Haydutluğun zirvesi: ABD, Venezuela’ya el koyuyor… Latin Amerika’da korsanlığın tarihi

Haydutluğun zirvesi: ABD, Venezuela’ya el koyuyor… Latin Amerika’da korsanlığın tarihi

Kısa Özet

Bu video, Trump yönetiminin Venezuela'ya yönelik müdahaleci politikalarını ve bu politikaların tarihsel arka planını ele alıyor. Trump'ın Venezuela'ya karşı izlediği üç aşamalı operasyon, Maduro'nun kaçırılması ve ABD'nin bölgedeki emperyalist emelleri detaylı bir şekilde inceleniyor. Ayrıca, Monroe Doktrini'nin yeniden canlandırılması ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere yönelik tehditler de vurgulanıyor.

  • Trump'ın Venezuela'ya yönelik askeri müdahalesi ve Maduro'nun kaçırılması
  • ABD'nin bölgedeki emperyalist emelleri ve Monroe Doktrini'nin yeniden canlandırılması
  • Venezuela'nın petrol zenginlikleri ve jeopolitik önemi
  • Çin ve Rusya'nın bölgedeki etkileri ve ABD'nin bu duruma tepkisi
  • Latin Amerika'daki diğer ülkelere yönelik tehditler ve sömürgeci geçmiş

Giriş

Trump yönetiminin Karayipler'deki Amerikan haydutluğu veya korsanlığı olarak nitelendirilebilecek Venezuela politikaları ele alınıyor. Trump'ın emperyalizmin eski yöntemleriyle hareket ettiği, Venezuela'ya askeri müdahale ve başkanın kaçırılması gibi olayların yaşandığı belirtiliyor. Eylül ayından beri Venezuela'ya karşı çok katmanlı bir operasyon yürütüldüğü, hedefinin rejim değişikliği ve ülkenin yeraltı zenginliklerine el koymak olduğu ifade ediliyor.

Venezuela'ya Yönelik Operasyon

Amerikan güçlerinin Karakas ve diğer yerlerdeki kritik askeri tesisleri bombaladığı, Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin kaçırıldığı belirtiliyor. Trump'ın sosyal medya hesabından zaferini duyurduğu, ABD'nin Venezuela'ya yönelik geniş çaplı bir operasyonu başarıyla gerçekleştirdiği ifade ediliyor. Maduro ve eşinin yakalanarak ülke dışına çıkarıldığı aktarılıyor.

Üç Aşamalı Operasyon

Trump'ın üç aşamalı bir operasyonla istediğini elde ettiği belirtiliyor. İlk olarak Venezuela ve liderine narkoterörist etiketi yapıştırıldığı, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele bahanesiyle ülkenin ablukaya alındığı ve denizlerde yargısız infazlara girişildiği ifade ediliyor. Trend Arakua ve Kartel the Los Soles gibi kartellere ait olduğu iddiasıyla çok sayıda tekne vurularak 100'ün üzerinde insanın öldürüldüğü aktarılıyor. Ardından Venezuela'nın petrol ihracatını tamamen kesmek için tankerlere el konulmaya başlandığı ve bu baskı stratejisiyle Maduro'dan iktidarı bırakıp teslim olması istendiği belirtiliyor. Üçüncü aşamada ise karadan işgali de içeren bir plan çerçevesinde operasyonun gerçekleştirildiği ifade ediliyor.

Maduro'nun Kaçırılması ve Sonrası

Yargısız infaz, korsanlık ve haydutluk olarak tanımlanabilecek üç aşamalı bir operasyonla Maduro ve eşinin yasa dışı olarak kaçırıldığı belirtiliyor. Bir helikopterle Ivo Jima adlı gemiye götürüldüğü, ardından Guantanamo üssüne veya New York'a götürüleceği söyleniyor. Amerika'nın küresel olarak yakaladığı fakat Amerikan yargısına götürmek istemediği kişileri genelde Guantanamo üssünde tuttuğu ifade ediliyor. Maduro'nun muhtemelen Amerikan yargısına teslim edileceği, hakkında uyuşturucu ticareti, yasa dışı silah gibi suçlamalar yöneltileceği aktarılıyor.

Tepkiler ve Değerlendirmeler

Venezuela hükümetinin ABD'nin saldırılarını lanetlediği, Başkan Yardımcısı Delsiye Rodriguez'in görevi devraldığı belirtiliyor. Maduro'nun hataları veya suçlarıyla bu haydutluğun mazur gösterilemeyeceği, bunun sömürgeci müdahalelerin güncel bir versiyonu olarak görülmesi gerektiği ifade ediliyor. ABD'nin Batı yarımküresinin güneyi ile ilişkilerinin askeri darbeler, darbe girişimleri, acımasız diktatörlerle ortaklıklar ve Amerikalı petrol kartellerinin ceplerini dolduran büyük yağma tarihi olduğu vurgulanıyor. Trump'ın bu tarihe yeni bir başlık eklediği, Venezuela'yı kimin yöneteceğine ABD'nin karar vereceğini söylediği ve ülkenin petrolüne el koyma niyetini gizlemediği belirtiliyor.

ABD-Venezuela İlişkilerinin Tarihi

ABD'nin Venezuela ile ilişkisinin, bu ülkede sömürü çarkına dur diyen Bolivarcı iktidara kadar müttefiklik ilişkisi olarak sunulduğu, ancak geçmişteki ilişkinin eşitler arası bir ilişki olmadığı, sadece sömürge ilişkisi olduğu ifade ediliyor. Venezuela'nın Amerikalı petrol devlerini beslediği sürece Washington'ın dostu olduğu, Washington'ın Amerika kıtasında komünizmin yayılmasına karşı mücadelesinde güvenilir bir işbirlikçi olduğu belirtiliyor. Standard Oil'in şirketlerinin Venezuela'dan memnun olduğu, Venezuela'ya düşen görevin ise onlarca yıl boyunca Exxon ve Chevron'u doyurmak olduğu aktarılıyor.

Chavez Dönemi ve Değişen İlişkiler

Hugo Chavez'in iktidara gelmesiyle ilişkilerin dramatik bir şekilde değiştiği, bugün Amerikan müdahaleciliğinin sömürgeci tarihe değil de Maduro'nun seçim hırsızlığına odaklanmamızı istediği belirtiliyor. Chavez'in Amerikan karşıtlığına seslendiği, darbeyle yapamadığını seçimlere girerek yaptığı, Bolivarcı bir gündemle yağma düzeninin merkezindeki şirketleri millileştirdiği ifade ediliyor. Küba ile yakın bağlar kurduğu, Rusya, Çin ve İran ile ortaklıklar geliştirdiği, Washington'ın o alandaki bağımlılığı azaltmak için silah tedarikçilerini çeşitlendirdiği aktarılıyor. 2001'de Amerikan güçlerini ülkeden gönderdiği, istihbarat ilişkisini kestiği, bütün bunları Amerikan emperyalizminden kurtulmanın adımları olarak sunduğu belirtiliyor.

Yaptırımlar, Darbe Girişimleri ve Ekonomik Kriz

Chavez'in politikalarının Amerika'nın yaptırımlarını ve darbe girişimlerini beraberinde getirdiği, 2002'de bir darbe girişimiyle iktidardan uzaklaştırıldığı, ancak halkın öfkesiyle geri getirildiği ifade ediliyor. Chavez'in stratejik hatalarından birinin petrol sektöründeki profesyonel kadroları kovması olduğu, bu adımın üretimin darbe almasına neden olduğu belirtiliyor. Maduro iş başına geldiğinde ise petrol fiyatlarındaki düşüşün ikinci bir darbe olduğu, kötü yönetim ve yaptırımların krizi iyice büyüttüğü aktarılıyor. Venezuela'nın en büyük sorununun ekonominin petrole bağımlı olması olduğu, ekonomik kriz, hiperenflasyon derken kitlesel göç yaşandığı, bir numaralı petrol rezervlerine sahip ülkenin neredeyse açlığın eşiğine geldiği ifade ediliyor.

Trump Dönemi ve Monroe Doktrini'ne Dönüş

ABD'nin baskı stresinin Trump döneminde iyice tırmandığı, 2019'da Trump'ın seçimlere adaylığını bile koymamış olan muhalefet lideri Guaido'yu Venezuela'nın meşru devlet başkanı olarak tanıdığı belirtiliyor. Maduro'nun Trump'la anlaşmanın yollarını aradığı, uyuşturucuyla mücadelede işbirliği önerdiği, ancak Trump'ın umursamadığı ifade ediliyor. Trump'ın bir numaralı önceliğinin Batı yarımküresini hasım ve rakip güçlere kapatmak olduğu, bunun için Monroe Doktrini'ne geri döndüğü aktarılıyor.

Monroe Doktrini ve Latin Amerika'nın Sömürgeleştirilmesi

Trump'ın Batı yarımkürenin kendisine ait olduğunu söyleyecek şekilde Monroe Doktrini'ne döndüğü, 19. yüzyılda Avrupalı sömürgeci güçlerinin Amerikan kıtasındaki yeni maceralarına son vermek için bu doktrinin geliştirildiği belirtiliyor. Trump'ın yeni ulusal güvenlik stratejisi belgesinde Monroe Doktrini'ne dönüşün şöyle yer aldığı ifade ediliyor: "Yıllarca süren ihmallerin ardından Amerika Birleşik Devletleri Batı yarımküresindeki Amerikan üstünlüğünü yeniden tesis etmek için Monroe Doktrinini tekrar uygulayacaktır." Trump'ın stratejik varlıkların ancak ve ancak Amerika'nın çıkarlarına hizmet edebileceğini, yoksa müdahale edeceklerini söylediği aktarılıyor.

Venezuela'nın Tarihi ve ABD'nin Rolü

Bugünü anlamak için tekrar geriye gidildiği, Batı yarımküresinde emperyalist doktrinin yazılmasında Venezuela'nın yerinin büyük olduğu belirtiliyor. 1902'de İngiltere, Almanya ve İtalya'nın Venezuela'yı denizden abluka altına aldığı, ABD Başkanı Roosevelt'in devreye girerek borç meselesinin Lahi Tahkim mahkemesinde çözülmesini sağladığı ifade ediliyor. Roosevelt'in Monro Doktrini'ni yeniden masaya koyduğu ve genişlettiği, doktrine meşhur Roosevelt eki ilave edildiği aktarılıyor.

Smedley Butler'ın İtirafları ve Latin Amerika'daki ABD Müdahaleleri

Amerikan Deniz Piyadeleri Komutanı Smedley Butler'ın anılarından alıntılar yapıldığı, Butler'ın zamanının çoğunu büyük işletmeler, Wall Street ve bankacılar için yüksek düzeyli bir kabadayı olarak geçirdiğini, kapitalizm için bir gangster olduğunu söylediği belirtiliyor. Butler'ın Meksika'yı Amerikan petrol çıkarları için güvenli hale getirmeye yardımcı olduğu, Haiti ve Küba'yı National City Bank için uygun bir yer yaptığı, Wall City'in çıkarı için yarım düzine Orta Amerika Cumhuriyeti'nin yağmalanmasına yardım ettiği ifade ediliyor.

Venezuela'daki Diktatörler ve ABD'nin Desteği

Venezuela'ya 1908'den 35'e kadar hükmeden Gomez'in koltuğunu Amerikan müdahalelerine borçlu olduğu, katıksız bir diktatör olduğu, ancak Amerikalı şirketlere imtiyazlar dağıtan biri olduğu için dokunulmaz olduğu belirtiliyor. 47'de ilk doğrudan seçimle iktidara gelen romancı Golgos'un yabancı petrol şirketlerinin karlarından alınan vergiyi artırdığı, Amerikan devlerinin bu kadarına bile tahammül edemediği, Gollegos'un görev süresinin 9. ayında Amerikan güdümlü bir askeri darbeyle indirildiği aktarılıyor.

Chavez Dönemi ve Millileştirme

Petrol endüstrisinin millileştirilmesinin Chavez döneminde olmadığı, 76'da Perez'in başkanlığı döneminde olduğu, ancak Amerikalı petrol şirketlerinin o zaman tazminat aldıkları belirtiliyor. Chavez'in onların imtiyazlarına dokunmasının asıl suç olduğu, Chavez'in yüksek petrol fiyatlarını fırsata çevirerek eğitim ve sağlık hizmetlerini iyileştirdiği, sosyal programları finanse ettiği ifade ediliyor.

Günümüzdeki Durum ve Trump'ın Niyetleri

Trump'ın başlattığı savaşı destekleyen muhalefet lideri Machado'nun son operasyona hak verdiği, Avrupa'daki faşist liderlere denk gelen bir anlayışa sahip olduğu belirtiliyor. Trump'ın operasyondan sonra düzenlediği basın toplantısında niyetlerini çok net bir şekilde ortaya koyduğu, bunun aslında Venezuela'ya el koymak olduğu ifade ediliyor. Trump'ın güvenli, uygun ve makul geçiş yapabileceğimiz bir zamana kadar ülkeyi yönetmeye devam edeceklerini söylediği, Venezolayı bir grupla yöneteceklerini, petrol sektörüne el atacaklarını, Amerikalı petrol şirketlerinin milyarlarca dolar yatırım yapacağını, karşılığını alacağını ve Venezuel halkını da memnun edeceklerini belirttiği aktarılıyor. Çin'in tepkisi hatırlatıldığında ise Çin'in petrol almaya devam edeceğini, Çin'le arasının iyi olduğunu söylediği ifade ediliyor. Türkiye'nin kınamamayı tercih ettiği, Trump'ı gözeten bir Erdoğan olduğu için bu tercihi yaptığı belirtiliyor.

Share

Summarize Anything ! Download Summ App

Download on the Apple Store
Get it on Google Play
© 2024 Summ