İlber Ortaylı ile 19. yüzyılda Bab ı Ali

Cem Bahar www.youtube.com

Kısa Özet

Bu video, Türkiye'deki tarihçilik ve kültür üzerine odaklanıyor. 19. yüzyıl aydınlarını ve bürokratlarını ele alarak, geçmişin değerleri ile günümüzün aydın ve bürokratı arasındaki bağlantıları inceliyor. Eleştirinin yanı sıra, kültürel dönüşüm ve bireylerin bu süreçteki rolü üzerinde duruluyor.

    1. yüzyılın aydınları ve bürokratları hakkında detaylı bilgi.
  • Günümüz Türk aydınının geçmişten nasıl kopuk olduğu.

Türkiye'deki Tarihçilik ve Kültür

Video, Türkiye'deki tarihçilik ve kültür hakkında başlıyor. 19. yüzyıldaki aydınlardan bahsediliyor, eksik ve olumsuz yanlarına rağmen yaratıcı ve yapıcı yönlerinin mevcut olduğu vurgulanıyor. Günümüz kamu görevlerinin ve aydınlarının, geçmişle kopuk bir ilişki içinde oldukları, kendilerini pusulasız bir gemi gibi hissettikleri ifade ediliyor.

Tanzimat ve Aydınların Rolü

Tanzimat dönemi ile ilgili değerlendirmelerde bulunuyor. Tanzimat efendisi ve bürokratlarının çöküntü ve ahlaksızlık ile ilişkilendirildiği, günümüz insanının köksüz ve kaotik bir toplumda yaşadığını hissettiği anlatılıyor. Tarihin doğru bir şekilde öğrenilmesi ve değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.

19. Yüzyıl Aydını ve Kültürel Değişim

  1. yüzyıl aydınının kültürel değişimi kavramları ele alınıyor. Aydının geçmişi reddeden bir karakter olmadığını, onun değişimine neden olan koşullar olduğu belirtiyor. Bu dönemde tanınmış isimler üzerinden örnekler verilip, onların başarıları ve kültürel katkıları üzerinde duruluyor.

Aydınların Tarihsel Portreleri ve Etkileri

Video, bu dönemdeki aydınların portreleri ve yaptıkları hizmetler hakkında derinlemesine bilgiler veriyor. Ahmet Vefik Paşa ve Cevdet Paşa gibi önemli figürlerin tarihsel rolleri, başarıları ve zorlukları aktarılıyor. Ahmet Cevdet Paşa'nın özellikle yasama faaliyetlerindeki katkıları ve elde ettiği saygınlık üzerine yoğunlaşılıyor.

Bürokrasinin Gelişimi ve Etkileri

Tanzimat bürokrasisinin gelişimi inceleniyor. 19. yüzyılın bürokratlarının geçmiş ile ilişkilerini, eğitim sistemlerinin bu süreçteki rolünü ele alıyor. Memur ihtiyaçlarının nasıl arttığı, yeni kurulan okulların durumu ve bu süreçteki dönüşümler hakkında bilgiler sunuluyor. Tanzimat bürokrasisinin kökenleri ve çok kültürlü yapısına da vurgu yapılıyor.

Günümüzle Geçmiş Arasındaki Bağlar

Günümüz Türkiye'sindeki bürokrasinin geçmişi ile olan eksiklikleri ele alınıyor. Modern dönemde, Osmanlı mirasının bilinmemesi ya da yeterince değerlendirilmemesi sorunları üzerinde duruluyor. Genç bürokratların tarihsel bir bilinçten yoksun olarak çalıştıkları ve bu durumun toplumsal etkileri tartışılıyor.

Summarize any YouTube video in seconds

Get summaries like this one for any video, in your language, with the free Summ app.

Download on the Apple Store
Get it on Google Play

Transkript

YouTube Transcript Generator

0:04 Türkiye'deki tarihçilik ve kültür tarihçiliği 19. yüzyılın aydınını doğru yönleriyle velev eksik ve olumsuz yanlarını belirtse de yaratıcı ve yapıcı yönleriyle çizse bundan her şeyden evvel 21. yüzyılın kamu görevlisi ve 21. yüzyılın Türk aydını istifade ederdi. Oysa bugünkü aydınımız ve bugünkü bürokratımız hiç gereksiz bir şekilde kendini pusulasız bir gemi gibi maziden kopuk ve istikbale hangi referans noktalarıyla, demir alma noktalarıyla yöneleceğini

0:49 bilmeyen bir şaşkın gemi gibi hissetmektedir. ve içtimai hayatımızda olsun, siyasi literatürümüzde olsun Tanzimat efendisi, Tanzimat bürokratı, çöküntünün, ahlaksızlığın ifade etsi kavram haline dönüşmüştür. O kadar ki günümüzün insanı da bir köksüz, bir ananesiz ve baştan sona zaten bir kaostan gelen bir toplumun, bir müessesenin, bir devletin adamı gibi hissetmektedir kendini. Bu bakımdan tarihin eğrisi ve doğrusuyla olduğu gibi çizilmesinin gereğini şüphesiz ki anlamak gerekir.

1:37 Günümüz edebiyatında eee Babali aydını dediğimiz zaman yiyici, tembel, sorumsuz, entrikacı, mutabas yani daha kaba tabiriyle yağcı eee bir görevli daha doğrusu bir toplumsal parazit tipi çizilir. Maalesef rejim değişikliği sırasında zaruri olan bu gibi tasvirleri bugünün yazarları bazı halde lüzumsuzca ve abartarak ileri götürürler. Özellikle Tanzimat aslıının idareci ve memur kadroları için kolayca yapıştırılan bu yaftadaki haksızlık

2:24 ortadadır. Eğer tarihteki olaylara ve kişiliklere ve portrelere ve tiplere karşı haksız betinlemelerde bulunur ve onları uygun olmayan renklerle çizersek bundan her şeyden önce zamanımız kaybeder. Babali aydını dediğimiz zaman her şeyden evvel 19. yüzyıldaki kültür değişimini, dünyaya açılışı anlayan bir insanı anlamak gerekir. Bu değişmek için değişen bir aydın tipi değildir. Bu zaruretler dolayısıyla kendini değiştiren, kendine ilaveler

3:10 yapan biridir. Babali'nin aydını 19. yüzyılda hiçbir şekilde dedesinin bildiklerini unutan, reddeden biri değildir. Bir yerde onun yaşadığı hayatın içine doğmuştur ve günün birinde de onun gibi yaşayıp ölecektir. Arada bazı şeylere yöneliyor ise bu artık aslın icabatındandır. Yani Osmanlıcası pekala güzel olan ve Farsçaya düşkün olan bir Fuat Paşa Fransızcayı Fransızlar kadar iyi biliyorsa hatta kelime ve deyim oyunlarına girişip diplomasi sanatına bu açıdan bazı katkıları oluyorsa bunun üzerinde durmak gerekir.

3:58 Mehmet Emin Ali Paşa Mısır çarşısındaki fakir bir kapıcının oğludur. Yani görevi kapıyı kapatmak olan ve belki o arada da işte orada peşkir falan satan, ailesini zor geçindiren bir Adem'in oğludur. Bu gayret genç makam-ı ulya-i sadarete yani o asırda üç kıtada henüz hükümferma olan bir imparatorluğun diktatör sadrazamı mertebesine çıkmıştır. Burada diktatörü de çok kötü anlamda almayın. Yani bütün bürokrasinin başındadır. A'dan Z'e her işi kontrol edebilmektedir ve zamanında takdir edilen bir bürokrattır. O kadar ki eee Yılmaz Öztun'a da bu özellikle tebarüzü

4:45 ettirilir. Kendisi öldüğü vakit okkasını metern eee meternik çoktan şeyden çekilmişti. E Avrupa devletleri e Fransız haricisi satın almak peşine düşmüştür. Çünkü bu onlar için 19. yüzyıla damgasını vuran devlet adamlarından biridir. Gerçekte de öyledir. Türk devlet geleneğinde birtım şeyleri vukufla devam ettiren, birtım yönleri de yenileştiren biridir. Kendisi için L. Martin şunu diyor: "Fransa'da okuduğu için" diyor, "Fansızcası benim kadar düzgün di" diyor. Şimdi hayatında Fransa'da okumamıştır bu Fransızcayı.

5:33 İğneyle kuyu kazar gibi işte o Bağl'nin karanlık odalarında sökmüştür çok genç yaşlarından itibaren. Çünkü devlet, büyük devlet dış dünyada her Allah'ın günü cebelleşmek zorundaydı. Ve 19. yüzyılın cebelleşmesi diplomasiyle, yazışmayla, o yazışmalarda kullanılan ifade zenginliği ve kıvraklığıyla mümkün olabilmekteydi. Gene bu dünyanın çok ilginç tiplerinden birisi tarif üzere bir koca binek taşı büyüklüğünde elmas gibidir. Düziğe taksan taşınmaz, atsan atılmaz, satsan

6:19 satılmaz. Bir garip Ademdir. Denen Ahmet Vefik Paşa'dır. Bir mütercim aileden geliyordu. Bulgarzade Yahya ve Rüknettin'in soyundan. Muhtemelen bir muhtediydi. Yunancayı eskisi ve yenisiyle aileden biliyordu. Fakat bu onun çok büyük bir Yunan düşmanı olmasını engelleyememiştir. Fransızcayı Paris'te S. Louis lisesi'e okumuştu. Öbürlerinden farklı bir tarafıdır bu. Çünkü öbürküler memlekette öğrenmişlerdi bu dili. Farsçası, Arapçası mükemmeldi ve Türk dilinin alimlerinden mübeşirlerinden müddekkiklerinden birisiydi.

7:08 Yaptığı hizmetler ortadadır. Yerine göre çok ters anlaşılan fiili vardır. Fakat biz tarihi yeni tetkik ediyoruz ve ilk başta söylediğimizi bir müddet sonra değiştirmek zorunda kalıyoruz. İlk zamanlar Ahmet Vefik Paşa'yı diktatör ve Abdülhamit'in maşası bir meclis reisi olarak görenler sonradan anlıyorlar ki Ahmet Vefik Paşa kendine göre bir imparatorluk ideolojisi ve politikası olan bir zattır. Mecliste de bunu tatbik etmeye kalkmıştır. Bu dünyanın içinde Şemsettin Sami Fraşeri gibi Arnavutluğun

7:54 hanedanlarından olup hem Arnavutların hem Türklerin milli kültürüne, lügatına, ansiklopedisine, tiyatrosuna ve romancılığına hizmet eden biri vardır. Bu dünyanın içinde eşi bulunmaz biri Ahmet Cevdet Paşa vardır. kendisi ilmiye sınıfının içinde yükseldiği halde zamanla neredeyse şeyhül islam olacakken Süleymaniye müderrisi dediğimiz medreselerin içindeki ordinar üstlük piyesidir. Ve Süleymaniye'de ders vermek çok zor bir şeydir. Çünkü birtım kızgın, kindar, hayattan kam alalamamış molla takımı hocalarını zor meseleler ve münakaşalarla

8:41 çıkmaza sürüklemeyi adet edinmişlerdir. Çok genç yaşta Süleymaniye ordinaryosu yani Kibarı müderrisinden Süleymaniye müderrisi olduğu halde Ahmet Cevdet Paşa bunların yargıya geçtikleri takdirdeki mevkileri Kaz askerlikti. böyle yan geçişler olurdu. Yani kaz asker olan yargı adliye silkinde medrese silkinde Süleymaniye payeli olurdu mesela. Ve bu vezarete eşit bir rütbeydi. Mülkiye'ye geçerseniz genç yaşındaki bu müderris Süleymaniye'de herkesin hürmetini kazanmış ve millet bunu saygıyla dinlemiştir.

9:28 neredeyse dediğim gibi şeyhül islam olacakken yazdığı tarihin çok beğenilmesi ve Tanzimat sırasındaki yasama faaliyetlerine, nizamname faaliyetlerine büyük vukufla iştirak ettiği ve gerek bilhassa Mustafa Reşit Paşa'nın fakat öbürlerinin de saygı ve takdirini ve itimadını kazandığı için kendisi mülkiye idareci silkine geçirilmiştir. Ve karşımızda Cevdet Paşa vardır. Şu kadarını söyleyeyim. Onun rakibi olan Mithat Paşa ile Cevdet Paşa belirli bir dönem içinde birlikte fevkalade çalışmışlardır. Vilayet Nizamnamesi bu ikisinin büyük

10:15 ölçüde işbirliğinin eseridir. Bu imparatorluk için mükemmel bir idari statüdür. Ve Mithat Paşa bilindiği gibi Tuna vilayetindeki Şam'daki ve Bağdat'taki valilikleriyle büyük işler becermiştir. O kadar ki 19. yüzyılın bırakın Türkiye tarihini bütün Avrupa tarihindeki büyük valilerinden biridir. Öbür büyük vali de eee Türkiye dışından örnek göstereceksek sonra bize sefir olarak gelen Rusya sefiri olarak gelen General Ignatiev'tir bu iki kişi. Eee sonra biri Rusya sefiri burada biri sadrazam. Birbirinden haklı olarak çok nefret eden iki şahsiyet

11:02 olmuştur. Mithat Paşa'yı Hürriyet kahramanı, Osmanlı anayasasıın babası. Cevdet Paşa'yı ise Türkiye'de modern tarihçiliği başlatan düşünür olarak tanıyoruz. Bu kadarla bitmiyor. Gerçeklere ne kadar uyduğunu etraflıca düşünmeden Cevdet ve Mithat Paşa'yı toptancı bir zihniyetle bugüne göre değerlendiriyoruz. Ayrı dünya görüşlerinin öncüleri olarak ele de alıyoruz. ikisi de Tanzimat döneminin seçkin bürokratları içinde genç kuşaktan sayılır. Her ikisi de Ahmetti. Birinin adı Ahmet Şefik'ti. Babali bürokrasisi ona Mithat mahlasını verdi. Öbürüne de Cevdet adını

11:48 İstanbul'da medrese çevrelerinde verdiler. Böylece Ahmet Cevdet ve Ahmet Mithat Paşalar son Osmanlı yüzyılının iki önde gelen siması olarak tarihte yerlerini aldılar. kökleri aslında ülkelerinde başarılı iki vali olmaktan geçer. Zamanlar değiştikten sonra Cevdet Paşa ile Mithat Paşa birbirine kan düşmanı kesilmiştir. Ve şunu gösteriyor ki olumlu işlerin yapılamadığı, sistemin bozulmaya başladığı, takım çalışmasının öldüğü dönemlerde kabiliyetli insanlar birlikte granit dağları deviren adamlar değil fakat

12:34 birbirlerini deviren eee canavarlar haline dönüşmektedirler. Bu iki seçkin vezirin bir noksanları vardı. Birbirlerine saygı ve tahammül yoktu. hırçın bir mücadeleye giriştiler ve bu çekişme 1876 anayasası hazırlanırken ölçüsüz bir münakaşa biçiminde patlak verdi. Gerçekte bu çatışma Avrupa hukuku ile fıkıh, Fransızca ve Arapça gibi kutuplaşmalara bağlanarak açıklanacak gibi değil. Cevdet Paşa biraz Fransızca okuyor. Avrupa tarihini okuyup zekice özümleyen biri. Mithat Paşa da Doğu kültüründen kopuk değil. Cevdet Paşa'nın hukukçu yeteneği ve bilgisi tartışılmaz.

13:21 Mithat Paşa da bunu göremeyecek biri değildi. Çatışma nedeni rekabete, Osmanlı bürokrasisinin geleneksel hastalığına dayanıyor. Görüşlerinin farklılaşması ve birbirlerine karşı vaziyet alışlar bile bu gerçeğin etrafında biçimleniyor. Cevdet Paşa kanunu esasiyi istiyor mu istemiyor mu? Bunu tartışmak gerekir. En azından tarihine göz atınca satır aralarından İngiliz parlamentarizmine olan hayranlığı açıkça görülüyor. Cevdet Paşa'nın İslamcılığı ve gelenekçiliği pek fazla tekrarlanıyor. Ama bir soru daha sormak lazım. Nasıl bir İslamcılık? söyledikleri ve yaptıkları ünlü eseri

14:07 mecelle dahil medreselilerin tepkisini doğuruyordu. Türk dilinin sadeleşmesini savunan, bu konuda denemeler kaleme alan ve devrine göre duru bir dilin örneğini veren düşünür ve yazar Cevdet Paşa'dır. İslamcı denen kanadın hiçbir zaman önderi olmadı, olamadı da. İslam hukuku konusunda medrese çevrelerinin zıddına giden yorumları nedeniyle 19. yüzyıl uleması onu gönüllerinden dışladılar. Hoş, takip etseler daha iyi olurdu ama belki de edecek kudret yoktu. Cevdet Paşa medresenin son güneşidir. Talihsizliği odur ki kendisini anlayan

14:53 bir çevrenin adamı değildi. Bu Osmanlı Tanzimat aslının birinci safhası ki Sultan Abdülaziz'in haliyle biter ve ikinci safhası kısa bir eee 5. Murat dönemi ve ardından Sultan Abdülhamid'in uzun saltanatıyla devam eder. birbirinden farklı veçeleri vardır. Politikalar ve gelişmeler birbirini tamamlıyor ise de idarenin şahsiyeti, idarecilerin şahsiyeti değişik görünümler, veçeler arz etmektedir. 19. yüzyılın memur tipi değişik bir ortamdadır. İşler artıyor. Yani devlet daha evvelden

15:40 ne okulla uğraşıyor ne hastaneyle uğraşıyordu. Şimdi ise okul ve hastaneyle, sağlık işleriyle uğraşıyor. Devlet artık telegraf döşüyor. Devlet artık yapılmayan işleri yapmaya başlıyor. Dolayısıyla memur ihtiyacı artıyor. Vilayetlerde memurların sayısı artıyor. merkezde artıyor ve bu yeni memur tipi eskisinden çok farklı olacak pratik bilgilerle donanmış, kısa ve iyi yazan, geniş kitleye hitap edebilecek yazısıyla ve davranışıyla bir karakterde yetiştirilmesi lazım. Yeni kurulan mektepler bunu sağlıyor. Ama mektepler Tanzimatın çok geç döneminde ortaya

16:27 çıkmıştır. Düşününüz ki Mülkiye Mektebinin kuruluşu 1850'lerin sonudur. Hoş, bizim Mülkiyeliler o okulun kuruluş tarihini de aşağı yukarı bir yıl geç tahmin ediyorlar ama netice itibariyla işte 58 yılıdır. Hukuk mektebinin faaliyeti geçtir. Medresetül Nüvvabınki de öyledir. Peki bu Tanzimat aslını kimler başlatıp yürütmüştür? Düpedüz Babali'nin kendisi. Yani bu bir ana nedir? Memur devlet dairesinde yetiştirilmiştir. Bu eski klasik Osmanlı ve o kadar ki yeni kurulan mektepler de zaten ilgili nezaretlerin

17:14 bir odasında başlıyorlar. Mesela ticaret mektebi ticaret nezaretinde, mülkiye mektebi Maarif Nezaretinin bir odasında işe başlıyor. Bu cumhuriyette bile devam etmiştir. Ankara'da Ulus'taki eski adliye vekaleti onun odasında bizim hukuk fakültesi hukuk mektebi olarak 925'te efendime söyleyeyim ilk sınıflarını açarak tedrisata başlamıştır. Ondan sonra artık binaya sığamayınca onlar yeni bir bina yapımına başlamıştır. Bugünkü hukuk fakültesidir. Bu değişmez bir kaidedir. Anşart ki tabii tıbbi gibi, baytarlık gibi geniş sahalar isteyen mühendislik gibi okullar

17:59 ayrı. Şunun üzerinde ısrarla durmak gerekiyor. Tanzimat bürokrasisi dediğimiz zaman bundan sadece Türk ve Müslümanları da anlamayınız. İslam hukukunu Müslüman alimlere yakın bir derecede bilen Ortodoks, Rum Ortodoks Sava Paşa Türk tarihi üzerindeki bilgisi herkesi hayretlere düşürecek kadar derin olan Ermeni nazırlardan Dadyyan Sahak Abro Efendi Avrupa edebiyatını bilhassa takvim ve sayfalarına döken, çeviren kişi Hepsi bu bürokrasinin yeleğidir. Bu bir

18:46 anan nedir? Bu bürokrasinin bu kozmopolit fakat Osmanlı olan kökence farklı fakat kültürce ve ruhça Osmanlı olan bürokrasinin kökleri 18'e kadar gitmektedir. 18. asra kadar. Mesela İstanbul'da müteferrik rütbesiyle bir nevi rehin olarak bulunan Dimitri Kantimir Türk musikisinden, Fars şiirinden müthiş anlıyor ve ilk Osmanlı tarihini ilmi olarak Hammer'den evvel o yazmıştır. Onun yanında Nefioğlu, onun yanı başında Mavro Kordato kardeşler, onun yanı başında Yanyalı hoca Mehmet Esat Efendi Rumca biliyor, Latince öğrenmiş üstüne.

19:32 Daha biraz evvel Hezarfen, Hüseyin Efendi gibi zevat bu bürokrasiyi oluşturmaktadırlar. Bunların çoğusu Osmanlı bürokrasisinin üyeleridir. Yani Tanzimat bürokrasisi 3 günde bitmemiştir. Arkasında böyle bir gelenek vardır. Onun için böyle efendim batıcı yok işte yahut komprador, köksüz bürokrasi gibi deyimlerin incelemeden ve gerçek bilgiden uzak olduğu açıktır. Bu bürokrasi dünyaya açıklığı ve ülkeyi tanımasıyla ister istemez ülkeyi tanıyorlar. Bunlar öyle başkentten dışarı çıkmayan adamlar değil. Ahmet Cevdet Paşa'sından

20:17 Fuat Paşa'sına, Ali Paşası'sına ve Ahmet Vefik Paşa'sınna kadar hem yurt dışında hem yurt içinde hem Şark'ta hem Garp'ta her yerde bulunmuş adamlar bir dönüşümü temsil ediyorlar. Şurası açıktır. Zamanımızda biz böyle bir bürokrasiye sahip değiliz. Belki bu tip bürokrasiye 19. yüzyılda Fransa, İngiltere, Avusturya'da sahipti ve onlar da bugün o tipte adamlara sahip değiller. Günümüzdeki ihtisaslaşma ve farklı eğitim bu tipi artık hayatımızdan silmekte, götürmektedir. Bununla birlikte bize düşen bu ananeyi ve bu kişilikleri iyi tanımaktır.

21:03 Bugünkü Türk bürokrasisinin en önemli noksanlarından biri çalıştığı ofisin ne olduğunu, nereden geldiğini mazini bilmez. Ve buralarda kimler çalışmıştır, kimler başkanlık, reislik yapmıştır, bunlar nasıl kimselerdir? Bunu bilmez. Ben eminim ki Dışişleri Bakanlığı'ndakilerin ki bunlar en tarihe meraklı gruptur bizde. Çoğusu eski Osmanlı hariciye nazırlarının kim olduklarını bilmez. Osmanlı Hariciye Nezaretindeki ana şubeleri bilmez. Daha beteri dahiliye vekaletimiz, İçişleri Bakanlığımız, Maliye Bakanlığımız için söz konusudur. Milli Eğitim Bakanlığı'ın Osmanlı'dan intikal eden arşivleri

21:50 koruduğu konusunda da ciddi şüphelerim vardır. Biz Babali bürokrasisini

Share

YouTube Video Özetleri