0:00 Türkiye'nin ilk kamu katılım bankası ziraat katılım kimler gelmiş programını sunar. Birazdan izleyeceğiniz ve gençlik kanalı hevesiyle çektiğimiz bu programı Bekir Develi YouTube kanalında izleyicilerimizle buluşturuyoruz. Program boyunca duyacağınız NextG ismi bu yolculuğun hatırasıdır. Kime niyet, kime kısmet. İyi seyirler. Kendi kendimize iyi dost olmamız lazım. Çünkü nihayetinde kendi kendimize kalacağız. Etrafımızda kendimizle alakalı soru sorduğunuz insanlara ne olur dikkat edin. İnsan kendini uzaktan bilmemesi lazım. Yakından tanıması lazım.
0:48 İnsan kendini nasıl sınar? Kaldıramayacağı olağanüstü gereksiz, anlamsız işler yaparak değil, sorumluluk alarak sınar. Çok olağanüstü bir insan olmak zorunda değiliz. Marifet olağanüstü bir insan olmak değiliz. Marifet düzgün bir insan olabilmek, müstakim bir insan olabilmek. [müzik] >> Efendim hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bugün sizlerle bir konuyu paylaşmak isterim. Bu konuyu geçenlerde eee bir şekilde karşıma çıkmışken düşündüm ve dedim ki hakikaten bu konuyu konuşmamız lazım. Çünkü çoğumuzun
1:34 hayatında bundan dolayı çok zorluklar yaşayabiliyoruz sıkıntılar yaşayabiliyoruz. O yüzden üzerinde durmamız gereken, düşünmemiz, konuşmamız gereken bir konu olarak eee fark ettim ve sizle paylaşmak için huzurunuza çıkarmış oldum konuyu. Konu şu. Bir seminer için araştırma yapıyordum. Rüzgarla alakalı bir konuşma yapacağım. Onunla alakalı bir araştırma yapıyorum. Böyle okurken de oradan oraya, oradan oraya merak edip başka başka yerlere geçersiniz ya. bir kaynaktan öteki kaynağa, bir makaleden öteki makaleye geçersiniz. Öyle oradan oraya geçerken bir makale karşıma çıktı.
2:19 Makale çok ilginç bir makale. Ankara'da bir mahallede ağaçlar dikilmiş. O ağaçların bir fırtınaya maruz kalması söz konusu olmuş. O fırtınada hangi ağaçlar ayakta kalmış, hangi ağaçlar yıkılmış ve bu neye bağlı diye bir makale. Çok spesifik, net bir konuya sahip. İlginç bir makale. Ben de merakla okumaya başladım. Ankara'nın bir mahallesindeki ağaçlardan hangileri fırtınaya dayanmışlar, nasıl dayanmışlar? Hangileri dayanamamışlar? Niye dayanamamışlar?
3:06 Ağaçların belli özellikleri öne çıkıyor fırtınaya dayanmak konusunda. Mesela kökleri sağlam olan ağaçlar fırtınaya daha çok dayanmışlar. O yüzden insanın da kendini bir ağaç gibi düşündüğünde köklerinin sağlam olması ne demek? Kökleriyle güçlü ilişkilere sahip olması çok kritik öneme sahip. Hayatın rüzgarları, fırtınaları, zorlukları karşısında köklerle güçlü ilişki ne demek? Yani kendi tarihinizi nereden başlatıyorsunuz demek. Kendi geçmişinizi ilkokula kadar mı götürüyorsunuz? 5 yaşına kadar mı götürüyorsunuz? Yoksa daha daha daha daha daha daha geriye götürüyor musunuz?
3:53 Kendinizi bir aileye, bir toprağa, bir kültüre, bir medeniyete ait hissediyor musunuz? hissetmiyor musunuz? Ne kadar geriye giderseniz kendi hayatınızı, kendi hikayenizi kendinizden başlatmadan ne kadar geriye götürebilirseniz büyük fırtınalar karşısında ayakta hayatta kalmanız o kadar mümkün oluyor. Çok önemli bir şey. İkincisi gövdenin sağlam olması, geniş olması. Gövde ile alakalı psikoterapide bizim yaptığımız uygulamalarda gövde becerileri temsil eder. Beceriler. Beceriler ne demek? İnsanın yapabildiği şeyler. Yapabildiğimiz ne kadar çok şey varsa o kadar gövdemiz
4:40 geniş olur. Gövdemiz ne kadar geniş olursa o kadar rüzgarlara, fırtınalara karşı sağlam durabiliriz. Peki yapabildiğimiz şeyden kasıt ne? Beceri dediğimiz şey sadece el becerisi değildir. Beceri dendiğinde insanlar işte marangozluk, örgü falan anlıyorlar. Bunlar da beceridir. El becerileri de çok önemli. El becerisi anlamında elimizle yapabildiğimiz şeyler de gövdemizi genişleten, bizi sağlam tutan şeylerden bir tanesi. Ama el becerisi kadar düşünsel beceriler, zihinsel beceriler de önemli düşünce anlamında. yaratıcı düşünceye sahip olmak, eleştirel düşünceye sahip olmak, farklı alternatif düşünce becerilerine sahip
5:26 olmak da becerilere dahildir. Başka bir becerine duyguyla kalple ilgili beceriler. Duygu düzenleme becerileri de o becerilere dahil. Bütün bunlar ne kadar çeşitli olursa, farklı olursa, güçlü olursa, bu konuda ne kadar insan mahir olursa o kadar gövde geniş olmuş olur ve fırtınalara karşı o kadar sağlam durmuş, yıkılmamış olur. Bir diğer ağaç özelliği ne? Fırtınalar karşısında yıkılmayan ağaç özelliğim esnek olabilmek. Esnek olabilen ağaçlar fırtınalarda bazen eğiliyorlar, bu tarafa yatıyorlar. Öbür tarafa yatıyorlar ama yıkılmıyorlar. Esnek olmayanlar dümdüz duruyor, duruyor, duruyor. Sonra çat
6:12 yıkılıyorlar. O yüzden hayatın getirdikleri karşısında esnek olabilmek hem düşünce anlamında hem duygu anlamında hem de hayatı yeniden okuyabilmek, yaşayabilmek anlamında esnek olabilmek çok kıymetli bir beceri. Buna da dikkat etmek lazım. çok katı bir şekilde yaşadığımızda eee fırtınalar bizi yere yıkıyor. O yüzden niye benim başıma bu geldi? Bu nasıl olabilir? Ben bunu kabul edemem gibi düşünceler eee hayatın fırtınaları karşısında bizi ayazda bırakan, açıkta bırakan düşüncelerdir. Ya da başa çıkamadığımız kaygılar, başa çıkamadığımız korkular, başa çıkamadığımız üzüntüler, başa çıkamadığımız takıntılar bizi hayata karşı savunmasız kılan eee duygulardır.
6:57 Bunlardan ne kadar uzak durabilirsek, bunları ne kadar kontrol edebilirsek, düzenleyebilirsek o kadar hayatın muhakkak karşımıza çıkması eee söz konusu olacak fırtınaları karşısında, problemleri karşısında, sıkıntıları karşısında ayakta kalmamız mümkün olabilir. Bir diğer mesele de içeriden göçmemek meselesi. İçi çürümüş, içi kurumuş insanlar fırtınalar karşısında dışarıda ne kadar güçlü, büyük devasa ağaç görünürse görünsün fırtına olduğunda bakıyorsunuz çat yıkılıyor. Fidana bir şey olmuyor. Küçücük fidana devasa ağaçlar perişan oluyor. Başka insanlara da zarar veriyor. O yüzden içeriyi de çürütmemek çok önemli. İçeri nasıl çürür?
7:43 Heyecanınızı kaybettiğiniz zaman, ümidinizi kaybettiğiniz zaman, idealinizi kaybettiğiniz zaman, rüyanızı kaybettiğiniz zaman, bir heyecan duymuyorsanız, hiçbir şeyi merak etmiyorsanız, hiçbir durumdan, insandan, olaydan heyecanlanmıyorsanız, kalbiniz bir kuş gibi hareket etmiyorsa, uçmuyorsa, yerinde duramıyor, duramaz halinde halde değilse o zaman biraz sıkıntı var. içerisi çürümeye başlamış demek. İnsan kaç yaşında olursa olsun heyecanlanabilir, rüya kurabilir, ümitlenebilir, idealini muhafaza edebilir, rüya görebilir. Bunu kaybetmemek lazım. Öbür türlü o devasa koca ağaçlar gibi görünebiliriz belki. Makam anlamında, mevki anlamında, bilgi
8:30 anlamında, yaş anlamında, imkan anlamında her şey olabilir ama bir fırtına perişan eder insanı. yıkar geçer. Ama benim bütün bu konulara girmemin sebebi şimdiye kadar anlattıklarım değil. Şimdiye kadar anlattıklarımı lütfen ciddiye alın. Şimdiye kadar anlattıklarım önemli ama daha yaygın olarak gördüğümüz daha büyük bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. O da ne biliyor musunuz? Bu çalışmada diyor ki ağaçların budama şekilleri fırtınaya dayanıklı olup olmamalarını çok belirlemiş. Ağacın cinsi aynı. Bir tanesini bilen insan budamış. Bir
9:16 tanesini bilmeyen insan budamış. Bu budamı neticesinde fırtınayla, rüzgarla karşı karşıya kaldıklarında bir tanesi çok zarar görmüş. Bir sürü dalını, budağını kaybetmiş hatta yıkılmış. Ötekine hiçbir şey olmamış. Niye? Bu doğru budanmış, bu yanlış budanmış. Budamak ne demek? İnsanla ilgili budama nasıl söz konusu olabilir? İnsanla alakalı bu dama çevremizdeki insanların bize verdiği geri bildirimlerle söz konusu olur. Yaşarken ister istemez etrafımızdaki insanların bize verdikleri geri bildirimlerden etkileniyoruz. Söyledikleri sözler bizde izler
10:02 bırakıyor, tesirler bırakıyor. Bu bizim becerilerimizi kabiliyetlerimizi duygularımızı düşüncelerimizi buduyor. Ama acaba doğru mu buduyor, yanlış mı buduyor? Bizi güçlendiriyor mu, zayıflatıyor mu? Fırtınaklara karşı dayanıklı mı hale getiriyor, dayanıksız mı hale getiriyor? Burada şunu düşünmemiz lazım. Bu dayan kim? Ve biz kime bu konuda izin veriyoruz? Etrafımızdaki insanlar ehil insanlar değilse, doğru insanlar değilse, yanlış insanlarsa, kötü niyetli insanlarsa ya da hayatla alakalı yeteri kadar bilgiye, tecrübeye, derinliğe sahip insanlar değilse o zaman onların sizi budamasına
10:49 izin vermeyin. Onların geri bildirimlerine o kadar da ehemmiyet atfetmeyin. Onlara göre büyük kararlar almayın. hayatınızı şekillendirmeyin. Her söz insanda tesir bırakır. İnsan bir sözü dinlemeden önceki haliyle dinledikten sonraki hali aynı değildir. Muhakkak fark eder. O yüzden nasıl değişmek istiyorum? Nasıl dönüşmek istiyorum? Nasıl bir iz taşımak istiyorum? Nasıl budanmak istiyorum? Biz karar vereceğiz. O yüzden etrafımızda kendimizle alakalı soru sorduğunuz insanlara ne olur? Dikkat edin. Kendinizle alakalı yanlış insanlara soru sorarsanız ya da siz sormasanız da bazı
11:35 insanlar her halkarda konuşuyorlar. O insanlara değer verirseniz, önem verirseniz, ciddiye alırsanız, kalbinize, zihninize taşırsanız o zaman bir bakarsınız ki eyvahlar olsun yanlış budanmışsınız. Bir rüzgar gelmiş, bir fırtına gelmiş. Size ciddi anlamda zarar vermiş. dalınızı, budağınızı koparmış, götürmüş olabilir. O yüzden etrafımızdaki eee insanlardan kimlere kulak vereceğimiz, ne zaman kulak vereceğimiz, ne kadar kulak vereceğimiz önemli. Burada bir noktanın altını çizmek istiyorum. Benlik tanımlarında [homurdanır] yansıtmalı benlik diye bir kavram vardır. Yansıtmalı benlik şudur. Bizim diğer insanlardan aldığımız geri
12:22 bildirimlere göre oluşturduğumuz benlik algısı. Kendimizi düşünürken, değerlendirirken tanırken tanımlarken hiç şüphesiz kendimizi %100 göremeyebiliriz. O yüzden başka bir göze, başka bir değerlendirmeye de ihtiyacımız olur. O değerlendirmelerden kendimizle alakalı bir fikir edinebiliriz. Bu oldukça sağlıklı, sıkıntısız bir şeydir. Ama yansıtmalı benlik, benliğin bir parçası olması lazım. Tamamı olursa büyük sıkıntımız var. Yani şunu diyorum. İnsanın kendiyle alakalı algısı bütünüyle başka insanlardan duydukları üzerine kuruluysa o insan çok ciddi sıkıntı yaşayabilir. İnsanın zihnindeki kendilik algısının
13:07 bir parçası başka insanlardan aldığı geri bildirimlere göre şekillenebilir ama büyük oranda kendi kendisini sınamalı, kendi kendisini tanımalı, kendi kendisini bilmeli, anlamalı, anlamaya çalışmalıdır. Bu nasıl olacak? biraz kendiyle tanışmaya gayret edecek. Eee bizim kültürümüzde şöyle bir söz var. Men arafe nefsehü fad rabbehu. Batı kültüründe no they self diye bir kavram var. Şimdi bizdeki kendini tanı, batıdaki kendini bil. Bilmekle tanımak arasında çok kritik bir
13:52 fark var. Bir insanı uzaktan tanı bilebilirsiniz ama tanıyamazsınız. Tanımak için yan yana gelmeniz lazım. Vakit geçirmeniz lazım. Beraber bir ilişki kurmanız lazım. İlişki kurmadan tanışamazsınız tanıyamazsınız. Bilebilirsiniz. Uzaktan biliyorum. Tanıyor musun? Tanımıyorum. Uzaktan biliyorum. Tanışmıyoruz. Uzaktan bilişiyoruz. Olabilir. İnsan kendini uzaktan bilmemesi lazım. yakından tanıması lazım. Peki yakından nasıl tanışacak? Nasıl yabancı bir insanla tanışırken dikkat ettiğimiz bazı kriterler varsa, usuller varsa, adımlar varsa insanın da kendiyle tanışırken
14:39 aynı süreci izlemesi söz konusu olabilir. Ne demek izlenimler? Kendimle alakalı izlenimler neler? birisiyle tanıştığımızda ona dair bir izlenimiz oluyor. Kendimizle alakalı da bir izlenimiz olsun. O izlenimleri yazalım. Yazmak önemli bir şey. Niçin önemli? Çünkü insan ciddiye aldığı şeyi yazar. İnsanın kendiyle tanışmasını, kendi kendini tanımasını çok ciddiye alması lazım. Bu hayattaki en büyük ödevlerimizden, vazifelerimizden birisi bu. Birçok şeyi yapmasak olur ama bunu yapmasak olmaz. Bunu yapmasak ileride bununla alakalı bir sürü başka konuda sıkıntı yaşayabiliriz. O yüzden bunu yapmamız lazım. Bunu yaparken de ciddiyatla yapmamak için oturalım, kağıt
15:26 kalem alalım, ders çalışıyor gibi çalışalım. Sınava çalıştığımız gibi çalışmamız lazım. Sınava çalışırken ne kadar vakit ayırıyorsak, ne kadar ciddiye alıyorsak, ne kadar ehemmiyet gösteriyorsak bu da bir hayat sınavıdır. Bunu da o şekilde ciddiye almamız gerekiyor. Oturalım, yazalım. Kendimizle alakalı izlenimlerimiz neler? Bu izlenimlerimizden ne kadarını istiyoruz, ne kadarını istemiyoruz. Ne kadarını kabul ediyoruz, ne kadarını kabul etmiyoruz. Ne kadarı kalsın, ne kadarı kalmasın. Ama bundan da önce bilmemiz gereken bir şey var. Bu izlenimler ne kadar doğru? Bunu test etmekte fayda var. Yaşarken görmekte fayda var. Yaşarken gözlemekte fayda var. Nasıl yeni tanıdığımız bir insanın davranışlarını gözlersiniz. Güven
16:13 uyandırıyor mu, uyandırmıyor mu? Doğru bir şey yapıyor mu? Yanlış bir şey yapıyor mu? Baktınız gözünüzün önünde yalan söylüyor. Gözünüzün önünde birisiyle aday geçiyor. Birisinin hakkını yiyor. O insana karşı algınız değişir. Mesafe koyarsınız. Kendiniz de hayatta test edin. Ne kadar doğru yaşıyorsunuz? Ne kadar doğrunun peşinde gidiyorsunuz? Yanlış yapıyorsanız, yanlış yaşıyorsanız bunun sebepleri ne olabilir? Bunları nasıl doğrultusu düzeltiriz? Ve bu konuda kimden, nasıl, ne kadar, ne şekilde yardım alabiliriz? İzlenim bir mesele, deneme bir mesele. Üçüncü mesele ne? Zorlama meselesi. Kendini test etme meselesi. Kendini sınama meselesi.
16:59 Dostluğu sınarız. Eee, kendimiz de zaman zaman sınamamız lazım. İnsan kendini nasıl sınar? kaldıramayacağı olağanüstü gereksiz, anlamsız işler yaparak değil, sorumluluk alarak sınar. Kimsenin eee beklemediği, istemediği, talep etmediği sorumlulukları bilerek, isteyerek, severek, seçerek alıyorsa o büyük bir imtihandır. Acaba bu imtihanla alakalı kendimizde neleri fark etmiş, neleri görmüş olacağız? Harikulade bir fırsat. Bu fırsatlara insanın kendinin talip olması lazım. Ama tabii bundan önce, bundan önce talip olmamız gereken başka sorumluluklar var. Bazen şöyle oluyor.
17:44 İnsanlar kendini olağanüstü eee istisnai sorumluluklarla sınıyorlar. En basit kendi sıradan sorumluluklarını yerine getirmiyorlar. Ondan bahsetmiyorum. Kendi sorumluluklarımızı yerine getirelim. Kendimizle alakalı sorumluluklarımızı yerine getirelim. Ailemizle alakalı sorumluluklarımızı yerine getirelim. Çevremizle alakalı sorumluluklarımızı yerine getirelim. Ondan sonra başka sorumluluklar varsa onların üzerinde duralım. Şunu bilelim. Çok olağanüstü bir insan olmak zorunda değiliz. Marifet olağanüstü bir insan olmak değil. Marifet düzgün bir insan olabilmek, müstakim bir insan olabilmek. Müstakim bir insan olabilmek olağanüstü bir insan olmaktan daha zor bir şeydir.
18:30 Çok güzel bir söz okumuştum. diyor ki bir dava için bir dava uğruna ölmek kolaydır. Bir dava uğruna yaşamak zordur. Çünkü insan bir defa ölür ama uzun yıllar boyunca yaşar. O davanın, o derdin, o idealin yükünü, derdini, sıkıntısını uzun yıllar boyunca çekmek, taşımak, müstakim bir şekilde yaşamaya devam etmek bir defa ölmekten daha zordur. O yüzden eee olağanüstü bir insan olmaya çalışmaktan ziyade kendisiyle ilgili sorumluluklarını yerine getiren, ailesiyle alakalı, sevdikleriyle alakalı, çevresiyle alakalı, toprağıyla alakalı, vatanıyla, memleketiyle alakalı sorumluluklarını
19:17 yerine getiren bir insan olmayı biraz daha öncelememiz lazım. Bu sorumlulukları yerine getirdikten sonra başka sınavlara kendimizi dahil edebiliriz, kendimizi test edebiliriz. Ama önce bu sorumlulukları yerine getirmekte fayda var. Bunu yaparken de tabii dikkat etmemiz gereken şeyler var. Hiç şüphesiz herkesin hayatı aynı değil. Bazı insanlar başka insanlardan çok daha fazla zorluklarla çevrilmiş olabiliyor. Daha fazla dezavantajlarla karşılaşmış olabiliyor. Eee her ne yaşarsak yaşayalım yapmayacağımız şeyler olabilir. Yani bazı insan bazı saygı davranışlarını, sevgi sözcüklerini bir sebeple kurması gereken insanlara
20:04 kuramayabilir. Yapacak bir şey yok. Ama burada dikkat edilmesi gereken önemli şey ne biliyor musunuz? Sevgisizlik sözcüklerini, kötü sözcükleri kabalığı hoyratlığı nobranlığı asla yapmayacağız. Bazı iyilikleri yapamıyor olsak bile bazı kötülükleri asla yapmayacağız. Karşı taraf muhatabımız kişi hak etse de etmese de bize yakışmadığı için, bize doğru gelmediği için, bizden alıp götüreceği için yapmayacağız. O yüzden de buna da dikkat etmenin çok kritik öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Yani hayatımızda ister istemez eee bazı zorluklarla karşı karşıya kalıyoruz. Bazen bazı iyilikleri yapmak zor
20:50 gelebiliyor. Bazı iyilikleri yapmak zor geldiğinde onları yapmayabiliriz ama bazı kötülükleri asla yapmayacağız. Tvessül etmeyeceğiz. Düşünmeyeceğiz. Bazen bazı durumlarda kötülük yapmamak en büyük iyilik yapmak olabilir. Kötülük yapmak derken insanların aklına çerme takmak falan geliyor. Yumruk atmak falan geliyor. Öyle değil efendim. Evet. Dille yapılan kötülük çok daha fazla zararlar verebiliyor. Dil yarası kılıç yarasından daha kalıcı iz bırakabiliyor. O yüzden eee insanların haysiyetiyle onuruyla itibarıyla yanlış yapsalar bile oynamamak lazım.
21:37 Onların aleyhine konuşmamak lazım. Bazı noktalarda aman iyilik yapma. Yeter ki şu kötülükten uzak dur, şu kötülüğü yapma diyebileceğimiz durumlar oluyor. Bu konuda kendimizi ne kadar muhafaza edersek o kadar iyi. Netice olarak çok uzatmayayım. Hayattan öğreneceğimiz çok şey var. Tabiattan öğreneceğimiz çok daha fazla şey var. Ağaçlardan öğreneceğimiz çok daha fazla şey var. Bunlar neler? Bir köklerimize sahip çıkacağız. Gövdemizi genişleteceğiz. Mümkün olduğu kadar çok beceri sahibi olacağız. Esnek olacağız. Çok katı kaba insanlar olmayacağız. ve hayatta bizi kimin budadığı karşısında çok müteyakkız olacağız. Bunları yaparsak hayatın fırtınalarına, boralarına, büyük rüzgarlarına karşı ayakta durmamız çok mümkün olacak
22:23 inşallah. Çok teşekkür ederim beni dinlediğiniz için >> hocam. Öncelikle merhabalar. Az önce ağaç metaforundan başlayarak konuşmaya başladık. Sonunda da o dil yarısına temas ettik. E insanlarda ister istemez sosyal ilişkilerimizde bazen duygularımızı kontrol edemiyoruz. Bazen çok tepkisel yaklaşımlarda bulunabiliyoruz. Böyle şeylerde mesela karşıyı etkilememek için bazen susuyoruz o kötülükten uzaklaşmak adına. Ama sizce bazen susmak en büyük kötülük mü olur? Yoksa sustuğumuz zaman o karşıdaki insanın zihnini konuşturduğumuz için eee biraz daha ona mı yer açmış oluruz? Ben bazen bu konu hakkında karışıklık yaşıyorum. Belki arkadaşlar da yaşamıştır. Bu tarz durumlarda bize ne önerirsiniz? >> Yani arkadaşlar ben şöyle düşünüyorum. Bir tane söz duymuştum. diyor ki iki
23:08 tane söz söyleyeyim. Diyor ki, "Söylediğim şeylerden çok pişman olduğum oldu ama söylemediğim hiçbir şeyden pişman olmadım." diyor. "Bana benden olur her ne olursa başım rahat eder, dilim durursa diye de bir söz var. Hakikaten dille alakalı bu dönemde çok insanın canını yakıyoruz. Bilerek bilmeyerek isteyerek istemeyerek ama sorumsuzca kullandığımız, kullandığımızdan dolayı dilimize çok ciddi can yakıyoruz. Bir tane daha söz söyleyeyim. Onunla bitirmiş olayım. E diyor ki, "Konuşmayı çok erken yaşlarda öğrendim. Susmayı öğrenmek çok uzun yıllarımı aldı." diyor. Biraz susmayı öğrenmemiz lazım. E bizim zaman sivil toplum çalışmalarımız oluyor. Sivil toplum çalışmalarında işten daha çok insanlar yoruyorlar bizi.
23:54 Yani gönüllü yaptığımız çalışmalarda insanların kaprisleri, benlikleri garip bir şekilde çok devreye giriyor ve gönüllü iş olduğundan dolayı da o kaprise, o duruma tahammül etmek durumunda kalıyoruz. Bir tane arkadaşımız var beraber çalıştığımız. O da hiç böyle durumlara gelemeyen bir adamdı. çok böyle durumla karşı karşıya kalıyor. Alttan alması gerekiyor. Ben diyorum ki ona, "Ne olur diyorum, dilini ısır. Söyleme. Hocam" diyor, "Dilimi ısıra ısıra dil kalmadı" diyor. Yani dilim bitti ama yine kalmasın. Dilimizi ısıralım. Eee, söylemeyelim. O hak eder ama kötü bir sözü belki biz hak etmiyoruz. Çünkü söylediğimiz sözden biz de etkileniyoruz. Belki en çok biz etkileniyoruz.
24:40 >> Peki efendim. >> Hocam ben de şey soracaktım. İlk başta ağaç metaforu yaptınız. Eee, budamayı bahsettiniz ya. >> Bu budama her zaman çevreden olmayabilir. Yani kendimiz de bazen insanın en acımasız eleştireni aslında kendisi oluyor. Çok acımasız oluyor kendisine. Hoşgörü gösteremiyor. Ya da eee, bir söz vardı insan en kolay kendini kandırır diye. Bu iyi anlamda da hani kötü anlamda da bu dengeyi nasıl kurabiliriz? Bazen hani yapmamız gereken sorumluluklara karşı bu hani kendini kandırma olabiliyor. Bazen de o eleştiriler o kadar acımasız oluyor ki yapabileceğin şeyi önüne en büyük handikabı kendimiz oluyoruz. >> Evet. >> Bunu nasıl mücadele edebiliriz ya da nasıl üstesinden gelebiliriz? >> İki tane söz söyleyeyim bununla alakalı
25:27 da. Bir tanesi şu diyor ki kendine dost olmayan gayriye dost olamaz diyor. Psikoloji şu anda buna öz şefkat diyor. Kendine şefkat göster. Kendine merhametli ol. Kendine dost ol diyor. Esasında bizim eskiler kendine dost olmak demişler. Psikoloji buna öz şefkat diyor. İnsanın kendine karşı merhametli olması lazım. Kendine karşı merhametin eee birinci ayağı kendini kendi olarak kabul etmek. Kimseyle kıyas etmemek. İkinci ayağı kendini kendiyle bırakmayıp eee gönlünü bir hedefe, bir ideale bağlamak. Gönlü boş bırakmamak. Çünkü gönül kıymetli. Onu boş bu kadar kıymetli bir şeyi boş bırakmak olmaz. Eee o yüzden kendine dost olmanın ikinci ayağı da eee gönlüne bir mana atabilmek,
26:14 bir hedef atabilmek. Eee, bu birinci size söylemek istediğim şey. İkinci sözüm şu diyor ki, "Kendine, en iyi arkadaşına davrandığın gibi davransan hayatın nasıl değişirdi?" diyor. Bu da güzel bir sözdür. Şimdi en iyi arkadaşımız bir başarısızlık yaptı. Onu ne yaparız? Teselli ederiz. Ne kadar hafta olsun böyle bir şey yapılır mı falan demeyiz. İyi dost bunu yapmaz. İyi dost bir hata söz konusu olduğunda dostunu destekler. teşvik eder. Hatasını kapatır, örter. Onu ayağa kaldırır düştüğünde. Kendimize de en iyi arkadaşımıza davrandığımız gibi ilgiyle, dikkatle sevgiyle merhametle hoşgörüyle davranmamız lazım. Hata
26:59 yaptık mı? Yaptık. Ayağa kalkmak konusunda yine kendi kendimize yardım edeceğiz. Teselli etmek konusunda yine kendi kendimize yardım edeceğiz. Kendi kendimize iyi dost olmamız lazım. Çünkü nihayetinde kendi kendimize kalacağız. Peki efendim. Çok teşekkür ediyorum hepinize. Ayağınıza sağlık. Kaldım [alkış] var. [müzik] Türkiye'nin ilk kamu katılım bankası ziraat katılım kimler gelmiş programını sundu. Bu