0:00 Merhabalar sevgili dostlar. Kendi alanımızla ilgili videolar zaman kimi takipçilerimizde böyle kurşun gibi bir ağır etki bırakıyor. Kimi zaman da hocam memleket yangın yeri gibi hayat hengamesinde bin bir dertle sıkıntıyla çırpınıp duruyoruz. sahici hiçbir sorunumuza parmak basmak yerine kalkıp işte bilmem fi tarihinde sabilik sahabiler kimmiş onu anlatıyorsunuz gibi sitemler geliyor. Birisi yazmış bu sabilik videosunun altına abi teşekkür ederim tek eksiğimiz sabilikti diye. Bu
0:47 sitemi de anlamıyor değilim ama ben de tamamen bir popülizmin rüzgarına kapılıp eee garsonun sipariş alması gibi ne buyurmuştunuz? eee diye sürekli dışarıdan gelen istek ve talep üzerine şarkı söyleyen şarkıcı gibi hangi videoyu istersiniz deyip ondan sonra da onu çekmekten de imtina ediyorum. Ama farkındayım ülkenin genel hali, havası tatsız, tuzsuz ve sıkıntılı. Epey zamandır böyle. Bu yüzden zaman böyle havadan sudan
1:34 sıradan hayatın ortasından konularla da video fasılları açmak yerinde olur diye düşündüm. Aha da öyle bir video hazırlıyorum. Hazırladım. Eee, videomuzun konusu Sezen Aksu'nun daha dün bir, bugün iki yeni çıkan albümü Paşa Gönül Şarkıları isimli yeni albümü. 8 yıllık bir aradan sonra büyük bir beklenti ve özlemle çıktı. Eee, ama eski Sezen etkisini yaratmadı. Ülkenin içinde bulunduğu durumun bunda ciddi bir payı var. Akif Bei Yeniş e kararda köşesinde
2:20 Sezen'in bu yeni albümü ile ilgili olarak Sezenli ama müziksiz yıllar diye bir yazı yazdı. O yazıdaki duygu ve düşüncelerine büyük ölçüde katılıyorum. O Akif Bekin'nin yazısından aldığım ilhamla biraz da bu videoların bu ağır etkisini yumuşatmak adına biraz bu sezen üstüne ve yeni albümü üzerine hayat hayattan havadan sudan konuşalım istiyorum. Sezen Aksu deyince ben hemen 1984'e götürüyor hafızam beni. O yıllar benim üniversiteye ayak bastığım yıllar.
3:05 Eee darbenin de işte yıkıcı etkisi azalmış. İşte tekrar normal parlamenter sistem başlamış. Yani ülkenin üzerinde kapkara olan o eee şimşekli, gök gürültülü, sağanak yağmurlu hava dağılmış. Aradan güneş kendisini göstermeye başlamış. O yıllar Sezen Aksu sen ağlama geri dön diye şarkılar bir çıktı. aylar belki yıllar yılı milyonların dilinde böyle bir terennüm edilen, zikir gibi çekilen bir şey haline geldi.
3:51 Kült oldu yani. Aradan iki sene geçti git diye bir albümü çıktı. Aradan bir iki sene daha geçti. 88 Sezenaks Aksu 88 çıktı. Bu üç albüm benim için kült olan şarkıları söyleyeyim size. Ahmazi yani titresin bir mum alevinde o eski günler bir gümüş çerçevede diye başlayan ahma benim için bu şarkı Sezen Aksün en üst level şarkısıdır. Yani güzel ötesi bir şarkıdır. Şimdi Necip milletimizin çok felsefi
4:38 derinliği olan bir sözü vardır. Zevkler ve renkler tartışılmaz diye. Elbette ki tartışılmaz. Niye öyle diyemezsiniz. Bana göre o şarkıdır. Onun yanı sıra hasret şarkısı. Onun yanı sıra unut. Onun yanı sıra beni unutma. Onun yanı sıra yalnızca sitem. baktığınızda bunların tamamı bu üç albümün içerisinde. Sonraki yıllarda 90'larda Türkiye'nin de havası, tadı ağır ağır kaçmaya başladı. Seze'in de albümlerindeki o duygusal yoğunluklar, o terü taze duygular
5:25 onlar da azalmaya başladı. Melodiler azalmaya başladı artık. ritimler çoğalmaya başladı. Onlar da benim kulağıma gürültü gibi gelmeye başladı. Bizim kuşak melodi kuşağıydı. Melodiyi severdi. Ritme alışık değildi. Eee, hayatı dokunarak, temas ederek yaşayan nesildik biz. Bird bir oynardık, top oynardık. Birbirimize çelme de takardık ama hep dokunurduk. İnsana değerdi elimiz, ayağımız. Yağlı ekmek yerdik. Sana yağ sürerdik.
6:11 Eee, çelik çomak oynardık. Bir topumuz olurdu. 10 kere patlar, 10 kere yamardık. eee, diş macunu gibi bir tüpte mevcut olan şokellayı ortaklaşa böyle eme yerdik. Coca-Colam'ız çabuk bitmesin diye meşrubatımız vallahi de billahi çiviyle delerdik, emerek içerdik. Giresun SEA kağıt fabrikasının sosyal tesislerinin bir parçası olarak onların sineması vardı. bir filmi yani 105110 dakikalık filmi bir bir meşrubata fit ederdik. Böyle geçti
6:59 ve sık sık aşık olurduk. Bazen de olmazdık. Hayali aşklar yaratırdık. Güzel şarkılar çıkınca o şarkıların derinliğine, duygu yoğunluğuna uygun hayali aşklar icat eder. Bu şarkıyı onlara ithaf ederek dinlerdik. Yani orada beni unutma diye bir serzenişi varsa, sitemi varsa Sezen'in ben şimdi eee aşık olmuşum, ayrılmışım. Kendisine beni unutma diye yakardığım bir sevgiliye, namına o şarkıyı dinlerdik. Heder olmasın, boşa gitmesin. Bu kadar duygu yoğunluğu olan bir şarkı ziyana gitmez diye hayali aşklar bile
7:45 icat ederdik. şarkıların hatırına. O kadar güzeldi çünkü bu şarkılar. Boş dinlenmez ki bu. Boş kafayla, boş duyguyla, boş kalple. Yani kalbimizde ya birinin sevdası olurdu ya da olmayan bir sevdayı gene yaratmayı bilirdik. Ama hep bir sevgimiz vardı, bir sıcaklığımız vardı. Bir duygu yoğunluğumuz vardı. O zamanlar sezen sezendi. Yani benim için sezenile 88 arasında eee sezenmiş. sonraki yıllarda böyle 90'larda söz
8:32 gelimi bakıyorsunuz bir son sardunyalar gibi böyle tek tükene de rastladım ama ondan sonra hepsinin tadı giderek kaçtı. Tıpkı gazı kaçmış meşrubat misali. Sadece Sezen'in değil diğer bütün sanatçıların da 80'lerde bizi sabah kendisiyle kaldıran, akşam kendisiyle yatıran sanatçıların da duygusallıkları, duygu yoğunlukları, duygu üretimleri azaldı. Bu onlardan kaynaklı bir şey olmaktan ziyade elbette ki insanoğlunun mevcut bir potansiyeli vardır. Yani şey gibi rezerv petrol kuyusu gibi. E çıktı
9:20 zirve yapan şarkıları bitti. Bu da mümkün. Ama sosyoloji de değiştikçe, toplum, hayat alışkanlıkları, yaşama kültürü değiştikçe üretilen müziğin niteliği, kalitesi de değişiyor. 90'lara ve 2000'lere giden süreç bizim sevebileceğimiz, empati kurabileceğimiz, duygularını eee duygu geçişkenliği yaşayabileceğimiz bir müzik yolculuğu olmadı. Ondan sonra git gide uzaklaştık müzikten. Belki o yılların bu güzel şarkılarıyla bizim gençliğimiz
10:08 birbirine tetabuk etti. denk geldi de öyle oldu. Yaş ilerleyince bugün sadece galiba insanın beyin hücreleri azalmıyor. Eee, dilimizdeki tat alma hücreleri azalmıyor. Eee, hayat ilerledikçe, yaşam ilerledikçe, eee, bizden bir şeyler kırpıla kırpıla eksiliyor. Eee, dolayısıyla içinde bulunduğumuz günler, yıllar belki de yaşımızın ve yaşadıklarımızın bir neticesi olarak eee, 80'lerde aldığımız hazzı, tadı aldırmıyor. Bu bir
10:54 de yaşanmışlığın bir gerçeği olarak da görülebilir. Ama bunda toplumun, toplumsal yapının içinde bulunduğumuz sosyal psikolojinin de çok bariz etkisi var. Akif be biraz oraya parmak basıyor. Ben de dilim döndüğünce ona dair birkaç şey söylemek isterim ama bir yönüyle niye o eski tatlar yok? Yani neden o Sezen'in Paşaagül şarkıları adlı 8 yıl sonra çıkmış albümündeki tınılar bizi Ahmaziyi yalnızca STEM şarkıları kadar çarpmadı. Yaşanmışlık, yorulmuşluk, yıpranmışlıkla
11:41 ilgili eee artık eski tadımızın tuzumuzun kalmamışlığıyla da ilgili. Yani artık biz böyle hayali aşk kuracak kadar bir enerjimiz yok bizim. Hayat bizi yaşata yaşata o kadar gerçek çıkılmış ki ne hayal kuruyorsun ya. Ne aşk hayali falan. Mustafa Kemal Atatürk'ün Sofya'da bulunduğu yıllarda galiba eee bu Salih Bozoka'a yaverine yazdığı bir mektupta yer verdiği Fransızca bir kısa şiir vardır. Tam o şiirin anlattığı gibi bir duygu halindeyiz galiba bu yıllarda. Der ki o
12:27 şiir hayat kısacık azıcık hayal sevgi azıcık. derken merhaba. Hayat anlamsız biraz ızdırap ve umut yalnız derken elveda. Bu Atatürk'ün Salih Bozok'a yazdığı şeyde kayıtlı mısralardır. İşte derken elvedaya doğru giderek ömür yaklaşınca bu 80'lerde dinlediğimiz sezen tadı tuzu yok. Yani kısacası ne sezen eski biziz diyebiliriz. Bu albüme baktığımda işte ah aşk
13:14 yandığı için bunlar biraz 80'lerin sezenini hissettiriyor biraz kısmen. Veyahut sen ağla. Bu birkaç şarkı öyle. Nanik, manik, yaygara, maygara. Onlar bildiğiniz gibi sezenin böyle iğneleyici, efendime söyleyeyim kendine az tarzı vardır. Ben o şarkılarını öteden beri öyle Şinanay tarzı şarkılarıyla pek aram olmadı. Bunlarla da olması mümkün değil. Eee, galiba ben şöyle söyleyeyim. Benim için sezen hiçbir zaman tek başına sezen olmamış aslında. Ben o 84, 86, 88 o 3
14:03 albüm baktığımda o albümler aslında ben sadece Sezen'i sevmemişim ya. Aysel Gürel, Onno Tunç, Sezen üçlüsünden çıkmış. bu adını tek tek saydığım şarkıların tamamı yani tamamına yakını hadi birkaç tanesine Atilla Özdemiroğlu'nu da kat bu isimlerden oluşmuş yani bizim o sezeni yeniden bulabilmemiz için Ayser Gürelle onla Tunç'un öbür dünyadan buraya gelmesi, Türkiye'nin de 80'ler dizisinin olduğu olduğu ortama geri gitmesi gerek ki o şarkılar bir daha çıksın. Ama
14:51 Sezen en azından bugünkü albümüyle yahut eski Sezen değil biz o tadı alamadık desek bile karakteriyle kişiliğiyle en azından Türkiye'de olan bitenlere karşı duruşuyla bizi sükutu hayale uğratmadı. Bizi hayal kırıklığına uğratmadı. 80'lerin eee gençliğinde bizim gibi böyle şehrin kenarında, periferisinde, banliosunda işçi çocuğu olarak büyüyenlerin bir bakıma mukadderatı olarak işte o arabesk, hasbi halliyle büyümüş gençler olarak
15:36 sabah akşam dinlediğimiz isimlerden bazıları var ki açık isim verirsem mesela Orhan Gencebay son yıllardaki tavır tutum eee karakter duruş itibariyle lanet olsun dinlediğim o yıllara delirtecek kadar hayal kırıklığı hayal kırıklığının ötesinde tiksinti duygusu yaşamaktayım. Evet. En azından Sezen bize bunu yaşatmadı. Evet. Sezen'in şarkılarında, şimdiki şarkılarında kendimizi zorlasak işte biraz ey aşk üz dinlesek acaba eski sezen tınısını yakalayabilir miyiz?
16:23 Yaşlanmışlık da var. Bakın ben bir müzik eleştirmeni değilim ama sıradan bir yurttaş olarak eee çocukluğundan beri müziğe aşinalığı olan, en azından dinleme konusunda aşinalığı yoğun olan birisi olarak eski Sezen'in şarkılarındaki duygu yoğunluğunu, melodi yoğunluğunu efendime söyleyeyim. O sesteki teri tazeliği, kifayetliliği görüp şimdikine baktığımda böyle biraz yorgun, biraz bezgin, biraz içe kapanmış, biraz eee
17:11 yani kaç yıldır beklenti içinde millet benden bir şey bekliyor. Bir vesileyle 50. sanat yılının namına hadi biz de bir şey yapalım çıkaralım namına tatsız tuzsuz bir ruh haliyle çıkmış bu zorlanmış yani. Vallahi bazı şarkılar böyle tamamlanmamış daha demosu çekilmiş evde veya provası yapılırken albüme girmiş gibi bir izlenim bile edindim ya. Olmamış yani olmamış. hissediliyor. Sezen isteksiz böyle kendini zorlayarak yapmış gibi bir şey var. Bu zorlayarak yapmasını biraz empati kuruyorum. Ben halihazırda işte tefsir falan yazıyorum, çiziyorum.
17:59 Kakına kakına yazıyorum. Niye? Bir keyifsizliğim var. Yani özel olarak onca yılımı, onca yılımı gece gündüz uyumadan verdiğim 40 küsür kitap, 200 küsur makale ürettiğim neredeyse dünyaya niye geldik biz diye sorsalar o yıllarda ilahiyat tefsir alanında akademik çalışma yapmak için gelmişizdir diyecek kadar hayatımı kendisine feda ettiğim işten artık öyle bir soğuk doğmuş. Öyle bir uzaklaşmışım ki vazife hissiyle insanlar işte hocam bak bunun arkasını getir yarı bırakma diyerek kendimi sürükleye sürükleye bilgisayarın başına atıp işte
18:46 ellerimi böyle ağırlaşmış bir şekilde klavyeye koyup işte bir şeyler yazmaya çalışmak duygusuna benzer bir zoraki söylemiş olmak gibi bir albüm görüyorum karşımda. Belki ben yanılıyordurum ama Sezen Aksu 88'deki Sezen Aksu'nun Git albümündeki o Sezen Aksu'nun söylerken daha da söyleyesim var. Öyle bir söyleyesin var ki diyen hali hiç yok. Zaten bazı şarkılar böyle bir mırıldanır gibi söylüyor. Bazılarında yükselemiyor. Sesi titremeye başlıyor.
19:33 Eee, tadı yok yani. Sezen, eski sezen gibi söyleyemiyor. Hem ruhu yorulmuş, hem sesinin kifayetlik oranı azalmış, hem iştahı kaçmış bir sezen var ortada. Sezen deyince havada kapanlar, takla atanlar, sevinçten uçanlar vardır. Eminim. Bir bende o duygu olmadı. Akif Bekir ile aynı kanaati paylaşıyorum. Ben öyle bir his alamadım. Bizden geçmiş yani belli ki. Ama şunu söyleyeyim. Ben bu yeni Türkiye'de hiçbir şeyi sevemedim. İşte yeni Türkiye'de sezen yok. Ona da onu da sevemedim. O da olmadı yani.
20:20 Olmadı. Sezen de yapamadı. Adem Havva krizini biliyorsunuz Sezen'le ilgili. O gün bugündür sezen ortalıkta bir bakıma yok. Ama böyle ima yoluyla tepkiler, sitemler dile getirilmiş gibi sanki böyle albümde Linç diye bir şarkı var. İşte efendime söyleyeyim sen ağla diye bir şarkı var. Bir şeyler var, hissediliyor ama kuş diliyle konuşmak misali, oradan bir yerlere mesaj çıkarmak ancak batıni yorumla olabilir. Ezoterik yorumla olabilir. Aşırı yorum demektir o. sezende belli ki bir vazgeçmişlik yani
21:07 bir bırakmıştık, bir salmışlık seziyorum ben bu albümde. Yok o eski feri, canı, kanı bu toplumun gayri memnunlar zümresinin bir parçası, bir üyesi olarak görünüyor. Biz de o o gayri memnunların bir parçasıyız. Empati kuruyorum. Tadın var mı? Yok Mustafa. Tuzum var mı? Yok Mustafa. Neşem var mı? Yok Mustafa. Yok oğlu. Yok. Dolayısıyla sosyal psikoloji olarak da eee genel olarak tatsız tuzsuzluğumuz, neşesizliğimiz Sezen'in albümüne de yansımış. hem onun kendisine yansımış hem bizde bıraktığı izlenime
21:53 duygu düşün yani bize duygu yansımasına da yansımış yani olmamış y zorlamış eee keşke yapmasaymış biz eee onla Tunçlu Aysel Gürell eee Sezen'le kalalım. Eee, titresim bir mum alevinde o eski günler bir gümüş çerçeveden seyret yine maziyi diye. Ah mazi. Biz oradan devam edelim. eee
22:39 zaman zaman hayattan bir nebzecik tekrar canlı kanlı bir eee tat tuz almak için bulduğum hal çarelerinden ya da kendimi kandırma çarelerinden birisi çocukluğumun özlemlerini eee bugün çocukça yeniden denemek sın Akak mesela yatağımın baş ucuna bir Texsas Tom mix koymak. Birkaç tane yatmadan önce bir macera okuyayım da yatayım. Texas'ta profesör Rodi. Tommix'te konyakçı
23:25 doktor Salaso efendime söyleyeyim Captain Swing, Puik, Gamlı Baykuş, Mr. Böf, en çok swingçiyimdir. Amerikan bağımsızlık mücadelesi, İngilizlere karşı yerli halkın mücadelesi. Bunları anlatan işte o bildiğiniz şeyler. Dijital imkan yok, televizyon yok. Var en azından bizim evde yok. Olsa bile İstiklal Marşıyla açılıyor. O yuvarlak bir cisim, bir görüntü geliyor. Onunla dıt diye kapanıyor ona kadar. 2 saatlik
24:11 bir yayın var. Vizontele gibi böyle bant kayıtlarında sürekli halay çeken bir iki halk oyunu ekibi velet dalin bitti. Ayda yılda işte Bonanza vadideki hayat küçük ev bir şey çıkacak da onda da babam kapatın ulan şunu dediğinde zaten kapatılıyor. Televizyon izlenen mümkün mü? Ondan sonra en mutlu anlarımız babamın saat 4 gece 12 mesaisidir. Ah o gece televizyonu rahat izleyeceğiz. Aksi takdirde babamın paşa gönlü o akşam keyifliyse bize izleme imkanı var. birine taktı, birine kafası
24:58 bozulduysa kapatın ulan şunu. Bitti. İşte böyle yıllarda ne yapabilirsin? Eee, bizim emsalimiz genç kızlar, genç kızlar fotoroman okurdu. Biz Texsas Tomix okurduk. E, macera bittiğinde bir daha okurduk. En son okunamaz olunca değiş yapardık. Ya mahallede arkadaşlarla, ya sinema kapılarında. Şimdi onlardan alıyorum. Üsküdar'dan, Kadıköy'den, bu sokak sahaflarından falan buluyorum. Bazen de gavur parası istiyorlar. Veriyorum. Ay yatağın başında duruyor. Bir macera okuyorum. Eee, sayfanın köşesini kırıyorum. Yarın kaldığım yerden başlıyorum. Eskiden onun
25:44 için neler yapmazdık ya. Babam döver söver sayardı. Yatakların altına gizlerdik. Gizleyemediğim zaman köye kaçardım. Bulunduğum yere, dedemin yanına. Dedem anlamazdı. Dedem fındık dalının ışkınını yonardı. Kabuk yönardı. Ocak başında yani eski köy evlerinin şöminesinin başında ondan sepet yapardı. Hiç karışmazdı. Bana doktor derdi. Doktor nereden çıktı? Benim akademisyen olacağımı bilmiyor da vakti zamanında ismi Mustafa olan bir doktor onun bir hastalığını tedavi etmiş. Ona öyle bir
26:31 minnet duymuş ki doktor Mustafa derdi. Gene bir Mustafa'sı daha var hayatta. Giresun'un Keşap ilçesinde cuma vaazlarında dinlermiş. Mustafa Efendi bana ikisini de birleştirir. Doktor Mustafendi derdi. Doktor Mustafendi. Dedemin tek kitabı buydu galiba. Biz hem unvanı aldık hem hocalığı aldık. Tam tuttu yani önceden görmüş. Her neyse o karışmazdı. En mutlu olduğum zaman o zamandı. Camlı ışık yanımda Texsas Tomix okurduk. Ağız tadıyla. Ne mutluluktu be.
27:17 Başka hiçbir şey de istemezdik. Kanaatkardık. Babaannem elimize bir dilim ekmek. Bu da dara ekmeği. Mısır ekmeği. Un yok. Beyaz un. Bir de çökelik yağsız. Yağ bir gıdım çıkıyor. Onu da yemeklere koymak için tereyağıyı ayırıyor. Çökelik işte ayrandan yaptığı yağsız çökelik. Aldın mı? Aldın. İki de ineği önüne kattın. Hadi bakayım. Saat öğleden sonra 2 civarında. Hadi bahçeye. Akşam ezanına kadar bahçedesin. İnekler yanında. Bu karın acıktı. Doymuyorsun. İncir
28:03 varsa incir ye. Armut varsa armut ye. Onlarla karnın kurulduğuya gene ineğin peşinde gez. Derelerde ayağını derelere sok. Bir iki balık avla. Akşam da al önüne ineklerini. Evine gel. Al sana hayat. Böyleydi. Dünya kadar mutluyduk. Çok şeyimiz oldu. Ondan sonra dünyevi anlamda bugün ağzınızın tadı, ağzınızın tuzu var mı diye. Yok. Eminim. Arkadaş tadından yenmiyor Türkiye. Hayat müthiş keyif veriyor diyen belki %25 30 vardır eminim ama ben onlardan değilim. Sezen de onlardan değil. O tatsızlığı yansımış
28:49 albüme. Bana da yansıdı. Hem duygularımız azalmış, hem hayat bizi yıpratmış, hem başkaları bizi yıpratmış. Kısacası yeni Türkiye'de yeni sezenedim ben diyorum. Ben gene Onla Tunçlu Aysel Gürelli Sezen'e kaldığım yerden devam ediyorum. Texsas Tomix misali. Eee, ben gene aynı şarkıları dinleyerek sezeni o sezenle birlikte hatırlayarak, yad ederek, eee, orada kalmayı tercih ediyorum. Bu ey aşklı, sen ağlı,
29:36 yandı içimli işte efendim nasıl söyleyeyim yaygaralı, e, nanikli, manikli albümünü yeni nesle havale ediyorum. Hayırlı uğurlu olsun. Eee, bizim ağzımızın tadını kaçıranlar da Allah'ından bulsun. Evet dostlar hepinizin canı sağ olsun. Sağlıcakla kalın. Hoşça kalın.