Kimsesizler ve Katiller! | Suçluyu Gördüm 01 | Timur Soykan

Onlar www.youtube.com

Kısa Özet

Bu video, gazeteci Timurykan'ın tanık olduğu gerçek bir suç hikayesini, Evrim ve Selahattin Sarıçiçek çiftinin töre cinayetine kurban gitmelerini anlatıyor. Hikaye, çiftin aşkı, kaçışları, ailelerinin baskısı ve sonunda kimsesiz bir şekilde öldürülmeleri üzerine kurulu. Timurykan, olayın detaylarını, tanık olduklarını ve adaletin sağlanamamış olmasını derin bir üzüntüyle aktarıyor.

  • Gazeteci Timurykan'ın tanık olduğu gerçek bir suç hikayesi
  • Evrim ve Selahattin Sarıçiçek çiftinin töre cinayetine kurban gitmesi
  • Aşk, kaçış, aile baskısı ve kimsesizlik temaları
  • Adaletin sağlanamamış olması ve töre kurbanlarının kimsesizliği

Giriş

Timurykan, "Suçluyu Gördüm" adlı yeni bir Onlar yayını başlattığını ve bu bölümde gazetecilik hayatında tanık olduğu gerçek suç hikayelerini anlatacağını belirtiyor. Amacının, hayatın acımasızlığını ve adaletsizliğini gözler önüne sermek olduğunu vurguluyor. Anlatacağı hikayelerin tamamen gerçek olduğunu ve herhangi bir kurgu içermeyeceğini ifade ediyor. İlk olarak, Evrim ve Selahattin Sarıçiçek çiftinin hikayesini anlatmaya karar verdiğini, çünkü onların kimsesizliğini, aşklarını ve öldürülmelerini asla unutamadığını söylüyor.

Sarıçiçek Çiftiyle Tanışma

Timurykan, Radikal Gazetesi'nde adliye ve polis muhabirliği yaparken, ajanslardan gelen bir haberde Evrim (26) ve Selahattin (27) Sarıçiçek çiftinin İstanbul Küçükçekmece'deki evlerinde öldürüldüğünü öğreniyor. Evrim'in 7 aylık hamile olması, Timurykan'ı derinden etkiliyor ve olayı araştırmaya başlıyor. Olay yerinde kapının zorlanmadığı, masada fazladan çay bardakları olduğu, katillerin misafir gibi geldiği anlaşılıyor. Bilgiye ulaşmak zor olsa da, yazı işleri müdürünün teşvikiyle araştırmaya başlıyor.

Adli Tıp Kurumu ve İlk İzlenimler

Timurykan, ilk olarak Adli Tıp Kurumu'na gidiyor. 2005 yılının Şubat ayında, soğuk ve kasvetli bir havada, Evrim ve Selahattin'in cenazelerinin otopsi için orada olduğunu öğreniyor. Adli Tıp Kurumu'nun içindeki atmosferi ve kokuyu tarif ediyor. Çiftin yakınlarının dışarıda beklediğini ve feryatlarının dinmediğini belirtiyor. Selahattin'in abisiyle konuşuyor ancak ketum davranıyor. Evrim'in yakınları arasında ise ailesinden kimse olmadığını, sadece aşiret mensuplarının bulunduğunu fark ediyor. Bu durum, olayın bir töre cinayeti olabileceği şüphesini uyandırıyor.

Cenaze Töreni ve Takip

Evrim'in cenazesinin memlekete götürüleceği söylenmesine rağmen, Kayabaşı Mezarlığı'na doğru götürüldüğünü öğrenen Timurykan, cenaze aracını takip etmeye başlıyor. Mezarlığa yaklaşırken, aşiret mensupları tarafından tehdit ediliyor ancak takibi bırakmıyor. Cenaze, köy camisinin önünde, musalla taşına bırakılıyor. Akşam namazı için gelen cemaat, tabutla karşılaşıyor ve cenaze namazını kılıyor. Aşiret mensupları ise uzakta bekliyor. Namazın ardından cenaze, Kayabaşı Mezarlığı'ndaki kimsesizler mezarlığına defnediliyor. Timurykan, bu anı ve Evrim'in kimsesizliğini asla unutamıyor.

Soruşturma ve Gerçekler

Timurykan, Demet Bilge ile birlikte olayı araştırmaya karar veriyor. Polis fezlekelerinde, kapının zorlanmadığı, katillerin yemek yediği, 7 boş kovan bulunduğu, Selahattin'in koltukta, Evrim'in ise balkona kaçarken vurulduğu belirtiliyor. Evde yarım kalmış bir bebek patiği bulunuyor. Ancak, delil incelemesi yetersiz yapılıyor ve katiller hakkında şüpheler yer almıyor. Evrim ve Selahattin hakkında bilgi toplamak için Birecik'e gidiyorlar ve hikayeyi oluşturuyorlar.

Aşk Hikayesi ve Kaçış

Hikaye, Şanlıurfa Birecik'te, feodal düzenin hakim olduğu bir ortamda başlıyor. Selahattin, yoksul bir aileden geliyor ve Muğla'da çalışarak para biriktiriyor. Evrim ise zengin bir aşiretin kızı ve ailesi tarafından başkasıyla evlendirilmek isteniyor. Evrim ve Selahattin, bir bijuteride tanışıyorlar ve birbirlerine aşık oluyorlar. Aşkları büyüdükçe, kaçmaya karar veriyorlar ve İstanbul'a gidiyorlar.

Tehditler ve Düğün

İstanbul'da özgürce yaşamaya çalışan Evrim ve Selahattin, ailelerinin tehditleriyle karşılaşıyorlar. Aile, Selahattin'in Birecik'teki ailesini ve Muğla'daki abisini tehdit ederek yerlerini öğrenmeye çalışıyor. Bir süre sonra, aileden haber geliyor ve evlenmelerine izin vereceklerini, Birecik'te düğün yapacaklarını söylüyorlar. Bu büyük bir risk olsa da, Evrim ve Selahattin düğüne gidiyorlar. Düğün hazırlıkları sırasında, ölüm korkusu yaşıyorlar. Düğün biter bitmez, Evrim'in annesi onları oradan uzaklaştırıyor.

Hamilelik ve Kardeşin İntiharı

İstanbul'a döndüklerinde, Evrim hamile olduğunu öğreniyor. Ailelerin barıştığını ve mutlu olabileceklerini düşünüyorlar. Ancak, Birecik'te Evrim'in abisi Cindi, töre gereği Evrim'i öldürmemek için intihar ediyor. Evrim, bu olaydan sonra büyük bir bunalıma giriyor.

Ölüm Tehditleri ve Cinayet

Evrim'in annesi, telefonda kızına "İkinizi de öldüreceğiz" diyor. Evrim ve Selahattin, kaderlerine teslim olmuş gibi bekliyorlar. 2 Şubat 2005 günü, evden gelen kurşun sesleri komşular tarafından duyulmuyor. İki gün sonra, polis eve girdiğinde Selahattin'i koltukta, Evrim'i ise balkona kaçarken ölü buluyor. Evde yarım kalmış bir bebek patiği ve 7 boş kovan bulunuyor.

Adaletsizlik ve Kimsesizlik

Timurykan, katillerin kim olduğu açık olmasına rağmen, dosyanın yıllarca açılmadığını belirtiyor. Töre kurbanlarının kimsesiz olduğunu, haklarını savunacak kimsenin olmadığını vurguluyor. 12 yıl sonra bir operasyon yapılıyor ancak deliller yetersiz olduğu için dosya tekrar kapanıyor ve herkes serbest kalıyor. Timurykan, Evrim ve bebeğinin kimsesizliğinin kendisini çok etkilediğini ve onlar için bir mezar başlığı yaptığını ancak mezarlığa bırakmasına izin verilmediğini anlatıyor. Bu ülkede töre kurbanlarının kimsesiz ve adaletsiz bırakıldığını ifade ediyor.

Summarize any YouTube video in seconds

Get summaries like this one for any video, in your language, with the free Summ app.

Download on the Apple Store
Get it on Google Play

Transkript

YouTube Transcript Generator

0:00 Merhaba, ben Timurykan. Suçluyu Gördüm isimli Onlar yayınına hoş geldiniz. Artık onlarda gerçek suç hikayelerini içeren suçluyu gördüm isimli bir bölüm yapacağım. Bu bölümde aslında bir şekilde meslek hayatımda, gazetecilik hayatımda tanık olduğum cinayetleri, karanlık olayları, kayıyık vakalarını anlatmaya çalışacağım sizlere. Birincisi aslında amacımız şu gazetecilik, muhabirlik gerçekten garip bir meslek. Yani yıllarca polis muhabirliği, adliye muhabirliği, gece muhabirliği yaptım. Bu çok garip bir şekilde bana olanaklar tanıdı. Yani insanların hayatlarının içinde, insanlar hikayelerinin içinde gezebiliyordu. Bu sırada o hikayelerde hayatın ne kadar acımasız olabildiğini, ne kadar vahşi olabileceğini, aynı zamanda ne kadar vicdanlı olabileceğini gördüm. Adeta hayatın bir hayal gücü

0:46 vardı ve kurgulamış gibi bize o olayları gösteriyordu ve aslında kendi hayal gücüme pes edip kurgu hikayeler de yazıyorum çünkü hayatın hikayesini yazmaya karar verdim ve öğrendim ki bu hayat gerçekten algıladığımız sürece dönüştürebildiğimiz sürece değişecek. Ben de bu yayında yani suçluyu gördüm bölümlerinde size birebir tanık olduğum gerçek suç hikayelerini anlatacağım. Hepsi tamamen gerçek olacak. Hiç kendimizden bir kurgu katmayacağız. tamamen hayatın varlığını, gerçekliğini ortaya koymaya çalışacağız. Şimdi bu bazen eski hikayeler olacak. Çünkü meslekte 25 yılım. Artık deneyimli bir gazeteciyim. O 20 yıl içinde, 25 yıl içinde gördüğüm hikayelerin zaman aşımına uğradığını düşünebilirsiniz ya da geçmişte kaldığını düşünebilirsiniz ama asla öyle değil. Çünkü bu lanet sistem değişmediği sürece, insan

1:31 değişmediği sürece, algılarımız değişmediği sürece yine bu karanlık olaylar, yine suç hikayeleri devam edecek ve devam ediyor. Şimdi ben de açıkçası o kadar çok olay yaşadık ki, o gazetecilik mesleğine, o muhabirliğe o kadar fazla olay sığdı ki ilk yayına gelirken hangi konudan başlamalıyım diye uzun süre düşündüm ve Evrim Sarı Çiçeklerle onun eşi olan Selahattin Sarıçiçeklerin hikayesini anlatarak başlamaya karar verdim. Çünkü ben onların hem kimsesizliğini hem de aşklarını hem de öldürülmelerini asla unutamadım ve unutmayacağım ve mümkün olduğunca insanın da onları hatırlamasını sağlamaya çalışacağım. Onun için Onlar yayının ilk suçluyu gördüm bölümünde Sarı Çiçekler çiftinin hikayesini dinleyeceksiniz. Önce onlarla nasıl tanıştığımı anlatmak istiyorum. Radikal Gazetesi'e çalışıyordum ve Radikal Gazetesi'e adliye ve polis

2:17 muhabirliği yapıyordum. O dönemde adliye ve polis muhabirliği yaparken ajanslardan gelen 5AN 1K kuralına uyan sade derinliği olmayan bir haberdi. İsimlerini ilk orada gördüm. Evrim 26 yaşındaydı. Selahattin 27 yaşındaydı. İstanbul Küçükçekmece'de Sultan Murat Mahallesi M so Sokaktaki evlerinde öldürülmüşlerdi. Tarih 2 Şubat 2025'ti. Haberi gördüğümde okuduğumda ve iki insanın katledilmesini gördüğümde ilgilendim olayla. Gerçekten de araştırmaya başladım. O sırada evrim sarı çiçeklerin 7 aylık hamile olduğunu öğrendim. Ya dişlerimi sıktığımı, çok öfkelendiğimi hatırlıyorum. Yani sonuçta orada aslında üç ölü vardı. Evlerinde polis girdiğinde evlerine kapının zorlanmadığını görmüştü. Masanın üzerinde fazladan çay bardakları ve kek tabakları vardı. katillerin eve

3:03 zorlayarak girmediği, misafir olarak geldikleri ve onları katlettikleri anlaşılıyordu. Olayı incelemeye başladığımızda, olayı araştırmaya başladığımızda bilgiye ulaşmak çok zordu ki gazetecilere polis de savcılıkta bilgi verirken Türkiye'de çok büyük zorluklar çıkartır ve araştırmak için daha kapsamlı bir çalışma gerekti. Meslektaşım, mesleği öğrendiğim, çok sevdiğim dostum Hakan Çelenk Radikal Yazı işleri müdürüydü. Sonra bu haberi inceleyeceğimi, araştıracağımı söyleyince hemen saçlarını böyle sürekli dağıtır. O hemen saçlarını dağıtarak hemen peşine düş haberin filan dediğini çok net hatırlıyorum. Ve haberin peşine düştüm. Öncelikle gideceğim adres belliydi. Polis muhabirliği, adliye muhabirliği yapanlar ama özellikle gece muhabirliği yapanlar da iyi bilirler. Bu tür haberlerde gidecek ilk yerlerden biri Adliye Tıp Kurumudur. Çünkü doğal olmayan ölümlerin, şüpheli ölümlerin hepsi Adliye Tıp Kurumuna gelir ve orası

3:48 gerçekten berbat bir yerdir. Yeni Bosna'da ama o zamanlar Cerrahpşa'nın yanında böyle bir rampa denilen bir kuytuda İstanbul Adli Tıp Kurumu vardı. Hemen Adliye Tıp Kurumuna gittim. Çok net hatırlıyorum. Bundan 20 yıl önce 2005 yılında Şubat ayı inanılmaz soğuk bir gündü. Kar tipi ve çok kasvetli bir hava. Adliye Tıp Kurumuna geldim. Oraya her gittiğimde şunu düşünürüm. Umarım buraya yolum düşmeden bu dünyadan göçüp giderim. Yani ölümün oraya gelmesini istemem gerçekten yani. Çünkü berbat bir yerdir. İçeride garip bir kimyasal kokar, ölüm kokar. Aynı zamanda böyle duvarlara tabutlar yaslanmıştır. Koridorunda böyle demir sedeler, her şey çok köşelidir. Böyle çok demirdir. Yani canlı olmadığını hissettirir insana. Yeşil örtüler, demir sertisi hediyeler. O koridorun içinde de içeride evrim sarı çiçeklerle yani yeni evli çift Selahattin Sarı Çiçeklerin cenazeleri vardı. Onların otopsi yapılıyordu. Küçük

4:34 bir pencere vardı hatta unutmuyorum. Orada hep bir tane güvenlik görevlisi olurdu. Onunla muhabbetim iydi memur. Ona sordum. Birazdan çıkartacaklar cenazeleri filan dedi. Ben de adliet kurumunun çevresinde yakınları bekler insanlar. Bir tabutlar bekler. Bir de ölen insanları yani şüpheli ölüm vakasındaki insanları yakınları dışarıda bekler ve onların çığlıkları, gözyaşları dinmez. Yani öyle berbat bir yer gerçekten. Ben de orada hem Evrimin hem Selahatdin'in hikayesini toplamak için insanlarla konuşmaya başladım. Polis muhabilin en zor kısmı budur. Acısını yaşayan insanlarla, kahrolmuş insanlarla konuşmak zorundasınızdır. Onlardan bilgi almak zorundasınızdır. Empati yani bir kabustur. Yani böyle bir gazeteci için empati kabustur. O kabusu yaşarsınız. Ama bu sefer çok garipti. Yani bir tarafta evrimin, bunlar evli bir çift, bir tarafta evrimin ailesi duruyordu. Daha doğrusu ailesindik. Onu bekleyen

5:20 kalabalık vardı. Diğer tarafta Selahattin'in birkaç yakını vardı. Selahattin'in bir abeyi vardı. Abisi çok hastaydı ya. Bir bankın üzerine çökmüş, zap zayıf. E hastalığı her halinden belli olan bir adamdı. Önce onunla konuştuğumu hatırlıyorum. Yani Selahattin hikayesini öğrenmeye çalıştım. Çok ketundu. Hiçbir şey söylemedi. Sadece şey dedi. Selahattin'i memlekete Şanlıurfa'a Birecik'e götüreceğiz ve orada toprağa vereceğiz dedi. Yani memleketleri Şanlıurfa Birecik'te ve İstanbul'a göç etmişlerdi. Ben de bu ketumluğu çok anlayamadım ama olayın bir töre cinayeti olduğuna dair kanaatim oluşmuştu. Hem ikisi birlikte öldürülüyor hem aileler çok ketum. Bu sefer evrimin yakınların olduğu tarafa gittim. Ardı cenazeyi bekliyorlardı. Ama orada ne annesi vardı, ne babası vardı, ne de kardeşleri vardı. Sadece mensup olduğu aşiretin yani ailesinin mensubu olduğu aşiretin İstanbul'a göç etmiş

6:07 isimleri onu bekliyorlardı. O ailenin orada olmaması çok şey anlatıyordu. Yani katili işaret eden, Evrim ve Selahattin'i niye öldürdüğünü işaret eden bir veriydi. Ben de oradaki bir adama hatırlıyorum gür bıyıklı böyle kırlaşmış bıyıkları olan bir orta yaşlı bir adamdı. Ona şeyi sordum. Töre cinayeti mi diye sordum. Hemen ciddileşti. Kesinlikle öyle olmadığını söyledi. Ben dedim ki cenazeyi nereye götüreceksiniz? Yani evrimle Selahattin evliler çocukları olacaktı. Onlar yan yana gömülecek mi? O hayır dedi. Ama dedi biz de memlekete götüreceğiz ama yan yana gömülmeyeceklerdi. Yalan söylediği her halinden belliydi. Gür bıyıkları kırlaşmış adamın. Ben de şoförüm vardı Fatih. Yani arabayı o kullanıyordu. Öyle iş haberlere öyle gidiyorduk. Ve dediğim gibi o soğuk günde Fatih'e şunu söyledim. Evrim sarı çiçeklerin cenaze aracını takip edeceğiz. Nitekim bir süre sonra tahta

6:53 bir taputun içinde ve örtüsü olmayan, yeşil örtüsü olmayan bir tabut cenaze aracına yüklendi. Ben de koşarak Fatih'in yanına gittim. Şoförümün yanına gittim ve onunla birlikte cenaze aracını takibe başladık. Hayatımda unutmadığım bir gün gerçekten. Yani o soğuk, o karlı gün, o tipinin olduğu gün hayatımda unutmadığım bir gün olacaktı ve bundan sonra başlıyordu. Aslında hikayene. Otobandan geçtik ve İstanbul'un ücrasında artık yani çok uzakta kurulan Kayabaşı, Altınşehir tarafındaki Kayabaşı mezarlığına götürüyorlardı. Artık bütün mezarlıklarda olduğu için orada yeni bir mezarlık oluşturulmuştu ve biz takip etmeye devam ettik. Uzun süre takip ettik. Dar yollar en son toprak yollar çok dar yollardan Kayabaşı mezarlığına doğru ilerlerken artık karanlıkta çökmüştü. Akşam olmuştu. Birden öndeki konvoy yani evrimi taşıyan cenaze aracı ve onun arkasından gelen araçlar durdular. Onları takip ettiklerimi görüyorlardı zaten. Kırlaşmış bıyıklı adam geldi ve dedi ki

7:39 artık takip etme. Aşiretin gençleri çok rahatsız oldu. Sana kötü şeyler yapacaklar. Geri dön dedi. Ben de takip edeceğimi söyledim. Yani memlekete götürüyordunuz dedin ama başı mezarlığına götürüyorsunuz ve ailesi yok burada dedim. Sen bilirsin dedi o tehditten sonra ve tekrar yola koyuldular ve ben tekrar takip etmeye devam ettim. Artık mezarlığa kayıbaşı mezarlığına çok yaklaşmıştık. Birden konvoy o yolun kenarındaki bir caminin önünde durdum. Tam bir köy cami yani çok küçük. Avlusu belirsiz. etrafında duvar olmayan sadece Musalla taşı bahçesinde olan bir cam ve hiç unutmuyorum sarı bir lamba yanıyordu üzerinde. Tellerle çekmişler ve sarı bir lamba musalla taşının üzerinde duruyordu. Aşiretten gençler evrimin tabutunu aldılar ve o musalla taşının üzerine koydular. Musalla taşının üzerinde çıplak bir tabuttu. Yeşil örtüsü yoktu. Oradan

8:24 hemen geri çekildiler. Yani saf tutmadılar tabutun yanında. Tam da dediğim gibi akşam namazıydı. Akşam ezanı okunmuştu. Namaz kılan cemaat dışarı çıktığında birden tahta bir tabutla Musallah taşıa yüzleştiler. Köy cemaati ve başında kimse beklemiyor. Onlar saf tuttu. Köy cemaati saf tuttu. Diğerleri çok geride kaldı. Yani evrimin akrabalarından bahsediyoruz. Evrimin akrabaları çok geride kaldı ve orada o sarı ampul tipi de sürekli sallanıyordu ve karanlık ve o tipinin ışığı da onda yani tipinin şiddetini de görebiliyorsunuz oradan. Ve o ışık dalgalandıkça o karanlığa çekilmiş olan aşiretin yüzü aydınlanıyordu ve sonra tekrar tabuta aydınlanıyordu. Onların yüzü aydınlanıyordu. Acayip bir görüntüydü gerçekten. Korkunç, ürkütücü bir görüntüydü. Köyün imamı namazı kıldırdı. Hakkınızı helal eder misiniz diye sordu. Usulen oradaki cemaat hiç tanımadıkları evrim ve belki karnındaki

9:11 bebeği için helal olsun dediler. Ben uzaktan yine seyretmeye devam ettim. Ve onlar hiç namaza katılmayan aşiret namaz bittikten sonra cenaze namazı evrimi alıp tekrar tabuta koydular. Cenaze aun tekrar takip ettim ve Kayabaşı mezarlığına geldik. Artık balçık olmuştu yollar yani çamurdu. Mezarlıkta yeni yapılıyordu ve artık zifiri karanlıktı gerçekten. Biraz da tedirgindim açıkçası çünkü tehditleri de artmıştı. Biraz uzakta durdum ve onların kimsesizler mezarlığına gitmesini izledim. Kimsesiz mezarlık kısmına geldiler. Bir tepe ve karanlık ve bir arabanın farını yaktılar. Arabanın farında o gölgeleri görüyordum. Ellerinde kürekler, kazmalar. O araba farının ışığında Evrimi, 26 yaşındaki 7 aylık hamile Evrimi o karanlıkta gömdüler. bir dua okumadan, bir tek gözyaşı dökmeden, bir hınçla onu oraya gömdüler ve o tipinin

9:57 altında o farın ışığı ve o o görüntü hiç gözümün önünden gitmedi. Hiç hiç gözümün önünden gitmedi gerçekten. Ve döndüm yani ertesi gün onlar gittiler. Ben de kimsesler mezarlığından ayrıldım ve oradan ya o günden sonra ertesi gün gazeteye gittim ve ortağım, meslektaşım, çok sevdiğim arkadaşım, dostum Demet Bilge ile birlikte bu olayı araştırmaya karar verdik. Ve bu olayı araştırırken ilk bakacağımız yer her zaman şeydir. Yani polis fezlekeleridir. Polis fezlekelerini bulmaya çalıştık. Bir kısmını bulduk. Yani polis incelemesinin sonuçlarını. Biraz önce anlattığım gibi kapı zorlanmamıştı. İçeri giren katiller orada yemek yemişti. 7 tane boş kovan bulunmuştu. Selahattin koltukta otururken vurulmuştu. Kanlar içindeydi. Evrim de balkona doğru kaşarken sırtından vurulmuştu. O da yerde kanlar içindeydi. Ve yarım bir patik vardı. Onu

10:42 hiç unutmuyorum. Bebeği doğacak ve patik örüyordu bebeğine. O yarım kalmış şişlerin ucundaki patik de orada duruyordu. Ama nedense iyi bir delil incelemesi yapılmamıştı. Yani fezleke boştu. Yani katil kim? Katilleri daha şüphe filan onlar yer almıyordu. Sonra evlerinin olduğu yere gittik. İşte M so Sokak dedikleri Sultan Murat Mahallesi'e. Daha sonra Birecik Şanlıurfa Birecik'ten bilgi topladık. Yani Evrim ve Selahattin hakkında ve hikayeyi büyük ölçüde Demet Bilge ile birlikte oluşturduk. Aslında bütün hikaye bir Ortadoğu masalı gibiydi. Ya gerçekten bir Ortadoğu masalı gibiydi. Yani Birecik, Şanlıurfa Birecik zaten şeyin Fırat Nehr'nin kıyısında bir yer. Feodal düzenin son derece devam ettiği bir yer ve orada

11:27 Evrimle Selahatdin'in aşk masalı başlıyor. Aslında önce biraz Selahattin Sarıçiçeklerden bahsedeyim. Selahattin Sarıçiçekler bireyciğin yoksul ailelerinden. Abisiyle birlikte babasını erken yaşta kaybediyorlar. Selahattin ve abisi Muğla'ya gidiyorlar. O atletik kurumunun önünde görmüştüm zaten abisini. Daha sonra öğrendim hikayesini. Muğla'ya gidiyorlar. Orada garsonluk yapıyorlar. Çalışıyorlar. Bir para biriktiriyorlar ama 6 tane kız kardeşi ve annesi Birecik'te kalıyor. Bunun üzerine Selahattin biriktirdiği parayla 2004 yılında Birecik'e geri dönüyor. O parayla da bir bujiteri açıyor. O bijeri de işte takılar, küçük parçalar satıyor. Evrimde o bölgenin Evrim Şimşek asıl kızlık soyud Evrim Şimşek o bölgenin zengin bir aşiretinin kızı. Onun da beş tane erkek kardeşi var. Ailenin tek kızı

12:13 ve ama babası da müteahit. Çevre ilçelerde de iş yapıyor ve babası da oldukça zengin. Bir şekilde o bölgede kız çocuklarının kaderini kendileri çizmezler. Aileler onların kaderini doğdukları anda karar verir. Mal bölünmesin, mülk bölünmesin gerekçeleri olabilir. Töre gerekçeleri olabilir ama evlenecekleri kişi bellidir yani. Ama evrim onunla evlenmek istemiyor. Onu evlendirmek istedikleri kişiyle evlenmek istemiyor. Bir gün annesiyle birlikte alışveriş yaparken bijeride orayı işleten Selahattin'i görüyor. Selahattin de yakışıklı çocuk gerçekten. Selahattin çok delikanlı, çok efendi. Yani çevirdek herkesin çok sevdiği bir genç. Orada gözleri ilk defa birbiriyle buluşuyor. Sonra malum o bölgenin zor koşullarında kaçamak buluşmalar, mektuplar, eee, gizlice buluşma anları, yaratma çabaları, bütün bunları eee bir aşk

13:00 hikayesi olarak sıcacık bir hikaye gibi. Ama o bölgede bu büyük risk, büyük korku ve şiddet demek. Çünkü evrimin Selahattin'e de söylediği gibi beni asla sana vermezler lafı tam ortalarında duruyor. Ama aşkları da büyüyor. Bir süre sonra kaçmaya karar veriyorlar. Yani evlenmeleri orada mümkün olmadığı için diyorlar ki İstanbul'a kaçalım ve orada kendimize yeni bir yuva kuralım ve kaçıyorlar. Gerçekten ya buluşuyorlar gizlice ve kaçıyorlar. Onlar İstanbul'da ilk defa o kalabalık, herkesin onlara dikkat etmeyeceği, özgür olabilecekleri yerde ilk defa ele dolaşırken, ilk defa aşklarını kimseden gizlemek zorunda değilken Şimşekler ailesinin evinde yani Şimşek ailesinin evinde yani Birecik'te öfke birikiyor yani. Çünkü bu onların

13:47 töresine göre, onların kurallarına göre affedilemeyecek bir suç. Yani sevmek bir suç. Bunun üzerine aile, Şimşek ailesi bir şey baskıya başlıyor, tehdide başlıyor. Özellikle Selahattin'in Birecik'teki ailesini, Selahattin'in Muğla'daki abisini tehdit ederek yerlerini öğrenmeye çalışıyorlar. Ama Evrin ve Selahattin de gizlenmeye yani peşindeki tehditin çok farkında gizlenmeye çok özen gösteriyorlar. Sultan Murat Mahallesi'e Küçükçekmece'deki eve taşındıklarında isimlerini farklı söylüyorlar, memleketlerini farklı söylüyorlar. Kimseye hikayelerini anlatmıyorlar. Çünkü biliyorlar ki ortaya çıkarlarsa sonları çok kötü olacak. Bir süre sonra Selahattin bir lokantada iş buluyor. İstanbul'da Sefaköy'de çalışmaya başlıyor. Evrim ev işlerini yapıyor ama kimseyle de konuşmuyor. Kapısını çok

14:32 kitliyor filan. Hep tedirgin kim o diyor komşularına kapıyı açarken mutlaka soruyor ama bir tane komşusuyla sonunda arkadaş oluyor ve hikayesini onları biraz anlatıyor. Gerçek isimlerini de söylüyor ve diyor ki asla vazgeçmeyecekler. Bizi kesinlikle öldürecekler diyor. Hikayeyi anlattıktan sonra nitekim tehditler arttıkça artıyor ve sonunda o tehditler artı artarken, o tehditlerin bitmezken bir gelişme yaşanıyor. Aileden haber geliyor. Şimşek ailesi yani Evrimin ailesi Selahattin'in ailesine diyorlar ki tamam evlenmelerine izin vereceğiz. 2004 yılının ortalarında onlara Bilecik'te, Şanlıurfa Bilecik'te bir düğün yapacaklarını söylüyorlar. Bu aslında çok büyük bir risk. Bu büyük bir kumar. Yani Evrim ve Selahattin çok korkmuş olmalı gerçekten. Çünkü oraya gidip öldürülmek de var. Yani ya

15:18 evlenecekler, mutlu olacaklar ya da öldürülecekler. Gidiyorlar o düğüne gidiyorlar. Daha doğrusu kendi düğünlerine gidiyorlar. Ama şöyle bir yalan söyleniyor öncesinde. Göya Şimşek ailesinin talebi üzerine güya işte Sarı Çiçekler ailesinin bir cenazesi varmış. Onun için küçük bir düğün yapılacak şeklinde mazeret uyduruyorlar ve düğün hazırlıkları başlıyor. Yani iki tane insan düşünün katilleri olabilecek yani öldürü kendilerini öldürmelerinden korktuğu insanlarla birlikte takı alışverişi yapıyorlar. Düğün fotoğrafı çektiriyorlar ve gelinlik damatlık alıyorlar. Ve bir süre sonra o resmi de verebilirsek arkada size göstermek isterim. O fotoğraf çekiliyor. Yani sizi aslında onlarla tanıştırayım. Sadece bu fotoğrafta mutlu görünebiliyorlar. Çünkü

16:04 bu fotoğraf çekildiği anda hala ölüm korkusu yaşıyorlar. Evlerine döndüklerine düğün yapıldığında hayatta kalıp kalmayacaklarını bilmiyorlar. Aile de uyanık. Yani bir şekilde onları korkutmamaya özen gösteriyor. Düğün biter bitmez evrimin annesi gelip hemen buradan kaybolun gidin. Bir daha burada görünmeyin diyor ve hemen oradan ayrılıyorlar düğünden sonra. Ama İstanbul'a döndüklerinde Evrimin büyük abisi geliyor ve onlar biraz da işin yoluna girdiğini düşünmeye başlıyorlar. Ve bir gün Selahattin eve döndüğünde utangaç bir mutluluğu görüyor Evrimin yüzünde. Ve Evrim diyor ki hamileyim. Artık diyorlar ki bir yuvamız olacak. Aileler de barıştı. Herhalde bizi affettiler. Herhalde bizi kabullendiler ve biz hayatımıza dönebiliriz diye düşünüyorlar. Yani burada yaşayabiliriz artık mutlu olabiliriz diye

16:50 düşünüyorlar. Ancak tam bu sırada Birecik'te Şimşek ailesinin yüksek duvarlı, yüksek duvarlarla çevrili evinden bir kurşun sesi geliyor. Bu artık her şeyin değiştirdiğini gösterecek bir kurşun sesi aslında. Ve o kurşun sesi sarı çiçeklerin küçükçekmecedeki evinde yani Evrim ve Evrim ve Selahattin Sarıçe çiçeklerin evinde bir çığlık oluyor. Çünkü Evrimin abeyi cindi Şimşek tüfekle başına ateş ederek kendisini öldürüyor. Devrim sürekli abisinin kendisini öldürmemek için yani beni öldürmemek için kendisini öldürdü diyor. Yani töre gereği benim beni öldürmesini istediler cindiden abimden ve o öldürmemek için beni kendisini öldürdü diyordu. Ve evrim inanılmaz bir bunalıma sürükleniyor.

17:36 Haklı olarak inanılmaz bir üzüntüye sürükleniyor. Hatta ilçe intihara kalkışıyor. Daha sonra cenazeye abisinin cenazesine gitmek istediğini söylüyor. abisi geliyor İstanbul'a ve Selahatdin'e evrimi öldürmeyeceklerinin sözünü veriyor. Yani diyor ki, "Evrimi öldürmeyeceğiz, cenazeye götürelim, geri getireceğiz." Ve evrimi götürüyorlar. Gerçekten orada cindinin abisinin kendisini öldürmemek için canına kıyan, kendini öldüren abisini cenazesine katılıyor. Bir hafta sonra döndüğünde Selahatdin Evrimin çok daha bitkin, yorgun ve derin bir bunalım içinde olduğunu görüyor. Ve evrim asla vazgeçmeyecekler. Bizi kesinlikle öldüreceğiz diye tek bizi kesinlikle öldürecekler diye tekrarlıyor. Bunu düşündüren en temel nedenlerden bir

18:23 tanesi de ortaya çıkıyor. Bir gün telefon çalıyor. Telefonda Evrimin annesi var. Evrimin annesi aynen şöyle diyor kızına: "Kurtulduğunuzu mu zannettiniz? İkinizi de öldüreceğiz." Bunu bir anne söylüyor. Ya bir kadın söylüyor aynı zamanda. Daha sonra tekrar arıyor. Diyor ki, "Amcanlar bizi aradı. Siz yapmayacaksınız. Biz yapacağız dediler. Yani biz onlar öldürecek sizi." Ama biz dedik ki, "Hayır siz yapmayın. Biz öldüreceğiz." Yani Evriman annesi bunları da anlatıyor. Evrime. Törede böyle garip bir durum var. Yani kadınlar aile meclislerinde cinayeti savunan çok farklı yerlere savrulabiliyorlar. Gerçekten nitekim bir süre daha geçtikten sonra artık Selahattin de Evrimde tamamen teslim olmuş vaziyette. Tamamen bunalıma sürüklenmiş haldeler.

19:08 Yani kaderlerine kabullenmiş gibi bekliyorlar. Bir yandan da evrim hamile. Yani yeni çocukları dünyaya gelecek. O sırada bahsettiğimiz şubat ayı yaklaşıyor artık. Yani cinayet günü yaklaşıyor ve o cinayet günü yaklaşırken evrim kapıdaki kilide artık eskisi kadar dikkat etmiyor veya sokağa selaisiz çıkmaya başlıyor. Mesela sanki gerçekten de kaderini bekliyormuş gibi. O gün yani 2 Şubat 2025 günü evden gelen kurşun sesleri üst katta komşuları odun kırdığı için duyulmuyor. Ama komşular iki gün onlar dışarı çıkmayınca ve evdeki ışık da yanınca merak ediyorlar ve polise haber veriyorlar. Polis geliyor ik gün sonra 4 Şubat 2005 günü ve eve giriyor. Eve girdiğinde bahsettiğim manzara

19:55 ortaya çıkıyor. Selahattin koltukta Evrim balkona kaçarken cansız yatıyor. Ortada yarım kalmış bir patik, bebek patiği ve etrafta yi tane boş kovan. Bu olayı incedikten sonra Demet Bilge ile bu olayı inceledikten sonra katillerin çok net olduğunu düşündük açıkçası. Yani birazdan bir cinayet işlenir. Bütün kentin veya çok geniş bir alanda bir zanlıyı yakalamanız, bir katil zanlısını yakalamanız gerekir. Ama burada biraz önce anlattığım örneklerden sadece onun onun defnedileşine baksanız ne kadar ailenin şüpheli olduğunu görürsünüz. Ama yıllarca bu dosya açılmadı arkadaşlar. Ben savcının odasına defalarca gittim. Neden biliyor musunuz? Çünkü töre kurbanları kimsesizdir. Tamamen kimsesiz. Onların hakkını savunacak bir

20:41 aile yok. Onların için adalet isteyen kimse yok. Bir avukat yok. Onları hiç kimse arıp sormuyor. Selahattin Sarıçiçeklerin ailesi çok fakir zaten ve o büyük aşiret karşısında çaresiz. Onlar da adalet arayamıyorlar ve devlet de onları kimsesiz bırakıyor. O töre kurbanlarının adaletini kimse umursamıyor. Ve bir yıl sonra tekrar haber yazdım. Dedim ki bakın bu dosya kapağı açılmıyor ve tekrar yazdım. Yıllarca açılmadı o dosyanın kapağı. 12 yıl sonra bir operasyon yapıldı. 14 kişi gözaltına alındı. Evrimin ailesinden bir kardeşi cinayet işlendiği sırada 16 yaşındaydı. Cinayet şüphelisi oydu. Ona sordular. Hatta telefon sinyallerine bakıldı ve telefonlarının hem evrimin babasının hem abisinin hem de küçük kardeşinin telefonlarının İstanbul'dan o

21:26 bölgeden sinyal verdiği belirlendi. Ama bu bir delil olamazdı. Sadece başka delillere ihtiyaç. Bir tanık vardı. O da o dönem 16 yaşındaki olan kardeşinin kaçtığını gördüğünü yani onu teşhis de etmişti ama bunlar yeterli deliller değildi. Uzun süre geçmişti soruşturmanın üzerinden ve bu nedenle dosya tekrar kapandı ve bütün herkes serbest kaldı. Hepsini serbest bıraktılar ve aradan 20 yıl geçti. 20 yıl. Bu bir 20 yıl sonunda gördüm ki kimsesiz olduğunuzda ve burası bir kimsesizler cumhuriyeti olmadığı için artık adaletten de mahumsunuz. Evrim sarı çiçeklerle Selahattin sarı çiçekler o adalese mahkum. Ben o cenazeyi gördüğümde o kimsesiz mezarlığında evrimin defnedildiğini seyrettiğimde o tipi altındaki karanlıktaki Şubat akşamı

22:12 evrimin ve bebeğinin kimsesizliği bana çok koymuştu ve öyle bırakılıp gitmeleri de çok rahatsız etti. Ve ben onun için bir eee Evrim Sarı Çiçekler ve bebeği için bir mezar başlığı yapmıştım. Ben böyle aslında biraz onu çizmeye çalıştım. hamileliğini anlatmaya çalıştım. İsmini yazdım. Böyle bir desen çalıştım. Hatta arkasına da biraz o sevgilisini de tarif etmeye çalışan, Selahattin'i de tarif etmeye çalışan ona bir mezar başlığı yapmıştım. Sonra gittim Kayabaşı Mezarlığı'na gittim ve bunu oraya çakmak yani en azından onun kimsesi olmadığını yani birilerinin onu düşündüğünü bilmesi gibi yani et en azından etraftakilerin onu görmesi gibi bunu oraya bırakmak istemiştim. İzin vermediler o zaman. Sonra ben de ısrar etmedim dedense ve sonra vazgeçtim. hiç e gidip bunu oraya bırakmadım. Hep

22:58 evimde durdu. Yıllarca sakladım ve şimdi size gösteriyorum ki bir anlamıyla yani onların kimsesi olmadığını herkes görmesi için ve belki bir gün gerçekten de mezar numarasını da biliyorum. Oraya götürüp bir mezar başlığını bırakabilirim. Yani en azından belki bu adaletsizliğe karşı bizim bir isyanımız olarak orada durabilir. Ama dediğim gibi bu ülkede maalesef töre kurbanları kimsesiz ve adaletsiz ve devlet de onları kimsesi bırakıyor.

Share

YouTube Video Özetleri