Başörtüsü, Dindarlık ve Evlilik: Gerçek Kriz Nerede? | Ahmet Kurucan

Kısa Özet

Bu video, eşler arasındaki dindarlık seviyesindeki farklılıkların evliliği nasıl etkilediğini ve bu durumda nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini ele alıyor. Başörtüsü üzerinden yaşanan gerilimler, değişen dindarlık anlayışları, evlilikteki sözleşmeler ve çiftlerin bu değişimlere nasıl uyum sağlayabileceği konuları üzerinde duruluyor.

  • Dindarlık seviyesindeki değişimler evlilikte gerilimlere yol açabilir.
  • Açık iletişim, ortak paydalar ve uzlaşma, evliliği sürdürmek için önemlidir.
  • Saygı, sevgiden bile daha önemli olabilir.

Başörtüsü Üzerinden Dindarlık Gerilimi

Kadın başörtüsü takmak isterken kocası istemiyor veya tam tersi durumlar, değişen dindarlık düzeyini gösterir. Bu durum, evlilik hayatını nasıl etkiler ve çiftler nasıl bir yol izlemelidir soruları önemlidir. Bu video, bu sorulara cevap arayan bir fikri takip videosudur.

Neden Bu Video?

Bu video, başörtüsü ile ilgili daha önce yapılmış iki videonun devamı niteliğindedir. İzleyicilerden gelen sorular ve değişen dindarlık düzeylerinin evliliği etkilemesi üzerine bu video çekilmiştir. Amaç, bu konuyu evlilik boyutuyla ele almaktır.

Dört Senaryo

Dört farklı senaryo vardır: Kadın başörtüsü takmak istiyor, kocası istemiyor; koca istiyor, kadın istemiyor; kadın artık başörtüsü takmak istiyor, kocası istemiyor; kadın artık başörtüsü takmak istemiyor, kocası istiyor. Hayatın doğasında değişim ve dönüşüm vardır, bu durum insan ve toplum hayatı için de geçerlidir.

Dindarlık Neden Değişir?

İnsanların duyarlılıkları, beklentileri ve dindarlık seviyeleri zamanla değişebilir. Modern hayatın baskıları, yorgunluklar ve psikolojik süreçler, dini yaşayış biçimini etkileyebilir. Yeni öğrenilen bilgiler, dün kabul edilen şeylerin sorgulanmasına neden olabilir. Başörtüsü konusunda yaşanan değişimler, bu sancıların bir yansımasıdır.

Türkiye’de Siyasal Etki

AKP iktidarının yolsuzlukları ve adaletsizlikleri, dindarlık algısını etkileyen bir faktördür. Sekülerleşme ve dünyevileşme de Müslümanların hayatında önemli bir yer tutmaktadır. Bu durum sadece Türkiye'ye özgü değil, dünya genelinde de gözlemlenmektedir.

Göçmenlik ve Azınlık Baskısı

Göçmen olmanın ağırlığı ve azınlık olmanın görünmez baskıları, dindarlık algısını etkileyebilir. Göçmen anne babaların topluma entegre olamaması, çocuklarının asimile olmasına neden olabilir. Azınlık olmanın getirdiği ikinci sınıf insan imajı da bu durumu etkileyebilir.

Başörtülü Kadının Engelleri

Başörtülü kadınların kariyer basamaklarını tırmanmasında ve çocuklarının okulda ayrımcılığa maruz kalmasında yaşanan zorluklar, dindarlık değişimlerinde etkili olabilir. Bu tür durumlar, başörtüsü takma veya takmama kararlarında önemli bir rol oynayabilir.

Dindarlığın İniş–Çıkışları

Dindarlık, hayat boyunca aynı düzeyde yaşanmayabilir. Dönemsel olarak artabilir veya azalabilir. Travmalar, mahcubiyetler, toplumsal baskılar ve yaşın ilerlemesi gibi faktörler, içsel hesaplaşmalara yol açarak dindarlığı etkileyebilir.

Evlilikte Ritim Farkı

Bu değişimler evli olmadan önce yaşansaydı problem olmayacaktı. Ancak evlilikte iki kişi aynı dalgada hareket etmeyince gerilimler kaçınılmaz hale gelir. Koca karısının başörtüsü takmasını istemiyor ama kadın takmak istiyor veya tam tersi durumlar yaşanabilir.

Değişim Kalıcı mı?

Başörtüsü takmak istemesi, istememesi, kocanın istemesi, istememesi gibi durumlar kalıcı mı, geçici mi? Ortak hayatı devam ettirecek asgari değerler hala var mı? Tarafların birbirlerine baskı yapmaksızın birlikte yaşama iradeleri var mı? Bu soruların cevapları önemlidir.

Dini Akit ve Sözleşme

Evlilik birliği din üzerine kurulduysa ve taraflar evlenmeden önce bu konuda anlaşmışlarsa, bu bir ahittir. Bu ahit tek taraflı olarak bozulduğunda diğer eş, bu değişimi kabullenmek zorunda değildir. Ancak bu, hemen ayrılmak anlamına gelmez.

Ahit Bozulursa

Ahit tek taraflı olarak bozulduğunda, İslam'da nasihat etme, sabırlı muamelede bulunma ve güzel öğütler verme gibi ilkeler yuvayı devam ettirme adına uygulanmalıdır. Ancak bu durum ciddi bir inanç krizine dönüştüyse ve taraflar birbirlerine zarar vermeye başladıysa, ayrılık bile düşünülebilir.

İslam’ın 3 İlkesİ

İnanç krizine dönüşen durumlarda ayrılık düşünülebilir.

İnsan Değişir

İnsan her zaman değişebilir. Değişim eşin özgürlüğünü, inancını ve kişiliğini ezmeye başladıysa, sağlıklı bir ilişkiden söz etmek mümkün değildir. Kişi kendisi olmaktan çıkmaya zorlanıyorsa, bu duygusal bir baskıdır ve duygusal bir şiddettir.

Açık İletişim – Ortak Payda – Uzlaşma

İki taraf da dürüstçe değişimlerini ortaya koymalı ve karşılıklı anlayış aramalıdır. Ortak paydalarda birleşmeyi aramalıdır. Eğer ortak bir zemin kalmamışsa, bu evliliği saygılı bir şekilde bitirmek en insani yol olabilir. Açık iletişim, ortak faydalar ve uzlaşma aranmalıdır.

Özgürlük ve Saygı

Uzlaşma yoksa evliliğin temelinde yer alan sükunet, sevgi ve merhamet gibi değerler ortadan kalkmış olabilir. Bu durumda boşanma bir günah değil, bir çıkış yolu olabilir. Birisi diğerine baskı yapıyorsa, ayrılık bir çözüm noktası olabilir.

Devam mı, Ayrılık mı?

Hayat, kişinin öz benliğiyle barışık olarak yaşaması halidir. Eğer insan kendisi olamadıysa, sırf alışkanlıktan, çocuklardan veya ayıplanırım korkusuyla bir evliliği sürdürmek zor olabilir. Bu, karşılıklı saygıya, sevgiye ve geleceğe yazık eder.

Bugün Değil, Yarınları Paylaşmak

Evlilikte taraflar sadece bugünü değil, yarınları da paylaşır. Değişim, insan hayatının doğasında vardır. Eğer bu değişim bir insanın inancını zorla dayatmaya dönüşürse, birlikte yol almak zor olabilir.

Sevgi mi Saygı mı?

Bir evliliği ayakta tutan sadece sevgi değildir. Sevgi kadar saygı da önemlidir ve hatta bazen saygı sevginin önüne geçer.

Aynı Yöne Kürek Çekmek

Evlilik bir gemidir. Aynı yöne bakmıyorsanız, fırtına sizi parçalayabilir. Farklı bakışlara rağmen aynı yöne doğru kürek çekiyorsanız, bu yol devam eder. Önemli olan, aynı hedefe doğru ilerlemektir.

Summarize any YouTube video in seconds

Get summaries like this one for any video, in your language, with the free Summ app.

Download on the Apple Store
Get it on Google Play

Transkript

YouTube Transcript Generator

0:05 Kadın başörtüsü takmak istiyor, kocası istemiyor. Koca istiyor, karısı istemiyor. Daha önceden kadın başörtülüymüş, artık takmak istemiyor ama kocası takacaksın diyor. Ya da daha önceden başörtüsümüz artık başörtüsü takmak istiyorum diyor ama kocası istemiyor. Pekala. Bütün bu durum değişen dindarlık düzeyini gösteriyor. Bu evlilik hayatını nasıl etkiler? Nasıl etkilemelidir? Nasıl yol almalıyız diye sorular var. Fikri takip videosu bu. Ben bu konuyu daha önceden 7 ay önce iki ayrı videoda anlattım ama evlilik boyutu itibariyle değil, tesettür boyutu itibariyle anlatmıştım. Şimdi başka bir açıdan ele alıyorum.

0:55 Merhabalar değerli dostlar, değerli izleyiciler. Bir kez daha bir fikri takip videosu diyeceğim. Neden? Bundan tam 7 ay önce, biraz önce baktım ne zaman yayınlandı diye. Başörtüsü ile alakalı. Kadın başörtüsü takmak istiyor, kocası istemiyor. Kocası tak diyor, karısı istemiyor ve benzeri böyle 34 tane senaryo üzerinden bir meseleyi ele almış ve uzun boylu konuşmuştum. Arkasından ona gelen yorumlardan hareketle bir video daha çekmiştim ve ona fikri takip videosu demiştim. Şimdi bir fikri takip videosu daha

1:42 çekiyorum. sebebine gelince bitme tükenme bilmeyen sorular, değişen dindarlık düzeyleri söz konusu burada ve o düzeylere bağlı olarak da evliliğin devamı. Şimdi biraz bu mevzuyu ele alacağım ama öncekini de özetleyeceğim. Değerli dostlar dör tane senaryodan bahsedeceğim şimdi sizlere. Kadın başörtüsü takmak istiyor. Kocası istemiyor. Kocası istiyor ama kadın istemiyor. Karısı istemiyor. Kadın artık başörtüsü takmak istiyor veyahut da kadın artık başörtüsü takmak istemiyor ama kocası istiyor. Gördüğünüz gibi dört tane birbirinden farklı bir

2:29 senaryo söz konusu. Şimdi değerli dostlar hayatın tabiatında değişim ve dönüşüm vardır. Bu insan hayatı için de böyledir. Toplum hayatı için de böyledir. Bu hem ferdi bir gerçekliktir hem de sosyolojik ve toplumsal bir gerçekliktir. İnsanların zamanla duyarlılıklarında, beklentilerinde, dindarlık seviyelerinde her zaman için farklılaşmalar söz konusu olabilir. İnişler ve çıkışlar elbette ve elbette yaşanabilir. Şimdi bunu bir inanç değişimi olarak kabullenmek bence doğru değil. Eğer bir başka dine geçme söz konusu değilse aynı dinin içerisinde dün

3:16 uygulamış olduğu bir şeyi bu gün uygulamıyor. Bugün uyguladığı bir şeyi yarın uygulamak istemiyor ve benzeri şeyler. Şimdi neden böyle bir şey? Çünkü modern hayatın baskıları olabilir, yorgunluklar olabilir, psikolojik süreçlerin bu konuda çok ciddi etkisi olabilir ve bütün bunlar insanın dini yaşayış biçiminde, dini algılayış biçiminde, dini yorumlayış biçiminde farklılıklar gösterebilir. yeni öğrenmiş olduğu bir bilgi ile dün kabullenmiş olduğu bir şeyi sorgulayaraktan düşünerekten inanaraktan vazgeçebilir veyahut da tam tersi dün uyguladığı bir şeyin yanlış olduğuna kabullenir ve bugün onu

4:03 uygulamaya başlar. Dolayısıyla başörtüs konusunda şahsen benim görebildiğim kadarıyla işte bu türlü değişim ve dönüşümün sancılarının yaşanmış olduğu muhakkaktır ve müsellemdir. Hatta şunu diyebilirim. Özellikle yıllardır yurt dışında yaşayan bir insan olarak hem kendi eşim ve eşimin seviyesindeki insanları hem kendi kızım ve kızımın seviyesindeki insanları şimdi artık 3üncü nesile girdik. Bu 3üncü nesilde gördüğüm kadarıyla başörtüsü meselesi en çok gerilimin yaşanmış olduğu alanlardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Şimdi mevzuyu ben hani evliliğin devamı, dindarlık seviyesinin değişmesi evliliğin devamını etkiler mi etkilemez

4:50 mi konusunu ele alacağım. Ya şimdi meseleyi bir kez daha netleştirmek istiyorum. Diyorum ki eşlerden bir tanesinin dini hassasiyetinin değişmesi neticesi evlilik nereye gider? Ha meseleyi biz başörüsü özelinde alıyoruz da aynı şey erkekler için de geçerli. Bana o konuda da birçok mektup geldi. Birçok email geldi. Dün beş vakit namazını kılan erkek bugün kılmıyor ama kadın olduğu yerde duruyor. Dolayısıyla orada da erkekten meydana gelen bir dindarlık seviyesinde değişim söz konusu. Eee evlilik nereye gidecek? Dolayısıyla soru önemli. Meseleyi sadece tek taraflı olarak ele almamak lazım. Ama ben mevzuyu başörtüsü ezelinde ele alacağım için hep başörtüsü diyorum. İkincisi, acaba bu değişim ve bu dönüşüm

5:40 zihniyet planında ve hayata yansıması itibariyle fiili planda bir kupuş mudur yoksa hayatın doğal akışı içerisinde zaten yaşanan yüzlercesinin, binlercesinin insanlığın ilk gününden bu gene milyonlarca insanın yaşamış olduğu tabii doğal bir parça mıdır? Üçüncüsü, bir kadının başörtüsü kararı takması yahut da takmaması neyi değiştirir ve erkeğin ya da kocasının buna olan tepkisi neyi anlatır? Bakın bunları çok iyi belirlemek mecburiyetindeyiz. Bana sadece Avrupa'da ya da Amerika'da yaşayan insanlardan sorular gelmiyor. Sadece

6:25 oradaki insanlarla muhatap olmuyorum. şu YouTube kanalında hani algoritmaların bana vermiş olduğu rakamlara bağlı olarak ya da istatistiklere bağlı olaraktan söylüyorum. İzleyici oranlarının Türkiye'de çok daha fazla olduğunu biliyorum. Dolayısıyla Türkiye'den de geliyor ve Türkiye'den de izleniyor. Zaten Türkçe konuşuyoruz. Onun için şimdi bu dindarlık algısı veyahut da olgusu bir insan hayatında neden değişir? Yani bunun sosyolojik bir arka planı var mıdır? Bunun psikolojik bir arka planı var mıdır? Bunun ekonomiye veyahut da kültüre veyahut da siyasete bakan yönü var mıdır? Bu soruların bütününün cevabı evettir. Yani mutlaka bunun bir arka planının olması lazım. Dün evet dediğine bugün hayır,

7:11 bugün hayır dediğine efendim yarından sonra evet diyecekse bir insan ve diyorsa bir şeyler değişmiş demektir. Nerede? Arka planda. Sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik. hatta dini ve ahlaki düzlemde bir şeyler değiştirmiştir. Ben Türkiye özelinde konuşacak olursam mesela hani gazetelerden okuyabildiğimiz kadarıyla açık istihbarat ağlarından okuyabildiğimiz kadarıyla rahatlıkla söyleyebilirim ki son 20 yıllık 25 yıllık AKP iktidarında kendilerini İslamcı olarak değerlendiren muhafızakar Müslüman olarak değerlendiren bir idarenin, bir yapının yolsuzlukları, hırsızlıkları, adaletsizlikleri bu konuda çok etken bir rol oynamak aktadır

7:58 ve halen daha oynamaya devam etmektedir. Oynamıştır ve halen daha oynamaya devam etmektedir. Hatırlıyorum ben yıllar önce ta 2000 ne zaman 11'lerde veyahut da 12'lerde bakmadım ama şu anda aklıma geldiği için söyleyeyim. Bir dergide röportaj veriyordu. Türkiye'nin edebiyat dahilinden bir tanesi. Eğer AKP müslümansa ben değilim demişti. Ben böyle titremiştim unuttafa onu okuduğum zaman. Ama şu an itibariyle bunu o kadar çok insan söylüyor ki şu anda. Neden? Çünkü yaşananlar ortada. İkinci bir şey söyleyebilirim. Değişen arka plan şartları Adana sekülerleşme, dünyevileşme Müslümanın hayatında çok yoğun bir şekilde yer alıyor. Ama bu sadece Türkiye'deki insanlara mahsus

8:43 değil. Dünya genelinde bir sekülerleşme var. hani 18. asırdaki pozitivizme bakan gibi falan diyeceğim ama belki ondan daha farklı bir şekilde de kendini gösteriyor. Bunları daha önceden başka vesilelerle konuştuğumuz için şimdi geçiyorum ama sekülerleşmenin de ister Türkiye'de isterseniz dünya genelinde izleyen böyle yükselen bir trend olması bunu etkileyen faktörlerden bir tanesidir. Gelelim yurt dışına. Hani burada belki çok daha rahat konuşabilirim. yıllardır yurt dışında yaşadığım için göçmen olmanın çok yoğun bir ağırlığı var değerli dostlar. Yani Amerika'dasınız 10 milyon Müslümansınız. 350 360 milyonluk bir ülkede sizin giyiminiz kuşamınız tavrınız diliniz

9:31 aksanınız yani yerli olamayışınız, entegreyi tam anlamıyla gerçekleştirememiş oluşunuz ki gayet tabiidir ve doğaldır. Bu özellikle bizim gibi 30'undan, 25'inden sonra buralara göç etmiş insanlar için onun vermiş olduğu bir ağırlık var. Ama ben aynı ağırlığı kendi çocuklarımda görmüyorum. aynı ağırlığı kendi evlatlarımda veyahut da onların emsali olan insanlarda görmüyorum. Dolayısıyla göçmen olmanın bir ağırlığı var. Bu muhakkak. Onun için asimile olmadan entegre olma ve o entegrenin altını doldurarak hayatımıza tatbik etme bu açıdan çok ama çok önemlidir. Geliyorum ikinci noktaya. İkinci nokta hadi ikinci noktaya gelmeden önce şunu da söyleyeyim. Yapılan istatistikler, yapılan saha

10:18 çalışmaları şunu gösteriyor ki bizim gibi göçmen 25'inden 30'undan sonra yurt dışına çıkmış ve orada hayatını kurmuş anne babalar eğer o topluma entegre olabildilerse, aksanlı bile olsa o dili konuşabiliyorlarsa komşularıyla muhabbet edebiliyorlarsa, ne bileyim işte okullarında öğretmenlerin talebe velisi olarak oraya gidip birtım aktivitelere katılabiliyorlarsa yani entegre olmuşlar. İşte entegre olmuş anne babaların çocukları daha az asimile oluyor. Entegre olamayan anne babaların çocukları daha çok asimile oluyor. İsterseniz bunu bir başka fasılda konuşabiliriz. Şimdi ikinciye geliyorum. İkincisi, azınlık olmanın görünmez

11:04 baskıları var. Yani öyle ki nasıl diyelim? Siz merry Christmas diyorsunuz ama işte eid mübarek dediğiniz anda şöyle bir bakıyorlar size. Yani çünkü neden? Çünkü azınlıksınız. Demin söyledim 360 milyona karşılık 10 milyonsunuz. Bir Christmas işte geldi Christmas mevsimi. Bir Christmas'ta bütün caddeler, bütün evler şırıl şırıl böyle çok güzel bir şekilde bezenmiş, donanmış. Ama bir Kurban bayramında, bir Ramazan bayramında ya da bizim dini veyahut da kültürel günlerimizde aynı türden bir şeyi görmeniz mümkün değil. Bu da ister istemez bizde bir ikinci sınıf insan imajı uyarıyor veyahut da öyle bir baskıyı insana verebiliyor. Ben

11:51 bunu hissetmiyor olabilirim. Hani kimliğimin oturmuş olmasına bağlı olarak 30 yaşından sonra buraya gelmiş bir insan olarak ama çocuklarım öyle hissetmiyor. Bunu da bilesiniz. Üçüncüsü, başörtülü kadınlarımızın her ne kadar eşitlik dense de, adalet dense de yaşamış olduğu birtım baskılar hangi açıdan? Mesela kariyer basamaklarının tırmanmasında bir engel olarak çıkıyor. İnanın ciddi söylüyorum. Bu her yerde böyle değil. Belki ayrı bir olay. Böyle başı ötülü olduğu halde büyük büyük Amerikan şirketlerini idareci olan insanlarımız da var. Ayrı bir olay ama ne kadarı var yani? Bazıları belki öyle algılıyorlar. Onu da bilemem. Onu da bilemem. Ama bana intikal eden örneklerden, çevrede

12:36 gördüğüm örneklerden harekette %10 bile olsa, %20 bile olsa o başörtüsü Müslüman kadının kariyer basamaklarını tırmanmasında engel olarak karşına çıkabiliyor. Çocuklarımız aynı şey okulda maruz kalmış olduğu ayrımcılıklar var. Mesela annesi başörtülü ve çocuk diyor ki ilkokuldaki çocuk, ortaokuldaki çocuk veli toplantısına anne sen gelme diyor. Babam gelsin diyor. Neden? İşte bundan dolayı o başörtüsünden dolayı yani bu türlü şeyler ister istemez ne yapıyor biliyor musunuz? işte bu türlü başörtüsünü takmak isteme, takmak istememe vesaire değişimlerinde öncü rol oynayan ya da etkili rol oynayan bir faktör olarak karşımıza

13:22 çıkıyor. Bir de üçüncü olarak psikolojik açıdan bir şeye dikkatinizi çekeceğim. Nedir biliyor musunuz? Dindarlığımızın hayatımız boyunca hep aynı düzeyde yaşanmaması gerçeği ya da yaşanamaması gerçeği. Ne demek bu? Bu şu demek. Kendinize örnek alın. Ben 7 yaşımdan beri namaz kılan, oruç tutan bir insanım ama 10 yaşındayken, 15 yaşındayken, 20 yaşındayken Ankara İlahiyat'a gittikten sonra artık Arapça bildikten sonra okuduğum Kur'an surelerinin manasını rahatlıkla bildikten sonra kılmış olduğum namazlarla önceki namazlarımın hatta şimdiki kıldığım namazlarımın arasında o kadar ciddi fark var ki yani birinde

14:07 alışkanlık olmuş kılıp geçiyorsunuz. Birinde doya doya, duya duya kılıyorsunuz. Kur'an-ı Kerim okuyorsunuz. Kur'an-ı Kerim hoca efendi öyle derdi. Böyle bazen takkeme atasım geliyor falan derdi. Kur'an-ı Kerim okuyorsunuz ya günde bir cüz okuyayım diyorsunuz. Bir cüz ne zaman bitecek diye bekliyorsunuz. Bir gün bir başka gün yahu Allah benim idrakime inerekten hani tenezzil ilahiye beşer diyor ya. Yani insanların idrakine anlayabileceği kapasiteye inerekten Cenabı Hak konuşmuş. Ben bu Kur'an'ı nasıl kapatırım diyorsun. Bir cüz okuyacaktın. Manasını anlıyorsun ya. İki cüz, 300, 400 okuyup ne kadar okuduğunu bile hatırlamıyorsun bazen. Neden? Sanki Allah'la konuşuyormuş gibi oluyorsun. O

14:53 Kur'an'ı okurken tabii manasına, muhtevasına vakıfseniz. Gördüğünüz gibi dindarlık her zaman tek düze gitmiyor. Yükselen bir ivme izlemiyor. Böyle inişli çıkışı bir hayat izliyor veyahut da bir tablo izliyor. Yani dönemsel olarak dindarlık olgusu bizim hayatımızda artıyor veyahut da azalıyor. Bir başka husus travmalar, mahcubiyetler, toplumsal baskılar, efendim yaşın artması ilerlemesi yükselmesi. Buralarda ne oluyor biliyor musunuz? İçsel hesaplaşmalar devreye giriyor. Mesela yaşın ilerlemesi dedim ya. Yaş ilerledikçe kabir insana bir adım daha

15:38 yakın gelince insanın dindarlığı artıyor. Yeni evlenmiş böyle hayata ait bütün zevkleri aşkla, şevkle, heyecanla yaşamış olduğu bir dönem. Yani geride hiçbir şey kalmamış tabiri caizse neredeyse. Her şeyi bir şekilde elde etmiş. O insanın dindarlığı o dönem itibariyle farklı oluyor. Demin dediğim gibi yaşı 70'e geldikten sonra daha farklı oluyor. Hacca gitmeden farklı oluyor. Haçtan geldikten sonra farklı oluyor. İnanın bakın inanın ciddi söylüyorum. Bunlar benim de kendi hayatımda yaşamış olduğum gerçeklikler. Yani bizim psikolojik boyut itibariyla dindarlık algımız böyle sürekli değişebiliyor. Travmalar bunu

16:23 değiştirebiliyor. Toplumsal baskı değiştirebiliyor. Yaş ortalaması değiştirebiliyor. Bütün bunların her birinde içsel hesaplaşmaların, muhasebe etmelerin, murakabe etmelerin insanın kendisini sanki mizanda, sanki Cenabı Hakk'ın huzurunda hesap veriyormuş gibi duyması da dindarlığını müspet veyahut da menfi etkileyen bir role oynayabiliyor. Arkadaş çevresi diyebilirsiniz. Bir başka şey bunu herkes yaşayabilir. Kadın veyahut da erkeğin bu bağlamda hiçbir zaman için farkı söz konusu değildir. Böylesi bir değişiklik, bakın böylesi bir değişiklik imanın kaybı değildir. Sadece ve sadece dindarlığın hayata taşınmasında

17:11 gösterilen bir değişikliktir ya da yaşanan bir değişikliktir. bir ivme kazanmasıdır ya da ivmeye kaybetmesidir. Şimdi mevzu ne biliyor musunuz? Mevzu şu. Bu değişimler eğer tek başına yaşansaydı yani ben evli olmadan önce bunu yaşasaydım ya da bana bu soruları intikal ettiren ablalarımız evli olmadan önce yaşasaydı ya da abilerimiz evli olmadan önce yaşasalardı bunlar hiçbir problem teşkil etmeyecekti. Mevzu ne? Mevzu iki iken bir olmuşsunuz ve iki kişi kadın ve erkek, karı ve koca aynı dalgada hareket etmeyince işte burada gerilimler kaçınılmaz hale geliyor ve bunlar karşımıza çıkıyor. Şimdi ilk

17:59 başta dör tane söyledim ya, opsiyon verdim ya. Birincisi koca karısının başörtüsü takmasını istemiyor ama kadın takmak istiyor. Koca karısının başörtüsünü takmasını istiyor ama karısı istemiyor. Kadın artık başörtüsü takmak istemiyor. Çünkü daha önceden takıyormuş ama kocası istiyor. Ve son apş ve son opsiyon. Kadın artık başörtüsü takmak istiyor ama kocası istemiyor. İşte bütün bunlarla alakalı olarak ben daha önceden hani bir fikri takip videosu dedim ya oralara bakmanızı arkadaşlarımız buraya linkini koyar. Bakmanızı tavsiye ederim. Bunu geriye döndürmeyeceğim veyahut da tekrar ele almayacağım. Zira mevzum işte bu değişimden sonra evlilik biriliğinin

18:45 sürdürülmesi ya da sürdürülememesi konusu. Şimdi o konuda birkaç şey söyleyeceğim. Bu değişim kalıcı mıdır, geçici midir? Yani başörüsü takmak istemesi, istememesi, kocanın istemesi, istememesi kalıcı mıdır, geçici midir? İkincisi ortak hayatı devam ettirecek olan asgari değerler, asgari müşterekler, ortak paydalar halen daha var mı yoksa yok mu? Tarafların birbirlerine karşı baskı yapmaksızın birlikte yaşama iradeleri var mı ya da yok mu? Gelin bunları birlikte düşünelim. Ya da böylesi sorun yaşayan olan, yaşayan aileler otursun bir kağıt koysunlar önüne. Tek tek ele

19:31 alaraktan bu mevzuları düşünsünler. Şimdi evlilik birliği din üzerine kurulduysa ya da dindarlık üzerine kurulduysa herkes daha evlenmeden önce nişanlıyken veyahut da ne bileyim konuşurlarken evlilik hayatına ait meseleler hep bunları anlaşmışlar ise ve sonra ilerleyen zamanlarda taraflardan bir tanesi değişti ise hani onu konuşuyoruz ya evliliğin temelinde dine uygun yaşayacağız diye bir sözleşme varsa böyle bir ilke varsa böyle bir karşılıklı ister sözlü isterseniz yazılı isterseniz unretin yazılı olmayan bir şekilde bir söz verilmişse bu nedir biliyor musunuz? Bu bir ahittir. Nikah akdinde bir ahittir.

20:17 Ve eğer bu ahit, bu söz verme tek taraflı olarak bozulduğunda diğer eş, karısı veyahut da kocası bu değişimi kabullenmek zorunda değildir. Ancak hemen ayrılsın anlamına gelmez. Çünkü bir ahit var. Ahit tek taraflar olarak bozulmuş ve siz de onun karşısında yer alıyorsunuz. Ne yapacaksınız? Madem onu kabullenmek zorunda değilsiniz. Değilsiniz ama ne yapacaksınız? İslam'da nasihat etme, sabırlı muamelede bulunma, güzel öğütler verme, bunlar yuvayı devam ettirme adına mutlaka ama mutlaka müracaat edilmesi gerekli olan ilkelerdir, prensiplerdir. Fakat bu çok

21:05 ciddi olarak bir inanç krizine düştüyse, dönüştüyse, tekrar söylüyorum, çok ciddi olarak bir inanç krizine dönüştüyse ve artık taraflar birbirlerine zarar vermeye başladıysa belki orada ayrılık bile düşünülmelidir. İnsani açıdan bakayım. Hani İslami açıdan bu dedim. İnsan açıdan şunu söyleyebilirim. İnsan her zaman değişebilir. Dolayısıyla değişim eşin özgürlüğünü, altını çiziyorum eşin özgürlüğünü, inancını, kişiliğini ezmeye başladıysa burada sağlıklı bir ilişkiden söz etmem mümkün değildir. Yani kişi kendisi olmaktan çıkmaya zorlanıyorsa bu bir duygusal baskıdır. Dikkat edin. Bu duygusal bir şiddettir.

21:52 İki tarafta dürüstçe değişimlerini ortaya koymalı ve karşılıklı anlayış aramalı. Karşılıklı ortak paydalarda birleşmeyi aramalı. Eğer ortak bir zemin kalmamışsa zaten bu evliliği saygılı bir şekilde bitirmek bence medeni bir şekilde bitirmek en insani yol bile denilebilir. Ama nihai karar elbette ve elbette onlara aittir. Bir başka şey şimdi anlaşma artık geçersiz mi diyecek olursanız burada hani ikinci bir nokta söylüyorum veyahut da halen daha geçerlilik koruyor mu diyecek olursanız neydi bunlar? işte başörtüsü gibi onu konuşuyoruz ya dini yaşantı gibi, çocukların dini eğitimi gibi ve benzeri şeyler. Bunlar bir sözleşme gibi

22:37 düşünülmelidir. Eğer bu sözleşmeyi artık taraflardan birisi takmıyorsa o zaman diğer tarafın bu değişimi tanımama veyahut da sorgulama hakkı vardır. Yalnız bu türlü ahitlerin hani sözlü ahitlerin bir yaptırımı olmadığından dolayı belki çok bir şey yapılamayabilir. Bir başka şey, evliliği sürdürmek istiyoruz ama bu durumda sürdürmek istiyoruz. Ne yapacağız o zaman? Bence şunu yapmak lazım. Birincisi açık iletişim. Bakın açık iletişim. Açık, dürüst, ön yargısız bir şekilde karşılıklı oturacak eşler. Ne değişti ve neden değiştin? Senin bu düşünceni

23:23 değiştirmeye sebep olan, bu davranışını değiştirmeye sebep olan şey nedir?" diye karşılıklı oturmalı ve dürüstçe cevaplar öğrenmeli, dürüstçe cevaplar bulunmalıdır. İkincisi ortak faydalar almalıdır. Hele hele hele hele ortada çocuklar varsa. Çünkü burada belki din değil ama merhamet, sadakat dediğim gibi eğer çocuklar varsa çocuklar karşılıklı sevgi gibi değerler halen daha bir ortak paydan olduğunu gösterir. Üçüncüsü uzlaşma. Yani bütün bunları yaparken uzlaşma aranmalı. Neden? Ben bu kadarını yaşarım. Bundan sonra sen karışma gibi bir sınırlar bile konulabilir. Bu dini bölüşüm değildir aslında. Bir hayatın

24:09 bölüşümüdür. Bunu yapabilirsiniz. Eğer isterseniz, arzu ederseniz. Ve son olarak söyleyebileceğim şey danışmanlık alınabilir. Yani bir alimden danışmanlık alınabilir. Bir hocadan efendim bir psikologtan, bir psikiyatristten danışmanlık alınabilir. Uzman yardımına mutlaka müracaat edilmelidir. Terapiler alınabilir. Pekala. Uzlaşma yoksa ne olacak? Uzlaşma yoksa evliliğin temelinde yer alan üç tane şey var ya. Bir tarafta sükunet bulma, öbür tarafta meveddet, sevgi, öbür tarafta rahmet, merhamet, şefkat. Eğer bunlar ortadan kalktı ise şayet evliliğin Allah tarafından belirtilen Rum suresi 21. ayet gayeleridir, maksatlarıdır bunlar. Bunların anlamını yitirmiş olabilir.

24:57 İşte böylesi bir durumda eğer bütün bunlar anlamını yitirdiyse belki boşanma bir günah değil, bir çıkış yolu bile olabilir sizler için. Nitekim birisi diğerine baskı yapıyorsa dini bir meselede yap ya da yapma şeklinde onun dini yaşayışına müdahale ediyorsa hakikaten belki ayrılık bir çözüm noktası bile olabilir. Gelelim bir başka şeye. İnsani açıdan ben buna bakıyorum. Hayat dediğimiz şey yani insanın hayatı kişinin öz benliğiyle barışık olarak yaşaması halidir. Eğer insan kendisi olamadıysa sırf alışkanlıktan dolayı, sırf çocuklardan dolayı, sırf ayıplanırım diye, sırf kim ne der diye bu türlü korkularla bir evliliği sürdürmekte alabildiğine zor olabilir.

25:45 Bu karşılıklı saygıya da, sevgiye de, muhabbete de hatta önümüzdeki yaşanacak olan yıllara da gerçekten gerçekten yazık eder. Sonuç değerli dostlar bitiriyorum. Evlilikte taraflar sadece bugünü değil yarınları da paylaşır. Bakın evlilikte karı ve koca çocuklarıyla birlikte varsa ya da yoksa sadece bugünü değil yarınları da paylaşır ve değişim dediğiniz şey insan hayatının yolculuğunun doğasında vardır, tabiatında vardır. Eğer bu değişim bir insanın inancını veyahut da inançsızlığını zorla dayatmaya dönüşürse, şöyle olacak, böyle olacak

26:32 denirse artık orada birlikte yol almak, ortak bir paydada buluşmak çok zor olabilir. Zira bir evliliği ayakta tutan sadece sevgi değildir. Sevgi kadar saygı da önemlidir ve hatta bazen saygı sevginin önüne geçer. Yıllar önce Evcilik Oynamıyoruz kitabında bununla alakalı bir makalede kaleme almıştım. Sevgi mi, saygı mı? Hayır. Saygı sevginin önünde yer alır. Evlilik hayatının birlikteliğinde. Değerli dostlar, evlilik bir gemidir. Aynı yöne bakmıyor iseniz şayet fırtına sizi parçalayabilir. Ama yok. Farklı bakışlara rağmen aynı yöne doğru kürek sallıyorsanız, aynı yöne doğru dümen kıvarıyor iseniz şayet

27:20 bu yol devam eder. Sorum şu: Birlikte bir kayık kullanıyorsunuz. Biriniz önde, biriniz arkada çekiyorsunuz. Hani kanolarda var ya hangi yöne gidiyorsunuz? Biriniz Hanya, biriniz Konya isa o iş olmaz. Hepinize hayırlı günler diliyorum.

Share

YouTube Video Özetleri