0:00 Merhaba ben doktor Emel Gökmen. Nöroloji uzmanıyım. Mesleki bir başarılı konumda görünüyorum. Bir başarı hikayesi var ama ardında neler var? Farklıyım. Neodivergent'ım neatpical'ım. Eee, çok zeki ama dediler. O amanın altında çok şey gizliydi. Mesleki olarak ilk tercihlerimde tıp fakültesi oturdum, ihtisas yaptığım mesleki başarılarım olsa da hep amalarla karşılaştım. Hep bir yerlerde bir sıkıntılar yaşandı. Bir rahatsızlık verdim. Ben kat o rahatsızlığı daha fazlasıyla yaşıyordum. Neurodivergent olmak, nörotypical bir zekaya sahip olmak. Doğru bir çalışma alanınız bulduğunuzda çok başarılı
0:46 görünseniz de içeride çok şey yaşanıp bitmektedir. Birçoğunuzun işte aspergen sendromu, otistik spektrumda ADHD'li, disleksi, anksiyete bozukluğu, kaygı bozukluğu gibi birçok e tanıları var. Bunların hepsi aslında aynı kazanın içinde. Aileniz ve yakınlarınızdan da huysuz, uyumsuz, dik kafalı, ayrıntıcı, detaycı, mükemmelliyetçi gibi yorumlara maruz kaldınız. Eğer bir ağrınız, hastalığınız varsa tetkikler yapıldı, ilaçlar verildi. Bir çözüm bulunamadığında da psikolojik yapıyorsunuz. Yani psikosomatik dediğimiz bir hastalığınız var. Psikiyatriste gidiniz denildi. Siz oradan oraya savrularak psikiyatriste de
1:33 gittiniz. İlaçlar da kullandınız. Yine çözüm olmadı veya terapilere gittiniz. O mükemmelliyetçilik geçmedi. Aslında mükemmeliyetçi değildiniz. Bütün bunları kendi hikayem üzerinden birazcık daha neden farklıyız ve neden anlaşılmamız gerektiğini anlatmak istiyorum. Bu hastalıkların hepsinin bir yerde birleştiği hikayesi yıllardır uğraştığım kronik ağrı sonucunda çıktı. Kronik ağrı çeken migren, fibromiyalji hastalarımın temeldeki yapısı toplumun yaklaşık %20'si kadar denilen bu kazandan gelmeleriydi. Bu özellikleri taşımalarıydı. Hepsi eee kendine göre farklı, zeki, yaratıcı ve eee özel insanlardı. Ama çevreleri, doktorları ve
2:21 kendileri de kendilerini anlamış değillerdi. Sü bir arayışları vardı. Bana ağrıyla başvurmuş olsalar da en temelde olan sistemin eee oluşurken highly sensitive person kişilikte ben bunu tanımlıyorum. Diğer insanlara göre daha hassas bir yapısının olması temelde yatan özellikti. Ben de highly sensitive personım. Diğer tanılardan parçalar taşıyorum. Peki bu bana ne getirdi? Çocukluğum benim Muğla'nın kasabasında geçti. Çocukken çok sessiz, çok içine kapanık, kitap okuyan garip bir kızdım. Anneme, "Senin kızın garip. Bizim orada eee hani kimse ona istemez, evlenemez, kapıda kalmak denir. Senin kızın garip. Kimse kapıda kalacak bu kız."
3:07 diyorlardı. Mahalledeki komşularla toplantılara gitmiyordum. Annem gidiyor. Ben evde küçücük ilkokulda olsam bile yalnız kalmayı tercih ediyordum. kasabadaki düğüne gitmiyordum. Sonradan anladım ki oradaki detone ses beni çok rahatsız ediyormuş. O yüzden gitmek istemiyordum. Eve birazcık misafir gelse, kalabalık olsa huzursuz oluyordum. Bir kere teyzemin kızı gelmişti. Eşinden boşancanacak çocuklarıyla bir bir 10 gün kadar bizde kaldı. Ben depresyona girdim. Çok dağıldım yani. O düzen değişsin istemiyordum. Bu birazcık huysuzluk ve gariplik olarak algılanıyordu. E çocukken hayal kuruyordum. Bir tane kütüphane olsa, kapısı da olmasa orada
3:53 bir tane hapla beslenebilsem, bir yıl orada kalsam, kimse bana bir şey demese diye. Aslında çünkü kasabada yaşarken küçük çocuklardan Emel su getir, Emel kapıyı aç, Emel onu yap. Sürekli bir şey istenir. Ben çok kitap okuyordum. Derslerimde çok başarılıydım. okul birincisiydim. O yüzden de hani kitap okuyorsun, ders çalış demiyorlardı ama kitap okuyunca salak gibi oluyorsun, çok okuma diyorlardı. Çünkü ben orada başka dünyalara dalıyordum. Buradan kurtuluşu nerede buldum? Lisede parasız yatılıya gitmekte buldum. Çünkü parasız yatılı ki çok kötü koşulları olandı. Herkes ağlıyordu. Ben mutluydum. Niye? Çünkü belli bir kurallar vardı. Sabah
4:39 kalkıyorsun, yatağını düzeltiyorsun, okula gidiyorsun. Aynı başçı içinde okul. Sınıfta belli. Geliyorsun, etit yapıyorsun, yatağına çıkıyorsun. Her şey çok belli. O düzene uyduğun sürece kimse senden bir şey istemiyor. Etütte öyle oturup ders çalışmadığın zaman sesini çıkarmadan oturursan da kimse bir şey demiyor. Peki ben bu kadar sessiz niye bir çocuktum? Sonradan anladım. Çocukluk çağı migrenim var. En ufak bir eleştiride, en ufak bir eee haksız bir yorumda ben komaya giriyordum. Komatöz migren yaşıyordum. Yani gerçekten de annem ölüyorum zannediyordu. Bir gün komada yaşayıp sonra kusarak kendime geliyordum. Annem nazar değdiriyordu. Alakası yok. Komatöz migren. Ben şimdiye
5:26 kadar bir bir iki tane daha hastam oldu. Komatöz migrenli. gerçekten komada ve ben onu yaşamamak için hiçbir şeye sesimi çıkarmayıp çok sessiz, çok çalışkan, çok uyumlu bir kız çocuğu oldum. Yatıl okulda da idare ettim ve üniversiteye geldiğimde üniversitede serseri oldum. Mecburi derslerime gidiyordum. Teorik derslerde arkada oturup uyuyordum ve dinlemiyordum. Ders notu tutmuyordum. Eee, fotokopiciden aldım notlarla sınavlara çalışıyordum. Çünkü sistemim isyan etmişti ama yine de başarılı bir şekilde tıp fakültesini bitirdim. Mecbur hizmette falan çalıştım. İhtisas veya kariyer gibi bir derdim yoktu. O arada migren ataklarım çok artmıştı. Bir 4 yıl kadar
6:12 çalıştıktan sonra İzmir'deydim. İstanbul'a gelmek istiyordum. Öyle tayin kolayı olmuyor. İstanbul'a gelmek için eee ihtisas yapmaya karar verdim. Yine birinci tercihim nörolojide ihtisasa başladım. Ha bir şeye karar verince çalışıp yapabiliyordum. Diğerlerinin yaptığından çok daha hızlı yapıyordum. İşte söylerlerdi. E yurtta kalıyorduk üniversitedeyken. Emel çalışmaz çalışmaz yine çoğun gece çalışır bizden yüksek not alırı derlerdi. Evet yapabiliyordum ama ne pahasına? En basit örneklerinden birisi. E TUS'a çalışmadım çalışmadım. 4 yılda bir 3 ay çalıştım. TUS'u kazandım ama o arada kolum kırılmıştı. Sınavda başkası benim yerime işaretledi. Sağ elimi kullanamıyordum. Sınavdan sonra
6:58 alçıdan çıktı. Bizim sü dekatrofisi dediğimiz bütün e kemikler erimişti. Sinirsel uyarımı bozulmuştu. Kendi içinde başka bir şey yaşıyordum ve zorlanıyordum. Dışarıdan başarmış gibi görünsem de. sonrasında çok yoğun e diyez benzeri ilaç kullanarak o kemiklerin oradaki sinirsel problemin geri dönüşü sağlanabildi. Normal e tedaviler işe yaramadı. Eski bir metotmuş. Böyle bir şekilde çözülebildi. Neyse ki ihtisasta da dediler ki eee çok zeki ama ama neydi bilmiyorum. Akademisyen olmak istiyordum. Çok istemediler beni. Bunu anlayamamıştım. Sonradan anlıyorum. Eee, sınava girdim.
7:45 E, uzmanlık sınavına jüriyle girersin. Beş tane jüri üyesi sen sandalyede onlar koltukta oturuyordur. Sorular sorulur. Sonra da öğleye kadar sınav sunulur. O öğleden sonra da yenilir, içilir, kutlama yapılır. Benimki akşam üzeriye kadar sürdü. Ben sınavda kitlendim. Neden kitlendim? Çünkü tezime bir önsöz yazmıştım. Tez hocam ve jüri başkanına göstermiştim. bölüm başkanına böyle alışılmış bir şey değil ama böyle bir şey yazdım. Uygun mu diye. Fikri beğenmişlerdi. Bundan habersiz jürri üyelerinden bir tanesi bu alışılmış bir şey değil garip. Dedi. Söyledim. İki hocaya baktım. Onlar Emel de sordu bize. Demediler. Ben o haksızlığa maruz kaldım
8:30 ya. Orada kitlendim. Onlar bir şey demedi. Şimdi aklım olsa e sordum derdim. O zaman onu söyleyemedim. Soruyorlar, soruyorlar beyin durdu. bloku oldu. Çünkü bir haksızlığa maruz kalmıştım. Böyle hayat devam etti. Sonrasında bir sürü hikaye var ama çok yine Alman'da çalıştım. Çok başarılı oldum. Genç yaşımda departman sorumluluğu verilmişti bana ama e orada yine arayışa girdim. Kendi migrenimi bile çözemiyordum. Hasta karşıma geliyordu. Benim ondan başım daha çok ağrıyor ama o arada ben ona ne diyeyim? bana doğru gelmedi. O kariyeri bırakıp ilaç dışı tıp aranındaki araştırmalara başladım. Orada da eee bir yıl iki yıl
9:16 böyle kongre falan gittikten sonra benim aileanneme gelmiş. Benim anlattığım fikirleri kongrede kendi fikriymiş diye sunan bir meslektaşımı gördükten sonra benim bu alanda da işim yok dedim. Yıllarca kendi kendime çalışıp birçok eğitim alıp yurt dışı, yurtçi özellikle yurt dışı eğitimlerle kendimi geliştirmeye adadım. Derdim kendimi geliştirmek değildi. Sadece hastalarımı çözmekti. Ondan sonrasında da yurt dışına taşındım. Eee, oğlumla ilgili eğitim sistemi nedeniyle. Çünkü oğlum da benim yapımdaydı. Eee, belli asperger özellikleri vardı. Special Education needs var diye, İngiltere'de daha iyi bir eğitim olur diye taşındık. Covid'de Türkiye'ye döndük. Instagram'da falan
10:03 ardı önü araştırılmadan ve eee sadece hasta deneyimi olmadan yanlış bilgiler. Bunu bağlamda da eğitim vermeye başladım. Şu anda 60'a yakın öğrenciyle devam ediyoruz. Yeni gruplar açacağız. Devam edeceğiz. Bu bir başarı hikayesi gibi gökmen yaklaşımını geliştirdim. birçok tedavi ve birçok uygulanan metodun sentezi kendi geliştirdiğim yaklaşımlarla birleştirilen bir tedaviye dirençli vakaları çözme eee hikayesi bu. Eğitim de bu başlıkta veriliyor zaten. Meslektaşlarıma ne yaparlarsa yapılsın çözülmeyen vakaları nasıl çözeceklerini öğretmeye, anlatmaya çalışıyorum. Eğitime başlarken söylüyorum. Artık
10:50 asperger tanısı diye bir şey yok. neurodiversion noktasına taşındı ve bir hastalık değil. Tamamen bir eee şey bir hastalık değil bir nöroçeşitlilik, farklılık olarak algılanıyor. Eee baştan diyorum ben birazcık eee doğrucuyumdur. Lafımı sert söylerim. Bana alışın. Ben size birçok şeyi hiç kimsenin öğretmediği kadar öğretmek için çaba harcayacağım. Birazcık benim bu tutumuma alışın diyorum. İyi gidiyoruz öğrencilerimle. Eee ama hayatım boyunca ne yaşadım ve hastalarıma anlattığım bir şey var. Hasta bana migrenle de gelse, fibromiyaljiyle de gelse anlattığım bir metafor var. Çok basit bir metafor. Koyun metaforu. Sürüde bir sürü koyun
11:38 var ve o koyunlar akkoyun olabilir, karoy koyun olabilir. Azınlıkta olan yaklaşık toplumun %20'sine yakın. gittikçe bu oran da günümüzde artıyor. Gerçi neodiversion, highly sensitive person diyebileceğimiz farklı düşünenler var. Koyun sürüsünde başta koyun olur. Hepsi arkadan giderler. Çok sorgulamazlar. Neurodivergent olan, ADHD olan, Aspergerli olan, işte gifted talented olan, üstün zekalı olan veya benzeri birçok tanısı olan, eee, toplumun farklı kişisi. Onlar Akkoyun veya Karakoyun sürüden farklı. Tek problem nedir? Bütün bu süreçte kendi 60 yaşıma geldim. Kendi hayat deneyimimde yaşadığım en büyük problem ben de
12:25 kendimi sürüden zannetmem. Koyunların aynası yok ki. kendilerinin diğerleriyle farklı olduğunu ve onların o farklılığını çok çabuk fark ettiklerini algılayamıyor. Ben anlaşılmıyorum. İyi niyetle yaptığı bir sürü şeyin anlaşılmadığı veya hani çok zeki ama eee yaşamda bir sürü o günlük hayatın e sosyal uyum denilen politiki korrek denilen manipülasyonları yapmamak. Yapamayacağından değil. Çok zeki yapabilir ama acayip bir dürüstlüğü vardır. Yani ya beyazdır ya siyahtır. Grii oynamak istemez. Bunu yapmak istemediği için yapmaz ve doğrudan konuşur. O yüzden de benim ailemin
13:10 dediği gibi kazık gibi laf söylüyorsun derler. Yani çünkü sürekli beyin analiz yapıyor. Ben küçücük bir çocuktum. Abim benden 7 yaşa yakın büyüktür. Birilerine bizim çiftliğimiz var diye anlatıyor. Benim o zaman kafamda bir çiftlik kavramı oluşmuş. O kavrama uymuyor. Ben hemen abi niye öyle söylüyorsun? Bizim çiftliğimiz yok. Diyorum şimdi [kahkaha] yani abim orada kendine göre bir şey yapıyor. Küçücük çocuk sana mı düştü? Hem ne olacak ki onu söylese. Ama işte içim rahat etmiyor. Çikliğimiz yok çünkü onu söylemek zorundayım. Veya herhangi bir yerde üniversitede asistanlık yapıyorum. Çok zekisin ama bize uymak zorundasın diyorlar. Yani diyorum ki ben
13:56 çalıştığım yerdeki kişilerle özel hayatımda hiç görüşmedim. Dışarıda yemeye, içmeye, bir şeye hiç gitmedim. Bir kere Alman'dan ayrılırken ayrıldığım için bir yemek yapmışlardı. Artık buna da gelirsin senin için yapıyoruz dediler. O yemeğe katıldım ama tabii ki benim için çok zor bir şeydi. Ha sosyalleşmiyor muyum? Bazılarına sorar. Sen de ne alaka? sen introvert değilsin, sen çok sosyalsin diyebilirler. Bu maskelemek. Bunu çok iyi becerebiliyorum. Bütün hayatımda, gençliğimde tabii ki çok sosyal şeyler yaptım. Çünkü sürüye ait olmaya çalışıyorum. Zaman zaman yıllık iznimden alıyordum. Eee, evdeki telefonun fişini çekiyordum. 34 gün, 5 gün yıllık izimden
14:42 alıp evde kimse görüşmeden kalıyordum. Hiçbir program olmadan kendimi recharge yapıyormuşum yeniden. Tabii ki bunu bilmiyordum. Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyduğumu da bilmiyordum. İzmir'de yaşarken çok sosyaldir İzmir. Hep evlerde görüşülür. Gençlik yılları 90'lı yılların başı. Arkadaşlarıma gece bile çağırırlar giderdim ama onlar derlerdi Emel'in evi mabeti gibi. Ona öyle rastgele gidilmez. Ben arada bazen bir hafta sonu 10 cumadan başlayıp pazar akşamına kadar yemekler hazırlayıp bütün arkadaşlarımı tamamen üç gün kampa çağırıyordum. O zaman kendimi onu ayarlıyordum. Her şey yapılıyordu, yeniliyor, içiliyor. Ev batıp çıkıyor. O
15:28 zaman onu ayarladım ya, programladım ya sorun yok diyordum. Birazcık garip geliyordu ama sosyalliği de oynuyordum. Başkalarının kendiliğinden yaptığı sosyal ilişkileri ben hayatım boyunca gözlemledim. Gözlemleyip yaptım. Öğrenip yaptım. Kendiliğinden yapmadım. O yüzden de çok acayip bir gözlemci oldum. Bu kadar gözlem yeteneği mesleki başarımda çok olumlu bir etkiye neden oldu. Şimdi benim öğrencilerim var. Eğitimde bir vaka geliyor pratiğe. Vaka kapıdan girerken ben tık tık tık bir sürü şeyin tanısını koyuyorum. Hocam diyorlar siz hemen koyuyorsunuz diyorum ama diyorum bakın diyorum bak bunu böyle dediyse budur. Bunu böyle yapıyorsa budur. Bakın yürüyüşü böyle ses tonu böyle. Bir sürü
16:14 şeyi hemen analiz ediyorum. Eee tabii ki mesleki bir gözlem yeteneğinin çok acayip hayatta kalabilmek için geliştirilmiş bir başarısı. Onun dışında olumsuz bir etkisinden bahsedeyim. Mesela nasılsın meselesi. Çocukluğu bir kenara bırakırsak 55 yıldır falan. Ben bana nasılsın diye sormasından nefret ederim. Hiç hoşlanmam. Neden derseniz birisi bana nasılsın diye sorduğunda benim beynimde hemen bir dosya açılıyor. İlk sorguluyorum. Nasılım? İyi miyim? Ne kadar iyiyim? Kötüyüm. Ne kadar kötüyüm? Orada hemen bir nasıl olduğum noktasında analiz yapıyorum. Sonra cevap verme kısmı geliyor. Bu saliseler içinde ama beynimi böyle kitliyor. Cevap verme.
17:01 Yani iyi değilim. nasılsın dedi. İyiyim de geç. Bu bir sosyal konuşma, small talk. Yook, doğruyu söylemeliyim. Peki ama o zaten senin nasıl olduğunla ilgilenmiyor ki. Niye ona söyleyesin? Niye özelini paylaşasın? Onu ilgilenmiyor. Onun için sormadı. Bir sürü böyle şey geçiyor. En sonunda ne dediğimi bilmiyorum. İdare eder, "İyim" gibi bir şey çıkıyor. Ama beynimde bir sürü dosya açık zaten. Bir sürü şey yapıyor oluyorum o arada. Çünkü onun benimle niyetini, benimle ilişki, o niçin görüştüysek o sosyal ilişkiyi devam ettirecek miyim, eşittirmeyecek miyim? Kafamda bir sürü şey var. Orada da ben ne yapıyorum burada? O arada kafamda hastayla ilgili düşündüğüm bir
17:47 şey, bir kitaptaki bir şey başka şeyler de çalışıyor. Niye geldim buraya da çalışıyor? Bir sürü şey. Sonuç olarak bir nasılsın bile hayatta kabus oluyor. Geçenlerde oğluma nasılsın dedim. Yani hani ben oğlum günü nasıl geçirdi işte nedir hani onu annelik olarak onu algılamak istiyorum. Dedi ki anne dedi nasılsın diye bana sorma dedi. Eee dedi bir şeyler e yolunda gitmeyen bir şeyler vardı ondan mı soruyorsun diye düşünüyorum. Yolunda gitmeyen şeyleri düşünmeye başlıyorum o zaman dedim. O da başka türlü bir nasılsın sorumluymuş. dedim. Tamam, ben de başka bir şey yaşıyorum. Bundan sonra sormayacağım dedim. Sonuçta bir nasılsın bile hayatta
18:34 kabus olabiliyor. Onun dışında benim hastalarıma da önerdiğim eee ve yaptığım başka insanlara göre farklı fikirler ortaya çıkarabiliyoruz. Hızlı analiz yapabiliyoruz. Aynı anda birçok işi yapabiliyoruz. E bu mükemmeliyetçilik gibi algılanıyor. Bir tane hastamda çok da bilinçli bir iş kadını bana ilk görüşmeye geldiğinde ben migrenli olmak birazcık mükemmeliyetçilikte olur diye anlatıyordum. Yıllardır bunun üzerine çalışıyorum dedi. Dedim ki yıllardır terapiye gidiyorsunuz. Ne kadar yol katettiniz? Düşündü. Bir yol kat etmedim dedi. Evet dedim mükemmeliyetçi değilsiniz. Çünkü yapabilme kapasiteniz yüksek. Eğer yapabilme kapasiteniz yüksekse çok işi aynı anda yapıyorsunuz.
19:20 Diğer insanlar sizi mükemmelliyetçi olarak tanımlıyor. Aslında olay mükemmelliyetçilik değil. Kapasitenize göre iş üretmeye çalışmanız, diğer insanların eee hızını kavrayamamanız, herkesten de aynı hızda bir sonuç beklemeniz. O zaman yönetici konumundaysanız, hoca konumundaysanız, ebeveyn konumundaysanız hep daha farklı bir şey, daha hızlı bir şey istiyorsunuz. Bir kere bu beklentiden vazgeçmek gerekiyor. Herkesin kendine göre hızı var. Herkesin kendine göre değeri var. Bu önemli aşamalardan birisi. Huysuz değiliz. Hayli sensitifliiz. Yani diğer insanlara göre algı şeyimiz çok yüksek. sesler, kokular, uyaranları daha fazla
20:06 algılıyoruz. Yani bunun otistik özelliklere geçtiğindeki takılmalar, takıntıları ayrı bir noktaya taşınabiliniyor veya günlük hayat içinde sesler, kokular, ortamla ilgili sorunlar yaşanabiliyor. Mesela ben eğitim verirken, bir şey anlatırken ta uzaktaki bir iki öğrenci kendi arasında fısıldaşarak konuşsa bile ben onu duyuyorum, bölüyorum. Dikkatimi dağıtıyorsunuz diyorum. Yani şu anda bir şeyi anlatmaya çalışıyorum. En ufak uyaran bile negatif etkileyebiliyor. E bu tabii ki okulda, sınıfta falan olduğunda başkaları anlatamıyorsunuz. Veya çok istediğiniz bir sosyal ortamda çok gürültülü benim gençliğimde böyle
20:51 eee hard rock metal dinlerdik. Böyle bir ortamda olabiliyorsunuz ama evde başka bir ortamda azıcık bir gürültüye tepki gösteriyorsunuz. Arkadaşlarınız sizi huysuzuk yapıyorsunuz olarak algılıyor. Her zaman böyle şeylere maruz kalıyorsunuz. Çünkü o kadar overload oluyorsunuz ki sürekli çevresel uyaranlardan yüklendiğiniz yerde hele migrenli falansanız bir de o migreni trigger etmeye başlarsa zaten uyaranlar daha da büyüyor sizde ve daha çok rahatsız oluyorsunuz. Yani birisine hala kıyafetlerin etiketlerine e dayanamadığınızı, kıyafetin belli bir yerindeki dokunan yeri, dikişteki sertleşmeye dayanamadığınızı anlatmak huysuzluk olabiliyor. Yani ütünüzü yapan
21:38 yardımcınızı aman dikiş yerlerine ütüyü şey yapma. Oradaki iplikler şey yapıyor, sertleşiyor. Beni rahatsız ettiğinizde huysuzluk gibi algılanabilir ama siz bunu yaşıyorsunuz. Birçok örnek verebiliriz buna. E bu highly sense to person'ün altında toparlamak daha mantıklı diye düşünüyorum bütün bu yaşadıklarımızı. Highly Sens'in aslında geçtiğimiz yüzyılın sonuna doğru özellikle migren gibi problemleri açıklamak için eee öne sürülse de çok kısa sürede üstü birazcık örtüldü gibi oldu. Çünkü bu doğuştan gelen bir yapı. buna bir şey yapılamaz diye düşünüldü ve buraya bir ilaç üretilemeyeceği için başka başka tanılara yönlenildi. Aslında
22:23 en temelde beynin yapılanmasında anne karnındayken farklılaşma var. Yani dendrit dediğimiz o uzantıları, nöronların birbiriyle olan dallanmaları daha farklı oluyor. Standarda göre çok daha farklı. bir miktar da artmış dallanmalar oluyor. O nedenle de beynin çalışması biraz daha farklı oluyor. Ama beyin bedenden farklı değil. Bedendeki algı da daha farklı oluyor. Şimdi günümüzde özellikle otistikleri falan da bir beyin hastalığı değil, beyin problemi değil. Aynı zamanda işte bunların bağ dokusunda esneklik var. Bağ dokus hastalıklarına yatkınlıkları farklı. Diğer başka hastalıklarla bağlantıları, birçok şeylerle sistemik
23:09 hastalıklarla bağlantıları kurulmaya çalışılıyor. Evet bunların hepsi var. Benim migrende, fibromiyaljide, migren hayst personin problemidir. Fibromiyalji bağ dokusu problemi gibi de ortaya çıksa da hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Bu kadar hassas, çok uyaranla maskeleyerek hayatı sürüdeki herkesmiş gibi yaşamaya çalışınca ve birçok spontan kendiliğinden yapılan işlevler için beyin alert durumda o kadar çok çaba harcayınca beraberinde diş sıkma da artıyor. Diş sıkma artınca diş sıkmayile birlikte vücutta birçok postürel sendrom çıkıyor. Poster sendrom bütün vücudu kaydırıp bütün fasyayı kaydırıp birçürük hastalığın altyapısını hem kognitif
23:56 zihinsel bilişsel duygusal emosyonel hem de bedendeki problemleri yani buradan panik hata kadar, çarpıntınıza kadar hepsi birbiriyle bağlantılı olarak gidiyor. İşte nöratical bir beyin ömrünü bu işi 22 yıldır yani tıp hayatımın diğer kısımlarını saymıyorum. 22 yıldır tanı koyup ilaç yazmayı bırakıp bu bağlantıları çözmeye harcadım. E sonuçta ne oldu? Bu bağlantıları anlatmaya kalktığımda iyi ki öğrencilerim var. Çünkü hastalarındaki sonuçları görmeye başladılar. Nörofizyopatoloji zemininde çözümler de sunuyorum. Muayeneemi laboratuvar gibi kullanıp her hastamdaki aldığım çözümlerle geliştirmeler yaptım ve tedavi yöntemleri de bunun içinde
24:43 gelişti. Bazen kıskanılma, bazen rahatsız olunma, bazen anlaşılmamaya da maruz kalıyorum. Ama bunu umursuyor muyum? Umursamıyorum. Ben insanın üç dönemi var derim. Çocukluk dönemi, çocukluk, gençlik dönemi. Yani üniversiteye kadar olan dönem. Eee, bu aileye bağımlı olduğun ve ailenin seni anlamadığı için, sen de kendini anlamadığınız için en zor dönem. Gençlik ve meslek hayatının ilk dönemlerinde kız çocuğuysan birazcık daha maskelemeyi başarıp sürüdenim diye eğlenmeye, bir sürü şeyler yapmaya, sosyalleşmeye çalışıyorsun. İşte üniversitede kocanın sana niye öyle tavır gösterdiğini anlamaya çalışıyorsun. Arkadaşlarının
25:28 niye, erkek arkadaşının niye, eşinin niye? Bir sürü şeyi çözmeye çalışıyorsun. Yine debeleniyorsun ama belli bir yaştan sonra eee şansını yaver gidip eee birçok acıya, göz yaşına, bir sürü üzüntüye, depresif dönemlere rağmen başarabilirsen artık belli bir mesleğinde oluyor ve kendini diğerleriyle aynı olup sürüdenim duygusundan vazgeçiriyorsun. Artık sürüden ayrılanı kurt kapar bunu biliyorsun. sürüdenmiş gibi davranıp yandan yandan gitmeyi öğreniyorsun. Sabahtan akşama kadar hastalarla görüşüyorum. Kimisinin patronuyla, kimisinin hocasıyla, kimisinin kocasıyla, kimisinin kayın validisiyle
26:15 birçok soruna onlara farklı bir bakış açısı kazandırmaya çalışıyorum. Tedavide birçok şey yapsam da önemli olan bu farkındalığın onlara hayat bakış açısını değiştirdiğini, birçoğunun nörodivergent yani nörotipik olduğunun hala farkında olmadığını, sürüde sorun yaşadıklarında niye diye sorguladıklarını görüyorum. Kendi yaşadığım deneyimlerden onları anlatmaya çalışıyorum. Bir de dedim YouTube'a video yapayım. Hastam olmayanlara da bir farkındalık yaratayım istedim. Evet. Biz suysuz, sorunlu, uyumsuz, dislektik, ADHli, otistik değiliz. Bir anlamda bunların hepsi olabiliriz ama
27:01 bizim zihinsel sistemimiz farklı. Biz farklıyız. Eee, yalan söyleyemeyiz, kıskanç olamayız. Gifted yani hediyelendirmiş bir şeydir derim. Bu kadar sorun yaşadınız. Gerçekten de içinde insan çok acı yaşıyor. Kendisini çok yanlış hissediyor hayatta. anlaşılmamış hissediyor. Eee, bütün bunlara rağmen niye hediye diyorsunuz derseniz en güzel yanı kıskanç değilizdir. Haset değilizdir. Bir insanın içinde haset olmaması çok büyük bir mutluluktur. Biz hırslıyızdır bir anlamıyla öyle görünür. Çok ben mesela çok çalışkanımdır da. Benim hırsım kimseye karşı değil. O vakayı, o hastayı doğru çözmek, daha iyi yapabilmek. Daha
27:47 iyi yapabilmek yarışım kendimle. Çünkü içimdeki beni biliyorum kapasitesi var. Yapabilir. Arkadaşlarımın dediği gibi çok çalışıyorsun hiç tatil yapmıyorsun. Ben bundan keyif alıyorum. Burada çözdüğüm şeyler beni mutlu ediyor. İşte bu çok büyük bir lüks bence. Bir yanıyla da herkes gibi olmayalım, farklı olalım ama farklılığımızın yerini ve değerini bilelim istiyorum. Umarım kendinizi biraz farklı hissediyorsanız bu video size de bir bakış açısı, bir farklılık kazandırabilir.