldukça güçlü bir organın size varlığını biraz olsa tekrar hissettirdiği olgulardı. Bugün çoğunuz bu parçanızın varlığından bile bir haber. Ve bu sebepsiz

0:45 yere yapılmadı. Birileri binlerce yıl boyunca sistematik olarak sizi mental ve fiziksel olarak zehirleyerek, bilgiyi sizden saklayarak gerçekten kim olduğunuzu ve daha önemlisi ne olabileceğinizi saklamaya çalıştılar. Ve tüm bunları sizi tek bir şeye dönüştürmek için yaptılar. Ruhsuz bir köleye. Bizi kontrol altında tutmak için üretilmiştir. İnsanoğlunu bir tek şeye dönüştürür. İşte buna. Gerçeği bulun bu bölümünde tarihte uzun bir yolculuğa çıkacağız ve umuyorum yolculuğumuzun sonunda insanlığı hapis ettikleri karanlık tünelin sonundaki ışığı birlikte bulacağız. Normal videolarımdan daha uzun bir video oldu ama lütfen sonuna kadar izleyin

1:31 ve merak ettiklerinizi yorumlarda bana sorun. Çünkü bütün resmi videoyu hızlıca atlayarak anlamanız mümkün olmayacaktır. Tekrardan iyi seyirler dilerim. İnsan beyni şimdiye kadar bildiğimiz haliyle evrendeki en kompleks ve gelişmiş organik makine. Tıptaki tüm ilerlemelere rağmen bu harika organın sırlarını çözmekten çok uzağız. Çünkü cevapladığımız her soru için altında saklı olan yenileri gün yüzünde çıkıyor. Lakin bu sıra dışı organın içinde öyle bir parça var ki belki de beynin kendisinden bile çok daha gizemli ve anlaşılmaz. Epifiz bezi. Beynimizin geometrik olarak tam merkezinde bulunan bu bezelye büyüklüğünde ve çam kozalağı şeklindeki küçük organ insanların uyku döngelerini düzenlemekte ve bu esnada melatonin hormonu salgısını kontrol etmekte. Ayrıca endokrin sistemimizin de önemli bir parçası. Lakin son yıllarda yaptığımız

2:19 araştırmalar sonucu epifiz bezinin çok daha farklı şeylerin kontrolünü de sağladığını keşfettik. Bunlardan belki de en anlaşılmaz olanı Dimethilanin ya da bilindik adıyla DMT molekülünün üretimini yapıyor olması. Bilmeyenler için DMT dediğimiz şey yaygın olarak ruh molekülü olarak bildir ve bilinen en kuvvetli saykodelik maddedir. DMT kullanan kişiler diğer saykodelik maddelere kıyasla çok daha derin ve çok daha ruhani tecrübeler yaşadıklarını belirtmişlerdir. Anlatılanlara göre bu yolculuk bir anda pek çok varoluşlu deneyimlediğiniz, ruhani varlıklarıyla görüştüğünüz ve yaratılışa karşı bütün bakış açınızı değiştiren bir yolculukmuş. Uyuduğunuz zaman epifiz beziniz çok çok düşük bir miktarda DMT salgılar ve bu sayede rüya deneyiminiz oluşur. Bu salgı olayı çok ilginç bir şekilde bedenin

3:06 ölümünden birkaç saniye önce devasa bir miktara ulaşır ve bütün beyni tabire caizse bir anda çarpar. Kimi insanlara göre bu an bilincimizin ve ruhumuzun bedenimizi terk ettiği anmış ve varlığımız başka bir varoluşa doğru hareket edermiş. Bilim halen beynin ve epifiz vezinin sırlarını çözmeye çalışsa da bu küçük organın ehemmiyeti aslında binlerce yıldır pek çok kültür, inanç ve felsefe tarafından bilinmekte. Onlara göre bu bez ruhun aydınlanışına giden yoldaki en büyük yardımcısıymış. Ve daha önemlisi epifiz vezini yeniden harekete geçiren bir kişi bir zamanlar sahip olduğu ve ilahi olarak adlandırılan yetilerine tekrar kavuşurmuş. Peki tüm bu inanış nereden çıktı? Kaynağı ne? Ve daha önemlisi insanlığa bunu binlerce yıl önce kimler

3:52 öğretti? Zamanda Yolculuğumuz başlıyor. Tarihte geriye gittiğimizde antik Sümer medeniyetinde bu sembolizmin oldukça sık kullanıldığını görürüz. Lakin tek bir kritik detay vardır. Sümer sembol sanatında bu sembol insanlar ile ilinti olarak gösterilmez. Tanrılar ile birlikte gösterilir. Epifiz Bezi'nin bilimsel olarak kozalağa benzediğini biraz önce söylemiştim. Gelin görün ki bilimin yeni keşfettiği bu detay binlerce yıllık Sümer sembollerinde bize gösteriliyor. Gördüğünüz kabartmada iki adet Anunnaki varlığın hayat ağacı olarak sembolize edilmiş bir şeyi ellerindeki kozalaklar ile etkileşime soktuklarını görüyorsunuz. Bazı uzmanlar bu kabartmada anlatılan hikayenin insan DNA sarmalı şeklinde sembolize edilmiş hayat ağacının Anunnakiler tarafından

4:37 bilgelikleri ile yaratıldığının anlatıldığını söylerler. Kozalak da o ilahi bilgeliği ve aracı temsil edermiş. Kozalaklı Anunnakis sembolü sadece bu rölyeflere sınırlı değil. Sümer ve Babil kalıntılarında pek çok kez tanrılar ellerinde bu kozalak ile birlikte resmedilmişlerdir ve kozalağa büyük önem atfedilmiştir. Ana akım tarihçiler bu sembolün toprağın fidanlanması, döllenmesi ile ilgili olduğunu söyleseler de videonun sonunda bu kararı bence siz kendiniz verin. Antik Mısır'a geldiğimizde ise olayın derinliği bir anda bambaşka bir seviyeye çıkar. Çünkü Mısır medeniyetinin bu sembolizmi kullanım biçimi günümüzün en popüler sembollerinden birisi haline gelmiştir ve dünyadaki en gizemli örgütlerden birisiyle ilişkilendirilir. Meşhur her şeyi gören göz. Antik Mısır'ın en kutsal sembollerinden birisi Horus'un

5:25 gözüdür. Yani her şeyi gören kutsal göz. Lakin bu çizimi sadece basit bir hieroglif olarak ele alırsanız binlerce yıllık bir sembolizmi ve sırlarını heba etmiş olursunuz. Neyse ki bu kanalda biz olaylara bu şekilde yaklaşmıyoruz. Mısır hierogliflerinde Horus'un gözü çizimi oldukça spesifik özellikler taşır. Bu özelliğin tam olarak neye refer ettiğini anlamanız için ise insan beynini tam olarak ortadan simetrik şekilde ikiye kesmeniz gerekir. Ve işte karşınızda her şeyi gören üçüncü gözünüz. Sembol birebir epifiz bezinin yerini tam detayları ile gösterecek şekilde dizayn edilmiş. Taşıdığı anlamı tekrar hatırlatmak istiyorum. Her şeyi gören kutsal göz. İspanyol yazar, eğitimci ve belgesel yapımcısı Richard Casaro uzun süreler boyunca Mısır'daki üçüncü göz sembolizmini araştırmış ve bununla ilgili

6:13 belgeseller hazırlamıştır. Casaro özellikle üçüncü göz sembolizminin Aten sembolizmi ile örtüştüğünü fark eder ve şu açıklamalarda bulmuş. Aten uyanmış üçüncü gözün içimizdeki yüksek seviyeli ilahi ruhu yani kutsal ışığımızı gördüğünü sembolize eder. Bu sebepten Aten sembolü hem aydınlanmış kişiyi temsil eder hem de açılmış üçüncü gözü. Bu arada Aten inancı ve sembolizmi Mısır'daki tek tanrılı gerçek inancı temsil eder. Lakin Firavun, Akenaten'in ölümünden sonra ruhban sınıfı tekrar eski gücüne kavuşmak için bu inancı yıkmış ve silmişlerdir. Tarihin bize öğrettiği en büyük gerçek ruhban sınıfından birilerini gördünüz mü bilin ki pislik ve yalanlar uzakta değildir. Peki Mısırlılar sizce bu yapının sırrını nasıl keşfetmişlerdi? Daha önemlisi bu organın insanın ruhaniyetleri ile doğrudan

7:00 alakalı olduğunu nereden öğrenmişlerdi? Şimdi ana akım tarihçilere sorarsanız eski Mısır ve Toltec benzeri medeniyetler dönemlerine göre gelişmiş ama bize göre çok ilkel medeniyetlerdi. Lakin ne hikmetse bu bize göre ilkel toplumun bizim bile çalışma mekanizmasını yeni yeni anlayabildiğimiz bir organ hakkında bilgileri var. Ve hatta bu organın neyi temsil ettiği hakkında bizden bin kat daha fazla bilgileri var. Kimse kusura bakmasın da antik medeniyetlere basit toplumlar demek cahillikten başka bir şey değildir. Sadece Mısır ve Sümer mi? Tabii ki hayır. Kanalımda her daim tufan öncesi gezegen çapında çok ileri bir medeniyetin hüküm sürdüğünü sizinle paylaşıyorum. ve küresel çapta bir medeniyetin en büyük özelliği ise sembolizminde küresel çapta benzer olmasıdır. Mısırlıların kullandığı üçüncü

7:45 göz sembolizmi gezegenin dört bir köşesinde karşımıza çıkmaya devam ediyor. Hinduizmde bu sembole Bindu denilir ve kaşınızın hemen ortasında biraz üstünde bir nokta olarak resmedilir. Bindu doğrudan Ajna çakra yani üçüncü göz çakranızdır ve özellikleri Mısır ve Sümer'le anlatılanlar ile birebir aynıdır. kişinin ilahi olanı görmesini sağlayan gizli gözü. Budizm ve Taoizm de tıpkı Hinduizm gibi bu sembolleri aydınlanma anlamında kullanmışlardır. Gelin biraz da bölgeden binlerce kilometre uzaklıkta bulunan Güney Amerika medeniyetlerine bakalım. Neredeyse Mısır'dakine birebir benzer şekilde ilahi yöneticiliğin, aydınlanmış ilahi kişiliğin ifadesi olan semboller İnka. Maya, Aztek, Toltec ve Olmek gibi medeniyetlerde de karşımıza çıkar. Bu sembolizmin zamanla nasıl değiştiğinin küçük ama güzel örneklerinden birisi de biz

8:34 Türkler tarafından sıklıkla kullanılan nazar boncuğu sembolizmidir. Bu koruyucu gözün amacı sizi nazar denilen negatif enerjiden sakınmaktır. Tıpkı eski inanışlarda üçüncü gözün sizi negatif enerjilerden koruması gibi. Hep dediğim gibi birbiriyle alakasız zannettiğiniz şeyler aslında büyük bir yapbozun parçalarından başka bir şey değil. Tarihte geçmişten biraz daha günümüze doğru ilerleyelim. Felsefeci Galen bu organdan bize üçüncü yüzyılda bahseder ve onun ruhani aleme açılan bir kapı olduğunu söyler. René Descartes ise epifiz bezini ruhun tahtı olarak tanımlar. Bu benzetmeyi yapmasının sebebi ise oldukça ilginçtir. Descartes'a göre bunun sebebi epifiz bezinin beyindeki çifte olmayan tek yapı olmasıdır. Descartes şöyle devam eder. İki kulağımızdan tek ses duyarız.

9:19 İki gözümüzden tek görüntü görürüz. Ve tüm bunlar nihayetinde tek bir düşünce ve an için birleşirler. Beynimizin simetrik yapısına baktığımızda epifiz bezi tek başına beynin merkezinde, sanki tüm bu düşleri ve hisleri bir araya getiren bir merkez olarak karşımıza çıkıyor. Bilincin ve ruhun tahtı. Descartes her ne kadar bir filozof olsa da aynı zamanda deneyimli bir anatomi uzmanıydı. Biraz önce özetlediğim fikrini de insan beyni üzerinde yaptığı deneyler sonucu ulaşmıştır. Doğu felsefesinde ise epifiz bezi son derece kritik bir öneme sahiptir. İnsan bedeninde var olduğuna inanılan çakra sistemleri içerisinde 3. göz çakrası yani ajna çakra olarak bilinir. Bu ismi almasının nedenlerinden birisi de hiza olarak gözlerimizin hemen arka bölgesinde olmasıdır. Hemen hemen tüm antik medeniyetlerde bu sembolün izlerini görmeniz mümkün.

10:08 Sadece bu da değil. Günümüzde bile pek çok yerde karşınıza çıkan çam kozala figürü bu gizemli ruhani organı refer etmektedir ve insanın aydınlanışını temsil etmek için kullanılır. 14. yüzyıl ve öncesinde bilim Vatikan'ın despot yönetimi altında bastırılmakta ve insanlığın gelişimi engellenmekteydi. Lakin Rönesans akımının başlamasıyla birlikte insanlık cehaletin karanlığından ve baskısından kurtulmaya başladı. Bu dönemin en önemli sanatçılarından birisi de Michelangelo'ydu. Kendisi sanatın en büyük üstadlarından birisi olarak gösterilse de kilisenin karşısındaki insanların başına neler geldiğinin gayet farkındaydı. Günün birinde Vatikan, Michelangelo'dan Sistine Chapelle'nin tavanına cenneti ve insanın Tanrı tarafından yaratılışını resmetmesini ister. Michelangelo kiliseden nefret eden bir insan olmasına rağmen bu işi kabul eder.

10:56 Chapelle'in sanat eseri tavanının yapımı 4 sene sürer ve sonunda Papa dahil herkesi büyüleyen bu sanat harikası ortaya çıkar. Lakin kimsenin bilmediği bir sır vardır. Michelangelo cahil Vatikan'a 100 yılın en büyük trollüğünü yapmıştır. Ve onların inançlarının gerçekten neyin üzerine olduğunu yüzlerine çarpmıştır. Chapelle'in odak noktasındaki en önemli resmi görmektesiniz. Tanrı'nın Adem'i yaratması. İlk bakışta her şey normal gibi değil mi? Tabi yaratıcının Vatikan'ın hayallerini süsleyecek şekilde üstünde şile bezi bir entiharisi olan sakallı bir dede olarak tasvir edilmesinin dışında. Neyse klasik Vatikan diyelim. Lakin esas olay bu değil. Tanrı'nın menekleriyle içerisinde durduğu şu kalıba dikkatlice bir bakın. Hatları size neyi hatırlattı? Evet, insan beyninin kesiti. Peki Tanrı'nın durduğu yer

11:43 ve duruşu size ne yanımsattı? Evet, artık görüyorsunuz. Mısırlıların Horus'un gözü dediği, Asyalıların Üçüncü Göz dediği, İnisiyelerin İlahi Göz dediği epipiz bezi. Büyük sanat dehası Michelangelo kendi uslubu ile kiliseye şu mesajı vermiştir. Herkese faşist bir şekilde dayattığınız tanrınız ve inancınız insan aklının eserinden başka bir şey değil ve gerçek ilahi olan şey ise epifiz bezimizde saklı durmaktadır. İşte Michelangelo gibi, Descartes gibi, Bruno gibi, bilimin ve gerçeğin ışığını sahte inançlara karşı korkusuzca tutan kişiler, ileride kurulacak bir topluluğunda zeminini hazırlarlar. Günümüzün en meşhur ve en gizemli topluluklarından birisi olan İlluminati. 1 Mayıs 1776

12:30 Almanya'nın zengin Bavyer eyaletindeyiz. Gördüğünüz bu aristokrat hukuk profesörü Edwin Weishaupt. Kendisi belki farkında belki de değil. Ama bugün kuracağı topluluk aradan 250 sene geçmesine rağmen bir şekilde yaşamaya ve insanları etkilemeye devam edecek. Adam döneminin en saygın bilim insanları ve akademisyenleri ile baskıcı yönetimin ve kilisenin bilim karşıtı ideallerine karşı yeni bir topluluk kurarlar. Aydınlanmışlar anlamına gelen İlluminati. Ve tarihte bu ideolojiyi yansıtan belki de en önemli aydınlanma sembolünü kendilerinin ana sembolü olarak seçerler. Her şeyi gören o meşhur göz. Yani üçüncü gözümüz. İlluminati tarihte bu amaç ile kurulmuş ilk örgüt değildir. Çağlar boyunca sahte tanrıların inançlarını yaymaya çalışan ruhbanlara karşı gerçek

13:15 bilimi ve inancı savunan örgütler ve topluluklar her daim var olmuşlardır ve bize kadim bilgiyi ve gerçeği anlatmışlardır. Bunlardan belki de en eskisi ve binlerce yıl sonra İlluminati'nde kurulmasına sebep olan en etkili okul terikat, hermetik bilgiyi kendilerine baz almış örgütlerdir. Çağlar boyunca oldukça farklı isimlerde başarılı ya da başarısız hermetçi grup kurulduğu için isimleriyle karmaşa yaratmak istemiyorum. Biz ana ideolojiye bakalım. Hermesci tarikatların temel ideolojisi, kadim bilgeliğin tufan sonrası çağlarda yeniden insanlar arasında yayılmasını sağlamak ve bu bilgi altında sahte inanışları yok edip insanları olması gereken hem ruhani hem teknolojik insanı kamil seviyesine çıkartmaktır. Günümüzde inançlıyım diyen her Müslümanın kendisine bu noktayı hedef koyması gerektiği gibi. Bu gizemli tarikatların

14:02 inancına göre günümüzden binlerce yıl önce insanlık bundan çok daha ileri bir seviyedeyken hem bizlerin hem de bizimle yaşayan diğer varlıkların üçüncü gözleri açıkmış ve bu sayede global çapta gelişmiş bir medeniyeti gerek telekinezi gerek telepati gibi ilahi sayılan yetilerimiz ile kurmayı başarmışız. Lakin daha sonra insanların yozlaşması ve tufan yıkımı ile bu yeteneklerimiz körelmiş ve epifiz bezimiz küçülerek günümüzdeki baskılanmış haline gelmiştir. Hem bireyin hem de toplumun yeniden o barış dolu gelişmiş haline gelmesi için bu gözün yeniden açılması gerekir. Bu arada göz diye de boşuna dememişler çünkü epifiz bezi yapısı itibariyle göze inanılmaz derecede benzer. Tıpkı gözümüz gibi çukurlu bir yapısı vardır ve optikal sinirler ile donatılmıştır. Yani gerçekten beyninizin içinde bulunan küçük bir gözden

14:49 çok bir farkı yoktur. İlluminati kurulduğundan birkaç sene sonra fikirleri tıpkı diğer hermetik gruplar gibi radikal olarak nitelendirilir ve katılanların idam edilmesi kararı ile grup yok edilir. Lakin pek çok kişi günümüzde bu örgütlerin halen gizli şekilde planlarını devam ettirdiğini düşünmekte. Bu arada İlluminati ve hermetik grupların orijinal idealleri neydi ki böyle sert bir tepkiyle karşılaştılar diye merak ediyorsanız özetle şöyle söyleyeyim. Bağımsızlık, bilim ve ilim ışığında ahlaki eşitlik. E iyi de bu iyi bir şey değil mi? Aynen öyle. E peki neden bu gruplar yasaklanıp üye olanlar ölüm cezası aldı? Bir olayın gerçeklerini öğrenmek için olaylara iki taraftan objektif bakmamız lazım. İlluminati'yi engelleyen aile, Baveri eyaletinde uzun zamandır gücü elinde tutan bir hanedanlık

15:34 soyuydu ve hepsi koyu birer katolikti yani Vatikan'ın uşağı. Sanırım bu küçük bilgi bile halk için bağımsızlık ve bilimin ışığında eşitlik isteyen bir grubun neden yok etmek istediklerini ve günümüzde bile neden bu grubu şeytani olarak gösterdiklerini bir nebze anlamanızı sağlamıştır. İlmünat ile ilgili çok detaylı bir video hazırladığım için konunun derinliklerine orada ineceğim. Biz üçüncü gözümüzün sırlarıyla devam edelim. Biraz önce de bahsettiğim gibi tarih boyunca kadim bilgiyi ve ilmi insanlığa yaymaya çalışan her örgüt yönetimdeki güçler tarafından ya yok edilmiş ya da gölgelere çekinmeye zorlanmıştır. İyi de neden etraf bir ton din istismarcısı, sapık, manyak, gerçekten tehlikeli tarikat ya da cemiyet ile doluyken neden ısrarla bu gerçekleri savunan topluluklar hedef haline gelmiş? İşte bu soru ile

16:20 birlikte insanlık üzerinde yapılmış ve yapılmakta olan en büyük komplonun içine giriyoruz. İnsanlığın Köleleştirilmesi Projesi İnsan bedenini sadece etten, kemikten bir organizma olarak düşünürseniz olayı çok basite indirgemiş olursunuz. Binlerce yıl boyunca pek çok medeniyet ve kadim öğretiler bedenimizi hem maddeden hem de enerjiden oluştuğunu söylerler. Bunu aklınıza şöyle canlandırabilirsiniz. Bir her gün gördüğünüz normal bedeniniz var. Bir de onunla eşlenik, onu içten ve dıştan bir zırh gibi kuşatmış enerji bedeniniz var. Bu enerji bedenini çeşitli eğitimler ile ve epifiz bezinizi geliştirerek görmeniz mümkün. Günümüzde bu fenomene daha ziyade aura denmekte. Evrendeki her madde gibi bedenimizin de bir titreşim frekansı bulunmakta ve siz düzgün beslenerek, zihninizi olumlu

17:07 şeylere kanalize ederek, vicdanlı ve yardımsever bir insan olarak bu titreşimi hızlandırabilirsiniz. Tabi demesi kolay ama yapması zor bir uygulama. Nihayetinde tasavvufta da bahsedilen insanın kamil seviyesine doğru olan yolculuğunuz başlar ve sonunda bütün kadim bilgilerin dediği hedefe varırsınız. Her şeyle bir olma yani fena fillah mertebesi. Aslında hepimizin varoluş amacı budur, o seviyeye gelebilmek. Lakin ne yazık ki günümüzde insanlar bu yolun tam tersi bir şekilde ruhani olan hedefe değil maddi olan hedefe ulaşmak için hayatlarını harcamaktalar. Ve bu algı bilinçli olarak birileri tarafından yaratıldı. Sene 1940, Nazi Almanyası büyük bir güç kazanmış ve yoğuzlaşmış idealleri doğrultusunda gereği insan bu vicdani sorgulara düşer. Ama yine insanın doğasından

17:56 ötürü bu empati duygusu bilim kullanılarak bastırılabilir. Naziler gerek bilimde olduğu kadar antik medeniyetleri olan saplantıları sayesinde ilginç ilimlerde de bilgi sahibi bir topluluktu. Ve Hitler yönetimi halkı hedefleri doğrultusunda yönlendirmek için bu iki unsuru mükemmel bir şekilde birleştirmiştir. İnsan bedeni ortalama olarak 62-68 Hz aralığında bir titreşime sahiptir. Ve bu değeri 58 altına indirirseniz hastalıklar kendini göstermeye başlar. Bu değeri 25 seviyesinin altına indirirseniz ölümünüz artık yakın demektir. Bazı tarihçiler ve araştırmacılar, nazilerin sürekli olarak yayınladıkları propaganda yayınlarında belirli bir frekans aralığını kullanarak, ki çoğu kişi bunun 440 Hz olduğunu iddia etmektedir, insanları daha itaatkar ve daha ruhsuz hale getirdiklerini savunurlar. Aslında bu olay pek de yaban

18:44 atılacak bir teori değil. Çünkü aynı sistemi Sovyetler, Çinliler ve günümüzde Kuzey Kore'de kullanmaktadır. Hatta işin daha beteri günümüzde müzik endüstrisi de 440 Hz temelli müzik üretmektedir. Çoğu müzisyen ve araştırmacı bunun alakasız bir olay olduğunu söylese de videonun sonunda eldeki verilere göre bu kararı yine siz verin. Faşist diktatör rejimlerin toplulukları etkilemek ve bastırmak için kullandıkları tek yöntem bu frekanslar değildi. Bir kez daha Nazileri ile birlikte insanlığa bir başka büyük baskılayıcı verilmeye başlanır. Flörür Kağıt üstünde flörür dişleriniz için sağlıklıdır. Çünkü tartar oluşumunu önler ve diş minesini koruduğu söylenir. Lakin flörörün yüksek miktarda alımı sizler için çok ciddi sorunlar doğurmaya başlar. Eklem ağrıları, sinir sistemi hastalıkları, kemiklerin kolay kırılmasına

19:31 yol açma, kas ağrıları, IQ seviyenizde azalma ve belki de size söylenmeyen en önemli etkilerden birisi olan epifiz bezinizin kireçlenmesi. Maziler halkı kontrol altında tutma girişimi olarak hem Almanya'nın hem de ele geçirdikleri ülkelerin su kaynaklarına aşırı yoğun miktarda flörör eklerler. Sadece su da değil, fabrikasyon gıdaların ve içeceklerin hepsine yoğun miktarda bu maddeden eklenir. İşte tüm bu yıllar boyunca süren frekans düşürme, epifiz bezini köreltme, baskıcı korku rejimi ve mutlak propaganda ile Naziler Alman halkını ruhsuz ve empati yeteneğini yitirmiş birer makineye dönüştürürler. Ve biraz önce de dediğim gibi bunu sadece Naziler değil neredeyse tüm diktatör rejimler uygulamıştır. Enaziler savaşı kaybetti bu delilikte bitmiştir diye düşünüyorsunuzdur değil mi? Halbuki ciddi şekilde yanılıyorsunuz.

20:20 Evet savaşı naziler kaybetti ama daha beteri kazandı Amerika. Tek fark naziler sizi bir şeye zorlarlardı bu sebepten ona boyun eğerdiniz. Amerika ise sizi kötü olanı istemeye arzulamaya iten bir düzene sahiptir. Adamın sizi zorlaması bile gerekmez. Onu öyle güzel süsler püsler tanıtımını yapar ki zehir olsa bile almak için dükkanın önünde kuyruk oluşturursunuz. Ve adamlar bu tekniği tüm dünyaya pazarlamışlardır. Mesela biraz önce bahsettiğim ruhunuzu karartan, sizi depresyona iten 440 Hz'lik frekans 1955 senesinde dünya çapında standart değer haline getirilmiştir. Yani artık zorla propaganda dinlemeden sevdiğiniz sanatçıları bile dinlerken bu frekansa maruz kalmaktasınız. Sadece bu mu? Tabii ki de değil. Nazilerin yenilmesinden ve savaşın bitiminden Hemen

21:05 sonra Amerika'daki tüm içme sularına flörür eklenmesi kararı alınmıştır ve akabinde bir kez daha Dünya Sağlık Örgütü tarafından dünyadaki hemen hemen tüm ülkelere bu dikte edilip standart hale getirilmiştir. Ayrıca flörür üretilen tüm içeceklere, gıdalara da konmaya başlanır. Düşünün zaten doğal gıdalarda bile bulunabilen bir madde. Hadi tamam dişiniz içinde diş macununuza koydular anladık diyelim. Peki içtiğiniz, yıkandığınız suya üretilen tüm içecek ve gıdalara neden koyuldu? Fazla alımında yaşayacağınız sorunları biraz önce söylemiştim. Sizce bu normal mi? Harvard Üniversitesi araştırması da dahil geçtiğimiz senelerde yapılan 27 adet araştırma, maruz kalınan aşırı flörün, çocukların gelişim çağında IQ seviyelerinin yaklaşık 7 puan düşmesine sebep olduğunu ve bireylerde erken ergenliği tetiklediği tespit edilmiştir.

21:52 Benzer bir çalışmada ise flörüre maruz bırakılan erkek farelerde üreme sistemlerinin ciddi zarar gördüğü, sperm sayısında azalmalar ve bozulmalar olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında tespit edilmiş psikolojik etkiler ise düzensiz uyku, uyku sonrası dinlenememe hali, dalgınlık, bitkinlik, depresyon ve ansiyetidir. Dr. Jennifer Luke, 1997 yılında flörör ve epifiz bezini olan etkisi üzerine bir araştırma yapmış ve bu tezi bilim dünyasıyla paylaşmıştır. Dr. Luke yaptığı araştırmada vücuda gelen flörörün en çok etkilediği organın epifiz bezi olduğunu belirtmiş ve flörörün doğrudan bu hayati organın kireçlenmesine ve fonksiyonlarının bozulmasına sebep olduğunu belirtmiştir. Bu sebepten özellikle gece melatonin salgısı sisteminin etkilendiği ama

22:37 bunun yanında genel olarak hormonal sisteminde zarar gördüğünü anlatmıştır. Konu hakkında detaylar açıklamadaki linkte. Yağ ürün kategori olarak gerçekten zehir sınıfına giriyor. İnsan bedenine aynı miktarda flörür ve kurşun verdiğinizde flörün daha zararlı olduğu ortaya çıkmış. Fare ve böcek zehri endüstrisinde kullanılan, yasaklanmış bir kimyasal silah olan saringaz üretiminde kullanılan, sadece 3 gramı 100 tane tavuğu zehirleyip öldürebilecek kapasiteye sahip bir maddeyi hangi akla hizmet kullanmayı düşünebiliriz? Ve bunu bize nasıl halen güzelmiş gibi pazarlayabiliyorlar? Biraz önce saydığım psikolojik ve fizyolojik sorunları bir düşünün. Bir de kendinizi ve çevrenizdeki insanların yaşadığı problemleri düşünün. Son yıllarda bazı sorunların nedenle arttığını fark etmemiş olmanız imkansız. İnsanlar tüp bebeksiz çocuk sahibi olamaz hale

23:24 geldiler. Yeni nesil gençler daha 12 yaşında ergenliğe giriyorlar. Sadece Türkiye'de değil dünyanın pek çok yerinde en çok tüketilen ilaçlar antidepresanlar olmuş durumda. Hemen hemen herkes uyku problemi çekiyor ve geleceğe dair inançlarını yitirmiş durumdalar. Hiçbir şey için harekete geçmeye dermanları bile yok. Sizce tüm bunlar tesadüf olabilir mi? Özellikle de sebeplerden biri belliyken. Bu devasal komplonun sebebi belli. İlahi yetilerinizden ve kendinize olan inancınızdan uzak, boş ve kontrol edilebilir bir toplum yaratmak. Burada bahsettiğim ilahilik din değil. Size din diye satılan günümüz yalanlarının da bu işin bir parçası olduğunu bilmeniz oldukça önemli. Özellikle de kendini dini kurum olarak gösteren ruhbanlar bu işin büyük bir parçası. Gerçek ilahilik insanın içinden gelir, özünden gelir.

24:10 Buna sahip olan bir kişi etrafına baktığında ayrımları görmez. Müslüman, Yahudi diye ayırmaz. Birlik görür, barış görür, sevgi görür. Bu kişiyi gütmesi için bir merkezi otorite gerekmez. Onu suç işlemekten korku gücüyle yıldıran kanunlara gerek duymaz. Zaten bu kötü şeyleri düşünmez bile. Şimdi bu kişilerden oluşan bir ülke düşünün. Bir dünya düşünün. İnsanlık sizce nasıl olurdu? Peki nasıl bu zincirden kurtulabilirim? Nasıl aydınlanabilirim diye düşünüyorsunuz değil mi? İşte şimdi biraz da bunlardan bahsedeceğim. İlk olarak sisteminizden şu lanet zehir florörü atmak için ne yapmak lazım? Öncelikli olarak içme suyunuz için mümkünse arıtma kullanın. İmkanınız yoksa da aldığınız içme suyunda florörün miktarı en düşük olanı seçin. Etkili bir florör arttırıcı olan demir

24:56 hindi yani tamarind meyvesini tüketin. Bilimsel olarak en etkili florörü söktürücülerden birisidir. Paketlenmiş gıdalardan uzak durun. İstisnasız hepsi birer zehir. Fiziksel olarak kendimizi koruduğumuza göre şimdi gelelim işin zor ama esas olan kısmına. Ruhumuzu, enerji bedenimizi nasıl temizleyip yükselteceğiz? Bu konularda kendime eğittiğim yıllarda öğrendiğim ilk noktalardan birisi ölü hayvan temelli gıdalardan uzak durmaktı ya da mümkün olan en az seviyeye indirmekti. Endüstriyel et tüketim sektörünün ne denli vahşi koşullarda çalıştığını eminim biliyorsunuz ama düşünmek istemiyorsunuz. Lakin tüm o korku, stres ve negatif titreşim o hayvana ne yazık ki siniyor ve siz de onu yediğinizde bu düşük frekanslı gıdayı vücudunuza sokup kendi frekansınızı düşürüyorsunuz. Hayvansal beslenmenin tam tersi bitkisel temelli gıda tüketimi beden titreşiminizi arttırır.

25:45 Bunun yanında düzenli olarak meditasyon, sakin bir ortamda yapacağınız nefes egzersizleri, yoga yaparak ve benzer şekilde inancınıza göre namaz kılarak ki yoga ve namaz neredeyse birebir aynı hareketlerdir, Doğa seslerini dinleyerek haftada en az bir kere mümkünse park, orman, dere kenarı gibi yerlere gidip biraz kafanızı dinleyerek çevrenizdeki canlılara ve doğaya karşı merhametli olarak ve birebir onlara yardım etkileşimleri kurarak bu hayvanları beslemek olur. ağaç dikmek olur. Ama bakın parasını verip değil, bu eylemi bizzat siz yaparak titreşiminizi ciddi çekidi arttırabilirsiniz. Bu düzeni oturttuktan sonra, belirli konulara odaklanmış meditasyonlar ve oruçlar ile birlikte sonraki aşamalara geçebilirsiniz. Ki bu aşamalar hakkında bilgi edinmek isteyen kişiler, tasavvuf, budizm gibi

26:31 kaynaklarda bahsedilen metotları uygulayabilirler. Kısaca sevgili izleyicilerim böyle bir anda anlatınca bu kadar olmaz bunlar komplo teorisidir. Bu çok fazla diye olabilirsiniz. Lakin gerçekler ne yazık ki bu şekilde. Bu gerçekleri görmek için benim sunduğum iddialara bile aslında ihtiyacınız yok. Çıkın bir dışarı bakın. İnsanlara bakın. Hatta kendinize bakın. Son yıllarda ne hale geldik. Açın televizyonları izleyin. Sürekli olarak kötü haber pompalayıp sizi bu dünyada tek bir iyi şeylerin aslında kökeninde insanlığın gelişimini ve aydınlanışını temsil ettiğini göreceksiniz. Bununla ilgili bir örnek olarak yılan sembolizmi kavramı diye bir video paylaşmıştım. O sadece küçük bir örneği. Kısaca size doğru diye öğretilen neredeyse tüm bilgiler ne yazık ki yanlış ve manipülatif. Yanlış denilenler ise üstlerine

27:18 yığılmış dezenformasyon yılının altına bakabilirseniz size gerçekleri gösterecek. Şimdi biraz önce ana akım tarihin, ana akım bilimin ve onun kontrolü altındaki Dünya Sağlık Örgütü gibi kurumların Eski medeniyetler hayallere inanan topluluklardı. Gibi fikirler mi sizce gerçek olan? Yoksa yok olmanın eşiğine gelmiş, ahlaki ve sağlık açısından çökmüş olan toplumumuz mu gerçek? Kararı siz verin. Şunu sakın unutmayın, inancınız nedir bilemem. Ama siz yeter ki aydınlanma yolunda bir adım atın. Mutlaka yolun devamı size gözükecektir. Nihayetinde bu dünyaya bir şirketin CEO'su olmak ya da kariyerimizde zirve yapmak için gelmedik. İnsanlıkta zirve yapmak, ruhumuzu aydınlatmak için geldik. Bu sebepten

28:05 her daim hedefiniz bu olsun. Konuyla alakalı merak ettiklerinizi yorumlar kısmına yazabilirsiniz. Bir sonraki videoda görüşmek üzere, kendinize iyi bakın.

Share

YouTube Video Özetleri