0:09 Merhaba. İran'da neler oluyor değil mi? Gümbür gümbür vuruyorlar. İran'ın dini lideri Hamanay'ı öldürüldü. Genelkurmay Başkanı öldürüldü. Savunma bakanı öldürüldü. Devrim muhafızları komutanı öldürüldü. Eski cumhurbaşkanı Ahmedi Necat öldürüldü. Elleriyle koymuş gibi buldular. 47 yıllık Molla rejiminden kara dumanlar tutuyor. İran'da tabii doğal olarak kendini savunmaya çalışıyor. İşte Birleşik Arap Emirliklerine, Katar'a, Suudi Arabistan her tarafa hüze gönderiyor. Eee, Güney Kıbrıs'taki İngiliz üssünü bile eee, vurdular. Müthiş bir savaş yaş izliyorsunuz mutlaka. Birbirinden değerli uzmanlarımız olan biteni
0:54 detaylarıyla anlatıyor televizyonlarda. Bugüne kadar hiç anlatılmayanı dünyanın en büyük ailesi. Ben size anlatayım bugün. Şöyle arkanıza yaslanın lütfen. Direksiyondaysanız kenara çekin. Boş verin işe. Biraz geç gidin. Özellikle değerli gençler İran'da ne oluyor diye merak ediyorsanız şöyle 10-15 dakikalık bir mini belgeselle bugüne kadar hiç duymadığınız şekilde anlatayım. 1950 yılına gideceğiz. Adım adım bugüne geleceğiz. Gözlerinize, kulaklarınıza inanamayacağınızı garanti ederim. 1950'li yılların başında İran'da
1:41 emekleme halinde de olsa demokrasi girişimleri vardı. Musaddık adında bir başbakan vardı. Milli bir insandı. emperyalizme direnen bir karakterdi. İran topraklarındaki İngiliz ve Amerikan petrol şirketlerine el koydu. İran petrol endüstrisini kamulaştırdı. Bunun üzerine İran şahı Pehlevi korkudan önce Irak'a kaçmıştı. Oradan İtalya'ya geçmişti. Roma'da yaşıyor. Benim İranşahı Pehlevinin aslında babası İran Şahıydı. I. Dünya Savaşı başladığında İran yönetimiyle bu pehlevinin babası Nazilere kaptırılmasın diye çünkü Nazi yalnızıydı. İngiltere ve Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmişti İran.
2:28 Şimdi bu İran'da yaşananlar ilk defa yaşanıyor zannediyorlar. Hayır. Dünya Savaşı'nda İran, İngiltere ve Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmişti. Dünya Savaşı'nda yine İngiltere ve Sovyetler Birliği tarafında işgal edilmişti İran. Öyle 1000 sene önce falan değil. I. Dünya Savaşı Nazi yanlısı olan Babaşah tahttan indirilmişti. Dünya Savaşı'nda. Onun yerine İsviçre'de eğitim gören oğlu Rıza Pehlevi şah yapılmıştı. Eri babasını gönderdiler. Babasının yerine oturdu. Yani dedim ya ı Dünya Savaşı'ndan hemen sonra İran'da emekleme halinde de olsa demokrasi girişimleri vardı.
3:14 1951 yılında Musadlık başbakan seçilmişti. Milli ve yurtsever bir insandı. İngiliz ve Amerikan şirketlerini kapının önüne koydu. İran petrol endüstrisini kamulaştırdı. Halk başbakandan çok memnundu. Başına bir iş gelmesinden korkan İran şahı Pehlevi de İtalya'ya kaçmıştı. Roma'da yaşıyor. Başbakan Musadlık petrol şirketlerini millileştirince misin millici olan? Tabii Amerikan ve İngiliz gizli servisleri derhal kolları sıvadı. Ajax operasyonu adı verilen darbe operasyonu sahneye koydular. Bakın Ajax operasyonu.
4:00 CIA ve Mı6 ikisi birlikte Ajax operasyonunu sahneye koydular. Hatta bu operasyonu Amerikalı Cı casusu Kermit Roosevelt adında biri yönetiyordu. İki yıl boyunca çalıştılar. Acayip para dağıttılar. İşbirlikçi İranlıları satın aldılar. Rüşvetler dağıttılar. Gazeteci, sendikacı, general, bürokrat falan şakır şakır adam satın aldılar İran'da. 1953 yılında halk ayaklanması maskesi altında kitlesel protesto gösterileri başlattılar. Başbakan Musaddık'ı darbeyle devirdiler. Bu milli başbakanı vatana ihanetten hapse attılar.
4:47 Şimdi İran'da olanlar sadece bugün değil yani İran'ın haklarını savunması o başbakanın vatana ihanet kabul edilmişti. Evet. İran'ı batıya peşkeş çekmeyen Başbakan Musattık vatan haini ilan edilip hapse atılınca, ortadan kaldırılınca Roma'da yaşayan Şah Rıza Pehlevi vatan kurtaran kahraman edasıyla İran'a geri döndü. Tek otorite olarak tahtına tekrar oturdu. Meclisi falan lav etti. Tahtına oturur oturmaz ilk iş ne yaptı biliyor musunuz? İngiltere ile Petrol Konsyumu Anlaşması imzaladı. İran'ın petrolüne, İngiliz ve Amerikan şirketlerini ortak etti.
5:33 İran petrolünün üretimini ve mülkiyetini batılı şirketler arasında paylaştırdı. Kendi vatını Tahran'daki lüks içindeki, israf içindeki yaşamına da bıraktığı yerden devam etmeye başladı. İran halkı sürünürken bin gece masallığını andıran partiler veriyordu. Şah, pırlantalar, yakutlar falan böyle havalarda uçuşuyordu. Partilerde sunulan ziyafetler için şefleri, yemekleri yapacak şefleri Paris'ten getirtiyor. Garsonlar bile bakın Paris'ten geliyor. Misafirlere ikram edilen şaraplar, şampanyalar bile Paris'ten özel uçaklarla getiriliyordu. misafirlere böyle minik kutular içinde mücevverler hediye ediyordu. Dünyanın
6:19 her yerinden misafirler çağırıyordu falan. 600'den fazla makam aracı var dedi. Sabah akşam başka makam araçlarına biniyordu. 1700 kişilik özel tören birliği hazırlatmıştı. Böyle özel kıyafetler falan. Her gittiği yerde İran'da kendisini bu 1700 kişilik şatafatlı tören birliği ile karşılaşı şey yapıyordu. Karşılatıyordu. Karşılıyorlar, uğurluyorlar falan devamlı. İsviçre'nin pahalı markalarından saat koleksiyonu vardı. 5 kiloluk som altından tacı vardı. 5 kilo. 3üncü ve son eşi Farah Diba ile mesela evlenirken dünyanın en pahalı pembe elmasının bulunduğu bir taç takmıştı eşine. Biz ona şah diyoruz ama 1967 yılında
7:06 kendi kendini imparator ilan etmişti. Eşini de imparatorçe ilan etmişti. Bu eşinin imparatorçe ilan edilme töreninde, bu taç giyme töreninde Farah Diba'nın tacını eee Van Cliff Arpels hazırlamıştı. Farah Diba'nın tacında bakın sıkı durun. Toplam 1541 parça taş var. 1469'u elmas, 36'sı zümrüt, 34'ü yakut, ikisi lal, 105'i inciydi. Ortasında da böyle 150 karatlık özel bir zümrüt vardı. 150 karat. Tacın toplamı 1950 gramdı. 2 kiloydu tac. İran şahın babasının malıydı.
7:54 Bütün ülkeyi zimmetine geçirmişti. Buna rağmen paraya doymuyordu. Hemen her sektörden 300'e yakın şirketin sahibiydi. Ülkedeki her şey onundu. Yani bakın İran'dan kaçtığında yurt dışında tavanlar 79 rakamları için söylüyorum yurt dışında 36 milyar dolar kişisel serveti olduğu biliniyor. 36 milyar dolar 79'da. Bu Şah Rıza Pehlevi işte az önce anlattığım Ajax operasyonuyla CIA ve MI6 tarafından 1953 yılında yeniden tahta oturtulduğunda bir daha böyle bir şey yaşanmasın diye musatlık gibi yani ABD ve İngiltere
8:40 çıkarlarına aykırı milli bir başbakan filan olmasın diye 1957 yılında İran'da Savak adı verilen Devlet istihbarat Teşkilatını kurdular. Savak. Evet. Şah döneminin İran istihbarat teşkilatı Savak Cı ve MıX tarafından kuruldu. İran'ın gizli istibarat teşkilatını Cı M6 kurur. Şimdi bunu anlatıyor millet. Başında elbette İranlı bir general oturuyordu ama Amerikan istihbaratı ve İngiliz istihbaratı yönetiyordu. İran gizli istihbarat teşkilat. 100 b000'e yakın İranlıyı bizzat cı
9:25 tarafından savak ajanı olarak yetiştirdiler. Silahlı eğitim verdiler. Yani Şah döneminde İran'da olan biten her şeyden Cin Mı6'in haberi var. Mesela Humeyni'nin o tarihlerde halk arasındaki faaliyetlerinden cıin haberinin olmaması mümkün müydü? Mümkün değildi. Şimdi herkes altını çizerek dinlesin lütfen. 1950'lerin sonunda, 60'ların başında Humeyni peyda olmuştu. Humeyni devletin, İran devletinin demokrasi veya monarşiyle değil İslami kurallarla yönetilmesini istiyor.
10:11 Millet sürünürken İran şahının böyle pırlantalar içinde saraylarda falan yaşaması Humeyni'nin ahali arasındaki destekçilerini arttırıyordu. Yoksul ve mutsuz kitleleri ve cahil kitleleri etrafında topluyordu. 60'ların başında kendi kendini ayetullah ilan etti. Şii Molla hiyerarşinin en üst katına yükseldi kendi kendine. İran şahı şatafat içinde yaşıyordu ama bir yandan da sosyal reformlar yapıyordu. Beyaz devrim deniyordu İran'da yaşananlara. Beyaz devrim. Mesela kadınlara seçme seçilme hakkı tanımıştı Şah. Batılı şirketler sayesinde İran'ın petrol gelirleri de arttığı için bu elde
10:57 edilen paranın bir bölümünü ekonomik kalkınmada kullanıyordu. Mesela işçi haklarında ve işçi ücretlerinde halkın refahına yönelik olumlu gelişmeler başlamıştı. Batılı bir hayat tarzı İran'da ufak ufak ikame edilmeye başlamıştı ve toprak reformu başlatmaya karar vermişti. toprak reformu. Bakın bu toprak reformu kararı Humeyni'nin elini en çok güçlendiren karar olmuştur. Çünkü toprak reformu dinci yapıların, ulemaların kontrol ettiği geniş arazilere el koyuyor. Çünkü İran'daki arazilerin, toprakların çoğuna bu dinci yapılar oturmuştur. Bakın Türkiye'deki gibi Türkiye'de de
11:43 zamanında köy enstitüleri döneminde toprak reformu yapmaya karar verdiğimizde ilk kim kalkmıştı ayağa? Aşiret ağlarıyla dinci yapılar. Aynısı oldu İran'da. Toprak reformu için dinci yapıların ulemaların kontrol ettiği geniş arazilere el konuluyordu. Bu araziler evbark sahibi olmaları için yoksullara, köylülere dağıtılıyordu. Humeyni işte bu fırsatı kaçırmadı. Zaten kadınların özgürleşmesinden delirecek derecede rahatsızdı ulemalar. Bu ulemaları harekete geçirdi. Cahil cüelayı harekete geçirdi. Din elden gidiyor diye kışkırttı. Bakın hep aynı taktik. Din elden gidiyor. Sokağa döktü milleti. Şah karşıtı eylemler başladı.
12:31 Dedim ya şahın istihbarat teşkilatı Savak ve Savak'ı kuran, yöneten CIA'in İran'daki bu gelişmelerde Humeyni'nin bu halk arasındaki faaliyetlerinden haberinin olmaması mümkün müydü? mümkün değildi. Tık bu meyini tutuklandı. 1 bu5 yıl hapis yatırıldı. Sonra işte sonrası gerçekten çok ama çok şaşırtıcı. Özellikle genç arkadaşlarım, dünyanın en büyük ailesi bugün İran'da yaşanan bu ABD bombardımanına falan ışık tutması açısından. İran dini lideri mesela Hamaneğin ortadan kaldırılması açısından falan
13:17 olan biteni net olarak kavramanız için altını çizerek dinleyin lütfen. Burası Ortadoğu C'in, MI6'in cirit attığı coğrafya. Burası hiçbir şey size gösterildiği gibi değildir. Bakın bir seyrettikleriniz vardır televizyonda. Bir de arka planda yıllardır gelen gerçekten yaşananlar, planlar vardır. Altını çizerek dinleyin lütfen. Şah karşıtı eylemler başlatan Humeyni 1962 yılında tık diye tutuklandı. 1,5 yıl hapis yatırıldı. Şimdi bakın 1962 şartlarından söz ediyoruz. Hapisteyken öldü filan diyerek ortadan kaldırabilirlerdi. Öyle değil
14:04 mi? C'nin kimseye acıması mümkün mü? C emrindeki istihbarat teşkilatı Savak'ın on binlerce insanı yok ettiğini biliyoruz. Kimseye acımazdı. Humeyni'yi mesela güya yargılayıp kurşuna dizdirebilirlerdi veya ne bileyim işte şırıngayla filan hep yaptıkları gibi bir şey enjekte edip hastalandı öldü diyebilirlerdi. Bakın T162 yılının şartlarında o ilkel iletişim dünyasında televizyon yok, cep telefonu yok, internet zatı yok, uydu muydu yok. Kimsenin ruhu bile duymaz. Öldü deyip geçerler. Yaşlı adam rahmetli oldu falan derler. Ama öyle yapmadılar. Öyle yapmadılar.
14:51 Ne yaptılar biliyor musunuz? Altını çizerek dinleyin lütfen. 1967 yılında, çok özür dilerim 1964 yılında, 1964 Türkiye'ye getirdiler. Evet. ortadan kaldırmak yerine o ilkel iletişim şartlarında kimsenin ruhu bile duymayacakken yok etmek yerine güya sürgüne gönderdiler. 4 Kasım 1964 tarihinde Türkiye'ye Ankara'ya gönderdiler. Kim gönderdi? E si gönderdifi öldürebilirlerdi. Hayırd paket Türkiye'ye gönderdiler. Bakın
15:39 diyorum ya bir gösterilenler vardır. Seyrettiklerimiz vardır. Bir de arkada bilmediklerimiz vardır. Onu anlatıyorum. 4 Kasım 1964 gecesi Tahran'da cezaevinden çıkardılar. Hava karanlık. Askeri araçla Tahran Havalimanına getirdiler. Si ekipleri tarafından, C tarafından yönetilen Savak tarafından kendisine pasaport verildi. Humeyniye eline pasaport tutuşturdular. İran hava kuvvetlerine ait C130 Herkül tipi askeri nakliye uçağına bindirdiler. Yanında da Savaktan bir istihbarat albayı kendisine eşlik ediyordu. Havalandılar Ankara'ya Esenboğa Havalimanı'na indiler.
16:25 Milli İstihbarat Teşkilatı görevlilerimiz tarafından karşılandılar. He humeyni. Bizim mitçiler savak albayından Humeyni'yi teslim aldılar. Cıden teslim aldılar. Humeynii İranlı Albay uçağa bindi. 130 C130 tekrar havalandı. Tahran'a geri gitti. Bizim MİT görevlileri Humeyni'yi Esenboğa'da, Apron'da sivil bir araca bindirdiler. Çankaya'daki Bulvar Palas oteline götürdüler. otelin 514 numaralı odasına yerleştirdiler Humeyni'yi. Şimdi dikkat buyurun lütfen. Dedim ya C
17:12 aslında Humeyni'yi hapiste yok edebilirdi. Hastalandı, öldü filan diyebilirlerdi. 1964 şartlarında kimsenin ruhu bile duymaz ama öyle yapmamışlardı. Humeyni'yi hapisten çıkarıp kimsenin haberi yokken Türkiye'ye göndermişler ve bizi Milli İstihbarat Teşkilatına emanet etmişlerdi. 1964 yılında Humeyni'nin Ankara'ya getirildiği tarihte o gün Türkiye'nin Cumhurbaşkanı kimdi? Cemal Gürseldi. 1960 darbesinden sonra cumhurbaşkanı yapılmıştı. Orgeneralde Kara Kuvvetliği Komutanı ya darbeyle devletin yönetimine oturmuştu.
17:57 Humeyni'nin Ankara'ya getirilmesinden haberinin olmaması, ponay vermemiş olması mümkün müydü abi ya? Darbe yönetimi var Türkiye'de. Elbette değildir. Humeyni'nin Ankara'ya getirildiği ve Türkiye'de bulunduğu tarihlerde 11 ay Türkiye'de kaldı. MİT müsteşarları kimdi? Fuat Doğu ve Ziya Selşıktı. Yani ikisi de subaydı. Yani özellikle Fuat Doğu MİT'in kuruluşundan beri vardı. hem MİT müsteşarıydı hem MİT'ten önceki Mahın reisiydi. Bakın Fuat Doğu MIT'in maddi sıkıntılar nedeniyle cen
18:46 para aldığını söyleyen MİT müsteşarıydı. Tekrar edeyim mi? Cıden para aldık diyen adam. Devam edelim. Si tarafından kurulan İran istihbarat teşkilatı Savak Humeyni'yi cezaevinden çıkardı. İmha etmek yerine eline pasaport verdi. Askeri nakliye uçağına bindirdi. Ankara'ya getirdi. MIT'e teslim etti. Bizim MIT görevlileri de Humeynii Esenbada Apron'da sivil bir araca bindirdi. Çankaya'daki Bulvar Palas oteline götürdü. otelin 514 numaralı odasına yerleştirdi. Bulvar Palas Oteli o tarihte Ankara'nın başkentimizin en modern, en popüler
19:33 oteliydi. 1954 yılında açılmıştı. 4 katlıydı. 33 odası vardı ilk açıldığında. O tarihlerde tabii 1954 Ankara'da ne Hilton vardı ne Sheroton. Yani en kaliteli olan otel bu Bulvar Palas oteliydi. Şimdi sıkı durun lütfen. Açıldıktan 3 yıl sonra 1957 yılında Bulvar Palas otelinin bitişiğine yeni inşaatlar yapıldı. Yani otelin binası büyütüldü. Oda sayısı arttırıldı. 140 odalı hale getirildi falan. Alt katına görkemli bir restoran eklendi. Ayrıca böyle acayip şık bir kulüp yapıldı. Gece kulübü. Gece kulübüne girebilmek için üye olmak gerekiyordu. Bakın Ankara'da
20:18 olmayan bir şey. Üye olmayan giremez. Başkentin Ankara'nın en gözde mekanıydı. diplomatlar, siyasetçiler, iş insanları falan hepsi o kulüpte buluşuyordu. O kulüpte buluşmak statü göstergesiydi. Bu Bulvar Palas otelinin inşaat yapılarak büyütülmesi için, büyütülmesi için bu kulübün falan inşa edilmesi için gereken krediyi kim verdi biliyor musunuz? Pan Amerikan Hava Yolu şirketi verdi. Ne enteresan değil mi? Panam ya Amerika Birleşik Devletleri'nin resmi olmayan bayrak taşıyıcısı. Dünyanın en büyük hava yolu şirketiydi. O tarihi Amerikan
21:04 devletini temsil eden küresel markaların başında geliyordu. Panamerikan ya Bulvar Palas oteliin büyütülmesi için gereken krediyi Amerikan devletini temsil eden işte bu Panamerikan Havaolu şirketi vermiş. Ne enteresan değil mi? Dedim ya bu otel Ankara'nın en gözde oteliydi. Türkiye Büyük Millet Meclisi 1961 yılında şu anki yerine taşınınca yeni yerine ya Bulvar Palas oteli iyice kıymete binmişti. Çünkü tam olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin karşısındaydı. Mecliste komşu olmuştu. E tabii otelin lobisi, otelin restoranı, kulübü falan odalar,
21:49 bakanlar, milletvekilleri, üst düzey bürokratlar, iş insanları, gazetecilerle dolup taşıyordu. Ankara'nın sadece turizminde değil, siyaset tarihinde de aktif rol alıyordu bu. siyasi toplantılar, parti kulistleri falan her şey orada yapılıyor. E tabii şimdi bakın Humeyni'nin de oraya getirilmesinden anlıyoruz ki Milli İstihbarat Teşkilatının da kullandığı adreslerden biriydi Bulvar Polis. Bu Ankara tarihine damgasını Türkiye tarihine damgasını olan Bulvar Palas Oteli 1993'te kapatıldı, yıkıldı. Yerine işanı yapıldı. Neyse Humeyni MIT tarafından işte bu Bulvar Palas oteline getirildi. 514 numaralı
22:37 odasına yerleştirildi. Humeyni açısından ekstra dramatik bir durum. Çünkü Bulvar Palas Otelinin 514 numaralı odasından oğluna yazdığı, İran'a yazdığı mektupta bizzat anlatmıştım. Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan ve laiklikle yönetilen Türkiye Cumhuriyeti'nden nefret ediyordu. Nefret ettiği bu ülkeye getirildiği için üzgündü ve şaşkındı. Evet. Bizzat Humeyni'i oğluna böyle yazmış demek ama kendisine iyi davranılıyordu. Yine mektupta belirtmişti. Kendisini rahatsız edecek herhangi bir davranışta bulunulmamıştı. Niye Türkiye'ye gönderildiğini
23:22 bilmiyordu. Sabırla neler olacağını bekliyordu. Şimdi bu kadar detayı nereden biliyorsun derseniz assabır bakın anlatacağım. Bakın iki gündür 3 gündür İran'daki savaşı seyrediyoruz. Kimsenin sizlere anlatmadıklarını burada anlatıyorum. Humeyn'u o geceyi Bulvar Palace Otelinde geçirdi. 4 Kasım 1964 gecesini Ankara'da Bulvar Palas otelinde geçirdi. Kendisine dediler ki, "Ailene mektup yazabilirsin" dediler. Oturdu İran'daki oğluna bu bahsettiğim mektubu yazdı. Nefret ettiğim bu ülkeye getirildiğim için şaşkınım ama iyiyim. Sağlığım iyi. Bana kötü davranmıyorlar. Ne olacağını sabırla bekliyorum diye
24:08 yaz. Niye buraya getirildiğim bilmiyorum diyeniz bu mektubu MİT görevlilerine teslim etti. Ertesi sabah 5 Kasım 1964 sabahı e tabii Humeyni'nin Ankara'ya getirildiği basına sızmıştı. Dedim ya Bulvar Palas Oteli gazetecilerin de uğrak yeriydi. Kulağı delik gazeteciler bu mevzuyu öğrenmişti. Soru sormaya başlamışlardı. Milli İstihbarat Teşkilatı mevzunun gazetelerde patlayacağını anladı. Humeyni'yi otelden apar topar çıkarıp gazetecilerin de adresini öğrenemeyecek diye bir eve taşımaya karar verdiler. Ankara'da yine adresini benim de bilmediğim bir eve götürdüler. Humeyni birkaç gün orada yaşadı. Günlerini böyle Kur'an okuyarak
24:53 geçiriyordu. Dua ederek geçiriyordu. Yemek ve uyku dışındaki tüm vaktini böyle geçiriyordu. Evde kendisine yardımcı olanlardan duyduğu işte Türkçe kelimeleri not ediyordu falan. Birkaç gün böyle geçti. Üçüncü gün sanırım evde oturmaktan sıkıldım dedi. Ankara'yı gezmeme izin verir misiniz diye sordu. Gerevliler dediler ki üstlerimize soralım. Biraz sonra geldiler. Tamam dediler. Eee gezmenize izin vereceğiz. Humeyni'nin İran'dan geldiğinde üstünde siyah bir cübbe vardı. Böyle gezemezsin dediler. Bir pantolon, bir gömlek ve bir pardös verdiler kendisine. Humeyni bunu kabul etmedi. Çünkü fanatik bir dinci olduğu için pantolon ve pardü suuyu cübbesini
25:38 çıkarıp onları giymeyi ulema kıyafetine hakaret olarak algıladı. Beni aşağılamak için böyle yapıyorlar diye düşündü. Kıyafetleri kabul etmedi. Sokağa çıkmaktan vazgeçti. İşte 3ün gün, 4ün gün falan böyle geçti. 5 gün yine oğluna mektup yazdı İran'a. İyi olduğunu söyledi, rahat olduğunu söyledi. Ama enteresan şekilde oğluna sipariş vermişti o mektupta. Bakın çok enteresan. Kurutulmuş meyve, çam fıstığı ve Türk lokumun İran muadili olan Gaz adında bir tatlı var. Ondan göndermesini isterim. Halbuki yiyor, içiyor her şeyi devlet tarafından karşı hiçbir sorunu yok. Ama oğluna sipariş vermiş mektupta. Kurutulmuş meyve, çam fıstığı ve Türk
26:24 lokumunun İran muadili olan gaz tatlısından göndermesini istedi. Ve son cümle olarak ilave etti. Yakında beni Bursa'ya göndereceklermiş. Dindar bir şehir olduğunu düşünüyorum. Beni bu yüzden Bursa'ya götürecekler herhalde diye yazdı. Evet. Evdeki MIT görevlilerden muhtemelen yakında Bursa'ya gönderileceğini öğrenmiştim. Şimdi bu kadar detayı nereden biliyoruz değil mi? Ben sadece yazar değilim. Okur yazarım. Evet. Türkiye'de pek çok gazeteci sadece yazarlık yapıyor. Ben okur yazarım. Okurum. Humeyni'nin Türkiye'deki sürgün günlerini İranlı yazar Bakir Muin
27:09 tarafından kaleme alın. Bakir Mu devrimci Ayetullah Humeyni adıyla kitap yapıldı. Bakır Muin tarafından 2005 yılında da Türkçeye çevrildi. Hatta merak edenler bulabilir. Bakır Muin BBC'nin İran servisi şefiydi. Aynı zamanda Oxford Üniversitesi öğretim üyesiydi. Son devrimci Ayetullah Humeyni adıyla kitap yazdı. Humeyni'nin Türkiye'deki sürgün günlerinin en çarpıcı notları o kitapta yer alıyor. Ayrıca Türk basınında da 80'li yıllarda eski Türkiye eski Türkiye'de basın da harikaydı. Türk basınında 80'li yıllarda bu konuyla
27:56 alakalı çarpıcı röportajlar yapıldı. Onları da okudum. Onları da şimdi size tek tek anlatacağım. Bakir Muy'in kitabında yazdığına göre Humeyni politik görüşlerinden nefret ettiği Mustafa Kemal Atatürk'ün ülkesindeydi. Laiklikten nefret ediyordu. Türkiye'de bulunması kendisi açısından inciticiydi. Çünkü hayatı boyunca İran'ın ikinci bir Türkiye olmasını engellemek için savaşmıştı. Evet. söz konusu kitapta kelimesi kelimesine eee böyle yazıyor, böyle anlatılıyor.
28:42 Bakın bugünleri iyi kavrayabilmek için özellikle gençlerimiz altını çizerek dinleyin lütfen. Tekrar söyleyeyim. İranlı yazar Bakir Mui'nin kitabında anlattığına göre Humeyni politik görüşlerinden nefret ettiği Mustafa Kemal Atatürk'ün ülkesindeydi. Laiklikten nefret ediyordu. Türkiye'de bulunması kendisi açısından inciticiydi. Çünkü hayatı boyunca İran'ın ikinci bir Türkiye olmasını engellemek için savaşmıştı. Humeyni Ankara'dan MİT tarafından bir sivil araca bindirildi. 1964 yılı Kasım ayı Bursa'ya getirildi. Bursa'ya.
29:28 Bursa'da Milli İstihbarat Teşkilatı mensubu Farsça bilen Albay Ali Çetiner'in evine yerleştirildi. 3 ay boyunca bu evde Albay Çetiner'in ailesiyle birlikte kalacaktı. Niye bu ev seçilmişti? Birincisi Bursa Ankara'ya veya İstanbul'a veya İzmir'e göre elbette gazeteciler açısından, basın açısından çok daha gözden ırak bir şehirdi. 1964'ten söz ediyorum. Yani 1964'ün iletişim şartları itibariyle Bursa'da olan bitenlerden eee basının haberdar olabilmesi imkansıza yakındır. İkincisi Mitçi albay Farsça biliyor. Farsça anlaşacak. Üstelik müstakil bir evdi.
30:14 Şimdiki gibi apartmanların böyle dip dibi olduğu gibi bir şey değildi. Konu komşunun evdeki misafeden haberi bile olmayacak. İranlı yazar Bakir Muy'in kitabında anlattığına göre Türkiye Cumhuriyeti'ndeki laik bir asker ailesiyle İran'da laik düzen asla olmasın diye mücadele eden Humeyni'nin arasındaki kültür çatışması çok şiddetli. Aile fertleriyle ilk karşılaştıkları anda Humeyni çok sert tepki göstermişti. Albay Çetiner'in eşinin ve küçük kızının başörtüsü takmıyor olmasına çok sinirlenmişti. Kendisinin yanında otururlarken başörtüsü takmalarını istemişti falan. Albay Çetin eşi hatta
31:00 çok sert karşılık vermişti. Burası Türkiye Cumhuriyeti sen kimsenin saçına karışamazsın. Demişti. Bakın albay Ali Çetiner ve ailesi aradan yıllar geçtikten sonra 1987 yılında Milliyet Gazetesi'ne uzun bir röportaj verdiler. Humeyni ile birlikte yaşadıklarını anlattılar. Hatta bazı dergileri de konuştular. Bir tanesi de erkekçeydi yanlış hatırlamıyorum. Mitçi albay Ali Çetire'nin eşi Melata'nın mesela Humeyni ile ilk karşılaştığı anı o Milliyet Gazetesi'deki röportajında nasıl anlatmıştı biliyor musun? Misafir gelecek diye şık bir şekilde giyinmişti. O zamanlar gençtim tabii. En
31:46 iyi elbiselerimi giymiştim ve misafirlerimizi bekliyordum. Akşam karanlık bastıktan sonra kalabalık bir grup geldi. Eşimle birlikte Humeyniye Türkiye'de refakat etmiş olanlar da vardı. Aralarında İranlılar vardı. İranlı görevliler vardı. Hatta İranlılardan biri albaydı. O da istihbarat albayıydı. Bütün o kaos ortamında Humini ve Menbirimizi tanıştırılmadık. Kapıya doğru gelirken uzaktan görmüştüm. Uzun boyluydu. Sakalları beyazdı. 62 yaşında o zaman. Eee, Umeyini başında sarık benzeri bir türban vardı. Üzerinde de yere kadar uzanan bir kıyafet vardı. Bir tür gecelik gibiydi. Ve onun üstünde de bir cübbe vardı. Yürürken dümdüz
32:34 karşıya bakıyordu ve hüzünlü görünüyordu. Samimi gözüken, sakin, yaşlı bir adamdı. Kapının önüne geldiklerini görür görmez ben mutfağa gidip masayı hazırlamaya başlamıştım. Sonra o sakallı adam aniden bağırmaya başladı. Ne olduğunu anlamak için mutfaktan dışarı fırladım. Humeyni elbette Farsça konuşuyordu ve ben ne konuşulduğunu anlamıyordum. Fakat azarladığı için o İranlı albayın yüzüğü kıpkırmızı olmuştu. Evet. Humeynii 3 ay boyunca evinde ağlayan mitçi albayın işi Melat Hanım böyle anlatıyordu. Sonrası daha da enteresandı. anlatmaya devam ediyordu. O an Humeyni ile göz göze geldik. Beni gördü. Beni şöyle süzdü ve kaşlarını çattı. Sonra alnını buruşturdu ve
33:21 bağırmaya başladı. Yanındaki İranlı Albay yine alçak sesle Umeyni'ye cevap verdi ve bize döndü. İranlı Albay'ın sesinde üzüm var. Evde kadın bulunmasını istemiyor. Başı açık olan kadın gitsin diyor. Dedi. Şoke olmuştum ve çok kızmıştım. Tercüman aracılığıyla bak Albay dedim. Melat Hanım söylüyor. Bizim mitçi Albay'ın işi söylüyor. Bak Albay dedim. Ben burada hizmetçi değilim. Ben bu evin kadınıyım. Bu evin sahibiyim. Üstelik istesem de bu evi terk edemem. Hükümetimiz bize bir talimat verdi. Bununla ilgilenelim ve ona misafirimiz olarak davranalım diye rica ettiler. Bu evde birlikte
34:06 yaşayacağız. Burası Türkiye Cumhuriyeti kimsenin saçına karışamaz dedim. İranlı Albay tekrar Humeyni'ye döndü. Söylediklerimi söyledi. Kısa süre sonra yaşlı adam sakinleşir gibi oldu. Yaşlı adam sakinleşince ben yatak odasına gittim ve kendi kendime düşündüm. Misafirdir. Bize de misafire iyi davranmak düşer. Devletimiz böyle istemiş diye düşünerek kendisine jest olarak başımı örttüm. Saçıma bir örtü attım. Geri döndüm. Bu tavrım çok hoşuna gitti. teşekkür manasında başını salladık. Albay Ali Çetiner'in eşi Melat Hanım kendisiyle ilgili böyle bir karar alarak jest yapmıştı ama kızı konusunda asla
34:52 taviz vermedi. Kızına asla başörtüsü taktırmadı. Her zaman birlikte aynı sofrada oturdular. Yemek yediler ve Melaat Hanım'ın kızı asla başörtüsü takmadı. Başı açık şekilde Umeyni ile birlikte aynı sofrayı ötürdü. İran'lı albayın söylediğine göre hatta kadınlar odaya geldiğinde humyni katıyen ayağa kalkmazdı. Suratlarına bile bakmazdı. Bu prensibini Melaat Hanım için bozmuştu. Melaat Hanım'a büyük saygı duyuyordu. Melaat Çetiner ne zaman odaya girse Humeyni ayağa kalkıp başıyla selam veriyordu. Bir Türk kadını Melaat Çetiner Humeyni'ye bunu öğretmişti. Çetin ailesi Humeyni'ye saygı gösterdi.
35:38 Misafir olarak rahat etmesini sağladı. Zamanla birbirlerine iyice alıştılar. Kültür çatışması dostluğa dönüştü. Hatta Huminii gördüğü misafirperverlikten gerçekten çok memnun kalmıştı. Hatta 3 ay sonra o evden ayrılırken vedalaşırlarken karşılıklı gözyaşlarına hakim olamamışlar. Humeyni Melaat Hanım'ın evinden ayrılırken ağlamıştı. Bursa'ya geldikten birkaç ay sonra Humeyni Bursa'yı gezmek istediğini söyledi. Albay Çetiner'de tıpkı Ankara'da olduğu gibi cübbeyle gezemeyeceğini söyledi. Kendisine bir pantolon, bir gömlek ve bir pardüsü getirdi. Ankara'da bunları kesinlikle kabul etmeyen işte pantolon ve pardüsüyi ulema kıyafetine hakaret olarak
36:24 algılayan beni aşağılamak için böyle yapıyorlar diye düşünen Humeyni Türkiye'ye alışmıştı. Bu defa öyle olmadı. Albay Çetiner'in getirdiği pantolonu, pardüsüyü giydi. Sokağa Bursa Ulu Cami'yi gezdi. Hatta Bursa Ulu Camii gezerken MİT tarafından fotoğrafları çekildi. Buna şiddetle tepki gösterdi. Çekmeyin fotoğrafımı diye. Çekilen fotoğrafların da imha edilmesini istedi. Çünkü sivil kıyafetli fotoğrafların İran'a gönderilmesinden çekiniyordu. Yani Umeyni, Ayetullah Umeyni'nin bu kıyafetlerle dolaşmasının imajına darbe vuracağını düşünüyorduk ama engel olamadı. Fotoğraflar çekildi. Milli İstihbarat Teşkilatımız bu fotoğrafları çekti. Hatta bu fotoğraflar 1979'daki
37:12 İran devriminden sonra Türk ve dünya basınında da yayınlandı. Humeyni ufak ufak sokağa çıkmaya başlayınca konu komşunun dikkatini çekmişti. Kim bu falan diye sormaya başlamışlardı. Bakın albay Çetinen'nin eşi Melat Hanım müthiş bir kadın gerçekten. O benim kayın pederim diye uydurmuş değil mi? Kayın pederim Urfa'da oturuyordu. Kayın validem ölünce yalnız kaldı. Yanımıza aldık diyordu. Bursa'daki komşuları Humeyni'yi Albay Çetinen'in babası zannediyorlar. Humeyni Bursa'da kaldığı dönemde İstanbul'a da gezmeye getirildi. İstanbul da merak etti. Tamam dediler. İran'dan gelen akrabalarıyla hatta Florya sahilinde piknik yaptırıldı.
37:58 Bakın hatta Ayetullah Humyni hayatında ilk kez Florya sahilinde denize girdi. Milli İstihbarat Teşkilatının nezaretinde İran'dan gelen akrabalığıyla birlikte Ayetullah Humeyni hayatında ilk kez Florya sahilinde denize girdi. Taksim'e gezdiler. İstiklal Caddesi'ni falan. Taksim'de hatta kendisi için özel olarak alkolsüz bir lokanta ayarlandı. İstiklal Caddesi'e bu lokantada yemek yedi. Humeyni yine Bursa'da kaldığı dönemde İzmir'i de merak etti. İzmir'e de gezmeye getirildi. İzmirsiz olmaz. Bakın çok matraktır burası. İstanbul'da illa alkolsüz lokanta ayarlanmıştı
38:45 Humeyni için. Abi İzmir'de böyle bir şey aramadılar. Kemeraltında içkili ve müzikli Şükran lokantası vardı. Şükran otelin içindeydi. İzmir'in en popüler restoranıydı. Hala var Şükran. Ben de bayılırım yani İzmir'de çocukluğumdan beri. Şükran lokantası. Ya Humeyni'yi oraya götürdü. Humeyni artık bize alışmıştı. Hele İzmir böyle şükran lokantasının içkili mekan olmasını sorun etmedi. Oturdu yemeğini yedi. İzmir. İzmir'in namazı böyle bir şey abi. Humeyniye bile bunu yaptık yani. Bursa hamamlarını çok seviyordu. Gemli yine deniz kenarına oraya gidip piknik yapmayı seviyordu.
39:30 Film gibi değil mi? Kimse anlatmıyor. Anlatmazlar. Hollywood burada olsa 100 kere bunun filmi çekildi. 500 kere dizi filmi yapılırdı. Ama burası Türkiye olduğu için üstü örtüldü. Tarihin tozlu sayfalarında bırakıldı. Dünyanın en büyük ailesi. Anlatıyorum. Niye bizi medyadan aforoz etmeye çalışıyorlar? Bunları öğrenmeyin diye. Ayetullah Humni. Mitçi albay Ali Çetiner'in Bursa'daki evinde 3 ay kaldı. Konu komşunun meraklı soruları artınca adres değiştirmeye karar verildi. Yine MİT tarafından yine Bursa'da bu defa çekirgede Çekirge semtinde aynı bahçe içinde iki ev kiralandı. Aynı
40:16 bahçe iki ev. Humeyni bir evde, Çetinar ailesi öbür evde oturmaya başladı. Başka bir adres. Elbette şart var. Tabii buumeyini albay çetiner yanında olmadan sokağa adım atamıyordur. Aynı bahçede iki ve İran'dan gelen gidenler başladı. Şimdi aslına bakarsanız C'in kurduğu savakın örtülü operasyonun bir parçasıydı bu. Humeyni güya şaha karşı olduğu için sürgüne gönderilmişti ama cı tarafından ya İran'dan gelen müritleri Bursa'da istedikleri gibi Humyniyle görüşebiliyorlar. İran'da güya örgütlenme yapması yasaklanmıştı. Örgütlenmesin diye hapse
41:02 atılmıştı. Halbuki şimdi ya Bursa'da kalırken istediği gibi örgütlenme yapmasına izin veriliyordu. Enteresan değil mi? Hatta bakın İran'dan gelen gidenler o kadar çoktu ki Bursa'da fazla göze çarpmasınlar diye İstanbul'da onlar için bir başka ev kiralanmıştı. İran'dan gelenler, Humeyni'nin adamları İstanbul'daki bu eve yerleştiriliyordu. Sırayla gruplar halinde Bursa'ya götürülüyordu. Humeyni ile görüşmeleri sağl. Bu ne biçim sürgün değil mi? Öyleydi. Güya sur günü İran'ı anlamak için Perde arkasını
41:49 bilmek lazım. Humeyni Bursa'da 11 ay kaldı. Sonra sonra nedendir bilinmez. Niye getirildiğini bilmediğimiz gibi, cı tarafından niye MIT tarafından bakıldığını bilmediğimiz gibi fazla da kurcalamamız gerektiği gibi niye götürüldüğünü de bilmiyoruz ama si kontrolünde olduğundan eminiz. Türkiye'ye getirdikleri gibi Türkiye'den aldılar. 11 ay sonra Irak'a Necep şehrine götürdüler. Sonra oradan da aldılar Fransa'ya, Paris'e götürdüler. Paris'in banliözüne yerleştirdi. Tıpkı Bursa'da olduğu gibi kendi örgütüyle, kendi adamlarıyla
42:34 Paris'te rahat rahat buluşması, örgütlenmesi sağlandı. Örgütlenmesine Paris'in Banlios'deki evinde Fransız istihbaratının nezaretinde devam etti. Bizdeyken MIT'in nezaretindeydi ve Paris'teyken Fransız istihbaratının nezaretindeydi. Sonra e sonra tıpkı C ile Mı6'in organize ettiği Musadlıdık'ın devrildiği Ajax operasyonunda olduğu gibi abi bir baktık İran'da yine kitlesel halk hareketleri başladı. Tık Şah Rıza Peylevi kaçtı ABD'ye gitti. Oradan Mısır'a geçti. Şah kaçınca tık Humeyni Fransa'dan İran'a geldi. Devrim yaptı.
43:20 Peki ya bugün şimdi bakıyoruz. İran petrollerini millileştiren musaddıkı cı operasyonuyla deviren, İran petrollerini Amerikan ve İngiliz şirketleriyle ortak eden şahı Cı operasyonuyla İran'ın başına oturtan, hapisteki Humeyni'yi imha etmek yerine cı operasyonuyla Türkiye'ye gönderen, cı operasyonuyla Türkiye'den Fransa'ya götüren C operasyonuyla İran'da yönetime gelene kadar koruyup kollayan iktidara geldikten sonra da Humeyni rejimini Humeyni'yi Saddam'la savaşa sokup
44:07 güya ambargoyulukları İran'a cı aracılığıyla Yarbay Oliver Nord'u gönderip molla rejimine, güya ambargo yoladıkları molla rejimine, karşı oldukları mollarla rejimine milyarlarca dolarlık silah satan İran'dan aldıkları paraları da Nikaragua'ya götürüp kontur gelirliğe veren Amerika Birleşik Devletleri şimdi İran halkını kurtarmak için molla rejimini bombalıyor. Öyle mi? Öyle mi? Ayetullah Humeyni C tarafından Türkiye'ye niye gönderildi?
44:54 Sı tarafından, Sava tarafından C'in kurduğu Savak tarafından Türkiye'ye getirilen Ayetullah Humeyniye, Milli İstihbarat Teşkilatımız Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cemal Gürselim Cumhurbaşkanlığı'nda Fuat Doğular'ın Ziya Selaşıkların MİT müsteşarlığında niye ev sahipliği yaptı? Si tarafından getirilen Ayetullah Humeni Türkiye'ye. Sonra niye si tarafından Fransa'ya Paris'e götürüldü? Bu sefer de Fransız istihbaratın ev sahipliğinde bakıldı. Ve sonra niye bu işler böyle oldu? Ve sonra madem bu Humeyni Amerikan karşıtı, niye Amerika'nın talimatıyla Saddam'la savaşa girdi ve niye Yarbay Oliver Nord operasyonuyla Amerika'dan
45:41 silah satın aldı? Şah'ın gizli istihbarat servisi Savak Cı tarafından MI6 tarafından kuruldu. Şu anda 100 bindden fazla silahlı adam yetiştirmişlerdi casus. Şu anda o savak ve o savakın uzantıları İran'da hangi görevler? Mesela bu öldürülen Ahmedi Necat ne diyordu? Mossat'ın bulunması için bir ekip kurmuştuk. Ekibin başı Mossat çıktı demişti. Şu anda o C M6'in yetiştirdiği adamlar İran'da hangi görevler? Bir televizyonda seyrettiklerimiz
46:27 vardır. Bir de bunun arkası vardır. Cümleten hayırlı demokrasiler dilerim. Cümleten hayırlı petroller dilerim. Bugünlük bu kadar. Hatta bir sonraki programda bakın Humini geldikten sonra neler oldu. Size onunla anır. Abone olmayı, beğenmeyi, yorum yapmayı ve paylaşmayı sakın ihmal etmeyin lütfen. Abonelerim arasında çekiliş yapacağım. dört taliheli izleyicime Ankara'nın ve Türkiye'nin siyasi tarihine damgasını vuran ve 1993'te kapatılarak yıkılan Bulvar Palace Otelinin fotoğrafını hediye edecek. Evet, bakarsınız o nostaljik fotoğrafa.
47:13 kredisi Panamerikan Hava Yolları tarafından verilen otele bakarsınız. Ayetullah Humeyne'nin 514 numaralı odasında kaldığı otele bakarsınız bunları niye hiç kimse anlatmıyor diye. Niye bunların filmi çekilmiyor diye. Başkentimiz Ankara'da kim bilir daha ne böyle filmler dönüyordur diye düşünürsünüz. Cuma sabahı görüşmek üzere. Eyvallah. Oh.