Prof. Dr. İlber ORTAYLI "19.Yüzyılda Osmanlı-Avrupa İlişkileri"

Prof. Dr. İlber ORTAYLI "19.Yüzyılda Osmanlı-Avrupa İlişkileri"

Kısa Özet

Bu video, 19. yüzyıl Osmanlı hükümdarlarını ve Dolmabahçe Sarayı'nın tarihsel bağlamını ele alıyor. Sarayın inşası ve dönemin siyasi olayları, özellikle Kırım Savaşı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun borçlanması üzerinde duruluyor. Ayrıca, Osmanlı'nın modernleşme çabaları, askeri reformlar ve Avrupa devletleriyle ilişkileri inceleniyor. Panislamizm, dış politika stratejileri ve dönemin diplomatik ilişkileri de değerlendiriliyor.

    1. yüzyıl Osmanlı hükümdarları ve Dolmabahçe Sarayı'nın tarihsel bağlamı
  • Kırım Savaşı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun borçlanması
  • Osmanlı'nın modernleşme çabaları ve Avrupa devletleriyle ilişkileri
  • Panislamizm ve dış politika stratejileri
  • Dönemin diplomatik ilişkileri ve denge politikaları

Giriş ve Konu Tanıtımı

Video, doğrudan sarayla ilgili olmasa da, sarayın sahipleri olan 19. yüzyıl Osmanlı hükümdarları Abdülmecit Han, Abdülaziz Han, V. Murat Han, II. Abdülhamid Han ve Sultan Reşat'ı konu alıyor. V. Murat'ın kısa dönemi nedeniyle siyasi bir analiz yapmak mümkün değil. Sultan Abdülhamid Han'ın sarayı daha çok törenler için kullandığı, özellikle Bayram muayedesi ve Meclis-i Mebusan'ın açılışından önceki meşrutiyetin ilanı gibi önemli olaylara ev sahipliği yaptığı belirtiliyor. Son padişah Vahdettin'in ise sarayın önündeki zırhlılar nedeniyle huzursuz olduğu ve Yıldız Sarayı'na göçtüğü anlatılıyor.

Dolmabahçe Sarayı ve Tarihsel Bağlamı

Dolmabahçe Sarayı'nın büyük bir saray olmadığı, ancak devleti temsil ettiği için ihtişamlı ve zarif bir görünüme sahip olduğu vurgulanıyor. Tarih yazarlarının, Türk milletinin o dönemdeki refah imkanlarının kısıtlı olmasından dolayı sarayı israf olarak nitelendirdiği eleştiriliyor. Hazineyi asıl götüren harcamanın Kırım Savaşı olduğu, bu savaşla birlikte ilk borçlanmanın başladığı ifade ediliyor. Yeni bir ordu kurulması, Kurmay Akademisi'nin açılması ve ordunun yeniden düzenlenmesi gibi askeri yatırımların büyük maliyetlere yol açtığı belirtiliyor.

Osmanlı İmparatorluğu'nun İflası ve Düyun-u Umumiye

Osmanlı İmparatorluğu'nun 1875'te alacaklılara ödeme yapamayacağını duyurmasıyla iflas ettiği ve bunun üzerine Düyun-u Umumiye'nin kurulduğu anlatılıyor. Tanzimat reformları, Kırım Savaşı ve Islahat Fermanı ile başlayan sıkı ilişkilerin bu durumla sona erdiği belirtiliyor. Borcunu ödemeyen devletlerin sevilmediği, Avrupa'da Rusya'ya olan takdirin bile Rusya'nın borçları ödememesi üzerine sona erdiği ifade ediliyor. Düyun-u Umumiye'nin Osmanlı maliyesini öğretirken, aynı zamanda etnik çatışmaları da körüklediği belirtiliyor.

Osmanlı-Rus İlişkileri ve Avrupa Devletleri

Osmanlı-Rus Savaşı'nda Avrupa devletlerinin Kırım Savaşı'ndaki gibi destek vermediği, savaşın Türkiye'de yeterince tetkik edilmediği eleştiriliyor. Gazi Osman Paşa ve Gazi Ahmet Muhtar Paşa gibi kahramanların ortaya çıkmasına rağmen, yenilginin nedenleri üzerinde durulmuyor. Osmanlı padişahlarının savaşı yönetmediği, seferi hümayun ananesinin sona erdiği belirtiliyor. 18. yüzyılda Osmanlı'nın sürekli yenilmediği, askeri ve Bahriye modernleşmesine giriştiği, tıpta, cerrahide, veterinerlikte ve mühendislikte önemli adımlar attığı vurgulanıyor.

18. Yüzyıl Osmanlı'sında Denge Politikaları ve Düşmanlar

  1. yüzyılda Osmanlı'nın iki düşmanı olduğu, bunlardan biri Avusturya (Alman İmparatorluğu) diğeri ise Rusya olduğu belirtiliyor. Bu iki devletin askeri tarihlerinde en iyi komutanlarının olduğu, ancak 19. yüzyılda bu tür komutanların yetişmediği ifade ediliyor. Plevne'de ve Rus Savaşı boyunca karşılaşılan askeri mühendislerin ve istihkamların önemi vurgulanıyor. 19. yüzyıldaki reformların ve Kurmay eğitiminin sonuçlarının alındığı belirtiliyor.

Osmanlı Ordusu ve Gönüllüler

Rus ve Türk askerlerinin birbirleriyle kahramanca ve fedakarca çarpıştığı, bunun Avrupa için yeni bir görünüm olduğu ifade ediliyor. 1848'de Polonya ve Macaristan gönüllülerinin birleşerek Rusya ve Avusturya'ya karşı savaştığı, Cumhuriyetin kurulduğu ancak daha sonra ezildiği anlatılıyor. Bu komutanların Türkiye'ye sığınması ve Türklerin onları geri vermemesi büyük bir etki yaratmıştır. Gelenlerin dinlerini ve isimlerini değiştirdiği, General Bem'in Murat Paşa olduğu ve Karadağ'da şehit düştüğü belirtiliyor.

Ansiklopedik Yanılgılar ve Düzeltmeler

Türkiye'deki bazı ansiklopedik bilgilerin yanlış olduğu, özellikle Nazım Hikmet'in dedesiyle ilgili bilgilerin düzeltilmesi gerektiği vurgulanıyor. Saffet Rıza Hanım'ın babası Rıza Paşa'nın Atatürk'le kapışmadığı, Balkan Harbi'nde şehit düştüğü belirtiliyor. Türkçe Wikipedia'nın güvenilir olmadığı, yabancı kaynaklara da bakılması gerektiği ifade ediliyor.

Düyun-u Umumiye'nin Etkileri ve Rusya'nın Durumu

Düyun-u Umumiye'nin kurulmasıyla Fransa, İngiltere, Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın komisyona üye olduğu, bu durumun Türkiye için ters bir olay olduğu anlatılıyor. Düyun-u Umumiye'nin maliyeyi öğretirken, aynı zamanda etnik çatışmaları da körüklediği belirtiliyor. Rusya'nın da alacaklı olduğunu iddia etmesi üzerine, Rusya'nın parasının konvertibl olmadığı ve bu nedenle komisyonda yer alamayacağı ifade ediliyor.

Dönemin Ülkeleri ve İngiliz İmparatorluğu

İran'ın bağımsız bir Müslüman ülke olduğu, ancak daha sonra Rusya ve İngiltere'nin kontrolü altına girdiği belirtiliyor. Avusturya-Macaristan'ın durumu, Almanya'nın birleşmesi ve Fransa'nın durumu değerlendiriliyor. İngiliz İmparatorluğu'nun 300 milyon Müslüman tebaası olduğu, bu imparatorluğun Müslümanları yönettiği ve onlara sözde dinlerine ve adetlerine hak tanıdığı ifade ediliyor.

Panislamizm ve Sultan Abdülhamid'in Politikaları

Osmanlı İmparatorluğu'nun Britanya İmparatorluğu için ciddi bir tehlike teşkil edemediği, ancak panislamizm gibi enteresan aygıtlar geliştirdiği anlatılıyor. Sultan Abdülhamid ve idaresinin birtakım Fransız ve İngiliz sömürgelerinde meşayih ve ehli Tarik ile temasa geçtiği belirtiliyor. Ağ Han'ın hatıratı okunarak, Hindistan Müslümanları ile diğer Müslümanlar arasındaki ilişkilerin iyi olmadığı ifade ediliyor. İsmail Bey Gaspıralı'nın tercüman gazetesindeki yazıları ve Sultan Abdülhamid'in panislamist ajanları olarak görülmesi değerlendiriliyor.

Diplomatik Canbazlıklar ve Devletler Arası İlişkiler

Türkiye'nin diplomatik canbazlıklarla ve istihbarat ağıyla olduğundan daha fazla büyütüldüğü, Kırım Savaşı ve Rusya Savaşı'ndan beri tanınan bir Türk ordusuyla iş yürütüldüğü anlatılıyor. Rus ordusunun Edirne'ye gelene kadar tükendiği, Ayastefanos Anlaşması'nın merhametten yapılmadığı ifade ediliyor. Berlin Kongresi'nde kurulan Bulgaristan'ın Rusya'ya kazık atmaya başladığı belirtiliyor. Abdülhamit Han'ın devletler arasında oynamayı tercih ettiği, İngiltere'den nefret etmesine rağmen Almanya'yı tercih ettiği anlatılıyor.

Avrupa Devletlerinin Durumu ve Rusya'nın Reformları

Avusturya-Macaristan'ın gerilediği, ülkenin içindeki işçi sınıfının durumunun iyi olmadığı belirtiliyor. Rusya'nın Berlin Anlaşması'ndan sonra sulh dönemine girdiği, fabrikalaşmaya ve demir yoluna önem verdiği anlatılıyor. Türkiye'nin de paralel reformlarla ilerlediği, 1880 ve 1908-12 döneminin büyük atılımlarla dolu olduğu ifade ediliyor.

Osmanlı'nın Modernleşmesi ve Savaşlardan Kaçınması

Osmanlı İmparatorluğu'nun modernleştiği, bürokrasinin ihtisaslaştığı, eğitimde ve tıpta gelişmeler olduğu belirtiliyor. Ancak ülkenin haciz altında olduğu ve hazinenin büyük sıkıntıları olduğu unutulmamalıdır. Türkiye'nin savaştan kaçınan bir ülke olduğu, 1. Cihan Harbi'ne istemeden girdiği ifade ediliyor. Savaşın sonunda büyük federasyonların (Osmanlı, Avusturya-Macaristan, Rusya) bittiği, İngiltere ve Fransa'nın bile bitkin çıktığı anlatılıyor.

Tanzimat ve Osmanlı Toplumu

Tanzimat'ın bir ihanet veya soytarılık olmadığı, Tanzimat döneminin büyüklerinin de muhafazakar ve milliyetperver olduğu vurgulanıyor. Tam manasıyla bir endüstriyel reformun yapılmadığı, İngiltere ve Fransa'nın sefil işçi kalabalıklarından korkulduğu belirtiliyor. Türkiye'de büyük açlık ve kıtlık yılları olmadığı, insanların geleneksel hayatlarını sürdürebildiği ifade ediliyor. Muhafazakar bir milletin fakirlik ve yoksullukla kendisini çözüp götürebildiği anlatılıyor.

Osmanlı Ordusu ve Değerler

Alman işçi sınıfının refahına sahip olmadığı halde, Osmanlı ordusunun 1. Cihan Harbi'nde sonuna kadar dayandığı ve çözülmediği belirtiliyor. Bu imparatorluğun Müslüman bir imparatorluk olduğu, bazı şeyleri kabul etmenin mümkün olmadığı ifade ediliyor. Beyoğlu'nda sefaret balolarına gidenlerin İranlılar ve Türkler tarafından alay edildiği, kadril gibi dansların komik göründüğü anlatılıyor.

Diplomatlar ve Protokol

Mehmet Emin Ali Paşa gibi Fransızcayı çok iyi bilen diplomatların yetiştiği, ancak bazılarının Fransa'yı hiç görmediği belirtiliyor. Keçecizade Fuat Paşa'nın zekası ve protokol bilgisi anlatılıyor. Ahmet Vefik Paşa'nın beyaz kayıkla gezmesi ve Paris'te arabasını beyaza boyatması gibi olaylar örneklerle anlatılıyor.

Sultan Abdülaziz'in Avrupa Gezisi ve Kraliçe Victoria

Sultan Abdülaziz'in Avrupa gezisinde kendi bestelediği marşlarla karşılandığı, Kraliçe Victoria'nın Veliaht Murat Efendi'yi çok beğendiği ve torunlarından birini evlendirmek istediği anlatılıyor. Kraliçe Victoria'nın "protector of the faith" (kilisenin başı) unvanı olduğu ve torununu bir Müslümana vermek istemesi enteresan bir durum olarak değerlendiriliyor.

Avrupa Hanedanları ve Osmanlı İmparatorluğu

Avrupa'daki hanedanların Alman kökenli olduğu, İngiltere Kraliçesi ve Alman İmparatoru'nun kuzen olduğu belirtiliyor. Osmanlı sultanlarının devletler ailesinde bir yeri olduğu, büyükelçilik düzeyinde ilişkilerin önemli olduğu anlatılıyor. Denge politikalarına dikkat edildiği ve bu sayede 1908 hatta 11-12 Balkan Savaşı'na kadar gelindiği ifade ediliyor.

Sonuç ve Modernleşme Dönemi

Bugün dünyada Ortadoğu'da İslam dünyasında sağlam hariciye bürokrasisi, ordusu, polisi ve bazı kurumlarıyla ayakta durulabiliyorsa, bilimin ve tekniğin bazı dallarında önde gidilebiliyorsa, bunların uzun bir tarihin ve modernleşme döneminin ürünleri olduğu vurgulanıyor.

Share

Summarize Anything ! Download Summ App

Download on the Apple Store
Get it on Google Play
© 2024 Summ