0:00 [Müzik] Radyo tiyatrosu Ah [Müzik] yataklı vagonda [Müzik] Yazan Christian B. Çeviren ve radyoya
0:46 uygulayan Rıza Akdemir. Yöneten Ejder Akışık. Efektör Metin Macun. Teknik yapım Mustafa Şimşek. [Müzik] Oynayan sanatçılar savcı Baykal Saran, Irwi Vin Lan, Çetin Tek, Ursula Iclal Öngen, Savcının kızı Hüly Gülşen, Memur Sinan Pekinton 1. anons Zafer Çankaya 2. Ali Çır [Müzik]
1:33 memur bey bir dakika bana yataklı vagonu gösterebilir misiniz lütfen? İşte biletim. Kompartmanınız hemen şurada gelin benimle. Teşekkür ederim. [Müzik] Alttaki yatak sizin. He ben de öyle istemiştim zaten. İyi oldu. Eee memur bey bir ricam daha var sizden. Çok yorgunum ve hemen yatıp uyumak istiyorum. Üst ranzada yatan her kimse ona söyler misiniz? Sessiz gürültüsüz davransın. E şu anda yemekli vaganda olmalı. Kendisine söylerim. Teşekkür ederim. Dikkat dikkat. 20.37'de Münih'e gidecek
2:20 olan 88 numaralı sürat treni 5. hatta hareket etmek üzeredir. Lütfen kapıları kapatınız ve peronu terk ediniz. [Müzik] İyi akşamlar efendim. İyi akşamlar dedim. E size de eee affedersiniz memur bey söylemedi mi size? Ben söyledi tabii. Uyumak istediğinizi biliyorum. Bununla birlikte size iyi akşamlar dilemenin kibar bir davranışı olduğunu düşündüm ben. Nezaket icabı. He öyle mi? Neyse iyi geceler. Size de iyi geceler.
3:08 Rica ederim bana bunun için kızmayın. Birlikte yolculuk ettiğim insanlara karşı saygılı davranmak benim için bir alışkanlık meselesi. Öyle mi? Çok iyi. Dünyadaki hayatımız bir yolculuktan başka ne ki? Hepimiz aynı trendeyiz. Kocaman bir trende. Dünya bu trenin adı. İnenler, binenler. Hepimiz her geç bir istasyonda ineceğiz. Bayım biraz anlayışlı olun. Size rica ettim. Benim için şu anda en önemli şey uyumak ve dinlenmek. Lütfen. A tabii tabii anlıyorum sizi. Haklısınız. Huzur ihtiyaç duyduğumuz en önemli şey. Maddi huzur, manevi huzur. Huzurun her çeşidi, her şekli. Bazen bir tek sinek, havada vızıltıyla uçan bir sinek bile insanın huzurunu bozabilir. Görüyorsunuz. Bir dakika beni dinler misiniz? Bırakın da
3:54 sözümü tamamlayayım. Mesela atasözlerimizde, şiirlerimizde, günlük hayatımızda hep huzura karşı duyulan bir istek söz konusudur. Bir düşünün hele oteller, pansiyonlar, huzur kelimesini kullanarak nasıl da müşterilerini avlarlar. Huzur oteli, huzur ve sağlık pansiyonu. Ormandaki huzur, mavi huzur. Sonra ölenler için huzur içinde yatsın deriz. Bayım lütfen. E benim adım Lowman. Erwin Lowman. Adınız önemli değil. Az önce sizden rica ettim. Beni rahatsız etmemenizi söyledim. Ah! Affızı rica ediyorum. [Müzik] Ne demek oluyor? Biraz önce sizden beni rahat bırakmanızı rica etmiştim. Ben bir şey söylemedim ki. Bir şey söylemiyorsunuz ama öylece karşıma
4:39 dikilmiş beni süzüp duruyorsunuz. Kabalık bu. Hiç değişmemişsiniz. Ne dediniz? Aynı kasabada oturuyoruz sizinle. Üstelik tanışıyoruz de. E üzüldüm buna bilmeyişime. Evet tanışıyoruz. Savcı Bey. 4 yıl önce tanışmıştık mahkemede. Suçlu olarak huzurunuza getirilmiştim. E ya öyle mi? Yine de hatırlamıyorum sizi. Ben LAN Irwin. Hani o zamanlar büyükçe bir fabrikanın sahibiydim. Olay gazetelere büyük puntolarla geçmişti. Öldürmeye teşebbüs. Ne istiyorsunuz benden? E Münih'e kadar epiyice zamanımız var. Ne demek oluyor bütün bunlar? Söz ettiğiniz dava çoktan
5:25 kapandı. Hayır kapanmadı henüz. Dava yeniden görülecek. Öyle bir şey olsa benim haberim olurdu. Siz bilemezsiniz elbette. Davanın yeniden görülmesine Temyiz mahkemesi karar vermedi ki. Kim verdi öyleyse? Dava özel bir şekilde yeniden görülecek. Hatta başladı bile burada bu yataklı vagonda. Yo yo yo zile basmaya çalışmayın indirin elinizi. Mahkeme salonunda benim de zile basmaya hakkım yoktu. Size karşı tarafsız davranacağım ama sorgulamadan kaçınmanıza da izin vermeyeceğim. Bunu bilmelisiniz. Nasıl sorgulamadı? Bunu birazdan göreceksiniz. Önce size şunu hatırlatmak istiyorum.
6:12 Benim mahkum olduğum ceza davasında siz hakime ve jüri üyelerine suçu kasten bilerek ve isteyerek işlediğimi açıklamıştınız. Yo yo yo. Kımıldanmayın sakin olun. Doğrudan doğruya hürriyetimi takdit bu. Biliyorum Ceza Kanunun 239. maddesi. Her kim bir diğerinin hürriyetini falan fil pek yararlı bir çalışma. Her şeyden önce öğrenmeniz gereken şey kanuna aykırı davranmamak olmalıydı. Kanuna aykırı bir harekette bulunduğumu biliyorum. Hukukta buna müyessir fiil diyorlar. Ağır yaralama. 3 yıl hapse mahkum edildim. Cezam tecil edilecekti. Suçu ani ve şiddetli bir heyecan sonucu işlediğime inanmışlardı. İşlerimi yeniden yoluna koyabilir, namuslu bir hayat sürebilirdim. Karar istediğiniz gibi çıkmış ya işte. Kararı sevinçle karşıladım ama savcı bey siz
6:59 itiraz ettiniz. Temyiz itirazınızı haklı buldu. Tecil isteğim reddedildi. 3 yıl hapis yattım. Bu yüzden teşekkür etmeliyim sizi. Daha önce de söylediğim gibi dosyanızı hatırlamıyorum. Kanuna uygun yapılan şeyler. Üstelik cezanız da çekmişsiniz. Ne istiyorsunuz şimdi? Söyledim size. Davanın tekrar görülmesi yeni baştan. İzin verirseniz yatakta oturayım. Ha tabii buyurun. Oldukça vaktimiz var ama elbette sonsuza kadar değil. Sabahın erken saatinde 74 geçe Münih'e ulaşmış olacağız. Dava o dakikada bitmiş olmalı. Yine beni tehdit ediyorsunuz. Sözümü ciddiye almanız akıllıca bir davranış. Cebimde bir tabanca olmadığını kim söyleyebilir? Aptalca bir şey yapmayacağınızı, kaçmaya
7:46 teşebbüs etmeyeceğinizi umuyorum. Dava başlıyor. Sürekli suç işliyor. Bırakın bu lüzumsuz lafları. Sorularıma cevap verin lütfen. Eşinize karşı davranışınızın nasıl olduğunu söyler misiniz? Ne diye bana böyle bir soru soruyorsunuz? Benim eşime karşı davranışımdan size ne? Duruşma sırasında siz de böyle sorular sormuştunuz bana. Hayat görüşümü öğrenmek istemiş, birtım olaylar hakkında ne düşündüğümü sormuştunuz. Sizi hala hatırlayamadım ama şüphesiz bütün bu soruları size boş yere sormamışımdır. Hakkınızda bir fikir sahibi olmak istemişimdir. Hayatımın en gizli noktalarını biliyormuş gibi rahat, kendinden emin bir tarzda hakime ve jüri üyelerine benim hakkımda neler neler söylüyordunuz. Dosyanızı okumuşumdur muhakkak. Nasıl yaşadığınıza dair
8:33 gerekli bilgileri de toplamış olmalıyım. Şu anda ben de sizin hayatınız hakkında gerekli her bilgiyi dikkatle topladım. Ya bugün sizinle Münh'e giden aynı yataklı vagonu paylaşmamız elbette basit bir rastlantı değil. Bunu çok önceden planladım. Demek öyle. Şimdi anlıyorum. Benden ne istediğinizi hala söylemeyecek misiniz? Maksadınız ne? Ne yapmak niyetindesiniz? Tren saat 22.46'da Hanofer'de birkaç dakika duracak. O zamana kadar en az birkaç ana meseleyi aydınlığa kavuşturmuş olmalıyız. O halde bir an önce başlayayım da bitsin bu saçmalık. Siz mahkeme salonunda önünüze çıkan kanunsuz davranışların dışında dünyanın tam bir ahenk ve sükum içinde olduğunu mu sanıyorsunuz? H cübbenizi çıkartıp dolaba asıktan sonra özel hayatınıza döndüğünüz zaman otobüsleri
9:18 ve sokakları dolduran insanların hepsinin dürüst ve namuslu olduklarına mı inanıyorsunuz? Bütün bunları ne diye anlatıyorsunuz? Gördünüz mü? Bitmez tükenmez sorularla benden suçumla hiç ilgisi olmayan şeyleri öğrenmek istediğiniz zaman ben de kendime aynı soruyu sormuştum. Bütün bunların anlamı ne? Fakat şu anda benim size sorduğum şeyler mahkeme ile ilgili. Hangi mahkeme? Hiçbir şeyin farkında değil misiniz? Hayır. Katliyet. A evet. Tabii tabii. Suçunuzu hemen kabul ve itiraf edeceğinizi ummam aptallık olurdu. Ne suçu? Ne diyorsun? Sabredin biraz. Acele etmeyin. İnanıyorum ki siz hayatın ne kadar karışık, şaşırtıcı ve garip olduğunun farkında değilsiniz. Az önce asıl meseleye geleceğinizi söylemiştiniz. Onu anlatıyorum ben de. Bir adam düşünün. 6 yıldır evli. Eşini
10:04 çok seviyor. Karısının kötü bir karaktere sahip olduğunu bilmesine rağmen ona bağlı. Hayat arkadaşının bu sevgiye layık olmadığını bildiği halde seviyor. Anlıyorsunuz değil mi? Bu adam bendim. Anlamaya çalışıyorum. Karımı onun için her fedakarlığı göze alacak kadar seviyordum. Onu kaybetmek korkusu zehirli bir sarmaşık gibi bütün ruhumu sarmıştı. Buna karşılık onun beni sevmediğini biliyordum. Halbuki onun küçük ve aptal beyninde sadece pahalı kürklerin, renkli garden partilerin, süslü baloların, egzotik ülkelerin hayali vardı. tehditle, sızlanmayla, gözyaşıyla bana hemen hemen her istediğini yaptırıyordu. Bu yüzden eşimin ölçüsüz masraflarını
10:50 karşılayamıyorum. Evlenmeden önce böyle demiyordun ama beni prensesler gibi yaşatacağına yemin ediyordun. Rahat etmen için elimden geleni yapmadın mı? Her arzunu yerine getirmeye çalışmadın mı? Rahat bir evin, gardıroplar dolusu giysilerin, mücevherlerin kürklerini yok mu? Evlendiğimizde aldığım modası geçmiş şeylere kürk mü diyorsun sen? Arkadaşlarımın çifter çifter kürkleri var. Mavi tilki ya da Çinçila istiyorum ben. Biliyorsun bu yıl Madrid seyahatin için avuç dolusu para harcadım. Yeni bir kürke 20 30.000 mark verecek durumda değilim. Peki ben ne zamana kadar
11:35 bekleyebilirim? Gençliğimi heba ettiğim yetmiyormuş gibi bir de yoksulluk içinde yaşamaya niye katlanayım? Yok yok böyle söyleme. Seni nasıl delicesine sevdiğimi biliyorsun ama yine de kazandığımdan fazlasını sarf edemem ki. Bütün kazancım bir kürk parasına yetmiyor mu? Sade kürk mü istedin? Geçen yıl aldığımız piyanonun tuşlarına bir kere olsun dokundun mu? En pahalı parfümlerini köpeğinin üzerine püskürtmedin mi? Neyin kıymetini bildin ki? Demek bir şişe parfümün hesabını soruyorsun benden. Yok. Hayır hayır hesap sorma değil. Sadece örnek verdim. Zaten evliliğimiz bir hataydı. Aradan yıllar geçmiş olsa da artık bu hatayı düzeltmemiz lazım. Ne demek istiyorsun? Sözlerim yeteri kadar açık değil mi? Ayrılalım diyorum. Sen
12:21 yemeğini yapan, çamaşırını yıkay bir kadın bulur evlenirsin. Böyle söyleme ne olur? Hem ağlamayı bırak lütfen. Güzel gözlerine yazık. Seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun. Bırakıp gidersen yaşayamam. Ama bir şartla yeni bir kürk alırsam Yürgenlerin davetine onunla gitmek istiyorum. Peki olur bir çaresine bakarım. Yeter ki ağlama giderim deme. [Müzik] L'un davasını şimdi hatırlamaya başlıyorum. İyi o halde dosyada okumuş olmalısınız. Bir süredir ticari işlerim
13:08 bozulmuştu. Felakete doğru gidiyordum. Ama yine de gerekli tedbirleri almadınız. İflas ettiğinizi bildirmediniz. Aksine kredi almaya devam ettiniz. Ortada bir eee spor araba meselesi vardı değil mi? Evet. İyi hatırladınız. Karıma muhteşem bir spor araba satın almıştım. İtalyan yapısı krediyle. Tabii. Mali durumunuz öylesinde bozukken böyle pahalı bir araba satın almanız, göz boyama, aldatma değil mi? O arabayı almaya mecburdum. Mecburdunuz. Ha niye? Eşim bir yerlerden benim iflasın eşinde olduğumu duymuştu. Bunun spor arabayla ne ilgisi var? İlgisi olmaz mı? Eşime çok güç durumda olduğumu söyleyemezdim. Bavulunu kaptığı gibi çeker giderdi. Onsuz yaşayamazdım. Arabayı satın almakla ona duyduğu
13:54 dedikodunun tamamen yalan olduğunu ispat etmek istiyordum. Yıllardan beri şiddetle arzuladığı arabayı kapının önünde görünce inandı bana. Sanırım o gün ilk defa beni sevdi. Hayır, ona gerçeği söyleyemezdim. Mahkemede de söylemediniz zaten. Gerçek ortadaydı. Bunu anlayabilirdiniz. Dosyalar, şahitler, deliller önünüzdeydi. Ne diye zahmete katlanacaktınız? Teşekkür ederim. Başka sorum yok. Şimdilik bu kadar diyordunuz. Parmağınızı bir sanığa uzatarak, "Bu suçludur derken kalbiniz rahat mı? Vicdanınız huzur içinde mi?" Yo yoruldum artık demeyiniz savcı bey. Daha epeyce işimiz var. Oldukça yorgunum ve sizin bitip tükenmez sorularınızı ve nutuklarınızı dinlemek hevesinde değilim. Kızmayın canım. Duruşma salonunda ben de sizin can sıkıcı sorularınızı dinlemek hevesinde
14:40 değildim. Ama sizin hiç aldırdığınız yoktu buna. ısrarla mahkemede suçu benim bilerek eşediyor. [Müzik] Sayın hakim bir süredir bütün ayrıntılarıyla ifade ve izah ettiğim gibi sanık suçu bilerek, isteyerek, düşünüp tasarlayarak işlemiştir. Şimdi izninizle sana bazı sorular sormak istiyorum. Olay günü saat kaçta eve döndünüz? E öğleden sonra 16 sular. Genellikle iş yeriniz kaçta kapanır? 18'de işçiler işi bırakır. Peki o gün her zamankinden daha
15:26 önce eve gelişiniz kötü niyetinizi ispatlamaz mı? Hayır yorgunum. Sadece dinlenmek istemiştim. Eve geldiğinizde eşiniz ne yapıyordu? Eşim bavullarını hazırlıyordu. Beni terk etmek niyetinde olduğunu anladım. Ne söylediniz ona? E niçin hazırlandığını sordum. cevap olarak benden ayrılmak istediğini, eee, bu monoton, heyecansız hayattan sıkıldığını, benim onu dar bir kafese soktuğumu söyledi yüzüme karşı. Siz ne dediniz? Eee, onu mutlu etmek için elimden geleni yaptığımı anlattım. Maddi durumumuzun değişeceğini, istediklerini alacağımı söyledim. Hiç önemsemedi beni. Küçümseyen bir nazarla yüzüme bir bakış fırlattı sadece. Bir yandan valizini hazırlıyor, bir yandan da benimle konuşuyordu. Kaç dakika sürdü bu? Eee, hatırlamıyorum. Kaç dakika?
16:13 Takriben e 20 veya 30 dakika. 20 mi 30 mu? 20 dakika belki de. Peki siz de onu öldürmek istediniz. İtiraf edin artık açıkça. Yaptığınızın bilincinde olarak heyecana kapılmadın. Ama biraz önce söylediğinizi tekrarlıyorum. Eşyalarını valize yerleştirdiğini söylediniz, değil mi? Evet. Öyle. Siz de onu seyrediyordunuz. Evet. Rahat ve serin kandıydınız değil mi? Önceleri. Evet. Sonra yavaş yavaş asabım bozuldu. Ne kadar sürdü bu durum? eee, valizin kapağını kapatıncaya kadar epeyce vakit geçti diyebilirim. O halde bu süre içinde insanın heyecanı geçer, kini söner, şuuru aydınlanır. Kısacası kendine hakim olur. Öyle değil mi? Şey, evet. Eee, ol. Demek ki siz suçu herhangi bir öfke anında değil, sakin sakin düşünerek işlediniz. Ama şu var yani bilemiyorum. Gün gibi ortaya
17:01 çıkıyor ki siz bu suçu çok daha önceden tasarladınız. Eve erken gelişiniz, paltonuzu çıkarmamış olmanız açıkça ispatlıyor. Zaferinizden öyle emindiniz ki haliniz tıpkı vurduğu vahşi hayvanın üzerine ayağını dayayıp resim çektiren bir avcıya benziyordu. Valizini kilitledikten sonra eşim bir şeyler söyledi bana. O zamanki dava dosyası önümde olmadan eşinizin son sözlerinin ne olduğunu bilemem ki. Dava dosyasında bu ifade yok. Ne için?
17:46 Mahkemede bu hususta hiçbir şey söylemedim de ondan. Ne için sakladın bunu? Karım bana çok basit bir şeyden, berberde saçını kestirmesi gibi önemsiz bir işten söz ediyormuş gibi hamileydim ama tam zamanında doktora gidip kurtuldum ondan." dedi. Bu sözleri duyunca gözlerim karardı. Yıllar yılı bir çocuk beklemiştim. O yuvamızın can kurtaran simidi olacaktı. Sarsılan yuvamızı o kurtarabilir diye düşünüyordum. Son ümidim de yıkılmıştı. En yakınımdaki eşyaya uzandım. Elime o gümüş şamdan geçti. Peki bundan mahkemede neden hiç söz etmediniz? Çünkü bugün bile bunu eşimin beni can evimden yaralamak ve son darbeyi vurmak için uydurup uydurmadığını bilmiyorum. Her neyse. Evet. Sizin davaya girelim
18:32 artık. Neden ikide bir? Sizin dava, sizin dava deyip duruyorsunuz. He. Evet. Burada tren ik dakika duracak. Hadi yataktan fırlayıp pencereyi açın ve imdat diye bağırın. Engel olursunuz biliyorum. Belki de tabanca kullanacaksınız. Söylediniz. Yok yok yok. Sizi serbest bıraksam bile herhangi birini yardıma çağıracağınıza inanmıyorum. Siz de bu konuşmanın devamını meraklı bekliyorsunuz. Öyle mi sanıyorsunuz? Bir yandan kızıyor, bir yandan da büyülenmiş gibi işin nereye varacağını merak ediyorsunuz. Huzursuzsunuz. Kuşku içindesiniz. Bir yandan merak ediyor bir yandan da korkuyorsunuz. Sizin davanız, sizin suçunuz derken neyi kastettiğimi
19:19 bilmiyorsunuz. Hayatınızı bir film şeridi gibi gözden geçiriyor ama suç sayılabilecek bir şey yapmadığınız sonucuna varıyorsunuz. Yine de huzursuz ve endişelisiniz. Öyle değil. [Müzik] Dikkat dikkat. 88 numaralıp ikinci hattan hareket etmek üzeredir. Lütfen kapıları kapayınız ve peronu terk ediniz.
20:08 Pencereyi açma fırsatını kaçırdınız. Devam edelim. Şimdi sizi büyük bir ihtimalle şaşırtacak bazı sorular soracağım. Öyle mi sanıyorsunuz? Tabii. Burada baş baş. Bizden başka kimse yok. Hakimin, savcının jüri üyelerinin sert bakışları altında ve dinleyicilerin ters düşüncelerini ardında hissederek yargılanmak şüphesiz üzerinizde çok daha kötü bir tesir yapacaktı. Burada böyle bir tehlikeden uzaksınız. Demek ki artık baş Bir dakika sorgulamaya başlıyorum. Bu yılın 12 Şubat'ında neredeydiniz savcı bey? Nerede mi? Evet. Neredeydiniz? Bilmiyorum. Hatırlamıyorsunuz demek. Çok garip savcı ve çok şüpheli bir davranış. Görüyorsunuz ben de bir zamanlar böyle
20:54 sorularla karşılaştım. Hemen anında cevap vermek gerekiyordu. Bilmiyorum, hatırlamıyorum dediğimde şüpheler artıyordu. Suçlu sayılıyordu. Bu yılın 12 Şubatında. Acelemiz yok. Rahatça düşünün. Eğer o gün nerede olduğunuzu ispat ederseniz çok iyi bir şey olacak sizin için. Sizi dava etmekten vazgeçeceğim. Dava mı dediniz? Dava. Tabii. Beni dinleyin lütfen. Böyle bir şeye tahammül edemem. Çok oldunuz artık. Tren memurunu çağıracağım. Niçin çağırmıyorsunuz? Korkuyor musunuz yoksa benden? Ne istiyorsunuz? Size yardım etmek. O gün nerede olduğunuzu ortaya koymak. Savcı olarak her gün birçok randevunuz vardır herhalde. Sanırım bir ajandaya bütün bunları yazıyorsunuz. Duruşma
21:40 günlerini, randevuları, seyahatleri yazdığınız bir defterinizin olması lazım. E var tabii. Olmaz. Olur mu? Bu defter şimdi yanınızda mı? Yanımda. Ah, çok iyi sevindim buna. Bir bakalım 12 Şubat günü neredeydiniz? Bu sizin işinizi epeyce kolaylaştıracak. Beni hala tehdit ediyorsunuz. Küstahça sorular soruyorsunuz. Bence siz tehlikeli bir ruh hastasısınız. Yine de defterime bakıp size Şubatın 12'sinde nerede olduğunu söyley yok kımıldamayın. Defterinizin nerede olduğunu söyleyeyim ben alırım. Peki. Peki. Paltomun iç cebinde solda. Onu bizzat almanızın sizin için hoş olmayacağını düşündüm. Atlet fanilası içinde hiç de cübbeli bir savcı gibi etkili ve heybetli
22:25 görünmüyorsunuz. Evet. Evet. O verin. Buyurun. He 12 Şubat demiştiniz değil mi? Evet. O tarihteki notunuzu gerçek olarak kabule hazırım. Ne yazmışsınız o gün? Evet. 12 Şubat tarihinde herhangi bir not yok. Demek ki o gün duruşma yokmuş. Adliyedeki normal işimi bitirip akşama doğru da eve dönmüşüm. İnandırıcı bir delil sayılmaz bu. Takviminizde notu yoksa nerede olduğunuzu ispat etme imkanından mahrumsuz. Mahkemede sanık nerede olduğunu böyle açıklamaya çalışsa ona siz de inanmazdınız. Şöyle düşünelim. Diyelim ki 12 Şubat günü bir yerlerde bir suç işlenmiş olsa örneğin Selle ve suç sizin üstünüze atılsa. Ne demek istiyorsunuz? Dedim ya bu bir faraziye. İtiraf etmek
23:13 zorundasınız ki daha önce takviminize suç işlemek için Selle'ye hareket veya Selle'deydim orada bir suç işledim diye yazmazdınız herhalde. Böyle bir şey inanılmaz bir aptallık olurdu çünkü. Şüphesiz dediğinizi kabul ediyorum. Ah nihayet itiraf etmeye başladınız. Bu sizin için hafifletici sebep olabilir. Hiçbir şeyi itiraf etmedim ben. Bütün bunlar adi birer kelime oyunu. Neden birdenbire kızdığınızı anlayamadım. Kelimeleri tersine çevirmek büyük sanat. Bu sanatın ustası da yalnız siz değilsiniz. Neyse takvimizde 12 Şubat'a ait herhangi bir not olmadığına göre o gece nerede olduğunuzu ispat edecek hiçbir delile sahip değilsiniz. Hadi bakalım. Evde bulunduğunuzu ve
23:58 başka bir yerde olmadığınızı nasıl ispat edeceksiniz? Hı? Eşinizi de şahit gösteremezsiniz. Yaşamıyor çünkü. 25 Şubat'ta öldü. Nereden biliyorsunuz? Bütün bunları çok basit gazeteler yazdı. He öyle ya. Ölümü şüphesiz intihardı. Çok miktarda uyku tableti alarak. Bunu da bildiğim ve söz etmek zorunda kaldığım için bağışlayın. Bir kere daha düşünün iyice. 12 Şubat gecesi evde olduğunuzu ispat edecek yaşayan bir şahit olup olmadığını düşünün dikkatli. İstediğiniz kadar vaktiniz var. Üstelik benim eşim henüz yaşıyor. Gümüş Şamdan'ın başında açtığı yara iyileşmek üzere.
24:44 Yine kendini en çok sevenleri mahvediyor. Evet. Münih'e hukukçular Kongresi'ne gidiyorsunuz değil mi? Bakıyorum iyi haber toplamışsınız. Hukukçular Kongresi şüphesiz çok faydalı. Ah aklıma ne geldi biliyor musunuz? Niçin bir Sanıklar Kongresi yok? [Müzik] Karınızın niçin intihar ettiğini söyler misiniz? Buna cevap verip vermemek benim arzuma bağlı değil mi? Maalesef arzuza bağlı değil. Bilmediğimi söyleyebilirim size. Bugün bile benim için bir sır bu. 12 Şubat akşamı nerede olduğunuzu hala hatırlayamadınız değil mi? Ne dediniz? E
25:29 nasıl? Yok. Hayır hayır. Sizin 12 Şubat akşamı evde olduğunuza tanıklık edecek yaşayan biri var. Peki ne diye sorup duruyorsunuz o halde? Tanığın ifadesi sizin lehinizde değil. Lehimde değil mi? Hayır maalesef değil. Artık söyleyin beni neyle suçluyorsunuz? Öğrenmek istiyorum. Münih'e varmadan öğreneceksiniz her şeyi. Bu arada bir şeyi tecrübe etmek istiyorum. Neyi tecrübe edeceksiniz? Müthiş. Susadım. Belki siz de benim gibisiniz. İçecek bir şey ister misiniz? Tren memuru bize bir şeyler getirsin diye zile basacağım. Görüyorsunuz değil mi? Bütün bu aldatmacalara ne gerek var? Sizi aldatıp aldatmadığımı biraz sonra öğreneceksiniz. Memur geldiği zaman sorgulamayı engelleme fırsatı elinize geçmiş olacak. Merak ediyorum bakalım memurdan yardım isteyecek misiniz? Gerçekten zile bastığınıza inanmıyorum.
26:15 Olayı bir parça abartmanız iyi olacak belki de. Şubay hayatımı tehdit etti veya buna benzer bir şey. Sonra savcı olduğunuzu söylerseniz etkisi daha büyük olur. Giriniz lütfen. İyi akşamlar baylar. Ne arzu etmiştiniz? Savcı Bey ne içmek istersiniz? Ben mi? E bir arayım. Ben de bir rica ediyorum. Emredersiniz. Niçin memura bir şey söylemediniz? Rahatça yapabilirdiniz bunu. Açıklamak zorunda değilim. Ben söyleyeyim. Hakkınızda neler bildiğimi merak ediyorsunuz. Ne pahasına olursa olsun bunu öğrenmek niyetindesiniz. Sizi niçin suçladığımı düşünüp duruyorsunuz. Bugüne kadarki hayatınız dürüst ve düzenli ama şimdi içinize kurt düştü.
27:03 Neyi kastettiğimi öğrenmezseniz artık geceleri rahat rahat uyumanız imkansız. Girin. Biralarınızı getirdim. Teşekkür ederim. İyi geceler efendim. İyi geceler. Memurdan yardım istemek için bir fırsat daha geçmişti elinize. Doğru. İçinizde fırtınalar esiyor. Merak bir burgu gibi deliyor kalbiniz. Öyle değil mi? İtiraf edeceksiniz anlaşılan. Yine aynı masala başladınız. Bu duyguyu iyi bilirim ben. İtiraf etmemek için insan kendisiyle savaşır durmaksızın. Bazen çılgın bir arzuya kaptırır kendini. Her şeyi söyleyip çıkıvermek işin içinden. Hani
27:49 uzun süre dalgalar arasında çırpındıktan sonra kumsala varış gibi baygın, nefes nefese, yorgun. Kaç defa soracağım size? Neden söz ediyorsunuz? Neyi itiraf edeceğim? Bütün bunlardan bir şey anladığım yok. Kızınız ne alemde? Neyse önce birı içelim de susamışım. Cevap vermek zorunda değilsiniz tabii ama ben her ikiniz hakkında her şeyi en ince ayrıntısına kadar biliyorum. Aranızdaki ilişkiler feci durumda. Bizim küçük kasabamızda bunu bilmeyen yok zaten. Baba kız arasında zaman bazı anlaşmazlıklar olabilir. Hatta çok önemli görüş ayrılıkları ortaya çıkabilir. Bunu mu öğrenmek istiyorsunuz
28:36 benden? Kızımın davranışları hakkında karar vermek benim en tabii hakkım. Bu hakkın içinde onu evden kovmak da var mı? Olabilir. Neden olmasın? Savunuyorsunuz kendinizi. Çok güzel. Çok güzel fevkalade. Ne demek istiyorsunuz? İtirafa doğru ilk adımı atmış oldunuz. Peki kızınızın suçu neydi? Sorunuza cevap vermeyi düşünmüyorum. Cevap vermemek diye bir şey yok. Burada savcı benim. Duruşmada siz de bana böyle davrandınız. Kızınız bir gence kaptırmıştı gönlünü. içten saf bir aşkla seviyordu onu. Önceleri ses çıkarmadınız ama genci tanıdıktan sonra iş değişti. Henüz işi gücü olmayan birinin, sizin gibi bir savcının kızını sevmesi küstahlıktı doğrusu. Kızınızın o gençle ilişkisini yasakladınız. Pek de faydası olmadı
29:22 bunun. Yine buluştular. Doğru. Ne var bunda? O genç niçin ceza yemişti hatırlıyor musunuz? Karşılıksız çek vermekte. Evet doğru. Hafifletici sebepler vardı. Yalnız bilerek karşılıksız çek verdiği ispat edilemedi. Genç adam çekin karşılığının bulunduğunu sanıyordu. Samimiyetle kaç defa mahkemede tekrarladı bunu. Üstelik geçmişinde kötü bir davranışı veya herhangi bir sahtekarlığı da yoktu. Düşünüyorum da acaba onu mahkum ettirmek için elinizden gelen bütün gayreti göstermenizin sebebi yalnızca karşılıksız bir çek vermesi miydi? Elbette. Başka ne olabilir? Yok. Yalan söylüyorsunuz. Aynı gün başka davalar da vardı. Hepsinde normal bir hukukçu gibi davrandınız. Ama sıra sahte çek davasına gelince şahlandınız adeta. Sanığı birkaç
30:07 gün önce kızınızla birlikte görmüştünüz çünkü. Yok. Hayır. Hayır. Genç adam sahte çek verdiği için değil kızınıza aşık olduğu için mahkum oldu. Savcı mahkum etmez. Teklif eder sadece. Onu yasalar mahkum etti. Ben değilim. İddianamenizin rolü yok muydu? Yani benim görevim bu. O halde dinleyin. Üniversite masrafları için her ayın ilk haftasında bankadaki hesabına para gönderen babası bir iş seyahati dolayısıyla bu havaleyi aksatınca genç adam sahte çek veren biri durumuna düştü. Perişan oldu. İstiğiniz olmuştu artık. İstikbali olmayan, sabıkın biri sizin damadınız olamazdı, değil mi? Gayet ahlaki bir sonuç. Ahlaki mi dediniz? Katıla katıla gülerim ben buna. Şahsi kinizin, korkunç inadınızın
30:54 tesiriyle bir zavallıyı ezmek, bir genç kızın kalbini, kanun maddelerini kafesine hapsetmek ahlaki davranış. Ha? Kızınıza yalnız eve gelmesini yasaklamakla kalmadınız. Eşinizin de kızıyla her türlü ilişkisini kestiniz. Dürüst adamdınız siz. Eşimin de benimle aynı fikirde olması gerekirdi. Oysa kadıncağız yıllar yılı bu ıstırapla yaşadı. Dizlerinize kapanarak gözyaşları içinde sizden kızını bir kere görebilmek için izin istedi. Vermediniz bu izni. Bir kere söylediğiniz şeyden dönemezdiniz artık. Benim aile çevremde şunu veya bunu yapmam davranışım kanuna aykırı olmadıkça hiç kimseyi ilgilendirmez. Pek de öyle değil Savcı Bey. Pek de öyle değil. Bir bira daha ister misiniz lütfen? Aslına bakılırsa
31:40 eğer ahlaki suçlar göz önüne alınsaydı pek çok insanın mahkum olması gerekirdi. Ne yazık ki Ceza Kanununda manevi suçların cezası yok. İlk defa size tamamen hak veriyorum. Böyle bir şey hukukun temel prensiplerine aykırı. Kanunda yazılı olmayan bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanuna karşı bir davranışta bulunmak kolay bir şey değil. Mesela bir kadının başına gümüş bir şamdanı indirmek gerek. Bu bir fiil. İspatı mümkün bir suç. Yara tespit edilir. Doktor raporu okunur. Olay ortada. Ağır yaralama. Hukuk dilinde öldürmeye tam teşebbüs deniyor buna. Bütün bunları ne diye anlatıyorsunuz? Eşinizin niçin intihar ettiği hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz demek. Kaç defa tekrarladım sizi. Bugün bile bir sır bu
32:27 benim için. Hiçbir şey bilmiyorum. Nasıl bilmezsiniz? Bilmiyorum. kararsız bir hali vardı. Son zamanlarda tamamen sessizleşmiş ve içine kapanmıştı. Sebebini bilmiyorum. Herhangi bir mektup da bırakmadı intihar ettiğinde. Bunun gerçek sebebini öğrenmek ilgilendirir mi sizi? Tabii tabii. Benim özel hayatımdan, eşimden, kızımdan size ne? Ne karışıyorsunuz hayatıma? Eşinizle niçin evlendiniz? Nasıl oldu bu? Anlatır mısınız? Bana özel hayatıma ait küstahça sorular soruyorsunuz. Benden istediğiniz bir şey varsa bırakın bunları. Asıl meseleye gelin ve beni de rahat bırakın artık. Yeter. Savcı Bey, siz de mahkemede bana buna benzer sorular sordunuz. Eşinizle niçin evlendiniz? Cevap alıncaya kadar üstüme
33:14 yüklendiniz. Belki de olayda suçunuzu hafifleten bir sebep vardır demiştiniz. Altına sığınacağım hafifletici hiçbir sebebe ihtiyacım yok benim. Belli olmaz savcı bey. Madem cevap vermiyorsunuz ben söyleyeyim. Hayatınız boyunca oldukça dürüst yaşadınız. Eşinizle evlenmeniz de aslında bu dürüstlüğün sonucu. İki yıl arkadaşlık yaptınız eşinizle. Herkes evleneceğinizi düşünüyordu. Eşiniz de aynı fikirdeydi. Onunla evlenmemek adi bir davranış olurdu. Madem gezip tozmuştunuz, kasaba halkı ne derdi sonra? Eşim beni sevmişti. Fakat siz sadece evlendiniz onunla. Evlenemeyeceğinizi söyleyecek cesaretiniz bile yoktu. Küçük kasabada böyle bir davranış şöhretinize zarar verebilir mi? Boşuna itiraz etmeyin hemen. Karınız yıllar geçtikçe farkına
34:00 vardı. Bunun ayrılamazdı da artık. Bir kız çocuğu vardı. Bütün sevgisini ona verdi. Sizin ona kızını görmeyi yasakladığınız güne kadar. Bakın Baylomun, bir cezanın intikamını almak için bana ahlaki bir suç isnat etmeye çalışıyorsunuz. Olmaz böyle şey. Bir oyun oynuyorsunuz adeta. Hakkınız yok böyle bir oyuna. Bir zamanlar aldığınız cezanın tecil edilmesine itiraz ederek hapse atılmanızı sağlamıştık. Bunun öcünü almak için uydurdunuz bu mahkemeyi. Vicdanınızı huzura kavuşturmak için takip ettiğiniz yol cidden çok garip. Size bir soru daha sorabilir miyim? Beni rahat bırakın yeter artık. Bırakamam. Mahkeme devam edecek. Yersiz bir istek sizinki. Hiç kimse hayatında gerçekten rahat yüzü görmez. Doğduğu andan başlar
34:46 huzursuzluk. Her dakika bir şeyler için karar vermeye zorlanır insan. Çevresi hep telkin yağmuru altında tutar. Karar ver, karar ver diye bastırırlar. Yo, yo. Hayır. Ne diye sizi rahat bırakacakmışım. [Müzik] Tren durdu abi. Bir dakika. Peronda açık bir büfe var. Bir şeyler almak istiyorum. Sizin bir arzunuz var mı? Hayır. Hayır. Teşekkür ederim. Hemen geliyorum.
35:33 [Müzik] Artık kaçmayacağınızı biliyordum. Duruşmaya devam ediyoruz. 12 Şubat akşamı evde olduğunuz kesin. Eşiniz de evde miydi? Bilmiyorum. Ben söyleyeyim size. Evde değildi. Yalnız siz vardınız. O sırada bütün bu anlattıklarıma tanıklık edecek birisi çaldı kapıyı. İsterseniz o geceye dönüp olayı bütün ayrıntısıyla anlatayım size.
36:24 Sen buraya gelmemeni söylemiştim sana. Baba yalvarırım. Lütfen içeri girmeme, seni kucaklamama izin ver. Hayır, bu eşikten içeri adım atamaz. Baba, ne olur bağışla beni artık. Seni görmek istiyorum. Annemi görmek istiyorum. Özledim sizi. Yıllardır hasretim size. Sen bu evi bilerek terk ettin. Bir sokak sersemesisine, bir sabıkalıya bizi değiştin. Ne hakla, ne yüzleyor seni kabul etmemizi istiyorsun? Babamsın diye geldim. Sizi 5 dakika olsun görüp ayrılacağım yine. Ne olur kırma beni. Bu kapıdan içeri girmene imkan yok. Kaç defa mektup yazdım? Kaç defa telefon ettin? Ne mektuplarıma ne telefonlarıma cevap verdiniz. Ne olur bağışla baba. Yalvarıyorum sana. 5 dakika olsun içeri girmeme seni
37:10 kucaklamama izin ver ne olur? Onu bir sokak serserisinin peşine takılıp giderken düşünseydim. Baba serseri değil kocam. O benim çocuğumun babası. Dürüst bir insan. Mütevazi bir yuvamız var. Sabıkalı. İnsanlar hata yapamaz mı baba? Hangimiz hata yapmadığımızı iddia edebiliriz? Baba tekrar yalvarıyorum. Bağışla beni. Hata değil. Kanunlara göre suç doğru. Baba kaç defa ağlayarak sizi sayıkladım. Dayanamadım hasretinize. Heyecanla titreyerek kapınızı çaldım. Bırakın 5 dakika olsun içeri gireyim. Dayanı ölü kapıya. Çekil kapı. Baba yapma. Çekil. [Müzik]
37:59 Kaldırın başınızı yukarıya. Sizinle konuşurken yüzüme bakın yere değil. Eşiniz eve geldiğinde kızınız hıçkırıklar içinde ayrılmıştı yanınızdan. Öyle değil mi? Evet. Gitmişti. İşte o zaman eşinize karşı öylesine duygusuz davrandınız ki kızının eve geldiğini onu hakaretlerle kovdunuzu sakladınız. İşte hiçbir Ceza Kanununda yeri olmayan en sefil suçlardan biri. Niçin sakladınız bunu? Açıklayabilir misiniz? Onu huzursuz etmek istemiyordum. Hayır. Cesaretiniz yoktu. Yalan. O zamanlar eşimin sağlık durumu çok bozuktu. Ara sıra kalp krizleri geçiriyordu. Bunu duymak onu öldürürdü demek istiyorsunuz. Öldürmese bile en azından heyecanlandırır, üzerdi. İnadınız ve inanılmaz kalpsizliğiniz yüzünden
38:44 söyledim size. Onu korumak istiyordu. Bugün bile doğru hareket ettiğime inanıyorum. Kızının eve geldiğini bilmemesi lazım. Öğrendi ama. Nasıl? Nerede? Ev sahibi kızınızı ağlayarak merdivenlerden inerken görmüş. Olay bir anda bütün mahalleye yayıldı. Tabii eşiniz de bu arada olup biteni öğrendi. Olayı gizlemeniz onun hasta, yorgun ve dertli hayatında yediği son darbe oldu. Şimdi sizin için eşinizin birkaç gün sonra intihar etmesi hala bir sır mı? Bunun için yaptığına inanmıyorum. O günden sonra gittikçe durgunlaştığını, sizinle göz göze gelmekten kaçındığını ve konuşmak istemediğini fark etmediniz mi? Hayır, hiç farkında olmadım. Bir gün olsun onun konuşup konuşmadığına dikkat ettiğinizi sanmıyorum. Eşinize karşı her
39:30 zaman kayıtsız davrandınız zaten. Önemli olan sizin şahsi huzurunuz, rahatınız ve saat gibi düzenli bir program içinde yaşamanızdı. Aksi takdirde intiharından önce davranışlarında bir anormallik olduğunu anlamanız gerekir. Masal bütün bunlar. Suçu üzerime yıkmak için uyduruyorsunuz. Burada savcı değil sanıksınız ve sizden bu ağır suç karşısında savunmanızı istiyorum. Anlattığınız hikayeyi bir an gerçek farz etsek eşimin ölümünden benim manen suçlu sayılmam gerekir. Hah Tanrım ne gülünç bir ittihat. Eşinizin ölümünden siz sorumlusunuz. %100 eminim buna. Kendinizi savunmak için söyleyebileceğiniz mantıklı bir şey var mı? Dinleyin o halde. Sizin bu ağır suçlamayla ilgili olarak anlattığınız hikayenin hiçbir değeri
40:16 yok. Eşimin bu yüzden intihar ettiğini nasıl ispat edeceksiniz? Elinizde ufak bir delil bile yok. Hayali senaryolarla kimseyi inandıramazsınız. Tanık lazım, delil lazım, belge lazım. Bir tanık var. Bir tanık mı? Karınız ölümünden bir gün önce çok yakın bir arkadaşına gitmişti. perişan bir haldeydi. Olanları anlatıp artık yaşamak istemediğini, sizinle savaşacak gücü kendinde bulamadığını söyledi. Gözleri kan çanağı gibiydi. Anladınız değil mi? Peki mesele söylediğiniz gibiyse arkadaşa eşime niçin engel olmaya çalışmamış? Durumun böylesine ciddi olduğuna inanmadı önce. İnsan çok defa böyle şeylere inanmak istemez. Ertesi günse işin ciddiyetini
41:01 öğrendi ama ne yazık ki işten geçmişti. Beni itham için ileri sürebildiğiniz en sağlam delil bu. O halde daha ne olsun? Tanık var ortada. Bazen öyle durumlar olur ki herhangi bir insan çok sevdiği bir dostunun ölümünden sonra onunla yaptığı konuşmayı tamamen başka bir şekle sokar. Elinde olmaksızın yapar bunu. Ölenle son konuşanın kendi olduğunu başkalarına anlatmak. Bununla acı da olsa bir gurur duymak için böyle davranır. Konuşmasına ufak tefek ayrıntılar da ekler. bilinen bir şey. Nasıl da savunmaya geçtiniz. İnsanı savunma içgüdüsü yaratılışında var. Bütün gücü ve bazen de bütün hilekarlığıyla savunur varlığını. Beden ve ruh çöküntüsüne karşı, yok olup
41:47 gitmeye karşı. Bitti mi sözleriniz? Bitmek üzere. Şu anda bile kendinizi aldatmaya çalışıyorsunuz. Beceriksiz sayılmazsınız bu işte. Yine de şüphe soğuk ve siyah peçeleriyle boğazınızı sıkacak. İçinizi bir burgunun oyduğunu duyacaksınız. Bütün hayatınız boyunca huzursuz yaşayacaksınız. Sorum yok artık. Siz varsaydığınız ahlaki bir suçla kanunun açıkça cezalandırdığı suçu bit tutamazsınız. Suçunuzu mazur gösteremezsiniz bu şekilde. Ben suçumu mazur göstermeye çalışmıyorum. 3 yıl yatarak cezamı ödedim ben. Size sıra ne zaman gelecek onu düşünüyorum. Ne yapıyorsunuz orada? Görmüyor musunuz? Valizinizi niçin indirdiniz? Yaşa ya bir
42:33 şey mi var? Ben iniyorum bu istasyonda. Dava bitti. Mahkumsunuz. Hem temyizi filan da yok bunun. Ben 3 yıl yatarak kurtuldum. Siz ömür boyu suçunuzun vicdan azabını çekeceksiniz. Sevgisiz, dostsuz bir şekilde, eşinizin, kızınızın olmadığı bir evde, gururunuzun soğuk zindanında yapa görerek ve aynalardan utanarak. [Müzik]
43:21 Yataklı vagon dinleyeni tek bir geceye, sınırlı bir mekana ve iki adamın zihin savaşı içine hapsederken sıradan bir tren yolculuğunu insan ruhunun derinlerine yapılan bir sorgulama yolculuğuna dönüştürüyor. Hikaye geçmişin gölgelerinin insanı nerede ne zaman yakalayabileceğini sorgulatıyor. Kompartımanda yan yana gelen karakterler aslında sadece birbirleriyle değil kendi vicdanları ve pişmanlıklarıyla da başa kalıyorlar. Yazar adaletin sadece mahkeme salonlarında verilen kararlardan ibaret olmadığını, bazen hayatta bir trenin tekinsiz sessizliğinde, bir yabancının gözlerinde, bir gecenin en karanlık anında insanın kendi kendisiyle yaptığı hesaplaşmalarda ortaya çıktığını ima
44:07 ediyor. Bir yolcu için bitti sanılan geçmişin bir diğer yolcu için ise yeni başlamış olması ise anlatının en çarpıcı noktası. Hikaye ilerledikçe suç ve ceza kavramları bulanıklaşıyor. Gerçekten suçlu kim? Vicdanın sesi mi ağır basmalı yoksa toplumsal kurallar mı? Ve en önemlisi insan hayatının en kritik anlarında alınan kararlar bir ömür boyu ne kadar peşini bırakmaz? Yataklı vagon bu soruları doğrudan cevaplamıyor. Bunun yerine dinleyeni kendi iç yolculuğuna davet ediyor. Sonuçta bir tren yolculuğunda başlayıp biten bu hikaye, insanın geçmişinden, hatalarından ve kendiyle olan savaşından hiçbir zaman tam anlamıyla kaçamayacağını, her durakta bu yükü
44:54 yeniden sırtlanacağını güçlü bir şekilde hissettiriyor. [Müzik]