0:00 Hayatım boyunca bu kadar ağır zararlara yol açan başka bir tıbbi ürün görmedim. >> Bu sanki sistemimize sızan ve sonra kendi bildiğini okumaya devam eden garip bir uzaylı türü gibi. >> Durumun ne olduğunu gerçekten anlayan ve Covid aşısını yaptırmamayı tercih eden kişiler illaki en zekilerimiz değil. Dünyanın dört bir yanında hükümet kurumları tarafından ilaç endüstrisinin etkisiyle ideoloji, sürü psikolojisi, bilinçli görmezden gelme ve korkuyla beslenen bilinçli bir bastırma süreci yaşandı ve bu durumun ne kadar ciddi olduğu özellikle görmezden gelindi. >> Sağlık sistemindeki kolesterole bakış açısı ile ilgili ne düşünüyorsun? Senin bu konuya yaklaşımın farklı. Bunu biraz anlatır mısın? Eğer bu podcast'ten dinleyiciler bir mesaj çıkaracaksa anlamaları gereken en önemli şey tıbbın kesin bir bilim olmadığı, fizik veya kimya gibi kesinlikle olmadığıdır. Kanıta dayalı tıbbın babası David Scket
0:47 öğrendiklerinizin yarısının 5 yıl içinde ya eskimiş ya da yanlış çıkacağını söyledi. Sorun hangi yarısı olduğunu kimsenin söyleyememesi. >> Ben Esra Çavuşoğlu. 19 yıldır ayık bir hayat yaşıyorum. Bağımlılık hastalığı ile mücadelem beni beden ve performansımı iyileştirmek, hayat kalitemi arttırmak, daha sağlıklı ve uzun yaşamak için yeni yöntemler, cihazlar ve takviye ürünler araştırmaya yönlendirdi. Bağımlılık hastalığı, baya hiking ve longevity alanlarındaki kendi deneyimlerimden dünyadaki son gelişmelere, çığır açan girişimcilerden uzman akademisyenlere yıllardır yaptığım sohbetler artık her hafta Ayık Kafa Podcastı. >> Ayıktafa podcast'e hoş geldiniz. Bugün dünyaca tanınan kardiyolog ve etik şeffaf tıp çağrısının en güçlü seslerinden biri olan Doktor Asim
1:33 Malhodra'yı ağırlıyorum. Bu bölümde modern sağlığın en tartışmalı iki konusuna doğrudan giriyoruz. Statinler ve Covid döneminde kullanılan mRNA aşıları. Doktor Malhotra birçok kişiye statin reçete edilirken gerçek ve mutlak faydanın neden açıkça anlatılmadığını düşündüğünü açıklıyor. Ardından aşı konusuna geçiyoruz. varsayılan güvenden kamusal itiraza nasıl geçtiğini ve hiç yapılmayan risk fayda konuşmasını nasıl tanımladığını anlatıyor. Ayrıca bugün herkesin kontrol edebileceği başlıklara da değiniyoruz. Beslenme bunlar stres, D vitamini ve iyileşme stratejileri. Haydi başlayalım. Ayıkfa'nın bu bölümü Gedik Eğitim Vakfı katkısıyla sizlere ulaşıyor. 30 yılı aşkın süredir gençler,
2:20 çocuklar ve kadınların eğitimine destek veren burslar, projeler ve sosyal çalışmalarla onların hayallerine ulaşmalarına imkan sağlayan Gedik Vakfı ile bu yolculukta birlikte olduğumuz için gurur duyuyoruz. Eğitime yatırım geleceğe yatırımdır. Siz de Ayık Kafaya konuk olan alanında dünya çapında başarılı uzmanlara isterseniz orijinal İngilizce kayıtlarıyla, isterseniz Türkçe çeviriyile ve tamamen ücretsiz şekilde ulaşmaya devam etmek için kanala abone olun, bölümlere yorum yazın, beğenin ve paylaşın. En güncel bilimsel verilere dayanan içeriklerimize ulaşmaya devam edebilmek için siz de böylece destek verin. Kadın bedeni yıllarca erkek verileriyle anlatıldı. Beslenme de öyle, fitness de öyle, beyin sağlığı da.
3:07 İşte Longevi Women Summit tam olarak bu yüzden var. >> Esra Çavuşoğlu'nun ev sahipliğinde dünyanın önde gelen uzmanları kadın biyolojisini merkeze alan son bilimsel gelişmeleri İstanbul'a getiriyor. >> Bu bir konferans değil. Artık netlik isteyen kadınlar için yaratılmış güvenli bir alan. >> 11 Nisan 2026 The Grand Tarabi Otel'de gerçekleşecek Türkiye'nin ilk ve tek kadın Lonceviti zirvesi için avantajlı biletler ön satışta. >> Bedenimde olanları bilmek ve buna uygun yaşamak istiyorum diyorsan Longevil Women's Summit'te bize katıl. >> Doktor Asim Malhodra Ayık Kafa podcast'e hoş geldin. Bu benim için bir onur ve ne kadar yoğun olduğunu biliyorum. Kalp hastalıklarının tanısını koyma, önleme
3:52 ve yönetme alanında çalışan, dünya çapında tanınan bir kardiyologsun. Covid pandemisi döneminde sağlık otoritelerini sorgulamaya başladın ve statinler ile mRNA aşıları konusunda bir yanlış bilgi pandemisi yaşadığımızı söyledin. Her ikisinin de sağlık değil, kar tarafından yönlendirildiğini savunuyorsun. Amerikan hükümetine danışmanlık yapıyorsun. Maha hareketinin yani Make America Healthy Again'in danışmanısın. Aynı zamanda Make Europe Healthy Again için de tıbbi danışmansın. Açıkçası küresel ölçekte gördüğüm en güçlü ses sensin. Bu aşının durdurulması gerektiğine dair çok net bir çağrın oldu. Statinler konusunda da oldukça güçlü argümanların var. Bunların
4:39 ikisi de son derece önemli konular. Çünkü biliyorsun Doktor Malhodra, "Ben her ikisinden de bir şekilde zarar gördüm. Statin furyasına girmedim ama eldeel kolesterolüm yüksekti ve etrafımdaki sıradan kardiyologların hepsi statin kullanman gerekiyor" diyordu. Neyse ki Amerika'da danıştığım gerçekten çok yetkin doktorlarım var da kullanmadım. Aşıya gelince Covid başladığında New York'ta yaşıyordum. bir sağlık çalışanı olarak aşıya erişebilmenin büyük bir ayrıcalık olduğunu düşündüm ve gidip hemen yaptırdım. Sonra 2 yıl önce bu podcastete başladığımda ve Mindip Pels doktor Yurt ve benzer insanlarla görüştüğümde şunu duydum. Kimse aşı olmamış ve ben aman Allah'ım şimdi ne
5:25 olacak dedim. Seninle bu röportajı yapana kadar da çok saygın konuklar ağırladım. Sabin Hazan, Robin Rose gibi isimler. Bu insanların hepsi insanların aşıdan sonra yaşadıkları zararları anlatmaya başladı ve sen en yüksek sesle konuşan kişiydin. Peki ne oldu? Seni bu kadar güçlü bir şekilde fikrini değiştirmeye iten neydi ve İngiltere'de neredeyse tıp camiasının dışına itilme pahasına bu kadar cesur olmanı sağlayan şey neydi? Tekrar hoş geldin. >> Teşekkür ederim. Çok yerinde bir soru. Benim açımdan bu yolculuğa çıkmamın temel nedeni ya da şöyle söyleyeyim belki başkalarına kıyasla daha yüksek sesle konuşabilmemin sebebi etik tıbbi uygulama meselesine dayanıyor. Buna gerçekten takıntılıyım. Yaklaşık 15
6:12 yıldır hatta belki daha da uzun süredir bir halk sağlığı savunucusuyum. İnsanların kendi en iyi sağlık düzeylerine ulaşmasını engelleyen sistemsel ve yapısal sorunların farkındayım. Sağlığı Dünya Sağlık Örgütün'ün tanımına göre ele alırsak, "Sağlık yalnızca hastalık ya da sakatlığın olmaması değil, zihinsel, fiziksel ve sosyal açıdan tam bir iyilik halidir. Bu yüzden sözde Covid aşısının yaygın olarak uygulanmaya başlamasından çok önce bile derslerimde yanlış bilgilendirilmiş doktorlardan ve bunun sonucu olarak farkında olmadan zarar gören hastalardan oluşan bir pandemiden söz ediyordum. Bunun ardında pek çok neden var. hastalara faydalı olduğu için değil kar getirmesi muhtemel olduğu için fonlanan araştırmalar, tıp dergilerindeki taraflı yayınlar, medyadaki yanlı haberler, hastalara verilen yönlendirici bilgiler, savunmacı
6:59 tıp anlayışı ve hekimlerin ki bu çok önemli sağlık istatistiklerini hem anlamakta hem de bunu doğru şekilde aktarabilmekte yaşadığı yetersizlik. Dolayısıyla ben uzun yıllardır veriyi parçalara ayırıp incelemeye neyin güvenilir olduğunu, nerede yanlığını, hangilerinin ilaç endüstrisi tarafından fonlandığını anlamaya çalışıyorum. Ve sonra şu soru geliyor. Bu veriler hastalara dürüst, etik ve onların anlayabileceği bir şekilde gerçekten aktarılıyor mu? O yüzden Covid aşısına geçmeden hemen önce dinleyenlerin çoğunun rahatlıkla kavrayabileceğini düşündüğüm, en azından ne demek istediğime dair bir fikir verecek tek bir örnek paylaşmak istiyorum. Mesela statinlere bakarsan, "Tamam bu tıp tarihindeki en yaygın reçete edilen ilaçlardan biri. Dünya genelinde yaklaşık 200 milyon ile 1 milyar
7:44 arasında insana reçete edildiği tahmin ediliyor. Ama statin kullanan insanların büyük kısmı aslında hiçbir fayda görmez ve daha bu kendilerine hiç söylenmez. Örneğin kalp hastalığı açısından düşük riskliysen, diyelim ki daha önce kalp krizi geçirmediysen, ilaç endüstrisi tarafından finanse edilen çalışmalara göre statinlerin sana 5 yıllık sürede sağladığı fayda şudur ki bu da çok önemli. Bu çalışmalar hiçbir zaman gerçekten bağımsız biçimde analiz edilmemiştir. İlaç çalışmaları yapılırken denemeleri tasarlayan da veriyi kontrol eden de aynı taraftır. Çoğu zaman kanıta dayalı tıbbın altın standardı kabul edilen rastgele seçime dayalı kontrollü çalışmalar on binlerce sayfa uzunluğunda olur. Ama düzenleyici kurumlara yalnızca özet sonuçlar sunulur. Ne yazık ki bugün dünyadaki düzenleyici kurumların büyük bölümü gelirinin önemli bir kısmını ilaç
8:30 şirketlerinden alıyor ve ardından ilacın onaylanıp onaylanmayacağına karar veriyor. Yani sorun en baştan başlıyor. Ama bu bilgileri ayrıntılı biçimde incelediğinde ilacı olabilecek en iyi senaryoda gösterecek şekilde kurgulanmış bu çalışmalarda bile statinlerin 5 yıllık sürede sağladığı fayda en iyi ihtimalle %1'dir. Bu şu anlama gelir. İlacı 5 yıl boyunca eksiksiz ve düzenli şekilde kullanırsan kalp krizi ya da inme geçirmeyi önleme ihtimalin 100 kişide birdir. Üstelik bu yaşam süreni uzatmaz ve bu bilgi hastalara verilmez. Bu benim kişisel görüşüm değil. Bu kanıta dayalı tıbbın etik standartlarının bir parçası olarak kabul edilen bir bilgidir. İnsanlar da bu yüzden şunu sorar. Doktorum bunu neden bilmiyor? Doktorum bana neden anlatmıyor? Bunun iki temel nedeni var.
9:15 Birincisi, biz doktorlar hastalarla bu şekilde konuşmak üzere eğitilmedik ve buna alıştırılmadık. İkincisi ise şudur. Hastalar gerçekten tam olarak bilgilendirildiğinde daha az tedaviyi tercih eder. Bu da ilaç şirketlerinin karı açısından iyi bir şey değildir. Şunu hiç aklınızdan çıkarmayın. İlaç şirketlerinin var olma amacı yalnızca kar etmektir. Sana en iyi tedaviyi sunmak gibi bir görevleri yoktur. hukuki yükümlülükleri de bu yöndedir. Dolayısıyla bu yaşadığımız hukuki ve ekonomik sistemle ilgili bir problemdir. Şimdi Covid aşısına geliyorum. En az 10 hatta 15 yıldır büyük ilaç şirketlerinin aşırılıklarını ve manipülasyonlarını açıkça eleştiren en sesli kişilerden biri olmama rağmen bu her tıbbi müdahalenin kötü olduğu anlamına gelmez. Elbette bazıları diğerlerinden daha
10:02 zararlı olabilir, bazıları ise daha az faydalı olabilir. Benim için o zamana kadar tüm aşılar güvenli ve etkili kategorisindeydi ve ortada bir sorun olabileceğini hiç sorgulamıyordum. Bunun bir nedeni de mesleki pratiğimi ve savunuculuğumu büyük ölçüde kendi hastalarımla yaşadıklarımın şekillendirmiş olmasıdır. Statinlerin yan etkileri yayımlanmış literatürde anlatılandan çok daha yaygındır. Kendi hastalarımda statin yan etkisi tanısı alan kişileri bize söylenen oranlardan çok daha sık görüyordum. Belki her beş hastadan birinde karşılaşıyordum. Oysa yayımlanan çalışmalarda bunun sadece %1 olduğu yazıyordu. İşte beni bu konuyu araştırmaya iten şey tam olarak buydu. Aşılar söz konusu olduğundaya açıkçası aşıya bağlı ciddi bir sorunla hiç karşılaşmadım. Hatta böyle bir şey duyduğumu bile hatırlamıyorum. Üstelik
10:47 ben bir kardiyoloğum. Dolayısıyla bu tür vakalar zaten benim alanıma da pek girmiyor. Kendim de çok sayıda aşı oldum. Tüm bunları bir araya koyduğumda etkinlik konusunda şüphelerim vardı ama yan etkilerle ya da ciddi bir sorunla ilgili herhangi bir endişem yoktu. Sonra zamanla gelinen noktaya bakıyorsun. Hatta buna 2020 yılını da eklemek lazım. O dönemde de bazı ciddi şüphelerim vardı ve bunu henüz Covid aşısı ile ilgili kendi kişisel farkındalığım ortaya çıkmadan önce bile birçok insana açıkça söylüyordum. Maclonin ba. Çünkü bu aslında bir aşı değil. Bir gen teknolojisi. Bildiğin gibi geleneksel bir aşıdan çok farklı bir şey. Ben o sırada İngiltere'deydim ve bu konu küresel bir tartışma haline gelmişti. Şunu açıkça yazdım ve yayımladım. Eğer sağlıklıysan ve 70 yaşın altındaysan Covid'den kaynaklanan riskin son derece düşüktür. Nitekim geriye dönüp baktığımızda özellikle 2020'nin sonuna gelindiğinde John Yohanidis ve Jataçarya
11:33 bunu analiz etti ve şu sonuca vardılar. 70 yaşın altındaysan Covid için enfeksiyon ölüm oranı yaklaşık 2.1'dir. Şimdi gribe baktığında genel enfeksiyon ölüm oranı binddir. Yani aslında şunu söylemek mümkündü. Elbette burada bazı ince noktalar var. Çünkü Covid'den ağır etkilenen insanlar olduğunu biliyorum. Bazı kişilerde hatta gençlerde bile Covid gerçekten yıkıcı sonuçlar doğurdu. Bunu asla küçümsemiyorum ama toplum genelinde bakıldığında 70 yaşın altındaki insanlar için hastalık çok ama çok hafif seyrediyordu. O dönemde ben de 40'lı yaşlarımın başındaydım. Ben bir hekimim dolayısıyla sürekli hastalarla iç içeyim ve çoğu zaman aşıları enfeksiyonun bize bulaşmasını ya da bizden hastalara geçmesini önlemek için oluruz. Bu da aşı olmayı düşünmemin nedenlerinden biriydi. Özellikle yaşlı hastalarla çalışıyorsan bu gerekçe daha da anlam kazanıyor. Aşıyı olmamın bir
12:20 başka nedeni de şuydu ve bunu dinleyenlerin çoğu muhtemelen anlayacaktır. İnsanların aşıyla ilgili kararlarını ciddi biçimde etkileyen bir korku ortamı yaratılmıştı. Bu korkudan en çok etkilenen kişilerden biri de son derece zeki ve bilge bir olmasına rağmen babamdı. Kendisi İngiliz Tabipler Birliği'nde başkan yardımcılığı yapmıştı. Ama ailesinden hayatta kalan tek kişinin ben olduğum düşüncesiyle abartılı bir korkuya kapılmıştı. Çünkü ailemizde çok kayıp yaşamıştık. Küçükken kardeşimi kaybettim. Ondan birkaç yıl önce de annemi kaybettim. Babam Covid'e yakalanıp öleceğimi düşünüyordu. Açıkçası beni neredeyse buna zorladı. Çok fazla tartıştık. Ben o aşamada buna gerçekten ihtiyacım olduğunu düşünmüyordum. Biraz bekleyip ne olacağını görmek istiyordum ama sonuçta beni ciddi şekilde etkiledi ve aşı
13:06 olmamda büyük rol oynadı. Aralık ve Ocak aylarında yani 2020'nin sonu, 2021'in başı gibi aşı oldum. Sonrasında süreci kısaca özetlemek gerekirse takip eden aylarda tanıdığım insanlarda bazı yan etkiler görmeye başladım. İlk başta çok ciddi gibi duran şeyler değildi. Ama 2021 yazına yaklaştıkça bu aşının enfeksiyona karşı %95 ya da %100 koruma sağlamadığı netleşmeye başladı. Çünkü aşı olan insanlar da Covid'e yakalanıyordu ve ardından Temmuz 2021'de babamın ani ve beklenmedik ölümü yaşandı ve otopsi bulguları bana hiç mantıklı gelmedi. Ardından 2021'in sonuna doğru veriler ortaya çıkmaya başladı. Bunların arasında Britanya'nın en saygın kurumlarından birinde çalışan, içeriden
13:52 biriyle benimle iletişime geçilmesi de vardı. Buna ek olarak yayımlanan çalışmalar özellikle Covid aşısındaki MRNA'nın kalpte ve kalp damarlarında iltihaplanmaya yol açtığını gösteriyordu. Bunun anlamı şuydu. Covid aşısı atar damarlardaki koroner damar tıkanıklıklarını hızlandırma potansiyeline sahipti. Yani normal yaşamına devam etsen ve hiçbir şey yapılmasa diyelim ki 10 yıl sonra kalp krizi geçirecek biriyken bir anda 6 ay içinde kalp krizi ya da ani kalp durması yaşayabiliyordun. Babamla ilgili bu bağlantıyı kurduğumda çünkü tıbbi geçmişini çok iyi biliyordum. Koroner kalsiyum skorunu biliyordum. Vücudunda neler olup bittiğinin farkındaydım ve bunu Covid aşısıyla ilişkilendirebildim. Kendi araştırmamı yapmaya karar verdim. Yıllardır pek çok başlıkta etkili bir halk sağlığı savunucusu olduğumu sen de söylüyorsun. Gerçekten de hem Birleşik
14:38 Krallıkta hem de ana akım medyada hatta küresel ölçekte ketojenik beslenmenin ve düşük karbonhidratlı diyetlerin faydalarını anlatan en önde gelen isimlerden biriydim. Birleşik Krallık'ta şekerli içecek vergisinin hayata geçirilmesinde de ön saflarda yer aldım. Yani bu tür süreçleri daha önce de yaşadım. Bunu hep aynı şekilde yaptım. Önce tıp dergilerinde çoğu zaman yüksek etkili dergilerde yayınladım. Sonra bunun etrafında kamuoyunda bir tartışma oluştu. O yüzden kendi kendime şunu dedim. Bu konu çok büyük. Bugüne kadar karşılaştığım her şeyden daha büyük. Bunu yüzeysel geçemem. Kendim ayrıntılı biçimde incelemem gerekiyor. Kendi kabullerimi sorgulamam. Ne söylediğimi netleştirmem ve bunu hakemli bir dergi sürecinden geçirerek yapmam lazım. Sonra Eylül Ekim 2022'de Journal of Metabolic Health'de o dönemdeki adıyla Journal of Intermedicine'da bir makale yayınladım.
15:25 Bunu konuştuktan hemen sonra beni arayan ilk kişi Robert Kennedy Junior oldu. Bana cesaretim için teşekkür etti. İlişkimiz böyle başladı. Daha sonra beni podcastine davet etti. Obezite ile ilgili çalışmalarımı zaten biliyordu. Bu temas zamanla daha ileri bir noktaya taşındı. Aslında Amerika'da Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı bünyesinde kendisiyle birlikte çalışabileceğim çok üst düzey bir görev düşünülüyordu. Tıbbi danışman hatta baştıbbi danışman gibi bir pozisyondu. Ancak Beyaz Saray'ın ve Trump yönetiminin Amerikalı çalıştırma önceliği nedeniyle ki bunu anlıyor ve saygı duyuyorum bana geri dönüp büyük bir hayal kırıklığıyla şunu söyledi. Beyazsaray yabancılara sıcak bakmıyor. Çünkü ben İngiliz vatandaşıyım. Dolaylı olarak yapabileceğim en iyi şey Amerika'da tabandan gelen bir hareket olan Maha Action'ın baş tıbbi danışmanı olarak görevlendirilmem oldu. Bu yapı
16:11 temelde Amerika'yı yeniden sağlıklı hale getirmeyi hedefliyordu. Sürekli hareket halinde olan, gelişen bir alandı. Resmi bir pozisyonum hiç olmadı. Daha çok gayri resmi bir roldeydim ama doğrudan erişimim vardı. Başkan Robert Kennedy Junior'a, NH H yani Amerikan Ulusal Sağlık Enstitülerinin başındaki ve çok yakın bir dostum olan J. Bataçarya'ya doğrudan ulaşabiliyordum. Onlar da mRNA aşıları ile ilgili bir sorun olduğunu zaten biliyorlardı ve elbette Robert bu konuda çok önemli bir adım attı. Amerika Birleşik Devletleri'nde aşı amacıyla MRNA teknolojisine yönelik her türlü yeni fonlamayı durdurdu. Bu en az 500 milyon dolarlık bir kaynağın kesilmesi anlamına geliyor. Yani şu anda geldiğimiz nokta tam olarak burası. >> Bizimle paylaştığın her şeyle ilgili kafamda birkaç soru oluştu. Birincisi şu: Çok sağlıklı bildiğim insanlar var.
16:57 Mesela yaklaşık 60 yaşında çok önemli bir hastanenin başında olan bir kişi sokakta kalp krizi geçirip hayatını kaybetti. Gayet sağlıklıydı. Üstelik kendisi de doktordu. Nedenini kimsenin anlayamadığı şekilde aniden hayatını kaybeden genç insanlar da biliyorum. Çok yakınımdaki bazı kişiler felç geçirdi. Podcastler dinledikçe şunu da fark etmeye başladım. hem aşıların hem de Covid enfeksiyonunun kendisinin bu tabloya yol açabildiği söyleniyor. Peki işin biyolojik tarafı nedir? Kalbi ve kalbin etrafındaki yapıları nasıl etkiliyor da bu kalp krizlerine neden olabiliyor? >> Bunu en basit haliyle anlatırsak ne yazık ki tek bir neden yok. Muhtemelen birden fazla mekanizma söz konusu ama en açık olanı şu: Covid'de ya da ağır Covid'de en tehlikeli unsur olarak kabul
17:44 edilen spike proteini kolumuza yapılan enjeksiyondan sonra vücutta üretilmeye başladı ve farklı organ dokularına yayıldı. Yani kendi hücrelerimiz spike proteini üretir hale geldi. Bu da vücuttaki hemen her dokuda hücrelere zarar verme potansiyeli taşıyor. Ya doğrudan hücreleri zedeliyor ya da bağışıklık sistemini spike proteinine karşı aşırı tepki vermeye iterek otoimmün bir süreci tetikliyor. Buna dair çalışmalar da yayınlandı. Bu spike proteinin birçok insanda aylar boyunca aktif kaldığı gösterildi. Hatta birkaç ay önce yilden çıkan ve gerçekten endişe verici olan bir çalışma var. Belirti yaşayan kişilerde yani aşıya bağlı sorunlar ya da Covid sonrası uzun Covid benzeri şikayetleri olanlarda aşıdan ya da tekrarlanan dozundan 2 yıl sonra bile dolaşımda hala aktif spike proteini bulunduğu ortaya kondu. Bildiğimiz kadarıyla en güçlü mekanizma bu Esra ama
18:31 bununla da sınırlı değil. İki olası mekanizma daha var. Bunlardan biri MRNA teknolojisinin kendisi. Diğeri ise MRNA'nın vücuda taşınması için kullanılan lipit nanoparçacıklar. Bu yapı spike proteinin vücuda dağıtılıp bir antijen gibi davranmasını ve bağışıklık yanıtı oluşturmasını sağlamak için kullanıldı. Yani ne yazık ki burada birden fazla olası zarar yolu var. Bu konuları Amerika'da aşı politikalarını belirleyen kurulun başındaki Recep Levi ile de konuştum. Bana açıkça şunu söyledi. Burada hala çok fazla bilinmeyen var ve bunların ciddi bağımsız bilimsel çalışmalarla araştırılması gerekiyor. Kimler risk altında? Uzun vadede ne tür zararlar ortaya çıkıyor? Bu zarar tam olarak nasıl oluşuyor? Ve en önemlisi bunu nasıl azaltabiliriz? Yapabileceğimiz bir şey var mı? Bir ilaç tedavisi mümkün mü? Bir takviye işe yarar mı? Yaşam tarzında
19:17 yapılacak bir değişiklik fayda sağlar mı? D vitamini seviyelerini yükseltmek etkili olur mu? Nak gibi desteklerin bir karşılığı var mı? Ne yazık ki Esra bu soruların çoğunun cevabı hala yok. Bunun da önemli bir nedeni var. Dünyanın pek çok yerinde ilaç şirketlerinin etkisiyle ideolojiyle sürü psikolojisiyle, bilinçli bir görmezden gelmeyle ve korkuyla beslenen ciddi bir baskılama yaşandı. Gerçek tablonun ne kadar ağır olduğunu göstermek bilinçli olarak engellendi. Şunu çok net söyleyebilirim. Mevcut en iyi kanıtlara bakarak bu verileri bağımsız biçimde incelediğimde hayatım boyunca bu kadar ağır ve hala devam eden zararlara yol açan başka bir tıbbi ürün görmedim. Şu an etrafta dolaşan ve beni gerçekten endişelendiren çok sayıda insan var. Daha da kötüsü pek çoğu bunun farkında bile değil. Potansiyel olarak kanser ya
20:02 da kalp krizi açısından adeta farkında olmadan dolaşan saatli bombalar var. Robin Rose'la bir podcast yaptığımda şunu paylaştı. Hayatını kaybetmiş Alzheimer hastalarına otopsi yapıldığında yarısının yani %50'sinin beyninde temizlenememiş spike proteini bulunmuş. Bu da Alzheimer'ın çok hızlı ilerlemiş olabileceğini düşündürüyor. Yine duyduğum kadarıyla pandeminin ilk iki yılı içinde Parkinson hastalığında da yaklaşık %50'lik bir artış olmuş. Ben kendi adıma şunu da biliyorum. Bende de spike proteinine bakıldığı ve bağırsaklarımda bulunduğu, orada kalmaya devam edip çoğaldığı söylendi. Sanki sisteme giren tuhaf bir yabancı varlık gibi ve girdikten sonra ne yapıyorsa yapmaya devam ediyor. Sen de biraz önce insanların bu sorunu nasıl azaltabileceğine dair yollar aradığından
20:48 bahsettin. Bilim insanları bunun üzerinde çalışıyor dedin. Peki bizim yapabileceğimiz bir şey var mı? Bu spike proteinlerinden kurtulmanın bir yolu var mı? Yoksa bunlar böyle dolaşıp durmaya devam mı edecek? Bence gözlemlediğimiz şey ve benim de hastalarda gördüğüm tablo şu. Bu durum temelde bir tür kronik enflamasyona yol açıyor. Zaten toplum genelinde ciddi bir insülin direnci sorunu var. Bu da aşırı vücut yağıyla ilişkili hastalıkların zeminini oluşturuyor. Kalp hastalığı, kanser, Alzheimer gibi. O yüzden Esra yapılacak en net şey yaşam tarzında kontrol edebildiğin her şeyi en iyi hale getirmek. Yani beslenme, ölçülü düzeyde hareket, stres seviyelerini düşürmek. Çünkü bunların hepsi bu tabloya katkı sağlıyor. Bunu mevcut duruma eklenen fazladan bir yük gibi düşünebilirsin. Dolayısıyla diğer tüm alanları optimize
21:34 etmek, bu riskleri azaltmak açısından çok mantıklı. Buna D vitamini seviyelerini iyi bir aralıkta tutmak da dahil, gerekirse D vitamini takviyesi almak ya da yeterince güneşe çıkmak. Bunun dışında bu alanda çalışan, aşıya bağlı sorunlar yaşayan hastalarla ilgilenen doktorlar ve bilim insanlarıyla konuştuğumuzda farklı yaklaşımlar denendiğini görüyoruz. Bunlardan biri augmented knck adı verilen bir takviye. Oldukça güçlü bir antioksidan. Üreticileri kendi yaptıkları çalışmalara dayanarak idrar yoluyla spike proteinin atıldığını ve bunun proteini etkisiz hale getirdiğini öne sürüyor. Bazı kişilerde belirgin bir fayda görüldüğü de söyleniyor. Üstelik oldukça güvenli. Dolayısıyla insanlar için bir seçenek olabilir. Ama dürüst olmak gerekirse henüz kesin olarak bilmiyoruz. Ben kendi hastalarımda şunu görüyorum. Yaşam tarzı
22:20 iyileştirildiğinde çoğu kişi belirgin şekilde toparlıyor. Ancak bu mutlaka kişiye özel olmalı. Belirtilerin ne kadar ağır olduğuna göre yaklaşım da değişmeli. Ne yazık ki kullandığımız bu tür yöntemlerin birçoğu ucuz değil. Örneğin hiperbarik oksijen tedavisi uzun Covid için kullanılıyor ama Covid aşısına bağlı yorgunluk yaşayan kişilerde de fayda sağlayabiliyor. Fakat maliyeti yüksek. Mesela Londra'da 1 saatlik hiperbarik oksijen seansı 150 ila 200 sterlin arasında ve bunu haftada birkaç kez öneriyoruz. İşte bu yüzden bireysel olarak yapabileceklerimiz önemli. Ama bundan da önemlisi şu: Devlet kurumları ve tıbbi otoriteler üzerinde ciddi bir baskı oluşması gerekiyor. Onlara şunu söylememiz lazım. Burada büyük bir sorun olduğunu düşünüyoruz. Siz bunu korku yüzünden, ideoloji yüzünden ve daha önce bahsettiğim tüm nedenlerle bilinçli
23:06 olarak görmezden geliyorsunuz. Ama bu sorun kendiliğinden ortadan kalkmayacak. Aksine daha da büyüyecek. O yüzden önce ortada bir problem olduğunu kabul etmemiz gerekiyor ve çok ağır gerçekten çok büyük bir hata yapıldığını da. Biliyorsun dışarıda bazı insanlar ve farklı gruplar var. Sen de mutlaka gözlemlemişsindir. Bunun baştan sona planlanmış bir şey ya da bir tür komplo olduğunu düşünenler var. Komplolar bazen gerçekten doğru çıkabilir. Bunu tamamen reddetmiyorum. Ama benim kişisel deneyimime göre devletin en üst kademelerindeki insanlarla, siyasetçilerle, doktorlarla birebir temas kurmuş biri olarak şunu söyleyebilirim. Daha önce şeker meselesinde düşük karbonhidratlı beslenmede ya da statin reçeteleri konusunda onlarla konuştuğumda gördüğüm şey şu oldu. Asıl sorun çoğunlukla
23:53 cehalet. İnsanlar doğru olanı yaptıklarına inanıyorlar. Çünkü aldıkları bilgi herkes gibi büyük ölçüde ana akım medyadan geliyor. Mesela CDC'nin eski direktörü Rochelle Valenski görevinden ayrıldıktan sonra verdiği bir röportajda Covid aşısına dair iyimserliğinin kaynağının CNN'de izlediği haberler olduğunu söyledi. Oysa CNN'deki o haber neredeyse kelimesi kelimesine Pizer'in kendi basın bülteninin tekrarından ibaretti. Bu yüzden medyanın gücünü kesinlikle hafife almamak gerekiyor. Çünkü burada kendi kendini besleyen döngüsel bir yapı oluşuyor. Ortada ciddi bir şartlanma vardı. İnsanlar korkutuldu, sonra da sözde bilime inandırıldı. Ama bu bilimden çok bir ideolojiye benziyordu. Çünkü tıp kesin ve mutlak bir bilim değildir. İnsanların inançlarını ve tıp bilimine dair şartlanmışlıklarını,
24:38 bunları sömüren o kadar çok sorun vardı ki bizi bugünkü noktaya getiren şey aslında buydu. Şimdi yapılması gereken bu zararları adım adım geri sarmak. Elbette etik dışı davrananlar varsa bunun hesabını vermeleri ve yaptıklarının farkına varmaları gerekir. Ama bunun yanında çok daha fazla anlayışa ve şefkate de ihtiyaç var. Çünkü hala bu düşünce kalıplarının içinde olan insanların gerçekten dinleyebilmesi ancak böyle mümkün olur. İnsanlar dinlemeye başladığında ve o zihinsel bariyerler aşıldığında onları ikna etmek ve yanına almak çok daha olası hale gelir. O noktadan sonra da denge yavaş yavaş değişir, bakış açısı kayar ve bazı şeyler gerçekten doğru ilerlemeye başlar. Bence hedef göstermek, komplo söylemleri ve bunları küçük gruplar üzerinden tartışmak hiçbir işe yaramıyor. Bak herkesin kendi görüşüne sahip olma hakkı var. Buna itirazım yok. Ama sonuçta baktığında bunun bir etkisi olmuyor. Hiçbir şeyi
25:24 değiştirmiyor. Aksine insanları daha da öfkelendiriyor ve kapalı yankı odaları yaratıyor. O yüzden biraz daha dikkatli düşünmemiz gerekiyor. Eğer gerçekten diğer insanları önemsiyorsak yaklaşımımızın da buna göre olması lazım. Bu noktada ilginç bir şey var. bir arkadaşımın yazdığı çok iyi bir kitap var. Adı The Psychology of Totalitarianism. Orada tarih boyunca insanların bu sözde kitlesel hipnoza ne kadar açık olduğundan bahsediyor. Bu kırılganlık ortaya çıktığında insanlar etik farkındalıklarını ve eleştirel düşünme becerilerini kaybediyorlar. totaliter bir ortamda ve bu psikolojik etki altında olan insanlar kolektif adına kendi bireysel çıkarlarını aşırı şekilde feda etmeye başlıyor. O anlatıya karşı
26:10 çıkan en ufak bir itiraza bile tahammül etmiyorlar ve sözde bilim ile propagandaya son derece açık hale geliyorlar. Toplumda genel tabloya baktığında araştırmalara dayanarak şu görünüyor. İnsanların yaklaşık %30'u anlatılan hikayeye tamamen bağlı. Tam anlamıyla şartlanmış durumdalar. Yaptıklarına %100 inanıyorlar. haklı olduklarını düşünüyorlar. İyi bir şey yaptıklarına inanıyorlar. %50 ila 60'lık bir kesim ise biraz şüpheli olsa da yine de devletten gelen söyleneni yapmaya devam ediyor. Yaklaşık %10 ila 20'lik bir grup da şöyle diyor: "Kusura bakma ama burada bir terslik var. Bu işte bir şeyler doğru değil. Elbette bu gruba ihtiyacımız var ve bu grubun büyümesi gerekiyor. Ama Esra bu durum aynı kişiler için her konuda geçerli değil. Yani bir insan bir konuda kolayca şartlanabilirken başka bir konuda o %10
26:56 ila 20'lik sorgulayan grubun içinde yer alabiliyor ya da tam tersi olabiliyor. Mesela şunu gördüm. Covid aşısı hiç olmamış insanlar var. Bir şeylerin yanlış olduğunu hissetmişler. Anlatılana güvenmemişler. Ama aynı kişiler kilo verme iğneleri konusunda tamamen sorgulamadan hareket ediyor. Sonra yan etkiler yaşıyor ve hastaneye yatacak duruma geliyorlar. O yüzden burada hepimizin biraz alçak gönüllü olması gerekiyor. Bir konuda sezgilerin doğru çıktı diye bu her konuda her şeyi bildiğin anlamına gelmiyor. Eee başka bir alanda sen de aynı şekilde savunmasız hale gelebilirsin. İnsanların bunu gerçekten anlaması çok önemli. Herkes için geçerli bir alçak gönüllülük gerekiyor. Bir de şu var. Bunun zekayla doğrudan bir ilgisi yok. Yani en zeki insanlar mutlaka durumu doğru anlayan ve Covid aşısına olmayan kişiler değildi. Tersi de geçerli. Alışılagelmiş ölçütlere göre çok da zeki sayılmayan
27:42 bazı insanlar sistemin dışında kalmış, toplumda marjinalleşmiş oldukları için zaten şüpheciydi. Yani Covid aşısının olmamalarının nedenleri bambaşkaydı. O yüzden bence insan psikolojisini çok daha iyi anlamamız gerekiyor. Ama asıl çıkış yolu temelde etik değerlere sahip çıkmaktan geçiyor. Benim savunduğum şey şu. Bu sadece Covid aşısı ile ilgili bir mesele değil. Bu daha büyük bir sistemin bozulduğunun bir belirtisi. Daha maddiyatçı hale geldik. Daha bencil olduk. Birbirimizle olan bağımız zayıfladı. Topluma katkı sunma motivasyonumuz azaldı. Empatiyi kaybettik. Bana göre dünya genelinde toplumların zihinsel olarak gerilemesinin nedeni de bu. Çünkü iyi bir insan olmanın ne anlama geldiğinden giderek uzaklaşıyoruz. İşte bu yüzden ibreyi gerçekten oynatmak istiyorsak
28:27 hepimizin kendine ben kendimin en iyi hali nasıl olabilirim? diye sorması gerekiyor. Ancak o zaman birbirimizle daha sağlıklı ilişki kurabilir. Gerçekten bağ kurabilir, empati gösterebilir ve birbirimizden öğrenebiliriz. Böyle yaptığımızda hem bireysel olarak daha yüksek bir farkındalık seviyesine çıkarız hem de toplum olarak daha fazla insan için daha büyük bir iyiliğe doğru ilerleriz. >> Söylediklerin gerçekten çok kıymetli. Ben de şunu görüyorum. Hem toplumlar hem de doktorlar adeta taraf tutmuş durumda. Garip bir şekilde doğru olduğuna inandıkları şeye sıkı sıkıya sarılmaya çalışıyorlar. Bana bu durum aynen hormon replasman tedavisinde yaşananlara çok benziyor. Hala eski bir araştırmaya tutunup hastalarına hormon vermeyen bir sürü doktor var. Ve bu sırada kadınlar ciddi şekilde acı çekiyor. Burada da benzer bir tablo var. Birazdan statinlere de geleceğim ama aşı konusunda da aynı şey yaşanıyor. Hala
29:14 Harvard'dan, Yale'den, çok üst düzey üniversitelerden bazı doktorların sadece arkalarında bu unvanlar olduğu için insanlar tarafından sorgusuz, sualsiz dinlendiğini ve inanıldığını görüyorum. Ne? Tıbbi alanı pek sorgulamayan insanlar da bu yüzden hala bir şekilde aşı olmaya devam ediyor. Türkiye'de de çok yakından bildiğim son derece tanınmış aileler var. Yaşlandıkları için sürekli bu aşıları olmaları gerektiğine ikna edilmiş durumdalar ve hala bazı aşıların yapıldığını biliyorum. O yüzden ben şunu hissediyorum. Seni ve senin gibi insanları podcas'time davet etmek benim sorumluluğum. İnsanların gerçekten bunları duymasını, dinlemesini istiyorum. Çünkü sen tek bir doğruya saplanıp kalmıyorsun. Tam tersine hepimizin alçak gönüllü olması gerektiğini, açık fikirli kalmamız gerektiğini söylüyorsun. Değişimi böyle görebileceğimizi ve insanlara ancak bu
30:01 şekilde değişmeleri için yardımcı olabileceğimizi anlatıyorsun. >> Evet Esra bu noktada şunu da söylemek lazım. Bazı insanlar hiç pandemi olmadığını düşünüyor. Bunu bir yere kadar anlayabiliyorum. Çünkü yaşananların çok abartıldığını düşünenler var. Ama şunu net söyleyebilirim. Aşı olmayan ve buna rağmen çok ağır şekilde zarar gören insanlar gördüm ve tedavi ettim. Şunu da ekleyeyim. Kimsenin aşı olması gerektiğini söylemiyorum. Hatta ben kimsenin bu ürünü vücuduna enjekte etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu benim görüşüm ve bunu çok açık bir şekilde dile getirdim. Ama buna rağmen aşı olmamış olup çok ama çok ağır bedeller ödeyen insanlar var. Çok yakından tanıdığım arkadaşlarım ve hastalarım var. Uzun Covid nedeniyle korkunç derecede kötü durumda olan insanlar. Buna rağmen bazı gruplar çıkıp Covid diye bir şey yoktu deyip geçiyor. Bu insanlar doktor değil. Hastayla birebir çalışan insanlar değiller.
30:47 Hastaları görmüyorlar. Yaşananları birebir deneyimlemiyorlar. yine dönüp dolaşıp deneyim meselesine geliyoruz. Yani ne gördüğüne, ne yaşadığına geliyoruz. Ve bu insanlar dinlemeye de açık değiller. Oysa ben gerçek hastalardan bahsediyorum. Gerçek insanlardan, gerçek sağlık sorunlarından bahsediyorum. Bunun bazı yönleriyle obezite ile ilişkili olduğunu da biliyorum ama buna rağmen dinlemiyorlar. Bugün bildiğimiz kadarıyla en olası açıklama şu ve bu zamanla değişebilir ya da netleşebilir. Bu virüs Wuhan'dan sızmış bir laboratuvar kaynaklı virüstü. Bir viroloji meselesi bu. Bilerek mi yayıldı yoksa kazarağı mı oldu? bana göre kazarağı olma ihtimali daha yüksek. Ama sonrasında olaylar kontrolden çıktı. Çünkü bu daha önce tanıdığımız virüslerden çok farklı davranan yeni ve özgün bir virüstü. Sorun şu ki nüanslı düşünme yetimizi kaybettik. Düşünce tarzımız çok ilkel bir hale geldi. Her
31:33 şeyi siyah ya da beyaz olarak görmeye çalışıyoruz. Oysa hayat neredeyse hiçbir zaman siyah beyaz değildir. Burada bir nüans var ve bizi gerçeğe yaklaştıran şey de tam olarak bu nüanstır. Herkesin sesini dinlediğimizde, tüm tarafları gerçekten duyduğumuzda gerçeğe daha çok yaklaşırız. Kimse sansürlenmemeli. Bu komplo diyenler de susturulmamalı. Hayır, konuşalım, tartışalım. Daha büyük bir gerçeğe ulaşalım. İlerleme ancak böyle olur. İfade özgürlüğü burada çok kritik. İnsanlar düşündüklerini dürüstçe söylemekten korkarsa birbirimize olan güvenimizi kaybederiz. Toplum olarak daha az çatışmayla ilerlemek istiyorsak insanların birbirine güvenebilmesi gerekir. Aksi halde zihinsel olarak da iyi bir yerde olmayız. Sürekli korku ve kronik kaygı halinde yaşarız. Kendimizi bireysel olarak tehdit altında hissederiz. Çünkü karşımızdaki insana
32:18 güvenmeyiz. Aslında bu herkesin kendi hayatında da anlayabileceği bir şey. Kendi aileni, partnerini, ilişkilerini düşün. Sadece bir kişiyle bile karşılıklı samimi bir sevgi paylaştığında ve sağlıklı, yakın bir ilişkin olduğunda kendini daha iyi hissedersin. Daha az stres yaşarsın. Daha sağlıklı olursun. Daha uzun yaşarsın. Bu bakış açısını toplumun geneline de yaymamız gerekiyor. Hiçbirimiz bir kozanın içinde yaşamıyoruz. Aksine hepimiz, tüm insanlık birbirimizle bağlantılıyız. Sadece bunu biraz daha dikkatle düşünmemiz gerekiyor. Yemeğimizi üreten insanlar, bu gıdaları markete ulaştıranlar, markette çalışanlar, Uber şoförü, giydiğimiz kıyafetleri diken insanlar. Hepimiz için şunu düşünmemiz gerekiyor. Bu insanların zihinsel, fiziksel ve sosyal olarak iyi durumda olmalarını istemeliyiz. Çünkü bu dolaylı
33:05 olarak dönüp dolaşıp bizi de etkiliyor. Aslında bu sadece başkaları için iyi bir şey yapmak meselesi değil. neredeyse kendi hayatımızı korumakla ilgili bir mesele. >> Duygular, güven gibi şeylerden söz etmişken ben de daha çok duyguya odaklanan bir soru sormak istiyorum. Sabine Hazan'la podcast yaptığımda FDA için ne kadar çok araştırma yürüttüğünü anlatmıştı. Ve tabii o devlet nezdinde son derece güvenilen bir doktor. Covid olan insanlara yardımcı olan bir yaklaşım geliştirdiğinde çok temel şeylerde aslında C ve D vitamini ivermektin gibi. Ama buna rağmen yaptığı çalışmalar geri çekildi, durduruldu. Adeta üstü kapatıldı. O süreçte ne kadar ikilem yaşadığını, ne kadar üzgün,
33:50 şaşkın ve sarsılmış hissettiğini anlatıyordu. Senin durumun da buna benziyor. İngiltere'de çok tanınmış bir kardiyologsun. Çalışmaların var, yayınlanmış makalelerin var, bir kitabın var. Peki şunu sormak istiyorum. Burada bir sorun var dediğinde kimsenin seni dinlememesi, üstüne eleştirilmen, sistemin dışına itilmeye çalışılman seni nasıl hissettirdi? >> Öncelikle şunu söyleyeyim Esra. Aslında çok ciddi bir ilerleme kaydedildi. Ben ve dünyanın dört bir yanında cesaret gösteren pek çok insan bu mesajı sürekli ileri taşıdı. Bunun büyük bir kısmı alternatif medya sayesinde oldu. Çünkü ana akım medya bu konuda üzerine düşeni yapmadı. Zaman zaman ana akımda yer bulduğumuz da oldu ve benim asıl odak noktam buydu. Alternatif medya her zaman açıktı ama benim yaklaşımım şuydu. Eğer ana akıma girebilirsek o zaman gerçekten
34:36 şartlanmış olanlara ya da en azından kafası biraz karışık şüpheli olanlara ulaşabiliriz. Benim duruşum, düşünce biçimim aslında Mahatma Gandhi, Martin Luther King, Nelson Mandela gibi isimlerden çok ilham alıyor. Çünkü şuna inanıyorum. İnsanların büyük çoğunluğu özü itibariyla iyi. Budist felsefede iyi kalp diye bir kavram vardır ve ben düşünce yapısı olarak buna çok yakınım. Her insanın içinde iyi bir kalp olduğuna inanıyorum. Ama bu çoğu zaman korku, kafa karışıklığı ve cehaletin enkazı altında kalıyor. Ben dünyaya bu bakış açısıyla yaklaşıyorum. Aynı zamanda şunu da kabul ediyorum. İnsanların çoğu gerçeği bilmek ister. En derin gerçeği ararız. Adaletsizlikten nefret ederiz. Gandhi'nin söylediği çok önemli bir şey var. Adaletsizliği görünür kılarsan değişim başlar. Hindistan'da İngilizleri göndermeyi de tam olarak böyle başardı. Yani Hint halkına uygulanan baskının ve adaletsizliğin ne olduğunu açıkça ortaya koyarak. Bu bakış açısıyla şunu da fark
35:23 ediyorsun ve bir savunucu olarak bunu zamanla anlıyorsun. Bu aslında halk sağlığı savunuculuğundan çıkan çok önemli bir ders. Avustralyalı bir psikolog olan ve tam 38 yıl boyunca büyük tütün endüstrisine karşı en güçlü seslerden biri haline gelen Simon Chapman'ın yazdığı bir makaleden geliyor bu. Birçok insan bunu bilmiyor ama tütün endüstrisi yıllar boyunca sigaranın zararlı olduğuna dair verileri bastırdı. Kalp krizine yol açtığını, akciğer kanserine neden olduğunu inkar etti. Ama asıl stratejileri şuydu. şüphe ekmek, kafaları karıştırmak, sigaranın akciğer kanserine yol açtığını reddetmek ve hatta bilim insanlarının sadakatini satın almak. Simon Chepman'dan çıkan temel derslerden biri ki bu Gandhi'nin felsefesi ve savunuculuğuyla da örtüşür.
36:10 Şudur: "Yaptığın iş bir endüstriyi ya da bir ideolojiyi, bir çıkar grubunu tehdit etmeye başladığı anda saldırıya uğrarsın. Bazen durmaksızın ve acımasızca. Bu yüzden gergedan derisi gibi kalın bir deriye sahip olman gerekir. Yani çok dayanıklı olman gerekir. Elbette bu her zaman kolay değil. Sonuçta insanız. Ama ben bu saldırıların çoğunu yaşadım. Her yerden saldırıya uğradım. Ana akım medyadan da, alternatif medyadan da hatta ismini vermeyeceğim biri var. Bana söylenene göre Almanya'da bir doktor yakın zamanda bir alternatif medya kanalında röportaj vermiş. Ben bu kişiyi tanımıyorum. Kim olduğunu da bilmiyorum. O yüzden adını anmayacağım. Ama hem bir taraftan hem diğer taraftan bunu yaşıyorum. Bu doktor o röportajda benim ve Robert Malone'un
36:55 kontrollü muhalefet olduğunu, gizlice ilaç endüstrisi için çalıştığımızı ve halkın fazla öfkelenmesini engellemek için orada olduğumuzu iddia etmiş. Şunu net söyleyeyim. Onu yargılamıyorum. Herkesin kendi görüşü olabilir. Ben sadece neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışıyorum. Bence bazı insanlar böyle düşünüyor. Çünkü birincisi siyah beyaz bir düşünce yapısına sahipler. Zaten baştan kararlarını vermiş durumdalar. Ortada bir tevazu yok. Her şeyi komple olarak görüyorlar. Sakin bir şekilde konuşan ya da herhangi bir platforma çıkabilen herkesi şüpheli sayıyorlar. Bu arada Esra ana akım medyaya girmek hiç kolay değil. Şunu açıkça söyleyeyim. Yaptığım 10 girişimden belki birinde başarılı
37:40 olabiliyorum. Elimdeki tüm imkanları kullanarak tek bir kişiye, tek bir gazeteciye, tek bir konuşma fırsatına ulaşmaya çalışıyorum. Dışarıdan benim görünür olmam aslında perde arkasında yaptığım işin sadece görünen ucu ama şuna inanıyorum. Bu mümkün. Bence bu fırsatları zaman zaman elde edebilmemin nedeni birkaç şey. Birincisi geçmişim ve etik bir doktor, bir halk sağlığı savunucusu olarak sahip olduğum itibar. İkincisi ise öfkeyle konuşmuyor olmam. Yanlış anlama, çok yoğun öfke yaşadığım anlar oldu. Ailemin tamamını kaybettim. Yakın ailemden kimse hayatta değil. Yalnız yaşıyorum. Bazı arkadaşlarımla aram tamamen koptu. Ailemden hayatta kalan son kişi çok sevdiğim babamdı. Aynı zamanda en yakın dostumdu. Onun
38:25 aslında bir sistem tarafından öldürüldüğünü biliyorum ve hissediyorum. İstersem bunu tek bir kişiye mesela Pfizer'ın başındaki kişiye yöneltebilirim ama bunu yapmamaya çalışıyorum. Bu alandaki herkesten daha öfkeli olmam için çok fazla nedenim var. Depresyondan da geçtim ama aynı zamanda rasyonel bir insanım. Şunu çok net biliyorum. Eğer başkalarına gerçekten yardımcı olmak ve bildiklerimi paylaşmak istiyorsam bunu öfkeyle yapamam. Bunu ancak bir miktar tevazuyla insan psikolojisini anlayarak yapabilirim. Kürsüye çıkıp bağırıp çağırarak insanlara katil demekle asın bunları demekle hiçbir şey değişmiyor. Bu yöntem işe yaramıyor. Aslında bunun yarattığı etki şu Esra. Şartlanmış olan insanlar daha da köşeye sıkışıyor, daha da
39:12 sertleşiyor. Kendi iç dünyalarında bunlar kafayı yemiş diyerek her şeyi haklı çıkarıyorlar. Yani sonuçta herkes kaybediyor. Bu yaklaşım biraz insanın kendini tatmin etmesine yarıyor ama gerçek hayatta hiçbir şeyi ileri taşımıyor. Benim bu insanlara söylemek istediğim şey çok basit. Bir durup düşünün. Önce kullandığımız dili sorgulayın. Kendi inançlarınızı da masaya yatırın. Burada gerçekten %100 haklı olduğumdan emin miyim? Gerçekten ortada bir komplo olduğundan tamamen emin miyim? Eğer eminseniz o zaman lütfen bunun kanıtını ortaya koyun. Diyelim ki bir komplo vardı ki ben şahsen böyle düşünmüyorum. Peki bunun içinde kimler vardı? Herkesin içinde olduğu bir şey olamaz, değil mi? Eğer küçük bir gruptan bahsediyorsak ve geri kalan herkes sadece şartlanmışsa o zaman asıl mesele şu oluyor. Ben bu insanlarla nasıl konuşacağım ki beni dinlesinler? Onlardan daha ilk anda evet haklısın kesin komplo var tepkisini bekleyerek değil. Yani bu sohbetleri nasıl
39:58 yürüttüğümüzü gerçekten biraz daha düşünmemiz gerekiyor. Bana gelince açıkçası her taraftan eleştirilmek, her taraftan saldırı görmek insanı yoruyor ama işin doğası bu. Ortaya çıkıp açık bir duruş sergilediğinde herkesi aynı anda memnun etmen mümkün değil. Ben de bu yüzden doğru ve gerekli olduğuna inandığım şeyi yapmaya devam ediyorum. Umarım sonunda şuna varıyoruz. Bu arada Esra bana gelip gözleri dolu dolu konuşan, gerçekten üzgün olan insanlar oldu. Yanıma gelip şunu söylediler. Asim, senden gerçekten özür dilerim. Senin hakkında tamamen yanılmışım. Mesela Kıbrıs'ta tanıştığım bir kişi vardı. Kendisi aşı olmamıştı. Genç ve fit olduğu için olmamıştı. Hatta ben daha bunun bir sorun olduğunu tam olarak fark etmeden önce bile bana şunu söyledi. Senin tavsiyen yüzünden aşı olmadım ama içimden de şunu geçiriyordum. Asim neden bu kadar diplomatik davranıyor? Neden bu kadar sakin? Buna kızmıştım." dedi. Sonra zaman içinde olan biteni izlediğini söyledi ve en sonunda şunu fark etmiş.
40:45 Aman tanrım, senin yaklaşımın tamamen doğruymuş. Gerçekten özür dilerim. Çünkü ben sana kızıyordum. Daha öfkeli olman gerektiğini, hedef göstermen insanlara hapse atılsınlar demen gerektiğini düşünüyordum. Bu şunu gösteriyor. Eğer egomuzu bir kenara bırakabilirsek hepimiz burada yapıcı bir şekilde ilerleyebiliriz. Çünkü bu insanların birçoğu davranışlarını gerçekten sorgulasalar şunu fark edecekler. Konuştukları yer empati değil, ego iyi bir insan olmaya çalıştıkları bir yer değil. Olabileceklerinin en iyi hali olmaya çalıştıkları bir yer değil. >> Açıklama için teşekkür ederim. Şimdi istersen kolesterol hakkındaki doğru bilinen yanlışlara geçelim. Çünkü aşı ve Covid meselesi en azından birkaç yılla sınırlı kaldı. Ama kolesterol miti ve statinler pek çok insan için çok daha uzun soluklu bir hikaye. Podcast'tin başında da söylediğim gibi ben oldukça sağlıklı bir şey şunu da söylemeden
41:31 geçemeyeceğim Esra. Aşıdan olumsuz etkilenmiş olmandan dolayı gerçekten çok üzgünüm. >> Teşekkür ed >> ve ben de aşıdan olumsuz yönde çok etkilendim. Bende otoimmün bir hastalık olan Sedef belirgin şekilde şiddetlendi. Sabin Hazan ki bence son derece parlak bir kadın. Bana şunu teşhis etti. Mikrobiyotamda çok önemli bir bakteri var. Bida ve bu bakteri bende sıfıra düşmüştü. Oysa sen de bilirsin. Ben yıllardır sağlıklı beslenmenin en güçlü savunucularından biriyim. Kendi söylediğini uygulayan biriyim. Kendi sağlığıma neredeyse takıntılıyım. Normalde bir fidanın bende bol miktarda olması gerekirdi. Sabine kendi araştırmalarıyla şunu da gösterdi. 2-3 yıl boyunca yaptığı çalışmalarda hangi mekanizmayla olduğu tam net olmasa da Covid mRNA aşısının ve bazı ağır Covid vakalarının bifida seviyelerini sıfıra kadar düşürdüğünü ortaya koydu ve bu da başka şeyleri tetikliyordu. Bende depresyon yaşandığında, otoimmün sorunlar ortaya çıktığında elbette bunun başka nedenleri de vardı bunu biliyorum ama tabloya baktığında bağlantı çok
42:17 netti. Yani ben de aynı teknedeyim. Aşıdan olumsuz etkilenmiş bir doktorum. Hem bununla mücadele ediyorum hem de kendimi iyileştirmeye çalışıyorum ve kendimi iyileştirirken şunu da yapıyorum. Eğer bir şeyin bende işe yaradığını görürsem ve bunun bilimsel bir karşılığı olduğunu düşünürsem bunu hastalarımla paylaşıyorum. >> Onu iki hafta sonra Los Angeles'ta göreceğim. Şimdi gelelim şu kolesterol meselesine. Sana da anlatmıştım. Ben 54 yaşındayım ve gayet sağlıklıyım. LDL kolesterolüm biraz yüksekti. Yaklaşık 220 civarındaydı. Amerika'da beni yakından takip eden çok iyi doktorlarım var. bir ameliyat olacaktım. O yüzden efor testleri gibi bazı tetkikler yaptırmam gerekiyordu. Türkiye'de gerçekten çok iyi bir hastanede bir kardiyoloğa gittim. Değerlere bakar bakmaz bana hiçbir şey
43:03 sormadan, nasıl yaşadığımı, ne yediğimi, başka hiçbir ayrıntıyı konuşmadan hemen statin kullanman lazım." dedi. New York'ta NYU'dan son derece tanınmış, kalp nakli yapan bir başka kardiyolog da sadece kolesterol değerine bakıp aynı sonuca vardı. Statin kullanmalısın. Ben tabii ki şu an kullanmıyorum. Yaptığım pek çok podcastte de farklı branşlardan doktorları dinledim. Kadın doğumdan rejeneratif tıbba, estetik alanında çalışanlara kadar birçok hekim statinlerin olumsuz yönlerinden bahsediyor. Erkeklerde cinsel sağlık sorunları, kadınlarda başka problemler ve daha pek çok yan etki. Kendi deneyimlerinden bunları anlatıyorlar. Eee o yüzden şunu sormak istiyorum. Bu
43:48 kolesterol miti tam olarak nedir? Kardiyologların büyük bir kısmı neden kolesterolü mutlaka aşağı çekmeye çalışıyor? Ve biliyorum ki artık sağlıkta daha yeni, daha farklı bir bakış açısı var. Senin bakış açındaki hekimler bu konuya başka türlü yaklaşıyorsunuz. Bunu biraz anlatır mısın? >> Evet. Burada yine kısmen bir şartlanmışlık söz konusu. Bazı kardiyologların ve doktorların neden hala bu konuyu bu kadar ısrarla dayattığını anlamak için buraya bakmak gerekiyor. Bu büyük ölçüde finansal temelli bir tıp anlayışı. Statinlerin çoğu artık patent dışı olabilir ama kolesterol düşürme endüstrisi hala devasa bir alan. en az trilyon dolarlık bir sektör. Üstelik statinler dışında piyasaya çıkan yeni kolesterol düşürücü ilaçlar da var. Yani ortada çok büyük bir para dönüyor ama asıl mesele
44:33 zihniyet ve inanç sistemi. Şunu herkesin çok net anlaması gerekiyor. Tıp kesin bir bilim değildir. Hatta buna bile yakın değildir. Fizik ya da kimya gibi düşünemezsin. Kanıta dayalı tıp hareketinin kurucusu kabul edilen David Secet'ın çok çarpıcı bir sözü vardır. Tıp fakültesinde öğrendiklerinin %50'si mezuniyetinden sonraki 5 yıl içinde ya geçerliliğini yitirmiş olacak ya da tamamen yanlış çıkacaktır. Sorun şu ki hangi yarısının yanlış olduğunu sana kimse söylemez. Onu kendin anlamak zorundasın. Kolesterol konusundaki tarihsel bakış açısı da tam olarak böyle oluştu. Ne kadar düşükse o kadar iyi. Yüksek kolesterol kalp hastalığının en önemli risk faktörüdür inancı yıllarca sorgulanmadan kabul edildi. Hatta Amerika'daki çok saygın bir kardiyologisinde yayımlanan ve başlığı mesele kolesterol aptal olan bir makalede şunu söyledi.
45:20 Obez olabilirsin, diyabetik olabilirsin, hareketsiz bir hayat süren bir sigara içisi olabilirsin ama kolesterolün yeterince düşükse asla kalp hastalığı geliştirmezsin. Çok çılgın bir bakış açısı dem. Çok delice. >> Üstelik bunu yazan kişi en saygın tıp dergilerinden birinin editörü. Yani bir düşün bunu. Bu tam anlamıyla bir şartlanma. Neredeyse bir inanç sistemi. Adeta bir din gibi. Peki gerçekler bize ne söylüyor? Ben sana sadece kendi bakış açımı aktarabilirim. Kolesterol üzerine son 1015 yıldır yaptığım bağımsız analizlere dayanan bakış açımı. Bu konuda yazdım da insanlar isterse Asetin Free Life adlı kitabımda bunu çok daha ayrıntılı bulabilir. Ama özetle birkaç temel nokta var. Birincisi şu insanların büyük çoğunluğunda en geleneksel çalışmalara göre bile yüksek toplam kolesterol ya da yüksek LDL kalp hastalığı geliştirip geliştirmeyeceğini öngörmüyordu. Bu ancak çok uç durumlarda
46:07 anlamlı bir belirteçti. Özellikle ailesel hiperlipidemi denen bir durum söz konusuysa zaten kolesterolün büyük bölümü genetiktir. Biraz oynayabilirsin ama LDL ve toplam kolesterol esas olarak genetik olarak belirlenir. Bu kişilerde LDL değerleri 250 300'lerin üzerine çıkabiliyor. En azından 190'ın çok üstüne. Ve bu kişilerde erken yaşta kalp hastalığı görülüyordu. Bir de bunun tam tersi var Esra. Genetik olarak çok düşük kolesterole sahip insanlar. Mesela toplam kolesterolü 150'nin altında olanlar. Bu kişiler genellikle kalp hastalığı geliştirmiyordu ama daha uzun yaşamıyorlardı. başka nedenlerle örneğin kanser gibi hastalıklardan hayatlarını kaybediyorlardı. Yani şuna vardılar. Madem uç değerlerde böyle bir tablo var, o zaman kolesterolü ilaçla düşürürsek kalp hastalığını önleriz diye düşündüler. Ama statinler ortaya çıkmadan önce kullanılan kolesterol düşürücü ilaçlarla yapılan ilk çalışmalar hiçbir fayda göstermedi.
46:53 Randomize yani rastgele atamalı çalışmalar insanları yıllar boyunca izlediğinde şu ortaya çıktı. Kolesterol düşüyordu ama kalp krizleri düşmüyordu. Yani rakamları aşağı çekiyorsun ama kalp krizini engelleyemiyorsun. Buna rağmen araştırmacılar durup, "Bir dakika" dedi, "denuç doğru olamaz. Belki de yeterince düşürmedik." dediler. Sonra statinlerle birlikte bir miktar fayda görülmeye başlandı. Daha önce söylediğim gibi genel popülasyonda 100 kişide bir, daha önce kalp krizi geçirmiş kişilerde ise yaklaşık 39 kişide bir. Ve o noktada herkes şunu düşündü. Tamam mesele çözüldü, teori artık kusursuz, konu kapandı. Ama konuşulmayan çok şey vardı. Çünkü genetik olarak bir hastalığa yakalanmıyor olman bunun sebebinin mutlaka o genetik özellik olduğu anlamına gelmez. Asıl neden henüz fark edilmemiş bambaşka bir şey olabilir. Mesela genetik olarak kolesterolü düşük olan kişiler aynı zamanda metabolik açıdan çok sağlıklı olabilir. Tersi durumda geçerli olabilir. Yani sebep ile
47:39 sonucu karıştırıyor olabiliriz. Ben bu konu üzerinde uzun yıllar ciddi şekilde çalıştım. Özellikle ailesel hiperlipidemi yani genetik kolesterol yüksekliği olan insanlara baktım. 2021 yılında iki kardiyolog meslektaşımla birlikte hakemli olarak yayımlanan bağımsız bir analiz yaptık. Statinleri de enjeksiyonla verilen yeni kolesterol düşürücü ilaçları da içeren toplam 35 rastgele atamalı çalışmayı inceledik. Ve sorduğumuz soru şuydu. Kolesterol düştükçe ister düşük riskli ister yüksek riskli olsun insanların kalp hastalığı riski gerçekten azalıyor muydu? Üstelik bunlar ilaç şirketlerinin kendi yaptığı çalışmaların verileriydi. Buna rağmen kolesterol düşüşü ile kalp hastalığı arasında net bir ilişki bulamadık. Benim vardığım sonuç şu: Toplam kolesterolü ya da ilediyeliği düşürmeye odaklanmak tek başına anlamlı değil. Zaman kaybı gerçek bir fayda sağlamıyor. Bildiğimiz şey şu. Bir kişinin metabolik sağlığı yerindeyse kalp hastalığının en güçlü
48:25 tetikleyicilerinden biri olan insülin direnci yoksa risk büyük ölçüde düşüyor. Bunu da esas olarak trigliseritlere ve HDL'ye bakarak anlarsın. Yani kolesterol profiline baktığında trigliseritlerin ve HDL'nin normalse LDL'nin yüksek olmasının tek başına bir sorun olmadığını neredeyse kesin olarak söyleyebilirsin. Benim yaklaşımım bu. Sonra ne mi yaparsın? Kişinin genel riskini hesaplarsın ve ardından oturup dürüst, bilgili bir konuşma yaparsın. Bu ilacın sana ne kazandıracağını, ne kazandırmayacağını açıkça anlatırsın. İlerlemenin doğru yolu bu. Ama bugün yapılan şey bana göre ciddi şekilde yanlış yönlendirilmiş bir yaklaşım. Üstelik artık başarısız olduğu da ortada. Mesela Avrupa'daki büyük nüfus çalışmalarına bakıldı. BMC'de yayınlanan verilerde statin reçetelerinin milyonlarca kişiye yaygınlaştırılmasının kalp hastalığından ölümleri azaltıp azaltmadığı incelendi. Sonuçta çok netti. Reçeteler arttı ama kalp hastalığına bağlı ölümlerde hiçbir azalma olmadı. Bunun bir nedeni de şu. Statinlerin gerçek faydasına baktığında randomize atamalı çalışmalardan çıkan
49:10 tablo çok net. Yaşam süresine katkı açısından kalp hastalığı riski yüksek olan kişilerde bile 5 yıllık bir sürede sağladığı kazanç sadece 4 günü biraz geçiyor. Bunu Joe Rogan'a da söylemiştim. Yani etkisi son derece sınırlı bir ilaçtan bahsediyoruz. İnsanların bu küçük faydayı gerçekten bilmesi gerekiyor. Bunu bilerek statin kullanmak isteyen varsa elbette kullansın. Buna bir itiraz yok. Ama bu durum asıl önemli olan şeylerin gözden kaçmasına yol açmamalı. Beslenme, hareket, stres yönetimi gibi yaşam tarzı değişiklikleri arka plana itinmemeli. Ne yazık ki çoğu zaman olan tam olarak bu. >> Peki statin kullanmanın dezavantajları nelerdir? ayrıntılarına hakim değilim ama vücuttaki koenzim seviyelerini düşürdüğü gibi bir şey duydum. >> Ayık kafa izleyicileri için basitçe anlatırsam şunu söyleyebilirim. E statinler yorgunluk yapıyor çünkü mitokondri fonksiyonunu bozuyor. Artık iyi biliniyor ki 100 kişide bir ile 50
49:56 arasında değişen bir oranda tip 2 diyabete neden olabiliyor. Bilişsel işlemlerle ilgili bazı sorunlar da görülebiliyor. İnsanlar zihinsel bulanıklık yaşayabiliyor. Mide bağırsak sorunları olabiliyor. Cinsel işlev bozuklukları görülebiliyor ve en sık karşılaşılanlardan biri de kas ağrıları. Benim görüşüme göre özellikle uzun süre statin kullanan insanların en az %20'si bir şekilde yan etki yaşıyor. Ama iyi haber şu Esra. Vakaların %99,9'unda bu durum tamamen geri döndürülebilir. Statini bıraktıktan ya da dozu azalttıktan birkaç hafta sonra bu belirtiler düzeliyor. Bu yüzden bunu her zaman bir deneme olarak görmek mümkün. Tabii ki ben hastalara gidip kendi başlarına ilacı bırakmalarını söylemiyorum. Mutlaka doktorlarıyla konuşmaları gerekir. Onlar için neyin doğru olduğuna birlikte karar verilmesi gerekir. Ama kendi hasta deneyimimde genelde gördüğüm tablo bu yönde. >> Peki beslenmenin kolesterol üzerindeki
50:43 etkisi yüzde olarak ne kadardır? Abur cuburdan bahsetmiyorum tabii ki. Genel olarak sağlıklı olan, aşağı yukarı düzgün beslenen birini düşünelim. Beslenme kolesterol seviyeleriyle doğrudan ilişkili mi? >> Evet. Kolesterol profilini iyileştirmek açısından bakıldığında kalp hastalığını en çok etkileyen trigliseritleri ve HDL'yi düzeltmenin en etkili yolu düşük karbonhidratlı bir beslenmeye geçmek. Yani şekeri ve nişastayı tamamen çıkarmak. Ekmek yok, makarna yok, pirinç yok, patates yok, şeker yok, meyve suyu yok, bal yok. Sadece düşük şekerli meyveleri tüketebilirsiniz. Bunu 6 hafta boyunca uygular ve ardından açlık kolesterol değerlerine tekrar bakarsan büyük ihtimalle ciddi bir iyileşme görürsünüz. Bu arada şunu da ekleyeyim. Aynı beslenme şekli tansiyonu da düşürür ve tip 2 diyabeti geriletebilir ve hatta
51:29 tamamen iyileştirebilir. >> Peki hedeflerin neler? Maha ve Meha yani hadi Amerika ve Avrupa'yı tekrar sağlıklı hale getirelim hareketleriyle insanlara ne tür değişimler kazandırmayı amaçlıyorsun? >> Şöyle anlatayım. Bence bu küresel bir hareket. Maha bunun sadece bir parçası, bir aracı ve tabii çok kıymetli ve arkadaşım Robert Kennedy Junor'ın yaptıklarıyla gerçekten gurur duyuyorum. Maha'nın içinde yer alan pek çok kişi de oldukça güçlü bir şekilde ses çıkarıyor. Ama bana göre mesele tek bir harekete bağlı kalmak değil. Hepimizin yapabileceği bir şey var. Bunun başlamış olması çok iyi ve pek çok açıdan yol açıcı olabilir. Ama asıl olan herkesin birlikte herkes için daha iyi bir sağlık anlayışını savunması. Benim açımdan bilgiyi insanlara ulaştırmanın farklı yolları var. Böyle podcastler bunlardan biri. Aslında benim en güçlü yanım işe başladığım yer yazmak. O yüzden daha
52:14 fazla yazabilirim. Yakında yeni bir kitap yazma fikri de aklımda. Bunun yanında First Do Farm adlı bir belgesel film yaptım. Ana akım medyada ciddi şekilde sansürlendi. Ama buna rağmen IMDb'de bugüne kadar yapılmış en yüksek puanlı sağlık belgeseli oldu. 10 üzerinden 9,5 kaldı. First doarm nofarmfilm.com adresinden indirilebiliyor. Ama Esra asıl hedefimiz bunu bir üst seviyeye taşımak. Yani gerçekten büyük bir belgesel haline getirmek. Şu anda dinleyenler arasında ilgisi olanlar varsa yatırımcı arıyoruz. Etkisini en üst düzeye çıkarmak ve bu hikayenin bir sonraki bölümünü çekip Oscar kampanyası yapabilmek için yaklaşık 1 ile 3 milyon dolar arasında bir bütçeye ihtiyacımız var. Bu da şu anda üzerinde çalıştığımız konulardan biri. Bunun yanında bir yandan da
53:00 kendimi iyileştirmeye odaklanıyorum. Özetle kafamdaki plan bu. Elbette mesajı elimden gelen her yolla yaymaya devam edeceğim. Konferanslarla, podcastlerle, kitaplarla, yapabildiğim her mecrada bunu sürdürmeyi planlıyorum. >> Asim, bu harika podcast için gerçekten çok teşekkür ederim. Açıkçası bunu yapmayı çok ama çok istiyordum. Çünkü söylediklerinin hepsine yürekten inanıyorum. Ben de çevremdeki insanlara aynı mesajı yaymaya çalışıyorum. Senin de söylediğin gibi sağlıklı olmak şunu yaptım, bunu yapmadım diye takıntı haline getirmek değil. Asıl mesele sağlığını genel olarak iyileştirmek. Çünkü önümüzde sürekli yeni olumsuzluklar çıkacak. Sonuçta insanız. Yarın başka bir ilaç, başka bir aşı ya da bu sağlığın için harika denilen yeni bir fikir daha karşımıza çıkacak. O
53:47 yüzden insanların ne yaptıklarının gerçekten farkında olması gerekiyor. Bir şeye başlamadan önce kendi araştırmalarını yapmaları çok önemli. Bence işin özü bu. Bakınstütun başkanı Erik Verdi'nin bir konuşmasını dinlemiştim. Şunu söylüyordu. Artık doktorların hastalarıyla çok daha dikkatli ve özenli bir ilişki kurması gerekiyor. Çünkü ortada çok sayıda güçlü podcast var, yapay zeka var. İnsanlar kendi araştırmalarını yapıyor. Yani artık kimse doktora gelip sadece bunu yap dendi diye sorgulamadan kabul etmeyecek. >> Şunu da eklemek isterim Esra. Araştırma yapma sorumluluğu meselesinde herkesin imkanı aynı değil. Bazı insanların seçenekleri, kaynakları ve kendi kararlarını verme gücü diğerlerine göre çok daha sınırlı. Herkesin aynı bilgiye ulaşma şansı yok. O yüzden sadece herkes kendi araştırmasını yapsın deyip işi bireylere bırakamayız. Bizim aynı zamanda doğru yönlendirmeye ulaşamayan,
54:33 ana akımda önüne konan bilgiye sorgulamadan güvenmek zorunda kalan insanlara da rehberlik etmemiz, onları koruyup kollamamız gerekiyor. Bu da bizim sorumluluğumuz. Yani evet bireysel farkındalık çok önemli ama iş sadece bireylerle bitmiyor. Başkalarına da yardımcı olmak zorundayız. >> Evet ve zamanını ayırdığın için çok teşekkür ederim. Vaktinin kısıtlı olduğunu biliyorum. Bu podcast için gerçekten teşekkür ederim. >> Çok teşekkür ederim Esra.