KEŞKE YAPMASAYDIM | 672.Bölüm ''Abisinden t*c*ze uğrayan erkek görme engellinin acı hayatı....!''

Kısa Özet

Bu video, Anadolu'da yaşayan engelli bir bireyin hayat hikayesini anlatıyor. Hikaye, narsist bir abi tarafından uygulanan fiziksel ve psikolojik şiddeti, aile içindeki adaletsizlikleri ve toplumun engelli bireylere karşı tutumunu gözler önüne seriyor.

  • Engelli bireyin çocukluk ve gençlik döneminde yaşadığı travmatik olaylar
  • Aile içindeki ayrımcılık ve şiddet
  • Toplumun engelli bireylere karşı olumsuz tutumu

Giriş

Yönetmen Yunus Şevik, "Keşke Yapmasaydım" programına hoş geldiniz diyerek başlıyor. Kanalına ilk kez gelenleri abone olmaya davet ediyor ve videonun sonunda süper teşekkürlerle ilgili bir sürprizin olacağını belirtiyor. Topluluk sekmesinde paylaştığı görme engelli birine yapılan taciz olayından duyduğu üzüntüyü dile getiriyor ve bu hikayenin cinsel içerikli olmadığını, yaşanmış olaylardan yapılan hataları öğretici bir şekilde anlatmayı amaçladığını vurguluyor.

Hikayenin Başlangıcı ve Aile Yapısı

Anadolu'da yaşayan, çok çocuklu bir aileye mensup, 36 yaşında engelli bir birey, hayatını dayak yemek ve tacize uğramakla geçirdiğini anlatıyor. İki erkek kardeşten biri olan kendisi ve narsist abisi dışında, altı kız kardeşi olduğunu belirtiyor. Engelli olduğu için evlat sayılmadığını, annesinin sert ve otoriter olmasına rağmen merhametli olduğunu, ancak engelli olduğu için narsist abisini şımarttığını ifade ediyor.

Narsist Abinin Zulmü

Babası toptancı dükkanı işletmesine rağmen, dükkanı narsist abisine bırakıyor. Dükkana bakmaktan hoşlanmayan abi, sürekli ablalarını telefonla arayarak kontrol ediyor ve telefon meşgul olduğunda eve gelip onları kemerle dövüyor. Halamın yanında kalan en küçük ablaları da bu şiddetten nasibini alıyor. Anlatıcı da abisi tarafından sürekli dövülüyor ve evden çıkmasına izin verilmiyor.

Ablanın Dramı ve İntiharı

Ablaları, abisinin dayağından kurtulmak için evlenip gitmek istiyorlar. Bir gün amcasının hanımı eve geliyor ve halasıyla küs olduğu için ablası yengesinin elini öpmüyor. Narsist abi, ablasını yengesinin ayağını öpmeye zorluyor. Ramazan Bayramı'nın ilk günü, ablasının erkek arkadaşı olduğu dedikodusu üzerine, abisi tarafından daha kötü şeyler yaşayacağı korkusuyla babasının tabancasını alarak intihar ediyor.

Çocukluk ve Oyuncak Yoksunluğu

Anlatıcı, abisinin kızının doğumuyla birlikte çocukluğunu yaşayamıyor. Kendisine oyuncak alınmıyor, misafirlerin getirdiği oyuncaklar bile yeğenine veriliyor. İki yaşına geldiğinde bile durum değişmiyor. Engelli olduğu için dışlanıyor ve abisinin kızı evin tek oğlu gibi davranılıyor. Oyuncaklarıyla oynamak istediğinde babası tarafından dövülüyor.

Radyo ve Cezalandırılma

Oyuncakları olmadığı için radyosuyla vakit geçiriyor, ancak radyoları bozduğu için cezalandırılıyor ve dayak yiyor. Abisi elektronik eşya tamirinden anladığı için annesi radyosunu tamir ettirmek istiyor, ancak abisi yapmak istemediği için anlatıcıyı dövüyor. Annesi, oğluna yalvarmak zorunda kaldığı için sinirleniyor.

Annenin Empatisi ve Komşularla İlişkiler

Annesi, babası veya abisi tarafından dövüldüğünde ona en çok empati gösteren kişi oluyor. Komşulara gidiyor, ancak rahat durmuyor. Bir seferinde evde mevlit olduğunu söyleyerek herkesi davet ediyor. Komşular durumu fark edince annesi özür diliyor ve komşular onu dayaktan kurtarıyor.

Dışlanma ve Hakaretler

Komşulara gitmesi yasaklanınca radyolarla daha çok vakit geçiriyor. Abisi ve ailesi, engelli olduğu için ondan utanıyor ve evden çıkmasına izin vermiyor. Misafirler geldiğinde mutfağa alınıyor ve görünmemesi isteniyor. Abisi, arkadaşlarının yanında onunla alay ediyor ve taklitlerini yaparak insanları eğlendiriyor.

Ağza Tükürme ve Elektroşok Cihazı

Esnerken ağzını kapatmadığı için abisi ağzına tükürüyor. Elektroşok cihazıyla onu kovalıyor ve annesi yalvararak onu durdurmaya çalışıyor. Bir keresinde annesi onu elbise dolabına kilitliyor. Abisi, çoraplarını ağzına sokuyor ve midem bulandığı için yemek yiyemiyor.

Düğüne Gidememe ve Aile İçi Ayrımcılık

Ablalarının düğünleri evde yapılıyor, ancak bir ablasının düğünü salonunda yapıldığında babası onun gitmesine izin vermiyor. Başka şehirde oturan ablasıyla birlikte yeni evlenen ablasının evine gittiklerinde, eniştesinin halasının oğlu "Sizin ailenizin hepsi böyle sakat mı?" diye soruyor.

Mezar Ziyareti ve Üvey Anne Zulmü

Perşembe günleri annesinin mezarını ziyaret etmek istiyor, ancak abisi onu dövüp götürmüyor. Yengesi ve dayısının kızı onu alıp gitmek istiyor, ancak abisi onları görünce arabayla uzaklaşıyor. Annesinin vefatından sonra babası, teyzesinin kızıyla evleniyor ve üvey annesi ona kötü davranıyor.

Soğuk Suyla Yıkanma ve Cünüp Dolaşma

Banyoda duran su hortumuyla dövülüyor ve doğru düzgün yıkanmasına izin verilmiyor. Soğuk suyla yıkanmak zorunda kalıyor ve şohbeni açmasına izin verilmiyor. Üvey annesi ve babası, "Sen evli değilsin. Yoksa eşekle ilişkiye girip de mi cünüp oldun?" diyerek onunla alay ediyor. Ablası, Ramazan'da rahatça yıkanabilmesi için onu evine götürüyor.

Üvey Anne ve Abinin İşbirliği

Abisi, üvey annesini desteklemek için sık sık eve geliyor ve onu dövüyor. Üvey annesine, "Bunun en ufak bir hareketini görürsen yapıştır, döv ağzını burnunu kır ya da beni ara." diyor.

Tırnak Yeme İşkencesi ve Tacizler

Abisinin evine iftara davet ediliyor ve abisi ona tırnaklarını kesip çekirdek diye veriyor. Komşu amcaların, amcaoğullarının ve abisinin tacizine uğruyor. Apartman yöneticisi ona kötü sözler söylüyor ve ablası durumu öğrenince gidip yöneticinin yüzüne tükürüyor.

Bakkal Olayı ve Depremde Yaşananlar

Bakkala gittiği için abisi ona hakaret ediyor ve analığının ablası ona acıyor. Depremde analığı onu ve ablasını köydeki tarla evine götürüyor. Abisi ve ailesi de geliyor. 2+1'lik bir evde 16 kişi yaşıyorlar. Geceleri pijamasını indirip malum yerini göstererek kahkaha atıyorlar.

İntihar Girişimleri ve Yardım Arayışı

Bu olaylar üzerine iki defa intihar girişiminde bulunuyor. Hastane psikologları ilgilenmiyor ve özel psikoloğa gidecek parası yok. Ailesinin maddi durumu iyi olduğu için engelli maaşı kesiliyor. Babası, bakım ücretinden ona sadece 1.000 TL veriyor. Dualarınızı eksik etmeyin diyerek mektubunu gözyaşlarıyla imzalıyor.

Yunus Şevik'in Yorumları ve Çağrısı

Yunus Şevik, hikayeyi okurken içini daraldığını ve yüreğinin yandığını ifade ediyor. Kardeşimizin yaşadıklarına çok üzülüyor ve ona sabırlar diliyor. Topluluk sekmesinde paylaştığı görme engelli birine yapılan tacizleri hatırlatıyor ve bu tür davranışların şerefsizlik olduğunu vurguluyor.

Zulme Karşı Durmak ve Destek Olmak

Engelli olması, insanları dışlayacağımız anlamına gelmez. Engelliler de birer insan. Ailede başlayan ayrımcılığın nelere yol açabileceğini vurguluyor. Bir insanın hastalığıyla, engeliyle dalga geçilmez. İzleyicilerden yorum ve beğeni atarak bu kardeşimize destek olmalarını istiyor.

Teşekkür ve Kapanış

Videolarına like ve yorum atarak destek olan izleyicilere teşekkür ediyor. Süper sticker gönderenlere de teşekkürlerini iletiyor. Teşekkürler hediyesi göndermek isteyenler için bilgilendirme yapıyor. Daha güzel yarınlara ulaşmak dileğiyle gelecek bölümde görüşmek üzere veda ediyor.

Summarize any YouTube video in seconds

Get summaries like this one for any video, in your language, with the free Summ app.

Download on the Apple Store
Get it on Google Play

Transkript

YouTube Transcript Generator

0:02 [Müzik] Keşke Yapmasaydım programından herkese selamlar, sevgiler. Ben yönetmen Yunus Şevik. Kanalımıza ilk kez geliyorsanız abone olup bildirim zilini açarsanız mutlu oluruz. Ayrıca videonun sonuna kalanlar için süper teşekkürlerle ilgili bir teşekkürümüz olacak. Benim içim kanadı, içim ağladı. Hani bir ara topluluk sekmesinde görme engelli birisine yapılan akrabası tarafından taciz anlatmıştım ya. O iğrenç durum. İçim acıdı. Neler neler var. Kan dondurucu şeyler var. İçiniz yana yana dinleyeceksiniz siz de. Bu hikaye cinsel bir hikaye değil. Cinselliği anlattığımız bir hikaye değil. Topluluk kuralları gereği

0:48 özellikle altını çizerek söylüyorum. yaşanmış olaylardan yapılan hataları insanlar izlesinler ki biz burada doğrusunu anlatalım diye. Bir nevi öğretici nitelikte hikayeler bunlar. Bunu belirteyim. Hikayeye başlayalım dostlar. Videomuzu izledikten sonra düşüncelerinizi yorumlara yazabilirsiniz ama unutmadan like tuşuna basarsanız gerçekten mutlu oluruz. Yaptığınız yorum ve like'lar verdiğimiz emeklerin karşılığı olacaktır. Merhaba Yunus Bey. Ben Anadolu'da yaşayan çok çocuklu bir aileye mensup, engelli bir bireyim. Şu an 36 yaşındayım. Ömrüm dayak yemek, tacize uğramak da geçti. Sadece ben değildim

1:35 ama dayak yiyen. Biz iki erkektik. Narsist abim ve ben. Bizim haricimizdekilerin 6 tanesi de kızdı. 6 tane kız ve ben de engelli olduğum için evlat sayılmayı bırakın insan bile sayılmazdık. Annem tarafından değil tabii. Annem sert ve otoriterdi fakat aynı zamanda da merhametliydi. Tek yanlışı ben engelli olduğum için narsist abimi tek erkek evlat, tek oğul olarak görüp şımartmıştı. Böyle bir yetiştirilme tarzına sahip olan abim de ben Allah'ın oğluyum demeye vardıracak kadar narsist bir kişiliğe sahipti. Tövbe haşa. Kızdığı zaman anneme hayvanoğlu hayvan.

2:22 Siz hepiniz ne o çocuklarısınız bile derdi. Babam toptancı dükkanı işletirdi. Fakat her daim dükkanda durmaz. Narsist abimi dükkanın başına koyardı. Dükkana bakmaktan hoşlanmayan abimse evin altında bulunan bakkaldan evi arar. Telefon meşgulse eve gelir. Eğer annem evde yoksa ablamlarıma oğlar klar. Bu telefon neden meşgul? Kiminle hepsini sıra dayana çeker ve belinden kemerini çözüp onları kemerle döverdi. Ablalarımın en küçüğünü halamın çocuğu yok diye halama vermişlerdi. Ablam anne babasını biliyor fakat halamın yanında kalıyordu. Halamdan izi kopardıkça bize

3:08 gelirdi. Orada başka çocuk olmadığı için sıkılır, bizim ev kalabalık olduğu için sürekli bize gelmek isterdi. Bu gelişlerin çoğunda da bu kemerli yemek sofrasından maalesef o da nasibini alıyordu. Abimiz beni de çok döver ve evden çıkmama izin vermezdi. Ben hep bu narsistin evde olmadığı zamanlarda komşuların evlerine giderdim. Çünkü sokağa çıksam sözde abim olacak kişi beni döverek eve yollardı. Ablalarım onun dayağından kurtulabilmek için bir an önce evlenip kurtulayım diye dua ederlerdi. Lakin en küçük ablamın kaderi maalesef diğer ablalarımınki kadar açık olmadı. Bir gün amcamın hanımı bizim eve gelmiş. Ben de halamlarda ablamın yanındayım.

3:54 Halam ve amcamın hanımı küstü birbirlerine. Ablam yalvardı halama. Bibi, Bibi. Ne olur Anagile gideyim diye. Halaya biz de Bibi denir. Halam benimle beraber bize gelmesine izin verdi. Lakin bir şartı vardı. Halam elini ıslatıp ablamın ensesine dokunarak, "Eğer orada o kadının elini öper, onunla konuşursan kıyamet günü günahım senin boynuna olsun. Hakkım sana haram olsun." dedi. Ablam da tamam. dedi. Geldik bize. Ablam yengemin elini öpmedi. Ona hoş geldin bile demedi. Yengem bir acayip oldu anama. Kız bu o nokta nokta

4:40 neden benimle konuşmuyor? Yoksa o da halasının türküsünü mü sürdürüyor? Deyince anam yok bacım olur mu öyle şey? Bizim zamanımızda sizinle dargın olduğumuzda hangi çocuğumuz sizinle bağlarını kopardı ki? Onun başka bir sebebi vardır." dedi. Sonra anama ablama, "Kızım niye yengenin elini öpmedin?" deyince ablam kekeledi. "Başım çok ağrıyor. O yüzden unuttum." dedi. Konu kapandı. Akşam olunca amcam hanımını almaya geldi. Ben, annem, babam, amcam ve en büyük ablam oturma odasında oturuyorduk. Amcamın hanımı ve narsist abimin hanımı yan odada oturuyorlardı.

5:25 Bir zaman sonra narsist abim de gelip yan odadakilerin yanına geçti. Bu arada narsist dediysem hem bize hiçbir zaman gerçek bir abi olmadığı hem de ismini söylememem gerektiği için narsist diyorum. Zaten adı da kendi de yerin yedi kat dibine batsın inşallah lanetullah. Neyse. Oturma odasında amcam ve babamla beraber oturan annem, büyük ablam, ben ise bir anda deprem gibi bir hıçkırıkla yerimizden sarsıldık. Oturma odamız banyonun hemen yanındaydı. Annem de ben de banyoya koştuk. Halamın yanında kaldığını ve bize ara sıra geldiğini belirttiğim ablam hıçkırıklarla sarsıla sarsıla ağlama krizleri geçiriyor ve yüzüne su çarpıyordu.

6:11 Tabii zangır zangır da titriyor. Engel durumumu söylemedim. Ben görme engelliyim. Lakin isimleri söylemiyorum. Çünkü tanınmak ve bilinmek istemiyorum. Zira gerçek kimliğimle yazmış olsam ve bu duyulursa kesinlikle öldürülürüm. O yüzden kendim dahil hiçbir isim yazmadım. Neyse biz yine o ana geri dönelim. Anam tutmuş kızın başını suyun altına kendine getirmeye çalışıyor. Ablam biraz kendine gelir gibi oldu ve başladı anlatmaya. Abim geldi eve. Karısı bacın yengenin elini öpmedi. Yengeye hoş geldin de demedi. dedi. Sonra abi beni yanına çağırdı. O nokta nokta. Niye yengenin elini öpmedin?

6:57 dedi. Ardından da ensede patlayan bir tokat. Söylesene sağ yanakta başka bir tokat. Kime diyorum? Sol yanakta başka bir tokat. Sonra kriz. Elim mahkum. Başladım anlatmaya. Bibi beni zorladı. Ya öyle mi? Bekle bak ben senin başına ne getireceğim. Amcamın hanımına yenge donunu indir öptüreceğim. demiş. Yengem yalvar yakar olmuş. Elinden almaya çalışmış ablamı. Güç yetiştiremeyince de, "Tamam o dediğin olmaz ama elim öpsün." demiş. Ama narsisti ikna edememiş. Zavallı kızcağızı amcam hanımın ayağını öptürmüş. Namussuz.

7:42 Anam rezil rüsva etti onu. Fakat insanlıktan nasip almamış ki mahluk utansın. Ve aradan aylar geçti. Ramazan bayramının ilk günü. O gün bacım, halam ve eniştemle birlikte bize bayram ziyaretine gelmişler. Bu kızcağız masumane bir erkek arkadaşı olayı olduğu çalınmış narsistin kulağına. Narsis efendi anamla konuşurken bacım da o konuşulanları duyuyor ve narsistin sadece yengemin elini öpmedi diye başına getirdiklerini düşünüp şimdi daha fazla yapar diye o korkuyla gidip babamın evinde duran ve yerin daha önce görmüş olduğu tabancasını alarak kendini öldürüyor. Öldürmüş kendini. Tabii bu bilinmediği ve kanıtlanamadığı için onarsız köpek

8:28 adi mahluk bir akşam bile nezarete girmeden yırtı. Rahmetli bacım 13 yaşında göçtü bu dünyada. Annem sadece 39 ay dayanabildi bu evlat acısına. Sonra bacımın mezarını ziyaret etmeye niyetlendiği gecenin sabaha vefat edip kızının yanına gömüldü ve gelelim bana. Ben daha 4 yaşındayken o narsistin kızı geldi dünyaya. Henüz çocuk olmadan büyümem emredildi. Ben 4 yaşındaydım. Onun kızı daha yeni doğmuştu. Zaten bana oyuncak falan alınmıyordu. Gelen misafir gelirken bana oyuncak hediye getirse bile annem onu benden alıp sen artık büyüdün. O

9:13 oyuncağı yeğenine ver. Onu olsun. Amcaların oyuncaklarla oynaması çok ayıp. Diyerek benden alıp kundaktan henüz çıkarılmamış bebeğe kaldırırdı. Ben hep çocuk biraz büyüsün o zaman beraber oynarız diye hayal kurardım. Ama o çocuk 2 yaşına gelip oyuncaklarla oynamaya başladıktan sonra benim için değişen hiçbir şey olmadı. Çünkü ben bedenen noksan olduğum için narsist abim evde tek erkek evlat psikolojisiyle büyütülmüştü. Bundan dolayıdır onun kızı da evin tek oğlu olarak kıymet gören o narsistin ilk çocuğu olduğu için annem ve babam tarafından onun veledine babasından daha çok köl edildim. Şımartılarak ve her istediğinin anında yerine getirilerek büyütülmüş olması o

10:00 kızı daha 2 yaşındayken paylaşma duygusundan yoksun biri haline getirmişti. Evde oyuncaklarını çıkarıp oynamaya başladığı zaman ben de onunla oynamak isterdim. Bağırıp kendini yerlere atardı. Babam da, "Niye torunumu ağlatıyorsun?" diye kaldırdığı gibi odanın diğer ucuna beni fırlatır. Ama yine de hırsını alamayıp beni defalarca duvara vururdu. Sanki torunu çocuk ben yetişkinmişim gibi. Oysa ben daha 4 yaşında elinden zorla oyuncaklara alınmış, çocukluğu yüreğine hapsedilmiş, gözyaşlarını hep yüreğinde saklı tutmak zorunda bırakılmış bir çocuktu. Her seferinde bana üzülmekten annemin migreni tutar. Bütün gün yataktan başını kaldıramazdı. Annem ben dayak yediğim için ağlarken okul okuduğu için bizde kalan dayıoğlu

10:47 anneme dönerek, "Allah akıl fikir versin. İnsan hiç bu yüzden ağlar mı? Ne olmuş dayak yediyse? Ama öldü mü yani?" diyerek annemi ağladığı için kınardı. Benim gözüme baktırmak için Büyükşehre gittiğimizde annem bir oyuncak almış. Çok güzel bir lego takımı. Benim haberim yoktu. Bir gün annem ve yengem evde olmadıkları bir sırada diğer ablam ve onun bir küçük çocuğu olan ablam oyuncak lego takımına çıkarıp bana gösterdiler. Gösterirken de ana bunları sana almış ama sana verene kadar bizim sana gösterdiğimizi söyleme. Yoksa oyuncağı çıkardığımız için ana bize kızar dediler. Ben de tamam dedim. Normal zamanlarda benim de ağzımda bakla aslanmazdı ama daha küçücük yaşta gizli

11:32 kapaklı işlere merak sardığım için uzun bir süre sesimi çıkarmadım. Bu arada o oyuncağın da hayalini kuruyordum. Narsistin veledi 1 bu5 yaşına geldi. Ondan sonra hayalimde gezinen geceleri rüyamda çıkarıp oynadığım oyuncak çıktı ortaya. Dayanamayıp anneme, "Ana sen bunu bana almamış mıydın? Niye o kıza verdin?" diye sordu. Annem de, "Yok oğlum. Kim söyledi sana aldığımı? Ben onu yengen hamileyken onun bebeğine aldım." dedi. Daha o zamanlardan itibaren öğrendim dirayetli olmayı. Belki aylarca hemen hemen her gece yorganın battaniyenin altında sessizce bizimkiler sabah namazına kalkıncaya kadar ağladım. Ama ne bir kere bile onlara sesimi duyurdum

12:19 ne de onların beni ağlarken görmelerine izin verdim. Ben yorganın altında ağlarken en ufak bir kıpırtı duysam ta ki herkesin uyumuş olduğundan tamamen emin oluncaya kadar saatlerce kendimi tutar ağlamazdım. Şimdi bu yazdıklarımı okurken bu kadarın da mübalaa olduğunu düşünebilirsiniz. Niye? Bu oyuncak zamanın bulunmaz Hint kumaşı mıydı diye düşünebilirsiniz. Belirtilmek istediğim oyuncağım bana değil de o çocuğa verilmiş olması değil. benim hiç oyuncağımın olmamasıdır. Ama kendimi onun vasıtasıyla yetiştirmekte olduğum bir radyom vardı. Fakat elimde oyuncak olmadığından mıdır nedir? Bana en uzun dayanan radyonun süresi 3 yahut 4 ay olurdu. Her

13:05 seferinde radyoları hurda ettiğimden dolayı en az yarım yıl radyosuz kalmakla cezalandırılırdım. Yalnız bilmenizi isterim ki hani şu önce parçalar halinde olup daha sonra birbirine takılarak ev yahut araba şekline sokulan lego oyuncaklar var ya işte o oyuncakların hevesi halen içimde durur. Hani oyuncakların şöyle bir özellikleri var. önce 100ü'e yakın parçalar halindedir. Birbirine takıldıkça büyür ve büyüdükçe hassaslaşır. En ufak bir teprinşte yıkılır ve her bir parçası bir yana dağılır. Bazen ancak saatlerce aradıktan sonra tüm parçaları bulursunuz. Bazen de parçalarını hiç bulamazsınız. Zamanla kaybolur gider ve artık onun parçaları hep eksik kalır. Sahibi de

13:51 artık parçaları eksik olduğu için oyuncağından yavaş yavaş soğumaya başlar. İşte ailemde benim çocukluğumla birlikte bütün geleceğimi de tıpkı oyuncağın yıkılıp her bir parçasının ayrı yanlara dağılarak kayboluşu misali psikolojik anlamda benim her bir parçamı bilinmez diyarlara savurup dağıttılar. Ben halen onların dağıtmış oldukları o parçaları psikiyatri ilaçlarıyla ve psikoterapilerin aracılığıyla toparlamaya çalışıyorum. Böylesi bir durumda ne kadar başarılı olabileceğimi bilmiyorum doğrusu. Neyse ben radyolarımı bozunca bir süre radyosuz kalmakta cezalandırılırdım demiştim ya. İşte bana uzun bir süre radyo almadıkları gibi radyom bozunca her seferinde ben o narsistten dayak yerdim. Dayak yiyişimin sebebi de narsist

14:38 elektronik eşya tamirinden çok iyi anlardı. Bu yüzden kimin televizyonu, kimin teybi bozulsa hemen bizimkine haber gönderirlerdi gelip tamir etsin diye. Annem benim bozulan radyolarımı da ona yaptırmak isterdi. Ama o radyolarımı ilk birkaç kere tamir ettikten sonra artık yapmak istemiyordu. Ama rahmetli annem ona çocuk zaten. Bu yüzden canı çok sıkılır. Ne yapsın? O da can sıkıntısını gidermek için böyle oyalanıyor. Allah rızası için çocuğun radyosunu yapıver diye onu radyomu yapmaya ikna etmek için dil dökerdi. Narsist abim bana bu yüzden kızdığından çok döverdi. Çünkü anneme karşı uzun süre yapamayacağım diye direniyordu. Rahmetli annemse her seferinde kendini narsiste yalvarmak zorunda bıraktığım için kızıyordu. Aslında şöyle bir

15:25 düşünecek olursak, her ne kadar sinirine hakim olamayıp kızıp dövmüş olsa da, ailemde bana en çok empati halinde yaklaşan rahmetli annem olmuştu. Bazen babam yahut narsist beni dövdüğü zaman beni döven kişiye hep şu sözleri söylerdi. Zalim, zalim sen hiç Allah'tan korkmaz mısın? Vicdanın nasıl el veriyor bu amaya el kaldırmaya? Onun akranları şimdi liseye giderken o gözünden dolayı bu evde hapishane mahkumundan farksız değil mi? Elektrikler 5 dakika kesilse hepimizin eli ayağına dolanır. Ama hangimiz 24 saat karanlıkta kalan bu garibe Allah sabır versin diye dua ediyoruz. Allah ona bir dert, bir imtihan vermiş. Biz elimizden geldiği

16:11 kadar ona destek olup külfetine nimet olacağımıza her birimiz kendimize göre onda suç aradık derdi. Annemden de dayak yiyordum ama annem bana hiç kıyıp da öyle evre çevre dövmemiştir. Annemin en küçük dayağı bir, en büyük dayağı da iki tokat. Üçü tamamladı. Bir tek radyolarımı bozduğum zamanlar da olurdu. Ama benim suçum değil ki. Ne bana oyuncak alıyorlardı ne de beni diğer akranlarım gibi dışarıya bırakıyorlardı. Ancak ara sıra ablalarımla gezmeye giderdim. Ablalarımdan biri beni 6 yaşıma kadar çok sırtında taşıdı. Sırtı benim yüzümden hasarlı kaldı adeta. Bir de annemden izin kopardıkça komşularımızın

16:56 evlerine giderdim ama oralarda rahat durmazdım. Bir seferinde binadaki bütün evleri tek tek dolaşıp pazar günü bizim evde kadın mevlüdü var diye binadaki bütün kadınları olmayan mevlüdümüze davet ettim. Daha sonra da evin biraz ilerisindeki kahveye giderek pazar günü bizim evde erkek mevlü var. Herkes davetlidir. Dedim pazar günü olunca ev erkekler ve kadınların akınına uğradı. Biri gitmeden biri geliyordu. Annem ablama ne oluyor orada? dedi. Ablam, ana, bu oğlun gitmiş komşulara, "Pazar günü bizim evde mevlüt var. Herkes davetlidir" demiş. Dedi. Bu arada kapıda karşılaşan kadın ve erkeklerinin sesleri bana geliyordu. Birbirlerine de hem kadınları hem erkekleri çağırdıklarına

17:42 göre herhalde odanın birinde kadın, birinde de erkekler için mevlut okutulacak diyorlardı. Annem baktı ki gelip boş dönenlerin ardı arkası kesilmiyor. Artık en son olarak beraber gelen üç kadına mahcubiyet dolu bir sesle dönerek dedi ki bu şerefsiz var ya sizleri kandırıp buraya kadar boşuna yorup zahmete sokarak hakkınıza girdi. Mevlut falan yok ama isterseniz buyurun sohbet ederiz. İsterseniz evlerinize gidin. Ben bu oğlanı öldüreyim. O zaman gerçekten bir mevlit okutup o mevlüde çağırayım sizi." dedi. Komşular baktılar ki annem bana çok sinirlenmiş. Belki de beni döver düşüncesiyle bazıları içeri girip annemi yatıştırmaya çalıştılar.

18:28 Anneme bacım bir şey olmaz. Komşum çocuktur gözleri görmüyor. Yazıktır ellemeyesin. Belli ki canı sıkılmış. ondan yapmış. Allah rızası için onu bizim atımıza bu defalık hoşgör diyerek beni o gün dayak yemekten kurtardılar. Ama çok uzun bir süre komşulara gitmem yasaklandı. Hal böyle olunca radyolarla aramdaki diyalog 10 kat daha arttı. Ben de bu yüzden radyolarımı da dahil olmak üzere elimi ne geçirirsem oyuncak yerine kullanıyordum. Bazen narsistin kızının oyuncaklarını da gizli gizli kırardım. O da ak ermediğinden ben kırmadım diyemiyordu. Ama narsist başta olmak üzere beni hakir görüp engelimden dolayı

19:13 benden utanırlardı. Özellikle narsist bu yüzden benim evden çıkmama asla izin vermezdi. Hatırlıyorum da ben dışarıya hep o narsist evden çıktıktan sonra çıkardım. Buna rağmen o da hep beni dışarıda yakalayıp döverek eve yollardı. Bu hal 6 yaşımdan 21 yaşıma kadar devam etti. Ha, eziyeti bundan mı ibaret? Değildir elbette. Hayır. Rahmetli anamın zamanında ameliyatta rahme alınmıştı. Narsist efendinin karı koca polis olan çift arkadaşı anamı sormak için bize geleceklerdi. Misafirler gelmeden sevgili abim beni mutfağa aldı ve bana dedi ki, "Birazdan misafirlerim gelecek buraya. Arkadaşım seni görmüş ama karısı

20:00 tanımıyor. Sakın olada kadınların oturduğu odaya girip de beni insanlara karşı rezil etmeyesin. Erkeklerin oturduğu odaya da gelme. Diğer arkadaşlarım da gelecekler. Sen en iyisi mutfakta yahut küçük odada otur. Bak eğer gelirsen kardeşim demem gebertir. Katilin olurum." dedi ve misafirler geldi. Ben mutfakta otururken arkadaşının karısı su içmek için mutfağa geldi. E beyefendi de bana kadına görünme dedi ama kadın mutfağa geldi. Ben kendi kendime şimdi ne yapacağım diye sorarken ablam kadına keşke rahatsız olmasaydınız. Söyleseydiniz suyunuzu ben getirdim. Dedi. Kadın da ya ne olacak? elime mi yapışır diye cevap verdi ve korktuğum başıma geldi.

20:48 Kadın bana dönüp, "Sen nokta nokta beyin neyi oluyorsun?" diye sordu. Ben narsistin korkusundan kadına cevap veremedim. Demek ki erkeklerin oturduğu odanın kapısı açıkmış ki beyefendi hışınla mutfağa geldi ve kadına dedi ki, "Yenge, bırakın onunla konuşmayı. Boş verin. O size ve konumunuza göre biri değil. Hadi buradan çıkalım." deyip dışarı çıkardı. Daha sonra yengem duymuş. Kadın bizimkine demiş ki, "O nasıl söz bey? Peki söyler misiniz? Kim bize göre öyleyse diye bozmuş onu. Ayrıca ben küçükken dilimin petek olduğunu söylüyorlardı. Narsis benim taklitlerimi yaparak insanları eğlendiriyordu. Bunu özellikle de kadın misafirlerin yanında daha çok yapıyordu.

21:35 Yine bir gün amcamın hanımı, ablası ve yeğeniyle birlikte bize geldiler. O gün de narsist evden çıkmadı. Gün boyu benim konuşmamı ve bir yere çarpmamak için elimi önüme doğru uzatarak yürüyüşümü taklit ederek misafirlere kahkaha matinesi yaşattı. Misafirler gittikten sonra anam ona dedi ki, "Taklitlerini yaparak insanları güldürdüğün kişi senin kardeşin değil mi?" O da anama, "İnsanın keyfini kırmak da üstüne yok. Alt tarafı biraz eğlendik. Hepsi o kadar. Bunu fazla büyütme" dedi. Sonradan amcamını hanımı anama, "Elti, biz size geçen geldiğimizde oğlum bizi öyle bir güldürdü ki gülmekten o gece yeğenimin sabaha kadar karnı ağrımış." dedi. Anam da amcamın hanımına dönerek, "Elti, o

22:22 düşüncesiz o gün gözleri görmeyen kardeşiyle alay etmekten ve o kardeşini takdit etmekten başka hiçbir şey yapmadı. Sen yeğenine söyle. Canı sıkıldığında ve gülmeye ihtiyacı olduğu zaman bize gelsin. Onu geçen gün güldüren evde olmasa bile o ağ oğluma bakarak büyükoğlumun yaptıklarını hatırlayıp gülebilir." diyerek amcamın hanımını kinayeli bir şekilde tersledi. Benim gözüm görmediği için eslediği zaman ağzımı kapayarak eslemem gerektiğini bilmiyordum. Esneyenleri gözümle görmemiştim. Kimse de bana esnerken ağzımı kapayarak esnem gerektiğini söylememişti. Nenes derken narsist ağzımın ta içine öyle bir tükürdü ki ağzımın içi hortumdan su içmişim gibi tüklüğüyle dolardı. Bu hal rahmetli anamın bu

23:09 yüzden tansiyonu yükselerek bayıldığı güne kadar sık sık tekerrür etti. Ama onun zulmü bununla bitmedi. Bunun bir tane elektroşok gibi bir şeyi vardı. Dokunduğu yere elektrik çarpardı. Bu mahluk o cihazı o kırılmayası ama kangren olup bütün vücudunu sarıp taş kesilesice eline bir alırdı ki sonra evin içinde oradan oraya kahkahalar atarak beni kovalardı. Bazen yakalardı. Bazen de annem bana eziyet etmesin diye ona adeta yalvarırdı. Bir keresinde annem elbise dolabının içini boşaltıp beni oraya kilitledi. O gün saatlerce o dolabın içinde kapalı kaldım. Çünkü annemden dolabın anahtarını alana kadar evden çıkmamak için inat etmişti. Anam onu babamı dükkandan çağırmakla korkutunca

23:56 vazgeçti. Şükürler olsun ki sonunda o mahluk babamın dükkanına bakmakta olduğu bir gün o cihazı kaybetmiş. Ama zalimin zulmü biter mi hiç? Eve geldiği zaman çoraplar gibi kokardı. Bana derdi ki, "Gel sana Mevlana şekeri aldım. Eğer yanıma gelirsen şekeri alırsın." derdi. Yanına gittiğimde elimi ona doğru uzatırdım. Abi hani şeker nerede derdim. O da bana şeker erimiş. Elin batmasın. Ağzını aç sana yedireceğim. Derdi. Ben ağzımı açınca az önce sözün ettiğim o gibi kokan çoraplarını ağzıma sokar. Sonra kahkahayla gülerdi. Bense midem bulandığı için bazen o gün boyunca bazen de günlerce yemek yiyemezdim. Annem onu engellemesin diye de bu hareketlerinin

24:43 çoğunu anam evden çıkınca yapardı. Ben evde yalnız değildim. Evde bacılar da vardı. Ama kızlar onun korkusundan ağızlarını bile açamazlardı. Kendini öldürenin bir büyüğü ablam haricinde diğer ablalarımın düğünleri evde yapıldı. Bir tek o ablamın düğünü annemin vefatından bir yıl önce düğün salonunda yapıldı. Babam benim o düğüne gitmeme izin vermedi. Bana gerekçe olarak da engelli oluşumu gösterdiler. Damadın ailesi evimize gelip gittiklerinden dolayı seni görmemeleri için bir şey yapılamazdı. Ama damadın akrabalarının seni orada görmeleri bizim için büyük bir ayıptır." dedi babam. Bir gün ben ve başka şehirde oturan ablam beraber yeni evlenen ablamın evine

25:28 gittik. Eniştemin halasının oğlu oradaydı. Hiç unutmam. ablama demiş ki, "Yenge, sizin ailenizin hepsi böyle sakat mı?" "Ablamın kayın validesi aynı zamanda benim de manevi anamdır." Dönüp de oğlana, "Öyle söyleme oğlum, hem insanların kalbi kırılır hem de Allah'ın gücüne gider yavrum" dedi. Bana olan sevgisi ve annesiz oluşumdan dolayı olan merhameti hiçbir zaman yapmacık olmadı. Hatta bazen evlerine gittiğimde ablamla araları açık olurdu. O zamanlarda bile bana olan sevgisi hiç değişmezdi. Bana çoğu zaman adımla seslenmez, oğlum diye hitap ederdi. Ablamı kayın validesiyile alakalı dediklerimden anlaşılmasını istediğim şey bir insanı hele ki engelli yahut bir öksüzü mutlu etmek aslında hiç

26:15 de zor değil. Bir tebessüm edip elinizi onun yüzüne doğru gülümseyerek uzattınız mı? İşte yalnızca o an için bile olsa o kişinin eksik kalan bütün ihtiyaçlarını siz tamamlamış oluyorsunuz. İşte bu yüzden o teyzemden çok razıyım. Allah razı olsun ondan. İnşallah Allah da ondan her iki can razı olsun ve onu cennette daha dünyaya gelmeden, babasını henüz küçük yaştayken de annesini kaybetmeden Hzreti Peygamber Aleyhisselam Efendimize komşu eylesin inşallah. İnşallah. Neyse biz yine bizim aileye dönelim. Dönelim. Bizim orada her Perşembe mezarlığa gidilir. Narsist Efendi hanımı ve dayımın kızını arabasına koyup anamın

27:01 mezarına götürürdü. Bir defasında ben de gitmek istedim. Beni tutup tekme tokat övdükten sonra onlar da almadan çıktı gitti. Yengem dayımın kızına, "Hadi biz onsuz yaya gidelim." dedi. Dayımın kızı yengeye dönüp, "O mezarda yatan bu oğlanın da anasıdır. Kimsenin onun da anasının mezarını ziyaret etmesini engellemeye hakkı yoktur. Hadi onu da alıp gidelim." dedi. Ve biz çıktık öylece yola. Giderken yolun yarısına gelince arabasıyla önümüzden geçiyordu. Arabasını durdurdu ki onları alsın. Beni onlarla görür görmez onları almadan bastı gaza gitti. Buna sinirlenen yenge ile dayımın kızı yol boyunca bana çatıp durdular. Bana

27:47 sürekli, "Sen olmasaydın bizi götürecekti." dediler ve anamın vefatından hemen sonra babam evlenmek istedi. İnsanlar evliliğini kınamasın diye de bana bakabilecek kimse olmadığını bahane etmek için teyzem annemin 40kında bize geldiğinde teyzeme kızını kendisine vermesi için ikna etti ve annemin vefatından 45 gün sonra teyzemin kızıyla evlendi. Dışarıdaki insanlarda bu kadar erken olan evliliği kınamasın diye de benim sakat çocuklarım var. Ben çocuklarıma baktırmak için evlendim." diyerek çocuklarım için evlendim havası vermek adına gidip teyzemin kızını aldı. Ama yeni hanımın gözüne tatlı görünmek için hemen hemen her gün beni banyoda

28:32 duran su hortumuyla döverdi. Doğru dürüst yıkanmama bile izin vermezlerdi. Yazın balkona demirden bir kazan bırakırlardı. Sözde su ısınacakmış. Ama kazanın musluğu aşağıda olduğu için suyu yine soğuk akıyordu. Ben de su sıcak olmasa yıkanamıyorum. Babam ve üvey annem şohbeni açamazsın diye beni zorla o soğuk suyla yıkanmaya mecbur bırakıyorlardı. Benim için iki seçenek vardı. Ya hiç yıkanmayacaktım ya da babamla üve annemin izin verdiği suyla yıkanacaktım. Artık diğer günlerde yıkanmıyordum ama bazen mecburen yıkanmam gerekiyordu. Ama o zaman mecburen kazandaki birazılık, biraz soğuk olan o suyla yıkanıyordum. Ama ne yıkanma?

29:18 Soğuk suyu başımdan aşağı döktüğüm zaman o suyu her döküşümde sanki elektrik çarpmış gibi sıçrayıp titriyordum ve hem yıkanıp hem de ağlıyordum. Gözüm sabunla doluyordu. Bir gün şohbeni açarak yıkanmak istedim. Üve anneme şopeni açmak istediğimi söyledim. Hayır baban sana tüpümüz çok gidiyor. Havalar sıcak şohbeni açma demedi mi dedi. Ben şohbeni açtım o kapattı. Ben açtım o kapattı. En sona benim dediğim oldu. Şopeni açık kaldı. Ben banyomu bitirdim. Tam abdest alacağım sırada su soğumaya başladı. Çıkıp şopeni tekrardan açabilmem mümkün olmadığı için mecburen titreye titreye çeşmeden akan suyla abdestimi alıp dışarı çıktım. Ve sırtıma sert bir şeyin değmesiyle

30:04 sırtımdaki havlu düştü. Ben ne olduğunu anlamadan babammış Şuran. Sırtıma vurarak düşürdüğü havlumu alamadan üryan olan bedenimi hortumla perişan etti. O günden sonra kış kelipte şopin açılmasına izin çıkana kadar çoğu zaman utanarak ve yaradana karşı yanarak söylüyorum ama çoğu zaman cünüp dolaşmaya başlamıştım artık. Çünkü onlara yıkanmam gerektiğini söylediğim zaman yaptıklarından utanıp pişman olacakları yerde bana, "Sen evli değilsin. Yoksa eşekle ilişkiye girip de mi cünüp oldun?" derlerdi. Bir de benimle ay ederlerdi. Evli olan ablamı da durumdan haberdar ettim. Ramazan'da rahatça istediğim gibi banyo edip orucumu rahatlıkla tutabilmem için beni Ramazan bitene kadar kendi evine

30:50 götürdü. Bu durum iki yıl devam etti. Evin içinde olanlar böyleydi ama evimizin içine bir de dışarıdan müdahale vardı. Narsist yine rahat durmadı. Üvey anneme onu destekliyor havası yansıtmak için haftada birkaç kez bize gelir. Ben dışarıda olsam da beni çağırır. Tü bahaneler yaratıp türlü türlü iftiralar ederek hem beni üvey annemin önünde nefessiz bırakıncaya kadar döver hem de bizden ayrılırken üye anneme derdi ki bak sana söylüyorum. Bunun en ufak bir hareketini görürsen ne eksüz ne de gözü görmüyor de. Yapıştır, döv ağzını burnunu kır ya da beni ara. Ben gelip onu kendime de sana da kurban ederim. Derdi

31:36 narsist bu zulmü 2004'ten 2012'ye kadar devam ettirdi. Hiç unutmam. Bir defasında onun evine Üvey annemle birlikte iftara davet edilmiştik. İftardan sonra ben tırnak kesilmesine benzeyen sesler duyar gibi oldum. Aradan biraz zaman geçti. Narsist bana dedi ki, "Çekirdek yiyecek misin?" Ben de yok yemeyeceğim. Dedim, "Bak ben yiyorum. Gel beraber yiyelim. Bana arkadaşlık et." dedi. Ben de o kadar sevindim ki abim artık beni hakir görmüyor diye yanına yaklaşıp elimi uzattım. Bana kült tablasını verdi. Ama bu kült tablasıdır. Yoksa beni kandırdın mı diye sordum. O da bana, "Yeng bütün tabakları makineye atmış. Temiz tabak olmadığından kür

32:22 tablasında verdim. Ama merak etme tertemizdir. Ben de aynısından yiyorum." dedi. Kült tablasına elimi getirdiğim zaman elime ne geldi sizce? İşte Allah'tan korkmaz mahluk bana çekirdek diye kürt tablasında kesilmiş tırnağını verdi. Ben durumu anlayıp kalkınca da gülmekten kalbe sıkıştı. Hanımı dönüp yani ne gerek vardı öyle yapmaya? Bu yaptığının insanlıkta ve Müslümanlıkta yeri var mı? Senin yüzünden sabaha kadar yatamayacak garibim üzülmekten." dedi. Narsist de kahkayla gülerek hanımına, "Çok da umrumdaydı sanki." dedi. Hanımı da kocasına hitaben, "İnsanın senin gibi abisi olduktan sonra düşmanı uzakta araması gerek yok." dedi. Sadece

33:07 dayaklar değildi benim çektiklerim. Ben engelli olduğum için çok tacize maruz kaldım. komşu amcaların, amcaoğullarının ve narsist abinin. Bizim eski apartmanın yöneticisi beni gördüğü yer ister ev ister apartman içi ister sokağın ortası olsun her görüşündüe bana küçük nasıl küçüğe iyi bak ha o bize lazım olacak derdi. Ben de anlamazdım. Büyüğümdür beni seviyor diye elini öper yanından ayrılırdım. Sonra bir gün ablama bacım yöneticinin beni severken bana iyi bak. Dediği küçük kimdir? dedim. Ablam şeytanın laneti ona olsun inşallah. Küçük senin şeyindir dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm adeta. Hemen yukarı çıkıp evindeki misafirlerin

33:53 gözünün önünde suratına 56 kez tükürük boşalttım. Sonra çocuklarını bize gönderip beni bizimkilere şikayet ettirdi. Annemle babam beni de yanlarına alarak evlerine gittik. Önce onlar benim adıma özür dilediler. Sonra da bana yöneticinin elini öptürüp özür dilettiler. Yıllar yıllar önce bir gün bakkaldaydım. Telefonum çaldı. Alo. Alo sen neredesin? Bakkaldayım abi. Çabuk eve gel çabuk. Ve ben apar topar eve çıktım. Analığımın ablası ve yengesi de gelmiş. Bizim narsist onların yanında bana, "Ne işin var lan bakkalda? Ben sana evden çıkmayı

34:39 yasaklamadım mı hiç?" Bakkalcı çay demlemişti. Biz de çay içiyorduk dedim. Beni çağırdı yanına. Önce eliyle bir taraflarımı okşayıp sonra da parmağını batırarak bana dedi ki, "Buranı bakkalcıya mı verdin? Bakkalcı bilmem ne mi yaptı?" dedi. Analığımın ablası güldü. Yengesi de mutfağa gelip bana sarılarak ağladı. Kurban olaydım. Keşke anacığınla birlikte sen de ölseydin de bugün sen bu zulme maruz kalmasaydın. Ben de şahit olmasaydım kuzum dedi. Depremde benim analığımı ablam ve beni de alıp köydeki tarla evine götürdü. Bizim narsisti ve ailesini de çağırdı.

35:25 Amcaoğlunun evi ağır hasar almıştı. Onlar da çağırdı köydeki evimize. Biz 4, narsist ve ailesi 4. Amcaoğlu ve ailesi 8 olmak üzere toplamda 16 kişiydik. 2+1'li bir evde yaşadık aylarca. Ben gündüzleri yatıyor, ikindi vakti kalkıp bilgisayarımla uğraşıyordum. E hem sayı kalabalık hem de kış geceleri uzun olunca geç vakte kadar otururlardı. Ben de diğer odada deprem haberlerini dinleyip ağlıyordum sürekli. Gece olunca pijamalarımı giymiş, yanlarından geçerken narsist ve bazen de amcamın oğlu pijamamı tuttukları gibi pilotla birlikte aşağı indirirler. Malum yerimi ortalığa gösterip kahkahayla gülerlerdi.

36:12 O an odada 82 yaşında babam, 52 yaşlarında olan analığım ve en büyük ablam narsistin 42 yaşındaki ikinci hanımı, amcaoğlunun 41 yaşındaki hanımı. Yine amcaoğlunun biri 24, biri de 26 yaşında olan iki kızı. Narsistin oğulları, amcamın oğlu, kızları hepsi orada. Bense 30 yaşını geçkinim. O zamanlar iki defa canıma kıymayı denedim. Hiç demeyin ki sen tepki göstermedin mi diye. Ben tepki göstersem de sen de çok terbiyesizsin. Niye hani seni sevdiklerinden takılıyorlar? Ne olmuş? Sen şakadan hiç anlamıyorsun deyip suçlardı beni. Ah kardeş ah canım

36:59 öyle acıyor ki. İnanın geçen hayat hikayesini okuduğunuz Tolga kardeşimin öyküsünü dinleyince ben de bunları en azından yazarak biraz olsun rahatlamak istedim. Çünkü hastane psikologları laf ola beri gele şeklinde dinler. Özel psikoloğa da param yetmez. Zira ailemin maddi durumu çok iyi olunca benim kendi şahsi engelli maaşım kesildi. İtiraz etsem de devlet kabul etmiyor. Fakat benim engel durumumdan dolayı aileme bakımım ve ihtiyaçlarım için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca bağlanan bir bakım ücreti var. Ve babam bu bakım ücretinden bana her ay sadece 1.000 L veriyor. E can sataşım da olmuyor. O yüzden maalesef özel bir psikoloğa da gidemiyorum. Kendime söyleyip kendimi ağlıyorum

37:46 halime. Bari dualarınızda beni anmayı ihmal etmeyin ne olur. Sizi ve bütün ekibinize sevgilerimi gönderiyor. Mektubumu gözyaşlarımla imzalayıp sizlere gönderiyorum. Yunus el vursun yarama demiş. Benim için böyle de bir not düşmüş. Var ya nefes nefese okudum kıymetli kardeşim. İçim daralarak okudum. Yüreğimi yanarak okudum. Çok daraldım ya. Ben bunları okurken daraldım. Sen nasıl yaşadın kardeşim? Rabbim sana ne sabırlar vermiş. Yolunu bahtını açık eylesin. Dualarım seninle. Kim bilir neler neler var bunların içerisinde arkadaşlar. Daha anlatılmayan.

38:32 Bir ara hatırlar mısınız? Ben topluluk sekmesinde paylaşmıştım. Görme engelli birine yapılan taisler. Ya adam göremiyor zaten. Ulan şerefsizler. Bu nasıl bir gammazlıktır? Bu nasıl bir şerefsizliktir? Günahlarını almak istemiyorum ama daha fazlasını da yapmış olabilirler. Belki anlatmak istemiyor. Belki anlatırsa farklı şeyler olabilir diye anlatmak istemiyor. Belki bazı yerleri tanımlamak için değiştirdi. İsimleri vermek istemiyor. Öldürürler diye. Olabilir. Allah korusun. Benzer bir hikayede okumuştuk hatırlarsanız. görme engelli birisi. Tolga diye sanırım o hikayeydi. Üvey annesiyle birlikte oluyor. Hamile bırakıyor. Yanlış hatırlamıyorsam dinleyenler hatırlayacaktır. Burada da öyle.

39:17 Kardeşimize o abisi olacak ya da kuzeni olacak bir şey yaptıysa tam bir şerefsizliktir. Öbür tarafta çekecekleri var. Hani böyle içim kan ağladı ya. Sonuna kadar böyle tetikte okudum. Ya bu nasıl vicdansızlıktır? Çorabından tut tükürüğüne pisliğine kadar. Nasıl bir pislik insanlarmış ya. Bunun şakası mı olur? Kaç yaşında insanlarsınız? Bu nasıl bir zulümdür? Bunun öbür tarafı da var, öbür dünyası da var. Bu zulüm nasıl bir zulüm ya? Nasıl bir pislik bu? Yazıklar olsun ya. Başka hiçbir şey söylemek istemiyorum. Gerekeni siz benim yerime yazarsınız. Ben topluluk kuralları gereği sözlerimi seçerek konuşmaya çalışıyorum. Bu nasıl bir vicdansızlık arkadaşlar? İçim ağladı ya. Boğazım kurudu okurken, içim daraldı

40:05 okurken. Her bir şey başka bir acı. Hiçbir bir Allah'ın kulu buna karşı çıkmamış. Bu nasıl bir adammış? Baba desen baba değil. Abi desen abiyi sayma. Bu nasıl bir abi? Eğer baba sahip çıksa zaten böyle olmaz. E ana da garibim yetememiş. Ne yapsın? Dinlememiş ki oğlan abisi. Oluyor böyle şeyler maalesef hayatta. Bazı şeyleri inanın anlatması da kolay olmuyor. Ya nasıl anlatayım size? İçim yana yana okudum. Bazı hikayelerin ağırlığı o kadar fazla ki siz de fark ediyorsunuzdur. Ben okurken o kadar fazla hissediyorum ki onun ağırlığını. O yaşanmış anlar böyle gözümün önüne geliyor. Benim midem bulanıyor. Benim içim kalkıyor. Benim

40:51 içim acıyor. Dayanamıyorum. Buradan böyle bir sihirli değnek olsa da bir ışınlanma olsa gidip kurtarsam onu. Öyle hissediyorum bazen. Gidip müdahale edebilsek keşke. Ama unutmayalım ki o günün yarını var. Yarına kalır, yanına kalmaz. Yüce Allah'ın adaleti var. Şaşmaz. Allah'ın adaleti şaşmaz. Engelli olması o insanları bizim dışlayacağımız anlamına gelmez. Engelliler de birer insan. Can. Abi dışlayınca herkes dışlıyor. Abi olarak sahip çıkmıyor. Radyosu bozuluyor, tamir etmiyor. Arkadaşlarını görüyor, bize göre değil diyor. Kovuyor, dışlıyor, benimseyemiyor. Niye? E ailede bitiyor diyoruz ya her zaman. Eğer evin otoritesi baba bu şekilde yapmasa abi o

41:40 şekilde yapamaz. Masaya vurur yumruğunu. Otur oturduğun yere der. O hareket edemez. Ama ne olmuş? Şımartılmış. Artık çevreden şeyden zulme dönmüş. Oyuncakları olmamış ya. Çok acı bir hikaye gerçekten. O hala içinde bir yara kalmış ya. O yara bende de bir yara oluştu. Bunu okurken. Kardeşimiz dinleyecek bu hikayeyi okuduğumuzda. Çok teşekkür ediyorum bize hikayesini gönderdiği için. Rabbim yolunu, bahtını açık eylesin. Hep güzel günlerin olsun. Hep iyi insanlarla karşılaş inşallah. Dualarım seninle güzel kardeşim. Son olarak şunu söylemek istiyorum arkadaşlar. Bir insanın hastalığıyla dalga geçilmez. Engeliyle dalga geçilmez. Şakası olmaz hastalığın. Şakalaşıyorlar. Onlar senin abindir.

42:25 Olmaz bu. Olmaz. Bu asıl terbiyesiz olanlar diyorlar ya. Sen terbiyesizsin. Abinler işte akrabaları seninle şakalaşıyor diye. Asıl terbiyesiz bu cümleyi kuranlar. Asıl terbiyesiz bu zulmü yapanlar. Bakın terbiyesiz diyorum. Kelimelerimi seçmeye çalışıyorum. Gerisini siz yazarsınız benim yerime yorumlara. Yiyeceklerim bu kadar. Ben şimdi bir mola vereceğim dostlar. Çünkü hikaye çok ağır bir hikayeydi. Aklımdan çıkmayacak olaylar var işin içerisinde. Öyle bir hikayeydi. Dediğim çok zor. Diyecek başka bir şey bulamıyorum. Sizler düşüncelerinizi yorumlara yazabilirsiniz. Dualarınızı eksik etmeyin bu kardeşimiz için. O yorumları okuyacaktır. Sizlerin yorumlarınızda mutlu olur. Manevi

43:12 desteklerinizde mutlu olacaktır. Başka insanlar da sizin yorumlarınızda güç alır. Buna inanın ve sizin bir beğeni ve bir yorumunuzla daha fazla insana vesile oluruz. İzlerken beğeni ve yorum atınca ne oluyor? Daha fazla insanın sesini duyurmak için vesile oluyorsunuz. Bu kardeşimiz mesela siz beğeni ve yorum atınca görüyor, hikayesini paylaşıyor. Belki başka bir narsist, pislik görecek bu hikayeyi. Merhamete gelecek. Belki birisi bir kötülük yapacak. Kötülüğe engel olacağız. Bilmiyoruz. Belki bir baba, bir anne çocuğunu ayırmayacak, sahip çıkacak. O yüzden dostlar yorum ve beğeni atmayı unutmayın lütfen. Hem daha fazla insana vesile olmak için hem de verdiğimiz emekler adına, programın devamlılığı adına desteklerinizi bekliyoruz. Paylaşımlarınızda daha fazla

43:59 insana ulaşırız. Paylaşırsanız da ne mutlu sizlere ve bizlere. İyi ki varsınız. Videolarımıza like ve yorum atarak bizleri manevi olarak destekleyen siz izleyicilerimize teşekkür ederiz. Ayrıca yayınlarımıza teşekkürler ve süper sticker gönderen arkadaşlara da bu nazik düşünceleri için çok teşekkür ederim. Bizlere teşekkürler hediyesi göndermek isterseniz videonun hemen altında bulunan paylaş kısmının hemen yanında bulunan teşekkürler kısmından bizlere dilediğiniz ölçüde teşekkürler hediyesi gönderebilirsiniz. Açılan pencerede hediyenizi seçtikten sonra yorumunuzu o pencereden yazabiliyorsunuz ve böylelikle yazdığınız yorum hediyenizle birlikte o videonun altında gözükecektir. Sizden gelen teşekkürler ve süper sticker hediyelerini görünce mutlu oluyoruz. Lakin teşekkürler ve

44:45 süper stickerlar isteğe bağlı bir şey. Zorunlu bir şey değil. Lütfen kendinizi zorunlu hissetmeyin. Manevi destekleriniz zaten bizler için yeterlidir. Lakin Yunus Bey, sizlere nasıl teşekkürler gönderebiliriz diyen arkadaşlar için bu videoyu bilgilendirme olarak hazırladım. Ayrıca bu videoyu her videomun sonuna koyarak bizlere teşekkürler ve süper sticker gönderen arkadaşlara da teşekkür etmek istedim. Daha güzel yarınlara hep birlikte ulaşmak dileğiyle inşallah. Gelecek bölümde görüşmek dileğiyle. Sevgiler, saygılar. Allah'a emanet olun. [Müzik]

Share

YouTube Video Özetleri