0:00 Merhabalar arkadaşlar. Sapien'e hoş geldiniz. Bugün Sinan hocamla antihedefler üzerine konuşacağız. Anti >> hedefler anarşist bir konuya benziyor. Evet >> hocam hoş geldiniz. >> Hoş bulduk başarcığım. >> Hocam önümüze sürekli motivasyon için şunu başar, şunu hedefle, şöyle yap, hedeflemek başarmanın yarısıdır. Hep hedef hedef hedef üzerinden gidiyoruz. Yapamayacaklar listesi yapmak başarıyı hızlandırır mı? >> Hem de nasıl? İnsanın fabrika ayarlarını yazarken ben şimdi kitap uzun uzunda pek de okunmuyor ya artık hep böyle bir şey arayışı içindeyim yani bunu en kısa ifadeyle insanlara nasıl duyurabilirim diye. Bir tanesi işte insan karnı doyunca arıza çıkaran tek canlıdır diye o 5inci ayarı sınırları aşmayı anlatabileceğim bir şey bulmuştuk. Öte
0:45 yandan da özellikle bizim açık beyinde Mustafa Acungil'in ya onunla olan sohbetlerimizde çok geçen bir muhabbet vardı. İnsan yokluklar devri için yapılmış bir canlı ve şimdi çokluklar devrinde çok büyük sıkıntı çekiyor. Dolayısıy biz bunu sürekli konuşurken işte kitabı tamamlamaya yakın dönemlerde aklıma hayatla ilgili altın formül geldi o dönemde ve kendime önce uygulamaya başladım ve çok büyük faydasını görüyorum. Bu formül daha iyi olmak istiyorsan arttırma azalt. Yani konu bununla alakalı. Bizim hayatımızda hep fazlalık, çokluk işte abundance öyle bir problem var. Mesela seçeneklerin çokluğu bizi felç ediyor. Dolayısıyla seçenekleri azalttığımızda karar vermemiz daha kolay oluyor. En basitinden bizim ön beynimiz en fazla bir rivayete göre 4, bir rivayete göre 7 tane bileşeni kıyaslayıp aralarında işlem yapabiliyor. Sen bunu işte 5'e
1:31 6'ya 7'ye 10'a, 15'e çıkarttığında ön beynin felç oluyor. Mesela artık dürtüsel karar veriyorsun. Ambalajını beğendim ondan aldım yedim diyorsun falan filan. İşte bambaşka saikler devreye giriyor orada. Artık bilincin, bilinçli insan olarak varlığın orada bir nevi son buluyor. Yani dolayısıyla insanın en azından seçenekler bazında düşündüğümüzde hayatta bir karar vereceksek burada işte o antihedef dediğin şeyi belirlemek çok önemli. Herkes bir şey tavsiye ediyor. Şimdi ben de bir şeyler tavsiye ediyorum. Bunları dinleyip onların arasından en güzel 3 be tane hangisiyse seçip diğerlerini tamamen silip ortadan kaldırıp o 3 be tanesinin arasında karar vermeye çalışmak. Bu mesela fikir felsefe işinde de böyle. Ben mesela birçok felsefe meraklısı insanla felsefe tsine çok sıkılıyorum. O öyle demiş. E bu da böyle demiş. Olabilir. Yavrum sen ne diyorsun? Öyle yok. O dedi bunu dedi. Sokrat dedi
2:17 işte Spinoza dedi. Devamlı alıntı oradan buradan yamayarak düşünce üretemiyoruz. Düşünce üretmek için ne yapmamız lazım? Fazlalıkları ayıklayıp ana soruna odaklı bir yeni düşünce üreteceğiz ve inşallah bu düşünce orijinalse de bu bir içtihat olacak. Yani yeni bir şey çıkacak ortaya. Bunların hepsi azaltma, damıtma, konsolide etme, sıkıştırma, zipleme ile alakalı durumlar. Hayatın geneli de böyle. Siz mesela şimdi YouTube nereden biliyor bilmiyorum ama her açtığımda 50 yaşın üstü için sihirli egzersizler sürekli bana gelmeye başladı. Biraz tabii bunları izlediğim için de algoritma herhalde anladı benim bunlarla ilgilendiğimi. Devamlı olarak o kadar çok mantıklı, makul ama çok seçenek çıkıyor ki yani hangi birini yapayım? Benim sabah diyor ki 5 dakika bunu yap süper. Öbürü geliyor hayır 5 dakika bunu yap harika olacaksın. Ulan o 5 dakikaya hepsini sıkıştırayım desem 55 dakika ediyor. Yani onu sığdıramıyorsun hayata.
3:04 Dolayısıyla ya da mesela daha yıkıcı bir örnek vereyim. Bir rahatsızlığınız var. Mideden rahatsızsınız. Mesela bir gastroenteroloğa gidiyorsunuz. O bir şey söylüyor. Bir fonksiyonel tıpçı başka bir şey söylüyor. Öbürü başka bir şey söylüyor. Sen hem onunkini yapayım, hem bunu yapayım, hem bunu yapayım derken sistemi daha beter bozuyorsun. Halbuki en güzeli bir tane uzmana güven. Gerisine kapıyı kapat. En azından onun süreci bitene kadar o protokolü baştan sona izle. Bak bakalım şifa buluyor musun bulmuyor musun? Biz de hep böyle dışarıda bir şeyleri kaçırıyormuş duygusu oluşturan bir pazarlama bombardımanın içerisinde aklımız gitmiş vaziyette. O yüzden bu arada bu başlığı ben bulmadım yani. Tebrik ediyorum seni. Antiedef mantığı hayattaki başarının sırrı olabilir. Yıllar evvel galiba Steve Jobs'tu. Bir insanın başarı için nelere evet dediğinden çok nelere hayır dediği daha belirleyicidir diye bir lafını duymuştum mesela. Ben anlamam
3:50 insanın fabrika ayarlarını yazmaya başlarken olmuştu ya. dedim. Demek ki bununla ilgili bir mesele. Dolayısıyla çıkarttıklarımız aslında bizim yolumuzu temizleyecek. Çünkü her şeyden çok fazla var. Gerek yok bu kadar fazla. >> Geçtiğimiz günlerde hocam eşimle evden çıkacaktık. Sabahtan bir paket hazırladık. Kapının önüne koyduk. Akşam çıkacağız evden. Akşama kadar paket kapının önünde durdu. Sonra tam akşam evden çıkacağız. Kapının kubunu aldık. Paket uzanırken şimd ki ya acaba bunu almasak mı bugün? Koysak mı evde? Ben de şöyle düşündüm ya bunu zaten sabahtan hazırlamışız oraya koymuşuz. Gün içinde hiç üstüne düşünmemişiz. Ona okey vermişiz. Son dakika kararı değiştirmek doğru mu diye bir soru daha ortaya attım ve bu bize şöyle bir irade ikilemi çıkarttı. Biz nasıl bu sürekli sorgulama dürtüsünden kurtulacağız? O anti hedefi, o hayır demeyi son dakika ya acaba bunu
4:37 da mı yapsamı nasıl engelleyeceğiz hocam? Ya mesela bunun gibi olaylar bende de olduğu için herkes gibi bir an sonrasını ya da işte o gideceğin yer neresi oradaki durumunu güvence altına almakla ilgili şu anda yaşadığın ve gerçek olmayan bir endişeden kaynaklanıyor. Benim buradaki en büyük imtihanım o çantaya benzer bir şekilde bir yere seyahate gideceğim zaman bir çantanın içerisinde o kadar fazla malzeme dolduruyorum ki bunların da çoğu işte bilgisayar, bilgisayar ayaklı, tripot işte mikrofon, o bu hatta şu kamerayı da mı alayım, bunu da mı koyayım belki lazım olur falan filan derken ortaya koca bir yığın çıkıyor ve %95 hiçbirini açmadan ben geri getiriyorum. Aslında onları taşımış oluyorum. Birkaç zamandır küçücük bir sırt çantam var. içine çamaşırlarımı falan koyduktan sonra sadece küçük bir çantaya doldurduğum temel donanım var.
5:23 Bazen onu alıyorum ya da almıyorum. Şunu fark ettim ya yanımda cep telefonu olduktan sonra artık benim hiçbir ekipmana ihtiyacım yok aslında. Ve çoğu zaman gidip de orada youtuberlık bilmem nelik yapmayacağım için etrafı seyretmemin serbest gezmemin önündeki en büyük engel o bir önceki güvenlik hissiyatı oluyor. Yani o da alayım lazım olur. Tabii ki hiçbir zaman lazım olmuyor. Yaşadıkça, tecrübe ettikçe zaten sadeleşmeye başlıyorsunuz. Mesela benim babam sıklıkla Ankara İstanbul arasında gidip gelirdi. Kuyumcu olduğu için işte İstanbul'daki atölyelere giderlerdi. Şu kadarcık bir çantası vardı. Küçük böyle fermuarla çok özelirdim o çantaya. Devamlı içinde birkaç tane işte çamaşır bir şey işte ihtiyaçları onu kapatırdı. Eline alırdı. İstanbul'a gider gelirdi. Bir gün iki gün neyse sonra gelirdi işte içindekileri çıkarır, yenilerini koyar. Hazır vaziyette kenarda bekleti ve hadi
6:08 İstanbul'a gidiyoruz dediği zaman çantasını alıp ki İstanbul'a gitmek bugünkü gibi kolay değildi. 1980'lerde çantasını alıp yola düşerdi mesela. çok rahattı. Yani hareketliliğini kısıtlayan çok fazla bir şey yoktu. Seçenek çokluğu aynen bu örneklerde olduğu gibi bizi devamlı hayatta kalma donanımı olan beynin bir bugıdır bu. Gelecekteki görebildiğimiz olası tüm eksikliklere karşı hazırlıklı tutmaya çalışır. Bu doğada hayatta kalırken iyi. Ama bu kadar seçenek arasında bir anda komando gibi oluyorsun. Yani her şey var ama onların %99'una ihtiyacın yok. sadeleşmek, azaltmak, daha minimal hareket etmek muhteşem olur. Hatta ben birkaç senedir de gittiğim yerlerde film ve video çekme işini tamamen bıraktığım için ya çoğu zaman cep telefonuma dahi ihtiyacım olmuyor. Çok zaman cep telefonumu bir yerde bırakıp saatime
6:54 müzik dinleyeceksem onunla ilgili bir şey yup küçük kulaklığımı da cebime koyup freehand her tarafa gidebildiğimi fark ettim. Mesela bu azaltmakla ilgili müthiş bir özgürlük ve çoğu zaman dijital cihazların sana verdiği o sahte güvensi mesela akıllı saatler işte kalbini yatıyor devam et işte şöyle şöyle bugün bu kadar egzersiz yaptınlar falan arada bir bunu da çıkarıp attığımda mesela sabah yürüyüşü bambaşka bir hale geliyor. O yüzden azaltma azaltma azaltma çok disiplinli bir şekilde çalışmamız gereken bir durum. Bunu yapmazsak kapının önünde yaşadığın şey gene sen üç seçenekte sıkışmışsın. 33 seçeneğe bağlayacak her bir an seni böyle bir aralarında seçim yapamayıp en sonunda dürtüsel olarak hareket edip genellikle de pişman olacaksın. Mesela o kadar şeyi alacaksın ama mesela yedek iç çamaşırı almayı unuttuğunu fark edeceksin. Mesela böyle oluyor. Elzemleri unutuyorsun yani.
7:40 >> Hocam 1980'lerden örnek verdiniz. 1980'lerde olmayan bir şey de Sapien YouTube kanalıydı. Şu an var ve içerik üretiyor. Desteklemek için de arkadaşlarımız abone olabilir. >> Aynen. Mesela abone olduğun zaman ne yapıyorsun? İzleyeceğin seçenekleri daraltıyorsun. Yani bir şeyler gelmesin. Abone olduklarımız seçmek için abone ol. Bir de zile bas. Haberdar ol. >> Ben de minik bir şeyle desteklemek istiyorum söylediğinizi. Hayatımda zihnimi en rahat hissettiğim dönem askere gittiğim dönemdi. Çünkü akıllı telefon yok, akıllı saat yok, bilgisayar yok, kamera yok, hiçbir şey yok. Çok güzel. Kalkacaksın, şunu yapacaksın ve yatacaksın. Her şey planlı, >> sade, >> sade. Ve zihnim çok rahatlamıştı. Zihn >> bu arada askerde mesela askerde hayat çok basittir falan derler. basit değildir. Sadedir. Basitlikle sadeliği
8:25 birbirine çok fazla karıştırıyoruz. Basitlik belli bir işlevselliğin altını ima eder. Yani yetersizlik iması taşır. Ama sadelik olması gerektiği kadar anlamına gelir. Mesela askerde senin hayatın basit miydi? Askerler basit mi yaşarlar? Bir sürü şey yaparlar. Ama onları yapabilmenin sebebi sadeliktir. İhtiyaçları, kuralları bellidir. Gereksizlikler azaltılmıştır. Dolayısıyla askerin hayatı basit değildir. Sadedir. Ve bu sayede askeri güç diye bir şey oluşturabilirsin. İşte daha kompleks davranışlar aslında sanıldığı gibi kargaşadan değil sadelikten çıkar. Doğaya bak. Çok az sayıda kuralla son derece kompleks davranışlar oluşturulur. Kuşlar mesela sürüler halinde uçarken her kuş diğerinden haberdar olmaya çalışsa bir an sonrasını öngörmeye çalışıyor. Kuş beyni buna yeter mi? Mümkün değil. Kuş sadece yanındakine bakıyor. Ona göre
9:10 takılıyor. Mis gibi 3 be kuralla aynı davranışı simüle edebiliyorsun bilgisayarda. Sadelik gelişmişliğin son noktasıdır diyen Leonardo da Vinci'ye sık sık bir gönderme yapmak lazım. >> Modern hayatta peki hocam biz başarısız olmaktan yani fail olmaktan neden bu kadar korkuyoruz? >> Yani o kadar çok dövülüyoruz ki ve o kadar çok dövüyoruz ki tabii etrafından eee gören ve öğrenen bir tür olarak. Başarısızlık dediğin şey aslında başarının çok tehlikeli bir kelime olmasıyla alakalı. Şimdi senin isminde de var ama başarı ne olduğunu kimsenin bilmediği, herkesin peşinden koştuğu ve tanımı sürekli anlık olarak dahi değişebilen bir şey. Dolayısıyla bir belirsizlik hali var. Aslında konu temelde hayatta kalmakla alakalı kor öz bir düşünceyle alakalı gibi gözüküyor.
9:56 Mesela toplum içinde itibarını kaybetmek, paranı kaybetmek ya da kaynakları erişimini kaybetmek gibi olası tehditlere karşı bu beynin evrimsel bir hazırlık donanımı var. Zaten kafamız buna çalışıyor. Sen mesela okulda okurken işte çalışırken bir şey yaparken ileride yani sana biçilen bir hedefe ulaşamama ya da sana biçilen bir duruma ulaşamama gibi bir hali şimdiden düşünmeye başladığında bu aynen bir hayatta kalma tehdidi yaratan belirsizliğe benzer bir belirsizlik oluşturuyor ve insanlar bir kere zaten bu konuda çok gerginler. Artı bir de birbirimize karşı bu özelliğimizi bilmediğimiz için hiç de merhametli değiliz. İnsanların karşısına bir sürü saçma sapan havuçlar koyup başarı kriterleri çıkarıyoruz. Ve ancak ve ancak bir insan 40-50 yaşına geldikten sonra ve bunların bir kısmını elde ettikten sonra ulan bunlar değilmiş ki başarı falan diyebiliyor. Yani ömür
10:43 israf ediliyor bu işlerin yolunda. Dolayısıyla yani başarı denen şeyin insanın kendi zihinsel gündemi, kendi zihinsel gündemiyle gitmek istediği herhangi bir hedefe ne kadar gittiği ile alakalı olduğunu fark edeceğiz. Mesela ben müzisyen mi olmak istiyorum? Her gün bir şey çalışıyorsam onunla gibi o gün bir başarıdır. Bitmiştir. Yani ben o yolda bir adım daha attım. küçük ama attım. Yani boş geçirdiğim bir güne nazaran o gün başarı. Ya da dünkü halime göre şu anki halim bir şeylerde benim istediğim bir şeyde daha yetkinse, daha gelişmişse, daha korunaklıysa, daha yılmazlık kazanmışsa mesela bu bir başarı. Ama başarıyı uzak, muhayyel ve hiç senin olmayan bir hedef şeklinde birinin sana konumlandırmasına izin verdiysen ki çoğumuz böyle yaşamak zorunda kalıyoruz. Bundan başka bir şey görmedik. O zaman bütün hayat
11:28 başarısızlık zaten. Bir şeyi başarsan öbüründe başarısız olacaksın. Bebeğin dikkat et başarıyı hatırlamaz. Başarısızlığı hatırlar ve zihnimiz oraya takılır. Çünkü bizim zihnimiz bir hayatta kalma donanımıdır. Önce eksiği görür. Bu nedenle azaltmanın, antihedef politikasının diyelim en önemli faydalarından bir tanesi gerçek hedefini görebilmeni ve oraya doğru ilerleyerek otantik başarıyı yaşayabilmeni sağlar. Şimdi bir sürü insan bana bir sürü şeyler söylüyor. Mesela hala sene olmuş 2025. İşte bunun akademisyenliği tartışmalı, bunun bilmem nesi şöyle. Bu dün böyle dedi, dün böyle dedi mesela. Yani diyebilirler. Anlıyorum onları da. Kim bilir hangi durumu tatmin etmek için oralarda böyle bir şeyler konuşuyorlar ya da yazıyorlar. Eyvallah. Fakat eskiden çok önceki zamanlarda bana böyle bir şey söylendiğinde hissedeceğime
12:13 mukabil şimdi hissettiğime bakıyorum. Ben nereye gittiğimi biliyorum. Yani nereye gittiğimi bildikten sonra onların ne dediği o kadar da önemli değil. Onlar önemsiz insanlar değil. Dedikleri önemli değil. Dolayısıyla o dediklerini gereksiz bir yere koyup da kendimi tıkamaktansa ilerleyebilmemi sağlayan şey öznel bir hedef eskiye göre daha çok sahip olmam ve dolayısıyla bu ilerlediğim yer belli bir bilinçle belli bir adımlamayla oluyor. Ben mesela hiçbir zaman akademisyen işte bilimsel çalışmalar yapmış bilmem ne biri diye anılmak zaten istemedim. Öyle bir talebim de yok. Ama o talep içerisinde olmamı bekleyen standart öğretiler gel öyle olmasını bekleyen bir zihninde böyle söylemesi normal. Ama bana sağladığı özgürlüğü vurgulamaya çalışıyorum. Çok da atın. Yani hiç önemli değil. Niye önemli değil? Duyarsızlaşma değil bu. Otantik hedefiniz varsa bu bir sürü şeyi
13:00 dışarıda bırakmayı gerektiriyor. Otantik hedefiniz varsa artık dünyada çok umrunuzda olmuyor. Yani gidiyorsunuz oraya. biraz şey gibi hocam bilgisayar oyunu oynuyorsanız bir ana main quest oluyor, ana görev oluyor. Bir de bunun yanında hele ki böyle büyük oyunlarda 100 milyarlarca yan görev oluyor. Git şu tarladan iki tane kabak getir, iki altın. Onu yapıyorsun ama ana görev ejderha avlamak. Onu kaçırıyorsun bir yandan. Hayat da aslında birazcık onun gibi yani. >> Tas tamam öyle ya. Ya hep diyorum ya işte höldür höldür işe giderken her gün İstanbul'un muhteşem Boğaz köprüsünden geçip dışarı bakamayan insanlardan oluşan bir şehir benim yaşadığım yer. Bu korkunç bir şey. Kafada nasıl seçenekler varsa o anda olanı hiç yaşayamadan yıllar geçiren insanlarla dolu bir
13:46 yerdeyiz. Ve bu hastalıklı bir hal. Bu kadar hastalıklı davranışla devamlı bir arada olmak insanı da hasta eder. O yüzden en azından biz etrafımıza sağlıklı örnekler vermek üzere acıcık şöyle gereksiz seçenekleri bir atıp gerçek görevimizin ne olduğunu düşünüyorsak o tarafa doğru bakıp başkalarına da örnek olalım yani. Çünkü böyle bir şey yapmak zorundayız. Bu kadar şeyle ilgilenmek zorunda değiliz. Bu kadar görevimiz yok. Ve daha evvel yine burada konuşmuştuk. Benim için insanın hayattaki en önemli hedefi başta kendim olmak üzere ama herkese teşm ederim. Çabasız yaşamayı öğrenebilmek ve bunun için çok çabalaması lazım. Çünkü bu çabaların tamamı gereksiz hedeflerden kaynaklanıyor. O kadar şeye gerek yok. Ve kediler, gergedanlar, ağaçlar bu kadar çabasız yaşarken tırnak içinde en zeki, en akıllı canlısı olarak yalan da yani öyle diyorlar ya insana. Öyle bir
14:31 canlı olarak insanın bu kadar debelenmesi hiç anlaşılır bir şey değil. Yani anlaşılır bir şey ama anlaşılmaması gereken bir şey. Yani bu gündemden çıkarılması gereken bir şey. Bunun için de belki de en kolay yol gerçekten bana ne lazım diye şu çokluklar devrinde günde beş kere bir sormak. Yani >> burada özellikle üniversite kampüslerinde yeni insanlarla tanıştığımızda karşımıza çıkan bir olay var. Ne istediğini çok iyi bilen insan aslında çok özgüvenli görünüyor ya dışarıdan. Ya ben bunu yapacağım ve akademisyen olacağım diyor ve dışarıdan da wow adam 18 yaşında hayatını çözmüş diyoruz ama bu olay aslında gerçek özgüven burada yapabileceklerinden çok neyi yapamayacağını bilmekten mi kaynaklanıyor sizce? Yani neyi hedeflememesi gerektiğini bildiği için mi bu insanlar aslında karizmatik oluyor? Valla böyle bir dönem bence karizmatik olarak. Şimdi orada da başka bir sorun getirdin aklıma. Benim böyle
15:17 çok arkadaşlarım oldu hayatta. Bir şeye kitlendiler. Biri zengin tüccar olacağım dedi. Öbürü akademisyen olacağım dedi. Bilmem ne dedi. İşte akademisyen olacağım diyen çok erken profesör oldu. Öbürü çok hızlı para yaptı. Yıllar yıllar sonra mesela benim o zamanlar hiç böyle bir kararım yoktu. Y ben ne olacağımı bile bilmiyordum açıkçası. Benim tek ilgilendiğim şey iyi hissetmek istiyordum. Yani huzurlu olmak istiyordum. Bütün kafadaki mevzu o. Bunu da en kestirme yolu konuşmak olduğu için devamlı konuşacak bir şey buluyordum yani. Ve şimdi ben buraya geldim. O bahsettiğim arkadaşlardan 56 tanesi hala uzaktan da olsa temastayız. Hemen hemen tamamı hedefledikleri şeyi yaptılar ama hepsi pişman. Mesela biri diyor ki, "Keşke senin gibi işte evlenseydim." Arkadaş arkadaşına diyor, "Keşke senin gibi evlenip çocuk yapsaydım." diyor. Mesela öbürü diyor ki, "Lan bu kadar" diyor, "ömrümüzü heder edeceğimize bilmem ne kazandığım parayla gezseydim"
16:03 diyor. Hep seçmiş oldukları şeyin kendi seçimleri olmadığını yıllar sonra anlamanın acısını yaşayan insanım. Mesela o dönemde aileme sorsam bu çocuklardan hangisi iyi diye o kararlı çocuğu gösterirdi. Ama o kararlı çocuğa o kararı verdiren şey kendi arzusu ve isteği değil. Genellikle ona yüklenen bir misyon ve o misyon o kafayı kitliyorsun ve bunu başarılı yaptığın için kendinle övünürken belki 20 sene sonra, 30 sene sonra mutsuz bir insan üretiyorsun. Hayata doymamış, başka alternatiflere bakan ve maalesef çoğu zaman da bu alternatifler yüzünden var olan düzenini bozan, bozgunculuk çıkaran ve kendine zarar verme yoluna giren insanlar yaratıyorsun. Bu çok akıllıca bir şey değil. İnsan tabiattaki her şey gibi bodoslama gitmek için yapılmış bir canlı değil. Biz böyle hedefe giden yolu dost doğru düşünüyoruz. Tabiatta böyle
16:48 dost doğru bir yol yok ki. Tabiat dallı, budaklı, kırıklı bak etrafa. Yani dümdüz ağaç, dümdüz nehir, yatağı falan var mı? Yok böyle bir şey. Ama biz böyle dümdüz giderek başarılı olacağımızı zannediyoruz. Hayır. Hayat alternatif kuvvetlerin uyumsallığı ile alakalı bir şeydir. Biri oradan iter biraz yön değiştirsin. Öbürü böyle yapar. Mesela geçenlerde işte Instagram e aboneleri için yaptığımız muhabbette gelen bir soruya da binaen açılan bir konu vardı. Çok güzel oldu. Mesela bir nehir yatağı akarken sağa döner sola döner. Bazen bir göllenme yapar. Bir yerde yavaşlar bir yerde hızlanır. Abi nehrin amacı ne? İşte denize varmak değil mi? Sonuçta dümdüz gitsin. İşte mühendislik bunu gerektirmiyor mu? Ama o nehir öyle kıvrıldığı için, arada yavaşlayıp hızlandığı için etrafında devasa bir yaşam alanı oluşuyor. Orada bir sürü hayvan bitki bundan besleniyor. Yeni
17:33 ekosistemler yaratıyor. Tek başımıza bodoslama gittiğimiz bir evrende yaşadığımız yanılgısından çıktığımız anda yakın çevremizdeki şeylerin bize ne söylediğini, ne tip ilhamların bize gelmekte olduğunu ve bunun bizim için ne anlama geldiğini değerlendirecek bir uyanıklığa sahip oluyoruz. Ve işte o zaman da benim gibi hiç akademisyen olmayacak bir çocuk akademisyen oluyor mesela. İşte hiç sus lan çok konuşuyorsun denen bir profesyonel konuşmacı oluyor. Ne bileyim hatta bunların hayatını kazanıyor. Hatta bir de ünlü oluyor. Yani bu garip bir durum. Ve ben bunların hiçbirini planlamadım mesela. Etrafıma bakıyorum ya baba bir daha gelsek aynı şeyi yaşarız. Hiç ben alternatif istemem diyen insanların hepsi aslında önceden böyle kitlenmiş kafalara sahip olmayanlar. Daha plastisite içerisinde ortama açık ve bir şekilde onunla akabilen insanlar. İşte ekmek parası için çalışacağız. İşte
18:20 senelerimizi harcayacağız. Sonra emekli olacağız. Bekleyeceğiz, öleceğiz, gömüleceğiz tarzı bir yaşam. Kimseyi mutlu etmeyecek. Yani onu bilelim. Minimal ama kendimize ait otantik seçeneklerle harekete geçtiğimiz bir yolda çok zorluk çekeriz. Biz de çektik, herkes çekiyor ama neticesi her zaman tatmindir. Gerçek yaşamsal tatmin. Dolayısıyla o bence bu konu çok su götürür ya. Bayağı bayağı iyi malzeme varmış antihedefin altında. Güzel bir konu ve konunun gidişatı da güzel gidiyor. Burada bizim daha önce Sapien olarak ahkam serimizde Emre Hablak'la konuştuğumuz bir mevzu var hocam. Bunu size de sormak istiyorum. Konu oraya gelmişken. Emrah Hablak şöyle bir şey söylemişti ki yukarıdaki karttan arkadaşlar hemen o bölümü de izleyebilir. Hayatı anlamlandırmak böyle tek seferde ben anlamlandırdım ve buradan yürüyorum. Hadi oley falan böyle
19:06 bir şey değil. Sürekli yeniden yeniden hayatı anlamlandırmak lazım. Ve herkes kendine göre bu çileği çekerek hayatı anlamlandırmalı. Yani birinden o anlamı yüklenip Matrix'teki gibi devam edemiyoruz ya da bir kere yapıp tamam 40 yıl ben bununla giderim diyemiyoruz demişti. Hayatı nasıl anlamlandıracağız ve bu nasıl bir süreç olacak bizim için? >> Hayatın insan olmadığı versiyonunu düşünelim. Kediler, köpekler, aslanlar, kaplanlar, ağaçlar, bakteriler hepsi olsun. Böyle bir hayatın anlamı yoktur. Çünkü anlam insan zihninin atadığı bir şeydir. Orada sadece yaşam vardır. Orada kozmoz vardır. Orada oluş vardır. Bunun anlamını anlamak isteyen insanın bu ihtiyacı kısıtlı algısıyla parça parça ve çok parçalı bir şekilde algıladığı bu oluşa hikaye yakıştırmak istemesinden
19:53 gelir. Ve dolayısıyla anlam bakış açısına, duyu organlarının kabiliyetlerine ilk başta sonra da onu işleyen idrak merkezinin donanımına bağlı olarak değişen bir şeydir. Ve her an mesela bu videoyu izlemeye başlayan bir arkadaşım videonun başındaki haline göre şu anda farklı bir insan. Beyin bağlantıları değişiyor, idraki değişiyor. Müspet menfi yani iyi kötü fark etmez. Devamlı dönüşüyoruz ve dolayısıyla bir an önceki benim anladığımla bir an sonraki benim anladığım anlam birbirinden aslında çok farklı. Özellikle detayda çok büyük farklar var. Ama biz hep böyle bir sabit hikayeye oturup da konforlu olmayı seviyoruz ya. Sanıyoruz ki hayatın bir tane anlamı var. Biri bir anlatacak. Oh yırtacağız. Çocukken çok iyiydi. Çocukken böyleydi. Ama büyüyünce büyümenin alameti, farikası artık gören, gördüğünü idrak eden ve idrak ettiğinden
20:40 düşünce üreten bir fail varlığa dönüşmek. Bunu yapamadığınız zaman işte herhangi bir sistemin kölesi oluyorsunuz. Ya kapitalist sistemin ya arkaik bir dini sistemin ya başka bir şeyin kölesi olup onun içinde yaşıyorsunuz. Çok da mutlu olabilirsiniz, çok da haz alabilirsiniz, çok da dertsiz tas olabilirsiniz ama çok insani bir varoluş biçimi değil bu. Yüksek insani varoluş her bir adımda, her bir anda anlamı yeniden yaratmak ve yarattığı anlamı devamlı güncelleyebilme becerisi. Dolayısıyla sabit bir anlam, sabit bir hikaye dışarıda yoktur. İçeride oluşur. Ya başkasından hazır alır. O anlamın içerisinde bir figür olursun. Ya da her bir an ve herkes buna yetkindir bu arada özel bir yetenek gerektirmiyor. Her bir an başlangıç yerin ne olursa olsun Hindistan'da bir köyde de doğmuş olabilirsin. Türkiye'de nişan taşıa da doğmuş olabilirsin. Fark etmez. Her bir an gördüğün şey yeniden
21:26 bir anlam verme cesareti hissetmek ve bu anlamlandırma cesareti insanı insan yapan en önemli faktör. Muhtemelen bu video yayınlandıktan bir ik ay kadar sonra hatta belki de izleyen arkadaşım şu anda sen o zamandasın bilmiyorum insanın manevi ayarları yayınlanmış olacak inşallah. Yani orada mesela bu anlamlandırma ihtiyacımızın biyolojik, psikolojik, evel ve kültürel kökenlerini konuşuyoruz. O hikaye bize tek bir mesaj veriyor. Sen anlam yaratmak zorundasın. Hazır alırsan cehennemi bekle. anlam yaratabiliyorsan, üretebiliyorsan burası senin yarattığın bir evren oluyor ve sen burada aslında başka bir güç oluyorsun. Yani biraz fazla ezoteriye kaçmadan burayı böyle özetleyebilirim. >> O zaman hemen konuyu tekrar başta değindiğimiz noktaya doğru toparlayarak son bir soruyla da bölümümüzü kapatmak istiyorum. Ama bu soruda zaten birazcık
22:13 uzun cevaplı bir soru olacak gibi duruyor. Konfor alanından bahsettiniz. İnsanın konfor alanına olan düşkünlüğünü de konuşmuştuk daha önce çokça kez aslında. Bir de en başta şeyden konuştuk hocam. motivasyon videolarından o zaten konu oradan çıktı. Bu motivasyon videolarında sürekli şey diyor. Sabah 6'da kalk, soğuk duş al, koş yürü, zıpla, şunu yap, yapacaksın falan. Sen süpersin ama bunları yaparsan süpersin yoksa lanet bir adamsın falan oluyor. Biz bu motivasyon videolarındaki bu şeyleri sadece fiziksel şeyleri kalktık sabah 6'da bir ay boyunca koştuk duş aldık. Hep soğuk duş alıyoruz. Hiç sıcak su duş almadık. Bu şekilde hayatımıza bir anlam katabilir miyiz? >> Mümkün değil. Bak en temelinde hadi biraz sert gelebilecek bir şey söyleyeyim. Kaydırırken realistleri ya da YouTube'da gezerken ya da bir kitap
22:59 karıştırırken motivasyonel bir mesaja en çok kim dikkat eder? Motivasyon eksikliği olan, motive olamayan yani öyküsünde ve anlamında bir eksiklik olan. Eğer biraz önce söylediğimizi verili hakikat kabul edersek yani dışarıda bir anlam yok ve biz bunu yaratıyoruz. Orada bir görev yapmamışlık, bir boşluk ve bir eksiklik hissinden dolayı dışsal bir tamamlama arzusu vardır. Ama tekrar edeyim anlam dıştan alabileceğimiz bir şey değil. Soğuk duş çok faydalıdır. Ama her sabah soğuk duş alırken lanet olsun gene donuyorum Allah kahretsin ben ne zaman aydınlanacağım falan diye soğuk duş alıyorsan bu hiçbir işe yaramayacak. Soğuk duş şöyle bir şey. Sabah egzersizini yapacaksın mesela. Bu arada bunu tavsiye olarak yatırım tavsiyesi değildir ama sabah diyelim yoruldun, terledin, böyle yüksek performans
23:44 gösterdin ve canın böyle bir sistemi resetlemek istiyor mesela. Onun için yapabileceğin çok iyi bir şey soğuk duşu alıp açıp altına girmektir. İşte başında da bir iki nefes egzersizi yaparsan benim son bir buçuk seneki rutinim bu. Müthiş dinlendirici, müthiş zihnen ödüllendirici ve müthiş onarıcı bir şeydir. Onu yaşadıktan sonra bu onarımı, bu iyiliği, bu hazzı yaşıyorsan zaten bu hayatının bir parçası olur ve sen artık bunu yaparak başka daha iyi bir tarafa giden ve zihnindeki amaç, hedef neyse ona göre daha iyi ilerleyebilen, daha sağlıklı ilerleyebilen bir insana dönüşürsün. Motivasyonel eksikliği dışarıdan alınan oyalayıcılarla tamamlamaya çalışmak modern gafletin en fazla kullandığı araçtır. Bu modern gaflet hali. Bir gün de bunu deneyeyim. Bir gün şu diyeti yapayım. Bir gün bu ilacı içeyim. A bu suplement iyiymiş.
24:30 Karnetin çok iyi geliyormuş. B kompleks almak lazım. Abi bir sakin. Bir sakin. Bu sistem milyonlarca yıldır çalışıyor. Bu sistem 3,5 milyar yıllık bir ARGE'nin ürünü. Ne dersin? Bir hepsini bırakıp sistem ne diyor diye bir dinleyelim. boş boş verimsiz birkaç saat geçirelim kendimizle her gün bunu yapabilirsek zaten o bahsettiğimiz tantanaların birçoğundan kurtulacağız. Motivasyonel gaza motivasyonu eksik olan ilgi gösterir. Motivasyon eksikliğinin temel formülü de hayatta neden sorusu sorulmamış bölümler kalmıştır. Çünkü motivasyonun tarifi benim için neden sorusunun cevabıdır. Bir işin neden yaptığını biliyorsan engeli aşmayı düşünürsün işte o zaman. Ama nedenin yoksa engel olunca oturur ağlarsın. Dolayısıyla burada hayatımıza daha fazla
25:17 neden diye sormak lazım. Belki de o neden sorusunun cevabı olmadığı için dışarıdan gerekçe arıyoruz ama taşıma suyla değirmen dönmez. Çünkü taşıma su bir Japon kızıdır diye bir deyiş duymuşsunuzdur. Bunu da burada belirtelim. >> İğrenç espri yapmadan da bitiremem tabii ki. O zaman hocam Sapien izleyicilerine neden abone olmuyorlar sorusunu sorarak bu bölümün de son >> mesela bu videoyu izleyenlerin daha doğrusu bu kanalı izleyenlerin %75'i abone olmadan geçiyorlarmış. Yalan ama uydurdum bu istatistiği. Genellikle öyle YouTube kanallarında abone olun. >> Bizde de öyle zaten hocam. Çok teşekkür ederiz hocam.